Bir müslüman olarak doğru söyleyeni doğru söylediği yere kadar desteklemek üzerimize bir vecibe olduğu gibi yanlış yapanı da karınca kaderince ikaz etmeyi kendimize bir vecibe biliriz.

Biz ayetin buyurduğu gibi "Sözü dinler, en güzeline uyarız."

Birilerinin yaptığı gibi kimse hakkında aleyhinde sabit deliller ortaya çıkmadıkça farklı yaftalarla suçlamak gibi bir adetimiz olmadığı gibi bizim mahalleden diye kimseyi tüm hatalarına rağmen göklere çıkarmak gibi bir adetimiz de yoktur, olamaz da...

***

Son günlerde Mustafa İslamoğlu, daha öncesinde Emre Dormen, Yaşar Nuri Öztürk, İhsan Eliaçık, Cübbeli Ahmet, İsrafil Balcı ve adını hatırlayamadığımız pek çok dini alanda söz sahipliği yapan kimsenin Mustafa Kemal'e diledikleri rahmete tanık olduk.

Kimi Kur'ani düşüncede kimi ehli bidat tarafında olan bu şahısların peşine taktıkları kitlelerin dünya ve ahiretleri hususunda sorumluluklarını üstlenme cesareti gösterdikleri gayet açık...

Hepsinin ortak paydası, kendilerince doğru dinin anlaşılması adına verdikleri mücadele...

Mustafa İslamoğlu'nun Mustafa Kemal'e rahmet dilemesi kendi sorunu ama kendisini murabıt olarak gören ardındaki sevenleri nazarında yeni bir tartışmanın da başlamasına neden oldu.

Sevenlerin bir kısmı rahmet dilemenin yanlış olduğunu, bir kısmı da olması gerekeni yaptığını belirtip savunmaya geçti.

***

Hedefine varamayan nice insanlar ve peygamberlerle dolu meşakkatli bir yoldur, dinin tebliğ yolu. 

Bu yolda Zekeriya ve Yahya (as) peygamberler ile Seyit Kutup gibi zulme maruz kalıp şehit olmak vardır.

Bu yolda yapayalnız kalmak vardır

Bu yolda kimi ekranların büyüsüne kendini kaptırır da alkışlarla taşlar arasında yolunu şaşırır...

Artan ilminiz oranında riskiniz de artar. İlminiz arttıkça imtihanınız zorlaşır, çeşitlileşir. En umulmaz yerden yersiniz darbeyi ve bitersiniz.

Emek emek ilminizin sonucunda edindiğiniz güven duygusu, ettiğiniz bir davranışla bir sözle anında bitiverir. 

Verdiğiniz en ufak taviz sizin peşinize takılan insanları üzer. Boynunu büker. Hasımlarının karşısında mahcup olmalarına neden olursunuz.

Kenarda açığınızı eksiğinizi bekleyen hasımlarınızın ellerine koz verir aradıkları fırsatı kendi ellerinizle onlara teslim edersiniz.

Siz liderseniz kendi adınıza karar alma hakkınız biter. Siz artık ardınızdaki kitle adına karar almak zorundasınız. 

Eğer kitleyi bırakır da şahsi karar alırsanız ve bunun da dini ve akli delilini tutturamazsanız orada şahsileşir, kitle liderliğinden uzaklaşırsınız.

Ardınızda size güvenmeyen, dargın ve kızgın büyük bir kitle bırakırsınız.

Daha bir kaç yıl önce İslamoğlu yazdığı Abese Suresi'nin mealinde "Velid bin Muğire" için kibirli demesine rağmen "Peygambere kibirli dedi" iftiralarına maruz kalarak taşlanmıştı. 

Neydi o surenin nüzul sebebi?

Peygamberimiz Velid bin Muğire'nin de içinde bulunduğu Mekke'nin ekabir takımını karşısına almış İslam'ı anlatıyordu. Ortam fena değildi. Karşılıklı bazı talepler gündeme gelmişti. Öyle ki Peygamberimiz bir an kendilerini ikna edeceği ümidine dahi kapılmıştı. Müşrikler, Peygamberimizden bazı ayrıcaklıklar talep ediyorlardı. Bu esnada kör ve fakir olan Ümmü Mektum çıkagelmiş ve "Bana İslam'ı anlat, ey Allah'ın Resulü!" diyordu.

"Bana İslam'ı anlat" diye gelen samimi ama fakir Ümmü Mektum ile dinde pazarlığa oturmuş ama zengin Velid bin Muğireler arasında tercihini Velid bin Muğirelerden yana koyan Allah Resulü sert bir şekilde anında Abese Suresi ile ikaz edilmişti. 

Mustafa İslamoğlu'nun kalbini bilemeyiz. Ama son virajda bir takipçisinin 19 Mayıs ile ilgili bir açıklama istemesi üzerine yaptığı "Rahmetli Mustafa" paylaşımı akıllara olur olmaz Abese Suresi'ni getirdi.

Atatürk'e dilenen rahmet haklı olarak sevenleri ve muarızlarınca sert tepkiyle karşılanarak olumlu olumsuz pek çok yoruma neden oldu.

Bu yorumlar arasında "Mustafa İslamoğlu ümmetten bulamadığı yüzü Mustafa Kemal'i sevenlerden devşirmek istedi" yorumu ağırlıkta idi.

Mustafa İslamoğlu'nun yapısını bilenler kendisinin birilerinin sevgi ve saygısına ihtiyacı olmadığını iyi bilir.

İslamoğlu'nun yapısı itibariyle kimseye eyvallahının olmadığını da biliyoruz.

Aslında İslamoğlu, Atatürk konusu da dahil pek çok konuda "Ben dün böyle düşünüyordum bu gün ise böyle düşünüyorum" diyerek kendisinde meydana gelen değişikliği açıkça ifade etti. O değişim rüzgarının bir bölümünün muarız gördüğü kesimlerle yakınlaşma şeklinde gerçekleştiğini bilmeyen yoktur.

***

Malum Atatürk konusu toplumda iki aşırı marjinal kutbun varlığını ortaya koyuyor. Biri Atatürk'ü kafir ilan eden tekfirci, diğeri yüce Atatürk nutukları arasında kendisine toz kondurmayan ilahçı tutum.

Bu iki aşırı ucun ortasında da Allah'a iman eden, Kur'an'ı tek kaynak kabul edip namaz kılan, orucunu tutan ve dini mükellefiyetlerini  mümkün mertebe yerine getiren inançlı bir kesimin varlığı dikkat çekiyor.

Atatürk'e sempati besleyen bu kesim akılla birlikte İslam'a önem veriyor. Her konuda olduğu gibi dini de eleştiri süzgecinden geçirmekle yaşıyor.

Haklı olarak bu orta kesim tasavvuf ve  tarikatları itici bulurken Mustafa İslamoğlu, Mehmet Okuyan, Emre Dormen, İsrafil Balcı, Caner Taslaman, İhsan Eliaçık gibi akıl bağlamında vahyi ele alan ilim ehlini ve İlahiyatın hurafeden uzak duran akademisyenlerini kendine yakın buluyor.

***

İnançlı Atatürkçü kesimin karşısına devri zamanında yerleştirilen İslamoğlu gibi biz müslümanlar, tekfirci zihniyetle büyüdük. Bu tekfirci zihniyetin en büyük argümanı ise;

"Kafir/Yahudi Atatürk"

"Din düşmanı CHP" ile

"Mezhepsiz Aleviler" idi.

Bunun dışında faşist Türk, pis Kürt, ahlaksız sol... gibi düşman cephelerimiz de işin diğer boyutu idi.

Müslümanlara gösterilen bu düşmanların diğer gruplara da gösterilmediğini düşünmemek saf dillilik olur. Onlarında önüne kendi düşüncelerini moralize edecek düşmanlar konulmuştu.

Amaç belliydi.

Oluşturulan toplumsal kutuplar üzerinden milletin bir araya gelip konuşmasını engellemek.

Ve...

Kavga eden kutuplar üzerinden ülkenin kaynaklarını sömürmek.

Yakın zamanda ülkede bir darbe ve devrim yapılmakla sistem değişikliğine gitmek hayal olduğuna göre müslümanlar açısından kemalist devlet ve Atatürkle kavga etmenin de pek bir anlamı bulunmuyor.

Özellikle Kemalist cephenin Atatürkle ilgili yaklaşımlarından dolayı kendilerini ötelemek pek de makul görünmüyor.

Bu yaklaşımı sergilerken İslam'a bakışı sıkıntılı, ateist dünya görüşüne sahip, gece hayatı ve alkol alışkanlığı ile İslam ahlakı içinde kendini konumlandırma imkanı olmayan Atatürk'ü, Haydar Baş gibi "Allah'ın veli kulu... Ehli beyt mensubu... Beklenen mehdi..." ilan etmek gibi uçarı yorumlara da savrulmanın bir anlamı yok!

Yapılacak en akıllı yol, düşman gösterilen tüm unsurlarla iletişime geçmek. Allah'ın dinini onlara da ulaştırmak. Anlatmak... Sevdirmek...

Ama dininden inancından ödün vermeden...

Bir gün siz bizim Allahımıza tapın bir günde biz sizin atalarınıza rahmet dileyip saygı duruşunda bulunalım ve gül gibi geçinip gidelim demeden...

Bu noktada Atatürkçüler dahil tüm kesimlerle iletişime geçme konusunda Mustafa İslamoğlu'nun çıkışı isabetli...

Fakat işin rahmet kısmı oldukça sıkıntılıydı.

Kur'an merkezli İslam anlayışına sahip İslamoğlu'nun ömrünü adadığı Kur'an, "Kur'an'a mugayir davrananlara istiğfar etmeme ve rahmet dilenmemesini" salık veriyor.

İslamoğlu her ne kadar Allah'ın rahmetinin kuşatıcılığından dem vurup kendini ifade etmeye çalışsa da yaptığı manevra sevenlerini ve hasımlarını tatmin etmedi.

Kendisi de biliyordu ki Rahman olması yönüyle Allah'ın rahmeti Şeytan, Nemrut, Firavun ve dostlarına şamildi. Onları rızıklandırıyor ve cezalarını peşinen kesmiyordu. Ama bu rahmet sadece yine ayette belirtildiği şekliyle kendilerine tanınan bir süre ve dünya hayatında yaşamalarına verilen imkan ve hayat ile sınırlı idi. Bu rahmet, Allah'a ait bir tasarruf yetkisi idi. Başkasına tanınan bir rahmet dileme yetkisi değildi.

Allah'ın Şeytan ve Firavun'a rızık verme, imkanlar sunma ve hayat hakkı tanıma şeklindeki rahmeti, Musa (as)'ın Firavun'u düşman görmesine ve onunla mücadele etmesine engel olmadığı gibi rahmetle yad etmesini de gerektirmiyordu.

***

Mustafa İslamoğlu, nihayetinde bir kuldur. Kendisi kadar sevenleri zaten Allah dışında peygamberlerin dahi hata yapabileceğini bilen ve bunu idrak eden bir anlayışın içinde...

Hata elbette kullar içindir.

Elbette yapılan hatadan dönmek de çok büyük bir erdemdir.

Ama şartlar öyle bir gelişir ki siz hatadan dönemeyebilir veya dönseniz de arkanızdaki kitlenin güvenini bir daha kazanamayabilirsiniz.

Hem kullar nazarında hatadan dönmek Allah'a tövbe etmekten zordur.

Mustafa İslamoğlu da yaptığı çıkışla dönmekle kalmak arasında önü alınmaz bir yola girdi. Öyle bir hata ki dönse; Kemalist cepheyi kaybetme ve onların Müslümanlara kötü niyet beslemelerine neden olacak...

Hatasından dönmese kendini seven insanları bocalatmak ve duvara toslatmanın, kitleyi panik ve endişeye sevketmenin sebep olduğu ortamda yapılan dedikoduların vebaliyle apışıp kalmış durumda...

İlk gün spontane edilen bir cümleye ertesi gün açıklama sadedinde sahip çıkılmanın sonucunda geriye dönülüp bakıldığında sevenlerinin aklında kalan tek bir cümle var:

"Mustafa İslamoğlu da bir proje mi?"

Şahsi kanaatim o ki, İslamoğlu'nun proje olup olmaması, doğru veya yanlış yapması, haklı veya haksız olması ne İslam'dan ne ona inanan Müslümanlardan ne de şahsımda en ufak bir aşınmaya veya sarsılmaya neden olmadı, olmaz da...

Biz zaten "Sadece Rabbini yücelt" (Müddesir, 3) ayetiyle emrolunmuş bir dinin mensubuyuz. 

İslamoğlu yola devam ettiği sürece bizim kardeşimizdir, abimizdir, büyüğümüzdür, ilmi yapısıyla bizi aydınlatan kilometre taşımızdır. 

O da nihayetinde bir kuldur ve her kul gibi kendince doğru yapmış ben veya biz yanlış anlamış olabiliriz. Nihayetinde yaptığı dil ve klavye sürçmesidir. 

Öyle ya! Akşama kadar rahmet dilediğimiz insanların kaçı gerçekten rahmetliktir ki... Ama bazı isimler semboldür. Bir DHKP-C'linin Hz. Muhammed'e rahmet dilemesi grupta kendisi hakkında şüpheye yol açabildiği gibi bir müslümanın Firavun'a rahmet dilemesi de anında grupta bulunanların o kişi hakkındaki samimiyetini sorgulatır. Yetmez, o kişinin açık ve eksiği aranır.

İslamoğlu en kötü ihtimalle muarızların dediği gibi proje de olabilir.

Hiç sorun değil...

Bizim rehberimiz, örneğimiz zaten ayette Allah Resulü olarak belirtilmişken bize düşen kalan sağlarla yola devam etmektir.

***

Yazıyı bitirirken küçük bir hatırlatma da İslamoğlu sevenlerine yapacağım.

Bir grup seven şöyle bir savunmaya geçti: "Mustafa Kemal'i 19 Mayıs’tan 9 Eylül’e kadarki İstiklal harbi safhası ile değerlendirmek lazım. Buna itiraz edebilecek hiç kimse yoktur. Belgeler bize gösteriyor ki İstiklal harbinin başlatılması ve zaferle sonuçlandırılmasının en büyük payı Mustafa Kemal'indir. Bu nedenle Mustafa Kemal’e minnet duymalı, rahmet dilenmelidir. Cumhuriyetin ilanından sonra İslam ile alakalı eylem ve söylemlerini kabul etmek mümkün değildir. Dikkat edilirse Mustafa İslamoğlu hocada bu tefriki yapıyor ve Mustafa Kemal'in komutanlığını övüp o kısma rahmet diliyor."

Demek durum bu kadar normal...

Bu konuda bu uyanıklara iki şeyi hatırlatmakda fayda var.

Belgeleriyle sabit gördükleri şeyler harbiden gerçek midir? Osmanlı'nın geride bıraktığı bakiyeden üretilen onlarca devleti kim kurtarmıştır? Hepsi gerçekten istiklal savaşı vermiş midir? Bir devletin kurtuluşu, 400 yıl emrinizde kalan bir avuç Yunan çetesine karşı 2 ay savaş yapmakla mı mümkün olmuştur? Osmanlı'yı kendi ayakları üzerinde duramayan Yunan mı yıkmaya çalışmıştır? Karşınızda bırakın Yunan'ı sadece İngilizler olsaydı o savaşta kimi nasıl yenecektiniz? Buna İtalya, Fransa sair haçlı güçlerini de katacak olursanız tabloyu tahmin etmek pek de güç değil..

Şu, Mustafa Kemal'in hayatını tefrik edip bir kısmına rahmet dileme konusuna gelince; Siz rahmet dilediğiniz de Allah'ın "Aaa! Kulum şu kısmına rahmet dilemiş o tarafa bir (+) koyalım" gibi bir uygulaması Kur'an'da bulunmuyor. 

Bu mantıkla hareket edeceksek Kur'an ehli, öncelikle Peygamberimizin nikahına aldığı Ümmü Habibe'nin eski eşi Ubeydullah bin Cahş'a rahmet dilesinler. Hani şu, Habeşistan'a müslüman olarak hicret edip orada dininden dönüp Hristiyan olan Ubeydullah bin Cahş... Hadi ona da rahmet dileyin Kur'an ehli! Ne de olsa Ubeydullah'ı Habeşistan öncesi ve sonrası diye tefrik etmek lazım.

Veya miting meydanlarında ayet okuyan ve koltuğu kaptıktan sonra inançlı kesime hayatı dar eden Süleyman Demirel'e de rahmet dileyelim. Firavun'da fena insan değil aslında.. Yahudilere zulm eden Firavun ile garip gurabaya hayat hakkı tanıyan, aş ekmek veren Rahmetli(!) Firavun... 

Durmayın Kur'an ehli! İslamoğlu açtı yolu, siz de peşinden gidin.. Ne de olsa tefrik etmek gerek...

Bu arada sakın ha sakın! Bundan sonra yeni yeni çığırlar açan bidat ehlini de eleştirmeyin! Onlarda tıpkı sizin gibi mürşitlerinin tefrik edici hatalarını savunuyor.

Abartacak bir durum yok yani..

Diyeceğim o ki, size en ufak hatada "İslamoğlu'nu terkedin" diyen yok! Fakat liderinizin hatasında "Hata yaptın" diyemiyorsanız sizin İslamoğlu'ndan "Liderlerinizi putlaştırmayınız" şeklinde o dinlediğiniz derslerin hepsi boşa gitmiş demektir.

İslamoğlu'na da acırım ki ardında doğru yanlış her dediğine "amin" diyen bir sürü oluşturmuş. Ümmet odur ki liderin hatasında kendisine dur diyebilsin. Doğru yoldan sapma emaresi gösterdiğinde, yıldığında, gevşediğinde, daldığında, dikkati dağıldığında.. liderini alsın ve güzellikle uyarıp tekrar doğru yola geri koyabilsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vatandaş 2020-05-29 17:33:09

senin fikrinde olmayan müslümanlara hakaret etmek kolay. iş mayınlı sahaya gelince böyle yağ çekersin işte. tenkit yasak olmamasına rağmen ona bile cesaretin olmaz. yaşar nuri de senin gibi müslümanlara hakaret ederek cesur olduğunu sanıyor ve sıkılmadan kendisini imam azamın yolunda gösteriyordu. ama imam azamın devletin hiçbir katkısını ve makam teklifini kabul etmediğini ve de mücadelesinin makam sahipleriyle olduğunu aklına getirmeden. mustafa efendi sende yaşar nuri yolundasın. Allah hepimize hidayet versin.

Misafir Avatar
Derda 2020-05-30 14:00:57

Admin emin ol senden daha ahlaksizi yok.
Devam et böyle akli olan zaten ne old kime hizmet ettiğini anlar

Beğenmedim! (0)
Avatar
garip yolcu 2020-05-29 16:14:46

tüm grupculuk yapanlarda veya lider gördüğünün peşine takılanlarda, liderini hatasız görme hastlığı var malesef.

Misafir Avatar
vatandaş 2020-05-29 17:19:21 @garip yolcu

eyvAllah katılıyorum.

Beğenmedim! (0)
Avatar
islam 2020-05-29 16:17:51

dinihaber her zaman ki gibi doğruya doğru yanlışa yanlış dedin. keşke herkes sizin gibi olsa ne lideler hata yapar, ne cemaatler... biz ne yazı k ki emri bil maruf kısmını yapıyoruz. nehyi anil münkeri terkediyoruz. o yüzden müslümanlar olarak bu kadar ahlaksızsız

Avatar
polat kan 2020-05-29 16:18:50

gayet adil, uyarıcı bir yazı. ne islamoğluna vurmuş ne kayırmış. olması gerektiği kadar. keşke kendi cemaati bunu yapabilseydi.

Avatar
Yolcu 2020-05-30 02:02:38

"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men'eden bir topluluk olsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir."(Ali imran,104)
Bu zamanda HER ALANDA gerçekten DOĞRUYA DOGRU;YANLIŞA YANLIŞ diyebilen; Ve bunu yaparken de " İşte böylece sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız"( Bakara Suresi 143) Ayeti geregi HADDI AŞMADAN yol gosterici olan; gerekirse kendi YANLIŞINA DA YANLIŞ DEYIP Dogruyu kabul eden bir ümmetin /topluluğun olmasi günümüzde ekmek kadar su kadar lazimdir vesselam.

Avatar
Ube 2020-05-29 17:20:41

EyvAllah,
Objektif, gayet samimi kardeş uyarısı bir yazı olmuş.... inşAllah dikkate alınır, ciddiye alınır diyeceğim lâkin İSTİŞARE kültürü gelişmediği ve klasik HOCAM dedi-HOCAM YAPTI oldu mantığı devam ettiği sürece bir özür yada bir dönüş olmayacaktır... Vesselam

Avatar
alper 2020-05-29 21:59:38

cocuk tecavüzcüsü şia sapık isyanoğlu
ADMİNİN YORUMU: BAK ALPER EFENDİ. ELEŞTİRDİK AMA İNSANLARIN YAPTIĞI VEYA İFTİRAYA UĞRADIĞI AMA BİZİM KÜNHÜNE VAKIF OLMADIĞIMIZ İŞLERİYLE KENDİSİNE HİTAP ETMEDİK. DİYELİM ÇOCUK TECAVÜZCÜSÜ. TÖVBE ETMİŞSE VEBALİNİ NASIL ÖDEYECEKSİN. BİR İNSANIN ÇOCUK TECAVÜZCÜSÜ OLMASI FETVA VERMESİNE, İSLAMI ANLATMASINA, SEVMESİNE ENGEL MDİR. SENİN MANTIĞINLA HZ. YUSUF DA TACİZCİ BİR SAPIK. İSTERSEN YUSUF PEYGAMBERE İMAN ETME. DURUM AYNI. YUSUF AS'INDA ŞAHİDİ YOK İSLAMOĞLUNUN DA. HER İKİ DURUMDA DA İDDİA EDENLER VAR YAPMADIM DİYENLER VAR. BUYUR ÇIK İŞİN İÇİNDEN NASIL ÇIKIYORSAN. TASAVVUF AHLAKSIZLIĞINI GÖSTERME. İSLAM AHLAKINA BÜRÜN

Avatar
c.sonmez 2020-05-29 23:36:22

umarım mustafa hoca değişmez.mustafa kemali de canı gönülden seviyoruz.bu vatan için hem atatürkcüyüm hemde müslümanim islamiyet dinim.mustafa kemalde bu ülkenin kurucusudur.rabbim rahmeti ile muamele eylesin güzel insana.

banner312

banner298