Prof. Aktay, "Kur’ân Meâli Okumakla Kimse Ateist veya Deist Olmaz!"

Prof. Dr. Cağfer Karadaş'ın kendisini şu an ki Diyanet yönetimi gibi ÇAKMA EHLİ SÜNNETçi kategoride değerlendireceğini açıklamalarından anlayabiliyoruz. Çünkü son üç yılda Diyanet'in Kur'an'a aykırı pek çok konuşmasına Prof. Karadaş itiraz etmedi. Malum sükut ikrardandır. ÇAKMA EHLİ SÜNNET hadisçidir, Kur'an'ın anlaşılmasından hoşlanmaz, Allah yerine din adamları/şeyhleri dinde otorite ilan eder. Tabi her sözlerinin kanun olarak kabul edilmesini isteyen EHLİ SÜNNET görüş sahipleri ile mevcut Diyanet yönetimi, dinihaber gibi aklını kullanan, itiraz eden, sorgulayan kesimlerden pek hazzetmiyor. ÇAKMA EHLİ SÜNNETİN otoritesini sarsan bir yazı bu gün Prof. Aktay'dan geldi. Yasin Aktay, Yeni Şafak gazetesindeki yazısında “Kur’an meallerini okuyan gençler ateizme ve deizme yöneliyor” iddiasını yorumladı

Prof. Aktay, "Kur’ân Meâli Okumakla Kimse Ateist veya Deist Olmaz!"

Prof. Dr. Cağfer Karadaş'ın kendisini şu an ki Diyanet yönetimi gibi ÇAKMA EHLİ SÜNNETçi kategoride değerlendireceğini açıklamalarından anlayabiliyoruz. Çünkü son üç yılda Diyanet'in Kur'an'a aykırı pek çok konuşmasına Prof. Karadaş itiraz etmedi. Malum sükut ikrardandır. ÇAKMA EHLİ SÜNNET hadisçidir, Kur'an'ın anlaşılmasından hoşlanmaz, Allah yerine din adamları/şeyhleri dinde otorite ilan eder. Tabi her sözlerinin kanun olarak kabul edilmesini isteyen EHLİ SÜNNET görüş sahipleri ile mevcut Diyanet yönetimi, dinihaber gibi aklını kullanan, itiraz eden, sorgulayan kesimlerden pek hazzetmiyor. ÇAKMA EHLİ SÜNNETİN otoritesini sarsan bir yazı bu gün Prof. Aktay'dan geldi. Yasin Aktay, Yeni Şafak gazetesindeki yazısında “Kur’an meallerini okuyan gençler ateizme ve deizme yöneliyor” iddiasını yorumladı

15 Haziran 2020 Pazartesi 23:24
Prof. Aktay, "Kur’ân Meâli Okumakla Kimse Ateist veya Deist Olmaz!"
banner310

Türkiye’de ateizm veya deizmin veya sekülarizmin yayılması dünyada bu akımların yayılmasından farklı dinamiklere sahip midir acaba? Bir de tarihsel bir boyut katıp tekrar soralım: Bu zamanda ateizmin, deizmin ve sekülarizmin yayılmasının geçmiş zamanlarda bu akımların yayılmasından farklı dinamikleri var mıydı?

Bazı telaşlı söylemlere bakılırsa bugün yaşamakta olduğumuz bazı tecrübelerin çok fazla kendimize özgü olduğu ve tarihte emsali görülmemiş bir çürümenin işaretleri olarak görülebileceği düşünülebilir. Tabii bu akımlar açısından bakıldığında bu gidişat hiç de kötü değildir. Toplum bilimsel akla daha fazla prim verdikçe daha fazla sekülerleşiyor onlara göre ki, bu da kötü bir şey değildir.

Meseleye kimin nasıl bir sevinç veya keder duygusuyla yaklaştığına bakmaksızın sadece bu yaşadıklarımızın kendimize özgü olduğu duygusunun veya düşüncesinin bile fazlasıyla kendimizi merkeze koyan bir yaklaşım olduğunu söylememiz gerekiyor. Oysa bu konularda İbn Haldun’nun formüle ettiği biçimiyle geçmiş tecrübelerle bugünün tecrübeleri arasında bir karşılaştırma yapmak bizi her zaman daha sağlam bir noktaya ulaştırıyor. “Geçmiş bugüne suyun suya benzediğinden daha fazla benzer” demişti İbn Haldun. Özelikle insan tabiatına ilişkin hususlarda, insanın duygularıyla, aklıyla, dinle, bu dünyayla, öte dünyayla, insanla ve karşı cinsle ilişkileri hususunda radikal anlamda bir şey değişmiyor. Geçmiş bugün suyun suya benzediğinden daha fazla benziyordur.

Bu arada çok yakın zamanlarda seküler çevrelerin, “endişeli modernlerin” çok daha farklı algılarına ve duygularına da tanık olduğumuzu, işi-gücü bırakıp onların bu endişelerini yatıştırmakla uğraştığımızı hatırlayalım. Türkiye aslında sekülerleşmiyor, muhafazakârlaşıyor, hatta mahalle baskıları altında gittikçe bağnaz bir dindarlığın cenderesine doğru yuvarlanıyordur.

Hangi resim doğrudur? Gelsin katılımcı gözlemli, mülakatlı, anketli sosyal araştırmalar, gitsin gazete haberleri, televizyon tartışmaları. Bu düzeyde tespit edilen gerçeklik gerçekten insanların Allah’la veya öte dünya ile ilişkilerini ne kadar ölçebilir?

Özellikle gençler arasında deizmin yaygınlaştığına dair söylemlerdeki endişe tonu çok ilginç. Hangi tespite dayanıyor bu ve gerçekten varsa nedenini kim ne kadar bilebilir? Elbette sosyolojinin bu konuda yapacağı çok şey olacaktır ama bu tespitlerin ne kadarı gerçekten sağlıklı sosyolojik araştırmaların sonuçlarına dayanıyor? Görebildiğim kadarıyla herkesin endişelerini tetikleyen şey çevresinde yaşadığı bir-iki örnek veya yaşandığını duyduğu ama konuşula konuşula vukuundan daha şayi bir söylemden başkası değil.

Peki gerçekten bir deizm sorunumuz her zamankinden farklı olarak, daha baskın bir söylem veya kültür olarak gelişiyorsa gençler arasında bunun sebepleri nelerdir?

Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Cağfer Karadaş Hoca’nın, değerli hocamız Prof. Faruk Beşer’e göndermiş olduğu bir mektupta bunun bir sebebi de “meal okumak” olarak verilmiş. Yanlış ifade etmiş olmayalım. Tamı tamına söylediği şey şu: “…ateist ve deistlerin temel argümanları şu anda felsefi olmaktan ziyade Kur’ân çevirileri üzerinden oluşmaktadır. Meal çevirisi, bağlamı tam veremiyor. Bu konuda Diyanet’in ve ilahiyatların ortak bir çalışma yapmasının çok yerinde olacağını ve rüzgârı tersine çevireceğini düşünüyorum. Din kültürü öğretmenleri Diyanet’ten ücretsiz meal isteyip öğrencilere dağıtıyorlar. Öğrenciler okumaya başlayıp anlamlandırma sorunu yaşadıklarında kafaları karışıyor ve işte bu akımlara yönelebiliyorlar…”

Karadaş Hoca’nın bu tespitini Faruk Beşer Hocamız da “çok isabetli bir tespit” olarak değerlendiriyor. Tabii bu, şimdiye kadar deizm veya ateizmin yayılması hususunda tespit edilmiş bana göre en ilginç faktörlerden biri: Kur’ân meâli okuyup deist veya ateist olmak.

Aslına bakarsanız, bırakınız meâl okumayı Kur’ân’ı Arapçasıyla, en derin anlam yapılarıyla, semantiğiyle, tefsiriyle, teviliyle çok iyi anlayıp sapıtan insanların var olabildiğini de biliyoruz. Yani Kur’ân’ı, hocalarımızın önerdiği üzere en mükemmele yakın bir meâl ile yapsak bile bu, insanların Kur’ân’ı doğru anlayacaklarının bir garantisi midir? Dahası, meâle bile hiç bağımlı olmaksızın Arapçayı bilmek veya Kur’ân’ın dilini en mükemmel şekilde anlamak dahi hidayetin bir garantisini oluşturur mu?

Bizzat Kur’ân’ı Kerim’in kendisi “Bu kitap bazılarını hidayete erdirir, bazılarını da saptırır” demiyor mu? Burada saptıran faktör nedir, hidayete erdiren faktör nedir? Bunu ciddi bir biçimde sorgulamamız gereken noktadayız sanırım.

Ama bu sorgulamaya geçmeden, bir de gençlerin meâl okuması ile deizme veya ateizme yönelmesi arasındaki nedensel ilişki nasıl tespit edilebilmiş onu da bilmemiz gerekiyor. Zira sosyolojide iki olayın birlikte var olması her zaman hatta çoğu zaman aralarında nedensel bir ilişki olduğunu tespit etmemize yetmez. Nedensel ilişkinin tespiti esasen bütün bir Aydınlanma düşüncesini hatta onun öncesinde İmam Gazzali’nin kökten sorguladığı hatta epistemolojik imkansızlığa bağladığı bir ilişki türüdür.

Yine de biz o kadar ileri gitmeyelim. Çünkü nedensel ilişkiyi bu kadar imkânsıza bağladığımızda bilimsel faaliyetin tamamını sorgulamak durumunda kalırız.

O yüzden Kur’ân meâlinin anlam ve işlevleri üzerine devam edelim. Bilahare tabii.

Yasin Aktay / Yeni Şafak

Son Güncelleme: 15.06.2020 23:51
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ube 2020-06-16 07:44:43

Yasin Aktay bunu Reis'e de izah edebilmeli, Reisin danışmanı olarak.
Sonra Diyanetin başkanına da anlatmalı Yasin Aktay, en tepede olanlardan birisi olarak

Avatar
pirifani 2020-06-16 07:48:48

güzel bir yazı mesele yazıdaki son ayette kilitleniyor.kuran veya meal okuyup dinden çıkan kişi aslında zaten musuman olan biri değildir.sadece musluman olmadığını bilmeyen biridir.simdi bu tip kişiler kuranı hic okumayıp böylece kendilerini musluman zannederek ölürlerse Allah indinde musluman kabul edilirler mi sorusunu sormalıyız. kitabın sayfalardaki tahrifinden oncelikli olan kitabın zihinlerdeki tahrifidir.kitabı okumayanın zihninde kitab tahrif edilmiş sekilde duruyor demektir.bunu meal okumayanlarda izlemediniz mi Allah askına.adamın omru camide geçmiş bildikleri hurafeden israiliyattan kurana aykırı seylerden ibaret simdi bu adamın kitabı tahrif edilmis değil mi.keske en bozuk bir meali birkaç defa okusaydı da o kuranla bu kadar celismeseydi.ilmihal fıkıh siyer vaaz hutbe tasavvufi sohbet islamoglu vs hic nir sey kuranın ve mealin yerini tutmaz ve dolduramaz.oncelikle meal okuma kursları açılmalı ve meal nasıl okunur nelere dikkat edilmelidir vs dersler verilmeli ve uygulamalı

Avatar
pirifani 2020-06-17 07:14:58

güzel bir yazı kısaca meselenin alını izah etmiş diyebiliriz. https://turkish.aawsat.com/home/article/2336961/bülent-şahin-erdeğer/sorgulayan-gençliği-cevaplamakta-kim-yetersiz-mealler-mi

banner312

banner298