Ahmet Altan'dan "Kağıttan Flüt" başlıklı adrese teslim gönderme

28 Şubat'ta başlayan hukuksuzluklara, FETÖ'cü yargı mensuplarının ahlaktan yoksun kararları da ilave olunca Türkiye'de adaletin çivisi çıktı dense yeridir.

Ahmet Altan'dan "Kağıttan Flüt" başlıklı adrese teslim gönderme

28 Şubat'ta başlayan hukuksuzluklara, FETÖ'cü yargı mensuplarının ahlaktan yoksun kararları da ilave olunca Türkiye'de adaletin çivisi çıktı dense yeridir.

10 Kasım 2019 Pazar 12:16
Ahmet Altan'dan "Kağıttan Flüt" başlıklı adrese teslim gönderme
banner310

DİNİHABER.COM / ANALİZ

Kendisinden adalet beklenilen AK Parti iktidarında kurumlarda müfettişler talimatla soruşturma yaparken kendisinden de olsa yetkiyi elinde bulunduranların karşı tarafı pazivize etme adına sonuçlandırdığı taraflı dosyalar bu dönemde zirve yaptı.  AK Parti'nin ilçe, il teşkilatları mağdur vatandaşın yüzüne bön bön bakmaktan başka bir şey yapmıyor. Milletvekilleri zengin ve imtiyazlı değilseniz yüzünüze bakmadan haklı da olsanız verilen haksız yargı ve idari kararları bahane edip topu taca atıyorlar.

Bu dönemde İdari yargı devletçi zihniyetle kurumlardan gelen yanlı ve müfettişlerin idari mahkemeyi etkiler şekilde hazırladığı dosyaları noter gibi onaylama dışında bir fonksiyonu kalmadı. Ceza mahkemeleri kamuoyuna yansıyan haberlere bakıldığında yetkin olmayan yargı mensuplarına teslim edilmiş durumda.

Bu durumda FETÖ ile mücadele ederken mesleğinden ihraç edilen site sahipleri, gerekse FETÖ'cüleri atamaları sonrasında hukuku zorlamakla vatandaşı devletin gücü altında ezen adalet mekanizması karşısında adaleti haklı yada haksızlığını bilmediğimiz ama adalet mücadelesi yapanlardan yana kullanmak zorunda kalmamız bizim değil sorumluluk makamında olanların utancı olsa gerektir.

Zaten bu hukuk düzeni devam ettiği sürece mazlum vatandaşın kendi sesine tercüman olarak gördüğü hainde olsa sesi çıkan tarafta yer alacağı bu sayede hukukun hainlerden kahraman türetme dışında bir işlev yerine getirmesinin imkansız olduğunu da yetkililere hatırlatmış olalım.

Bizi Ahmet Altan'lara mahkum edenler utansın diyor ve Altan'ın hapis sonrası ilk yazısını yayımlıyoruz. Ahmet Altan'ın "Kağıttan flüt" başlıklı yazısı CHP’li Süheyl Batum'un askeri erkana yönelik olarak,  “Koca bir askeri yıktılar, meğer kağıttan kaplanmış, biz bunu asker zannedermişiz" sözlerini hatıra getirdi.

Yargı ve yargıyı yönlendirenlere Kağıttan flüt göndermeli Altan'ın o yazısı: 

Kağıttan Flüt

Dünyadaki en korkunç şey, senin kaderini elinde tutan bir adamın dehşet verici gücüyle karşılaşmaktır. Seni öldürebilir, seni hapsedebilir, seni sürgüne gönderebilir ya da seni özgür bırakabilir. Böyle birinin seni hapsetmesiyle serbest bırakması, sonuçları çok farklı olsa da, aynı ölçüde ezicidir. Çünkü senin hiç söz hakkın yoktur. Bunu yapabilen insanlar genellikle bir cüppe giyer ve yüksek bir kürsüde otururlar. Onlara yargıç denir. 

Bir insanın böylesine insanüstü bir güce sahip olmasının tek bağışlanacak yanı, bunu haklı bir şekilde kullanması olabilir ancak. 

Peki, böyle bir güç, haklılığa hiç aldırmazsa ne olacak?

Hemingway’in Silahlara Veda kitabında İtalyan ordusunun bozguna uğradığı bir dönemde, bir mağarada askerleri yargılayan askerî yargıçları anlattığı bir sahne vardır, verdikleri kararın kendi kaderlerini asla etkilemeyeceğine emin bir aldırmazlıkla, her kararda şapkalarını giyip, selam vererek insanları ölüme mahkûm ederler. Rock Hudson’la Vittorio de Sica’nın oynadığı filmde de bu sahne müthiştir. Kararlarını verir ve insanları idam mangasının önüne gönderirler.

Epeyce uzun süren bir hapislik döneminde çeşitli defalar yargıç karşısına çıktım, anlattıklarımı dinlemediler bile, ben suçsuzluğumu anlatan kanıtları sıraladıkça, onlar aynı suçlamaları sanki ben hiç konuşmamışım, hiçbir şey söylememişim gibi tekrarladılar. Önce beni müebbete mahkûm ettiler, sonra on buçuk yıla mahkûm oldum ve beni tahliye ettiler.

Bu yazıyı yazarken, tahliyeme savcının itirazı sonucunda bir yargıcın vereceği yeni kararı bekliyorum, yeniden hapse de atabilirler.

Ben hem müebbet hapse mahkûm olduğumu hem de tahliye olduğumu aynı yargıcın ağzından farklı zamanlarda duydum. Tahliye edilmek de beni müebbete mahkûm olmak kadar bunalttı çünkü hakkımda bir karar verme yetkisine sahip olmaması gereken birileri tarafından serbest bırakıldığımı biliyordum.

Ben hapisten çıktım ama binlerce masum insan hapiste kaldı.

O demir parmaklıklar ve kalın duvarlar cangılından çıktığımda ardımda çaresiz insanlar bıraktım.

Üç yıldan fazla bir zaman küçük bir hücrede iki mahkûmla birlikte kaldım, hiçbir suçları yoktu, söylediklerini kimse dinlemiyordu, defalarca suçsuz olduklarını anlatmalarına rağmen Silahlara Veda’daki yargıçlara benzeyen birileri tarafından mahkûm edildiler.

Aralarından biri oğlumla aynı yaştaydı, tutuklandığında yeni evlenmişti. Dindardı ama aynı zamanda felsefeye ve bilimsel araştırmalara da meraklıydı.

Müthiş bir el becerisi vardı, imkânların çok kısıtlı olduğu yerde akla gelmeyen malzemelerden akla gelmeyecek şeyler yapardı. Tuz paketlerinden dumbbell, çatallardan mandal, çay kaşıklarından cımbız yapabilirdi. Hapishane yemeklerine değişik malzemeler katarak yepyeni yemekler icat ederdi. Adı Selman’dı. Şikâyet etmenin, Tanrının çizdiği kadere karşı gelmek olduğunu düşünür ve asla şikâyet etmezdi.

Çeşitli nedenlerden dolayı hiç ziyaretçisi yoktu.

Bundan da şikâyet etmezdi.

Bir gün plastik masada yeni romanım Hayat Hanım’ı yazarken avludan bir müzik sesi duydum. Bir flüt sesi. Avluya çıktım. Selman sırtını duvara dayamış, gözlerini kapamış elindeki flütü çalıyordu. Çevredeki hücrelerde sesler kesildi. Herkes bu beklenmedik müziği dinliyordu. Şarkı bittiğinde müthiş bir takırtı duyuldu. Çevre hücredekiler kantinden almış oldukları şekerlemeleri atıyordu bizim avluya. Bu, alkış ve “bis” anlamına geliyordu. Saatlerce çaldı Selman.

Avlu kapısı kapanınca, “bu flütü nereden buldun” dedim. Takvim kartonlarından yapmıştı. Elinde bir mezura olmadığı için deliklerin aralıklarını parmak hesabıyla belirlemiş, plastik bir soda şişesinin ağzını kesip flüte ağızlık olarak takmıştı.

Yeryüzünde hiçbir müzik aletinden duyulamayacak bir ses çıkıyordu flütünden, çok değişik ve biraz kalınca bir sesti, çalarken neredeyse hiç nota kaçırmıyordu.

Sadece kederli türküler değildi çaldıkları, bazen eğlenceli havalar da çalıyordu ama genellikle hüzünlü bir sese kayıyordu flütü.

Benim oğlum gibiydi.

Kimsesi gelmiyordu.

Bir tek kez bile yakınmadı.

Kâğıttan bir flüt yaptı. Sırtını duvara dayayıp onu çaldı.

Bir geceyarı hapishaneden çıktığımda bana ne hissettiğimi sordular, özgürlüğüne yıllar sonra kavuşan birinin sevindiğini duymak istiyorlardı, biraz üzgün olduğumu söyledim.

Binlerce masumu ve kâğıt flütüyle Selman’ı o duvarların ardında bırakmıştım.

Suçsuz olduklarını biliyordum ve gücüm onları kurtarmaya yetmiyordu, kimse onların anlattıklarını dinlemiyordu. Sadece yargıçlar değil neredeyse toplumun çok büyük bir kısmı, mağarada idam cezası veren o aldırmaz adamlara dönüşmüştü. Kasketlerini giyiyor, bir selam veriyor, idam mangasının önüne gönderiyor ve yeni kurbanlarına dönüyorlardı.

O mağarayı gördükten, masum mahkûmların çektiklerine tanıklık ettikten ve kâğıttan flütü dinledikten sonra o hapishaneden çok mutlu çıkmak mümkün değil. İnsan kendini bir büyük suçun yardakçısı gibi hissediyor. Hapishanede bir haksızlığımın kurbanıyken, dışarı çıktığında büyük bir haksızlığın suç ortağı oluyorsun.

Dünyadaki en korkunç şeyin senin kaderin hakkında karar verme gücüne sahip olan biriyle karşılaşmak olduğunu biliyorum, böyle bir güce sahip olanın senin hiçbir söylediğine aldırmamasının nasıl azap verdiğini, insanı nasıl aşağıladığını da biliyorum.

Kâğıttan bir flütten nasıl bir ses çıktığını, dinmemiş bir özlemi nasıl dile getirdiğini de biliyorum.

Yeniden tutuklanma ihtimalim olduğunu da biliyorum.

Ama Selman için tutuklanmak bir ihtimal değil, o zaten tutuklu.

Ve benim oğlumla yaşıt, tuzdan dumbbell, kâğıttan flüt yapıyor.

Gelen kimsesi yok.

Hiç şikâyet etmiyor.

Sadece sırtını duvara dayayıp, flütünü çalıyor.

Son Güncelleme: 10.11.2019 16:30
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Bilal 2019-11-10 14:20:20

ADMİNİN YORUMU: EV SAHİBİNE HAKARET EDEREK BİR DE LAFININ DİNLENMESİNİ VE YAYINLANMASINI MI BEKLİYORSUN.

Avatar
cemile aksu 2019-11-10 16:32:19

ahmet altanın yazısından ziyade dinihaberin giriş cümlesi muhteşem olmuş

Avatar
zekai bulut 2019-11-10 16:33:23

giriş cümlesine katılmamak imkansız. gerçekten ak parti şanzımanı defransiyeli dağıtmış bir şekilde gidiyor.

Avatar
menekşe 2019-11-10 16:35:15

ahmet altana muhtaç edenler utansın. doğruyu söyleyen bir yığın yazar yandaş medyadan kovuldu. erdoğan sadece eski alışkanlıkla islami söylemlerle konuşma yapıyor. ama yanında ne bir ilahiyatçı var ne yandaş yazar. sadece konuşuyor ama dinlemiyor. diyanete atadığı fetöcü erdoğanın tek adamlığının en büyük delili. lider bilirdik ama milletin sevdiği adamları değil kendi sözünü tutan palyaçoları atıyor

Avatar
Bilal 2019-11-12 08:44:04

Bu adam daha akıllanmamış şöyle bir 5 yıl daha yatsın içeride zaten bunlar tekrar alınacak hapse tıkılacak artık Rakılarına orada içer Ahmet Altan bir Solcu Komünist olmasına rağmen Fetò cülere güzellemeler yaparak onların hala daha ayakta kalmasını sağladı bu da Manevi destek ile güçlü kıldığî için Yardım ve Yataklıktan hapse boylamıştır.heee vicdana gelince Erdoğana binbir türlü iftiralar atıkırken Chape tarafından o zaman Vicdan muhasebesi yaptı da mî Erdoğana anlayacak.Hiç zannetmiyorum bunlar hep aynıydı ve bòyle kalacaklar bunlara çüş bile demeye lüzum görmüyorum.