“Şeytandan kurtarılmış yerler” var mı?

Nihai olarak konunun bir de ‘şeytan’ boyutu var. Şöyle ki gerek dini gerekse de toplumsal konularda kimi zaman şeytan söze dahil edilir ve bir biçimde ele alınan konu şeytan ile anlatılır.

“Şeytandan kurtarılmış yerler” var mı?

Nihai olarak konunun bir de ‘şeytan’ boyutu var. Şöyle ki gerek dini gerekse de toplumsal konularda kimi zaman şeytan söze dahil edilir ve bir biçimde ele alınan konu şeytan ile anlatılır.

14 Şubat 2020 Cuma 13:49
“Şeytandan kurtarılmış yerler” var mı?
banner310

16.yüzyılda Papa Leo, işlenen günah ve suçların para karşılığında bağışlanmasını içeren otuz beş maddelik bir liste hazırlar. Buna göre tecavüz, soygun, kaçakçılık, şiddet, zina ve hatta cinayet gibi suçlar belirli bir ödeme karşılığında affedilecektir. Denildiği gibi olur; Taxa Camerae adlı liste piyasaya “kutsal” kategorisi ile dahil olur.

Günahların bağışlanmasını içeren böyle bir liste neden yayınlanmıştır peki? Şöyle ki; günahlar affediliyordu ama bunun karşılığında önemli bir “hâyır” gerçekleştirilecek, St. Peter kilisesi inşa edilecekti. İşte bu kilisenin hayat bulması için, bir “günah pazarı” kurulması gerekiyordu. Pazar kuruldu, fiyatlar belirlendi ve endüljans tüccarları günah bağışlamak üzere hızlıca Avrupa yollarına düştü.

Endüljans, günah çıkarma ve ölümden sonra cennete gitmek için Papa'nın sattığı bir af belgesiydi. Ortaçağ da bu “af belgeleri” ile tarihe geçti. Pazarı oldukça geniş, müşterileri oldukça hevesliydi. En neticesinde cennetten tapu alıyordunuz, az şey miydi bu? Oldukça kârlı bir piyasaydı Endüljans; maliyet sıfır, kazanç maksimumdu. Böyle bir piyasada satıcılar arasında çatışma çıkması doğal bir durumdu tabi. Örneğin Alman topraklarındaki Saksonya Prensi III. Frederick, Endüljans pazarına karşı çıkmıştı. Nitekim o bazı azizlerin kemikleri, İsa'nın beşiğinden kalma bir tahta ve Tanrı'nın Musa'ya göründüğü yerdeki çalıdan alınan bir parça, gibi “nadide” emanetlerle dolu bir koleksiyona sahipti. Öteden beri de halkın günahlardan arınıp, kurtuluşa ermeleri için bu emanetleri ziyaret etmeleri isteniyordu. Zaten Prensin kendisi de yıllık 127.799 endüljans kazandığına ve birden fazla cennete nailolacağına ve hatta kendisinin kazandığı bu endüljans vasıtasıyla araftaki tüm günahların bağışlanabileceğine inanmıştı. “Hal bu iken başka bir af belgesine ihtiyaç yok, herkesin endüljansı kendisine” diyordu Prens. [1]

Yaşanan yalnızca Ortaçağ ile sınırlı bir durum değildi elbette. Dinlerin kutsal kitapları, peygamberleri, bağlıları ve kurumları olduğu kadar bir ticareti ve o ticaretinden para kazanan din tacirleri de vardı. Bu yanıyla tarih, kutsallık perdesi altında para kazanan kalpazanları ve dolandırıcıları da bir bir kaydetti defterine. Bununla ilgili geniş bir külliyat var. Lakin ben yalnızca ülkemizden bir örnek aktarmak istiyorum. 2012 yılında Antalya’da 6 kişilik bir çeteye operasyon düzenlenir. Çete lideri aynı zamanda kendini “peygamber” olarak tanıtır. Şikâyetçi olan 5 kişiden 5 milyonun üzerinde para alınmış ve toplamda 100’ün üzerinde kişi dolandırılarak 20 milyonluk vurgun yapılmıştır. Peki, bu kişiler nasıl dolandırılmıştı? İddiaya göre çete lideri kimi zaman kendini Veysel Karani kimi zaman da Peygamber ya da peygamberin vekili olarak gösteriyor “Allah için parayı ver ve kötülüklerden korun” diyerek, “müşterilerini” ikna etmeye çalışıyordu. Tabi bu ikna sürecinde öne sürülen en önemli vaatlerden biri de cennetten yer vaadiydi; artık bu yer arsa mı, ev mi, köşk müydü orasını bilemiyoruz.

Tabi meseleye herkes gönül zengini Yunus Emre gibi bakıp,

“Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver anları

Bana seni gerek seni” demiyor.

Ebedi, sonsuz bir rahatlık, huzur, mutluluk, akılları çeliyor, kesenin ağzını açtırıyor. Hele bir de cehennem gibi yaşadıkları dünyayı düşününce cennetin piyasası rağbet görüyor haliyle. Sonra Yunus gibi düşünmek insanın başına bela da açabilir değil mi? Nitekim dönemin Şeyhülislamı Ebusuud, Yunus’un bu şiirini “küfür” saymış ve hatta bu şiiri okuyanların öldürülmesi gerektiği yönünde fetva bile vermiştir.

O KURSLARI AÇAN ŞEYTAN MIYDI, YOKSA…

Yunus’un şiirinden küfür çıkarmak da Ebussud’a yakışır diyelim ve tekrar günümüze gelelim. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş da geçtiğimiz günlerde cennet vaadi bağlamında birkaç kelam etti. Bir Kur’an kursu açılışında önce “buralar şeytandan korunmuş bölgelerdir” dedi ve esas mesajını şöyle verdi Erbaş: “Kur'an eğitim merkezlerine katkı sağlayan insanlara karşılığı cennette verilecektir.”

Diyanet İşleri Başkanının sözleri her açıdan izaha muhtaç tabi. Bir defa hiçbir kurum kendiliğinden dini tabirle de olsa ‘şeytan’dan uzak kalamaz. Mesele o kurumun iç işleyişi, öğretim sistemi, sahiplendiği değerler ve dine bakışı ile ilgilidir. Meseleyi sadece dini öğretime bağlayıp kutsallık üretmek oldukça sorunludur. Eğer böyle olursa din adına hareket ettiğini söyleyip, bununla ilgili kurumlaşma yoluna giden bütün örgütleri de sahiplenmek gerek. Fakat hadisenin böyle olmadığını biliyoruz. Zira daha geçtiğimiz aylarda İstanbul Ümraniye’de yer alan Fıkıh Der isimli derneğe bağlı bir Kur’an Kursu’nda çok sayıda çocuk cinsel istismara maruz kalmış ve hatta Diyanet İşleri Başkanı da bu olayı lanetlemişti. Bu yalnızca bir örnek, bununla ilgili farklı örnekler de mevcut… Bu durumda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: “O kursları açan şeytan mıydı, yoksa o kimseler sonradan mı şeytana uydu.”Yanıt ne olursa olsun, buraların da “şeytandan” azade olmadığını görüyoruz.

İkincisi “reklam” dozu oldukça yüksek olan bu dil; değeri, doğruyu, iyiyi ve hatta dini değil kurumu yüceltir, onun propagandasını yapar. Kurumlar da bir biçimde hataya, yanlışa, istismara maruz kalabilir. Dahası biz biliyoruz ki tarih yaprakları, neredeyse işletmeye dönüşmüş nice‘din kurumu’ ile doludur. Görmek, farkındalığını yaşamak lazım.

Gelelim cennet vaadine.  Ne diyordu Erbaş? “Kur'an eğitim merkezlerine katkı sağlayın karşılığını cennette alırsınız”. Peki, o katkı sağlayanlar aynı zamanda yolsuzluk yapıyor, insanlara zulmediyor, ihaleye fesat karıştırıyor ve benzeri birçok kötülüğü işliyorsa ne olacak? Yine mi cennetle ödüllendirilecek? Ya bir de bu kişiler katkı sağlamak bir yana başlı başına bina yaptırıyorsa ne olacak; binaların büyüklüğü oranında cennet payları da mı büyüyecek? Nasıl bir din yorumu, nasıl bir inanç algısıdır bu; anlamak mümkün değil.

Nihai olarak konunun bir de ‘şeytan’ boyutu var. Şöyle ki gerek dini gerekse de toplumsal konularda kimi zaman şeytan söze dahil edilir ve bir biçimde ele alınan konu şeytan ile anlatılır. Örneğin “şeytana uydum” denilir. ‘Aksi şeytan’ tabiri ile işlerin yolunda gitmediği ifade edilir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Ali Erbaş da Kur’an kursunu açarken buraları “şeytandan kurtarılmış yerler” olarak ifade etti mesela. İşte tam bu noktada Kur’an’da önemli bir ayet var.  Buna göre Şeytan o ayette mealen şöyle diyor: “esasta günahı siz işliyorsunuz, dönüp kendinize bakın” Nerede mi? İbrahim suresi 22. ayette. Birlikte okuyalım:

“..Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibaretti; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın…”

Toplumsal yapı, güç ilişkileri ve işlenen günahları birlikte okuyunca ayet daha bir anlamlı hale geliyor sanırım. Sizce de öyle değil mi?

[1] Hakan Olgun, Katolik Kilisesi'nin Endüljans uygulaması ve Protestan Reformuna Etkisi

Aydın Tonga / OdaTv

Son Güncelleme: 14.02.2020 14:21
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner312

banner298