Başta şu muhteşem ayeti hatırlayarak yazıma başlamak istiyorum:

Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe suresi 18. Ayet)

Camilerin önemini bahseden ayetle başlamamın sebebi geçtiğimiz günlerde başkanlığını Nejdet Külünk Bey’in yaptığı “İnançder” tarafından 115.si düzenlenen "Komşu Komşunun Gülüne Muhtaçtır" programı çerçevesinde verilen konferanstır.

İnşaat mühendisi Ergin Külünk Bey’in konuşmacı olarak katıldığı konferansın konusu, İstanbul’un Çamlıca tepesinde adeta çağımıza vurulan bir İslam mührü gibi yükselen Çamlıca Cami’siydi.

Kurulduğundan beri Çamlıca Camii Dernek Başkanlığını yapan Ergin Külünk Bey konferansında caminin temellerinin atılmasından bugüne kadar geçen emekleri, nasıl ve hangi özelliklerde inşa edildiğini ve yaşanan insan manzaralarını örnekleriyle bizlere anlattı.

Konferansın en hoşuma giden sözü ise, “Bu camide ben yok, biz var. Bu cami kimsenin adını öne çıkarmıyor.” sözü oldu. Zira benlik ile inşa edilen yerler mescit bile olsa ihlastan yoksun kalır.

Doğrusu konferans Çamlıca Camii etrafında özellikle sosyal medyada çıkan olumsuz düşüncelerin bir cevabı niteliğindeydi. Ergin Bey bu konuyla ilgili sorulan ve özellikle de İslami bir camianın tenkitlerini içeren bir soruya, “Biz camii hakkında yapılan olumsuz değerlendirmelere cevap verme yerine eseri gösteriyoruz. Siyasi münakaşalar bizim alanımıza girmiyor. Onlara siyasi olanlar zaten cevap veriyor.” Şeklinde cevap vermesi bu işin sırf Allah (cc) rızası için yapıldığını ve kimsenin kınamasına aldırmadan hizmet edildiğini göstermektedir.

Konferansta öğrendiğim bir gerçek de bu işi yapanların Allah (cc) rızasından başka bir gayeleri olmadığını gösterdi. Ergin Külünk Bey, kendisine bu görevin zamanın başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından verilmesinden bu yana geçen 7 sene içinde yaptığı hiçbir hizmetten en ufak bir ücret almadığı gibi, camii çalışmaları sırasında içtiği bir çayın bile parasını vermiş. Bu gerçeği programın sonunda Nejdet Külünk Bey şu sözlerle açıkladı: “Ergin Bey, bizim abimiz. Bu görev kendisine tevdi edildiğinde bütün masraflarını İnanç Gurup tarafından karşılanacağını ve burada yapacağı hiçbir hizmet karşılığında bir bedel almayacağını kendisine bildirdik. İçtiği bir çay veya yediği bir yemek bile olsa bedelini bizim tarafımızdan ödeneceğini belirttik ve bugüne kadar bunu gerçekleştirdik.”

Aslında bu gerçek yukarıda serlevha olarak verdiğim ayette, Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.” belirtilen hususların bir tezahüründen başka bir şey değildir. Kim ne derse desin ve hangi olumsuz ortam olursa olsun kıyamete kadar Allah(cc)’ın mescitlerini ihlaslı kulların yapacağı gerçeği değişmeyecektir. Çünkü Cami, İslam’ın en önemli müesseselerinin başında gelir. Camiler, Allah(cc)’a inananlara Cennetin yolunu açan vasıtalardır. Bu anlamda Cennetin yolu camilerden geçer dersek mübalağa etmemiş oluruz.

Caminin önemi Kur’an’da belirtildiği gibi “Yaşayan Kur’an” olan Resulullah’ın (sav) hayatında da hayatın merkezinde yer almıştır. Bu anlamda İslam medeniyeti camiler etrafında şekillenmiştir desek asla mübalağa etmemiş oluruz.

Resulullah (sav) Mekke'den Medine'ye hicret ederken yolda ilk olarak Kuba mescidini, sonra Ranuna vadisinde başka bir mescidi ve Medine’ye vardığında da Mescid-i Nebevi’yi bizzat çalışarak ve teşvik ederek inşa etmiş ve şu muhteşem sözü söylemiştir:

“Bir kimse yüce Allah(cc)’ın rızasını gözeterek bir mescit inşa ederse, Allah da ona cennette bir köşk inşa eder.”

Camiler Müslümanların cem olduğu yani birleştiği, bütünleştiği, aynı safta kalplerini birbirine kenetlediği mekânlardır. Buralarda sınıf, sınır, mesafe, renk, dil, ırk tanımayan âlemşümul kardeşliğin temeli atılır. zikredilen mana da camiler inananlar için sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda günde beş defa İslam kardeşliğinin ve mü’minler arası sevginin mayalandığı ve hayata aksettirildiği yerlerdir.

Camiler, minareler, ezan sesi, bir yerin İslam coğrafyası olduğunun göstergesidir. Yani Şeair-i İslam’dır. Bir belde de cami varsa ve ezan okunuyorsa o beldenin İslam diyarı olduğunu bildiren âlimlerimiz vardır. İstiklal şairimiz Büyük Akif, İstiklal marşında bu önemi şu mısralarla dile getirmiştir:

“Ruhumun senden İlahi şudur ancak emeli:

Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli;

Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli

Ebedi, yurdumun üstünde benim inlemeli.”

Memleketimizin düşmanlarımıza karşı savunulmasında, korunmasında, askerimiz, polisimiz çok büyük görevler ifa ettiği gibi manevi anlamda da camilerimiz de vatanımızın, ülkemizin manevi bekçileri olmuştur. 15 Temmuz gecesinde hainlerin darbe girişimine karşı camilerden okunan salalar bu milletin yeniden uyanmasında ve hafızasında caminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır.

Cami yapılırken, “Bu kadar büyük camiye ne gerek var. Nasıl dolduracaksınız?” benzeri suçlamalara maruz kaldıklarını söyleyen Ergin Külünk Bey, milletimizin bu tür sorulara karşı Büyük Çamlıca Camiine sahip çıkarak cevap verdiğini belirtti. Ergin Bey, bu büyük milletin tarih içinde camilerine sahip çıktığı gibi bugün de aynı ruhla hareket ettiğini ve camileri boş bırakmadığını açıklarken yüzünden büyük bir ibadete vesile olmanın mutluluğu yansıyordu.

Bugün İstanbul ecdadın yaptığı sembol camilerle temsil ediliyor. Gelecekte de Çamlıca Camii çağımızı temsil eden bir eser olarak tarihte yerini alacaktır. Bu vesile ile bu muhteşem esere başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere kimin ne kadar emeği geçti ise tebrik ediyorum. Hepsinden Allah (cc) razı olsun. Allah (cc) onlara elbette mükâfatını verecektir.

Büyük Çamlıca Camii’ni anlatan ve özel olarak bin adet basılan bir kitabı imzalayarak da şahsıma hediye eden Ergin Külünk Bey, konferansta ibadete açıldığı günden beri özellikle Anadolu yakasında İstanbul'un simgesi haline gelen Büyük Çamlıca Camisi hakkında teknik anlamda da çok doyurucu bilgiler sundu. Bu bilgileri özet olarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Ama asıl olan herkesin bu muhteşem eseri gidip yerinde görmesidir.

 

CAMİ HAKKINDA BİLGİLER

Neoklasik mimari tarzda inşa edilen Büyük Çamlıca Camii, yapımına 29 Mart 2013'te başlandı. Cami, 63 bin kişi kapasiteli ve 6 minareli cami 57 bin 500 metrekarelik alana sahip. Caminin kubbe iç yüksekliği 72 metre, içten kubbe çapı ise İstanbul’u simgelemesi bakımından 34 metre yapıldı.

Altı minaresi bulunan Çamlıca Camii aynı zamanda bir külliye. 57 bin 500 metre karelik bir alana kuruldu. Toplam inşaat alanı 350 bin metrekare. Burası ibadet bölümü yanında, konferans salonu, kütüphane, atölyeler, otoparka sahip külliyelerden oluşuyor.  

Engelli dostu olarak inşa edilen külliye içerisinde geleneksel el sanatlarının icrası için de 2500 metrekare alana sahip atölyeler var. Türkiye'nin en büyük camisi vasfını taşıyan bu eser İstanbul'un her noktasından rahatla görülebiliyor.

İmanın şartını temsilen 6 minaresi var. Bunlardan üç şerefeli, dördü minare; Malazgirt Zaferi'ne istinaden 107,1 metre yüksekliğinde yapılmış. Kubbenin iç yüzeyine 16 Türk devletini temsilen Allah(cc)'ın isimlerinden 16'sı Haşr Suresi'nin son iki ayetinden istifade edilerek yazılmış.

Caminin yanı sıra müze, sanat galerisi, kütüphane, konferans salonu, sanat atölyesi ve otoparkın da yer aldığı Büyük Çamlıca Camisi'nin inşasında birçok yenilik ve farklılık da hayata geçirildi.

Ana kubbenin üzerine 3,12 metre genişliğinde, 7,77 metre yüksekliğinde, 4,5 ton ağırlığında alem yerleştirildi. Nanoteknolojiyle renklendirilen ve 3 parçadan oluşan âlem, dünyanın en büyüğü olma özelliğini taşıyor.

Caminin dışarıdan ana avluya girişinde yer alan ve mermerle kaplanan taç kapı, büyüklüğüyle de göz dolduruyor. Taç kapının avlunun içine bakan kısmında, Kasas Suresi'nin 77. ayeti yer alıyor. Caminin içine girilen kapının üzerine ise Al-i İmran Suresi'nin 132-136. ayetleri işlendi.

Caminin kubbe altındaki dört ayrı bölümde yer alan aslan göğüslerine, paslanmaz çelikten nanoteknolojiyle üretilen hatla Arapça "Ey ihtiyaçları gideren", "Dualara icabet eden", "Sesleri duyan", "Dualarımızı kabul et" sözleri yazıldı. Yine nanoteknoloji ürünü 220 metre boyunda ve yaklaşık 9 bin parçadan oluşan Fetih Suresi'nin tamamı, kubbe altındaki kemerlere monte edildi.

Büyük Çamlıca Camisi'ne yüzde 100 antibakteriyel özelliğe sahip, 17 bin metrekare büyüklüğünde özel dokuma halı serildi. Camide aynı anda 8 cenazenin namazı kılınabilecek.

Cami, ibadet alanının yanı sıra 11 bin metrekarelik müze, 3 bin 500 metrekarelik sanat galerisi, 3 bin metrekarelik kütüphane, bin kişilik konferans salonu, 8 sanat atölyesi, 3 bin 500 araçlık kapalı otoparkı bünyesinde barındırıyor.

Cami, ses, ışık, ısıtma, havalandırma, güvenlik ve zayıf akım sistemleriyle de farkını ortaya koyuyor.

Cami, 5 metre genişliğinde, 6,5 metre yüksekliğinde ve 6 ton ağırlığındaki ana kapısıyla dünyadaki en büyük ibadethane kapılarından birine sahip. Kapı, Konya'da geleneksel Türk ahşap sanatının en güzel örneği olan Kündekari işçilik denilen çivisiz sistemle bir araya getirildi, sedef ve kaplama işleri ise İstanbul'da gerçekleştirildi.

Büyük Çamlıca Camisi'nin büyüklüğüyle orantılı olarak minberi ile vaaz kürsüsü de farklı bir yapıya sahip. Caminin minberi 21 metre yüksekliğinde ve gerek görüldüğünde asansörle çıkılabilecek. İstanbul'da sedefkârların bir yıllık çalışmasıyla hazırlanan vaaz kürsüsü yaklaşık 4 metre yüksekliğinde yapıldı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.