Öncelikle belirtelim ki, bu yazıyı yazmak insana ağır geliyor. Yıllarca destek verdiğiniz Erdoğan'ın atadığı bürokratlar elinde zulüm gören bir yazar olarak hain Fetullah'ın açtığı onlarca dava karşısında bu gün Erdoğan ile hain Fetullah'ı karşılaştırmak zorunda kalmak gerçekten acı bir durum.

Burada sıralayacağımız konular belki bizim dar pencereden gördüklerimiz. İktidara düşen her dar pencereden ve farklı açılardan bakan kişi ve kurumların görüşlerini alıp harmanlaması sonrasında kendisine bir rota belirlemesidir.

Nurcu yapılanmanın tanınmış yazarlarından Hüseyin Yılmaz, Facebook hesabından “Kim galib? Erdoğan mı, Gülen mi?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Hüseyin Yılmaz'ın tespitleri oldukça yerinde... Lakin içine giripte çıkamadığı cemaat girdabından kurtulamadığı bir gerçek..

Ne yaparsa yapsın her cemaat mensubu, yazı/söylem/davranış olarak İslam'dan önce kendi cemaatini kurtarma refleksi ile hareket ediyor. İslam'ı en iyi anlayan ve yaşayan cemaat olarak kendi içinde yer aldığı grubu gördükleri için haklı olarak kendi cemaatlerinin galibiyeti sonrasında dünyanın kapılarının kendilerine açılacağı fikrindeler. 

Yılmaz, 15 Temmuz darbe girişiminde Gülen'in uzun vadede galip geldiğini Erdoğan'ın mağlup olmak üzere olduğunu belirttiği yazısında cemaat ve tarikatların da tedirgin olduğunu belirtti. Çözüm konusunda ise bir öneride bulunmadı. 

Öncelikle belirtelim ki, Erdoğan'ın mağlubiyetinin veya mağlub görüntüsünün nedeni 2002-2009 arasında var olan sık sık bakan, vali, bürokrat değiştirme şeklindeki dinamizmini kaybetmiş olmasıdır. 

Herşey adamla başlar adamla biter. 

Sistem ne kadar iyi olursa olsun işleten liderlik yeteneğinden mahrumsa o sistemin başarılı olması imkansızdır.

Yine bir sistem ne kadar kötü olursa olsun işleten iyi bir liderse o sistem başarılı olur. 

Aynı yasa ve kanunlarla Ecevit'in elinde dibe vuran Türkiye'nin Erdoğan'ın liderliğinde zirveye koşması, iyi ve kötü lidere en güzel örnektir.

Erdoğan'ın ilk mağlubiyeti FETÖ ile mücadele ederken Diyanet'i, FETÖ'de adı ve yılları geçmiş şaibeli isimlere teslim etmesiyle başladı. Hakkında gerek kendi medyasından gerek karşı medyadan yüzlerce yazı ve yorum çıkmasına rağmen FETÖ'cü bürokratları koltuğunda tutmayı marifet bilen Erdoğan'ın bu hali kendi mahallesinde "tek adam, bildiğinde direnen, inatla direnen.." söylemlerinin artmasına neden oldu. 

Oysa iyi bir lider, yeri geldiğinde kendine en sadıkta olsa tepki alan adamını kenara koymasını bilendir. Krallıkla yönetilmediğiniz yerde size oy verenlere karşı adamını koruma adına diklenmek vefa değil kitleleri kızdırma adına en büyük gaflettir. 

Yapılacak birkaç bakan ve kurum başkanı değişimi ile Erdoğan, ekonomik krizde feryat eden halkın en azından güvenini alarak çıkabilirdi. Ama yapmadı, değişim yapmamaya da devam ediyor.

Liyakatsiz, kurumca sevilmeyen, iş bilmeyen atamaların yanında eş, dost, akraba ve özellikle Rize merkezli Karadenizli ataması kamuoyunun tepkisinin çeken atamalardı. Atanan bürokrat; dünyada başka insan kalmamış gibi sırf Erdoğan'a yaranma olsun diye nerede Rizeli, Erdoğan'ın okul arkadaşı, Erdoğan'ın tanıdığı dostu varsa onu atamakla aklı sıra koltuğunu muhafaza etme derdine düştü. Lakin korunan koltuğun yanında atananların hepsinin aklı başında iş bilen olmadığı herkesçe biliniyordu. İltimasın sonucu maalesef liyakatsizlik ve yaranma duygusuyla kurulmuş bir kamu düzeni idi...

Haklı olarak yaranma duygusu içinde soytarıların baş olduğu yerde işlerin rast gitmeyeceği, kıyasıya bir çekişmenin başlayacağı baştan belliydi. Ve fitne nihayet AK Partinin başına patladı. 

AK Parti'nin özellikle Erdoğan'ın atadığı bürokratların soruşturma açarak hayatı dar ettiği, siciliyle oynamadan başlayıp görevden ihraç ettiği insanlar incelenecek olursa tamamının Erdoğan için gece gündüz çalışıp kefen giyen insanlar olduğu görülecektir.

Erdoğan'ın belki de en büyük yanlışı, teslim ettiği bürokrasiyi kontrol ve geri dönüt mekanizmasını kurmamasıydı. Güvendi, teslim etti ama teslim alanlar öyle işler çevirdiler ki kurum çalışanları döndü döndü Erdoğan'a sitemle düşman oldu. Keşke Erdoğan atadığı bürokratlara halka hizmetkar olmalarını, sabırlı olmalarını, şefkatle muamele etmelerini, kendilerine karşıda olsa maiyetindekilere karşı engin bir hoşgörüyle yaklaşmaları öğüdünü verseydi. 

Ama öyle olmadı. Makam nüfuzunu azap kırbacı gibi kulllanan bürokratların canını yaktığı her bir garibanın ahı, arşı alayı tuttu.

Ekonomik krizin bile nedeni, bir kaç sene sonra patlak vereceği gün gibi ortada olan tarım, enerji ve gıda darboğazını göremeyen ve tedbir alamayan bürokratlardır. Kriz gelmeden hem de 3-4 sene öncesinden adeta AK Parti'nin yaşamasını istercesine sadece sol medyadan gelen onlarca uyarı yazısı bile dikkate alınsaydı bu krizlerin hiçbiri yaşanmayabilirdi. Yandaş medyanın uyarılarını saymıyorum bile..

Erdoğan'ın bu tutumu sonrasında taban AK Parti'yi savunamaz hale geldi. Savunamayan her adam karşısında papağan gibi Erdoğan'ın açık ve eksiklerini sıralayan yakınları karşısında suskun kaldı.

Saldırı karşısında süren uzun sessizlik yeri geldi saldırana haklısın mealinde sözlerle karşılık buldu. Süreç uzadıkça haklısın şeklinde başlayan cümleler sitem ve küfürlere bıraktı yerini..

Bu sırada yeni parti arayışları ile birlikte geri dönmeyecek bir seçmen kitlesi oluştu. 

Kendi tabanının eleştirdiği bakan ve bürokratları kaşla göz arasında Erdoğan vatandaş tepkilerini ilk dile getirdiğinde değiştirebilseydi gücünden hiçbir şey kaybetmezdi. 

Şu an Erdoğan'ın önünde uzun bir süre ve elinde kimsenin sahip olmadığı imkanlar var. Her an dengeleri değiştirme kapasitesi kendinde var ve kamunun beklentisi de bu yönde...

Gelelim cemaatlerin tedirginliğine..

Kimse kusura bakmasın cemaatlerin yara almasının nedeni Fetullah Gülen falan değil. Kendi delilsiz, mesnetsiz, iz'ansız yol almalarıdır. 

Dua etsin cemaat ve tarikatlar ki bizim millet fazla okuma alışkanlığına sahip değil. Yoksa okuyan bir halkın karşısında şu an var olan cemaatlerin 3-5'i dışında ayakta kalan olmayabilirdi.

Cemat ve tarikatlar hurafe ve bidatlara teslim olduğu için darbe yemiş durumda.

FETÖ eleştirilirken haklı olarak millet bir de döndü diğer cemaatlere baktı. 

Bir de ne görsünler...

Bunların isim ve giyim farklılığı dışında kaynakları bir...

Söylemleri bir...

Övdükleri sözde alimler bir..

Düşmanları bir...

Tarifini tam olarak yapamadıkları EHLİ SÜNNET denen bir din/mezhep/düşünce peşinde,

Kur'an'dan ve sahih hadislerden olabildiğince uzaklar ve,

Sıkıştıklarında aynı anda elbirlik aynı tepkiyi veriyorlar.

Haliyle ortaya çıkan resim, bunların ismi farklı olmakla birlikte hepsinin aynı yerden kontrol  edildiği, aynı yerden yallanıp aynı çanağa tükürdükleri şeklinde.

Kimse FETÖ'ye suçu atıp da boşuna kendini rahatlatmasın. Asıl suçlu cemaat ve tarikatların kendisidir.

Sizin temeliniz sağlamsa rüzgar hangi yönden eserse essin sizde biliyorsunuz ki devrilmeniz imkansız olacaktır. 

Bakın yüzyıllardır esen rüzgara rağmen Kur'an dimdik ayakta ama Kur'an'a sırtını yasladığını iddia eden cemaatler tarihin çöplüğünde birbir yerlerini alıyor ve almış durumda.

Peki bu kadar açık gerçekleri Hüseyin Yılmaz neden göremedi?

Cemaatin zihnini şekillendirdiği insanlar ne yaparlarsa yapsınlar baktıları dünya asla gerçek dünya olmaz. Kur'an ve sünneti nebeviyyeye kastettikleri için adeta Allah'ın gazabına uğramakla gerçekler kendilerine hep şaşı gösterilir.

Çünkü bu insanlar ayette buyrulduğu gibi en güzel söz olan Kur'an'ı bırakıp kendi liderlerini dinlediler ve onlara uydular. Kur'an'ı açıpta uydukları liderlerinin gerçekten Kur'an üzerinde olup olmadığını bir kez olsun merak etmediler. Ne kendileri Kur'an üzereydi ne de liderleri. Her biri atasından aldığı bilgiyi Kur'an sanıp zamanla Kur'an'a hasım kesilen atalar dinine tabiydiler:

 "O kullarım ki sözü dinlerler de en güzeline uyarlar, onlar, öyle kişilerdir ki Allah, doğru yola sevk etmiştir onları ve onlardır aklı başında bulunanların ta kendileri." (Zümer, 18.ayet) 

***

İşte Hüseyin Yılmaz'ın yazısından bazı kesitler:

Haşrin mizanı iki mukabil kefeden ibaret. Klasik bir tartı… Zerre miskal ağırlığın bir tarafı yere indirip diğer tarafı yukarıya kaldırdığı en âdil, en eski, en basit cihaz. Hüküm, ağır basana göre tecelli eder. Allah’ın hükmü ya hep, ya hiç üzerine değil, çokluk üzerine kurulu.

Erdoğan, Cumhuriyet devri muktedirlerinin en çok öne çıkanı. Tehlikeli bir meydan savaşından çok, entrikalar cangılına düşmüş bir lider. Sokaklar karanlık, köşe başları tehlikeli haydutlarla dolu; çıkmazlarda pusu atmış yüzlerce karanlık ruh ve suratın zayıf bir vaktini kolladığı yalnız bir adam, ordusuz kumandan.

Tecrübeler itimad-ı nefsini kırmasa da, ihtiyata sevketmiş; zaman zaman evham derecesini bulan bir ihtiyatkârlık. En çok güvendiklerinden darbe yemiş her insan için kaçınılmaz bir ruh hâli.

Evham, korunma hissini kamçılar; korunma hissi, istibdadı. Emniyet edeceğiniz insan ve çevre azaldıkça ister istemez sığınılan eski bir hisardır, istibdad.

Sizi kandıran, yarı yolda bırakanların çokluğu meşveret zeminini de öldürür. Her düşünce tehlikeli, her telkin düşman görünmeye başlar. Bilmecburiye bütün kararların tek kaynağı haline gelirsiniz.

Erdoğan’ın kendisini iktidara taşıyanlara tereddüd dolu gözlerle bakışı önce küskünlüğü, sonra kopuşu tetikledi. Finans taarruzlarının sebebiyet verdiği ekonomik darboğaz kopuşa ivme kazandırdı. Kaybedilen doğrudan millet desteğinin yerine, MHP ortaklığı ikame edildi. Bu payanda, AK Parti iktidarını uzun zaman taşımaz, taşıyamaz. Hattâ zamanla tabandaki kopuşu hızlandırmakla büsbütün zarar verecektir.

Yapılması gereken 15 Temmuz alçaklığının sebebiyet verdiği tedirgin edici ruh ve düşünce zemininden bir an önce çıkmaktır. 15 Temmuz sabahına görünüşte mağlûb çıkan Gülen’in aslında büyük bir zaferle çıktığı zamanla anlaşıldı. Bu zâfer, tam da yapmak istediği gibi İslâmî hareketlerin dinamik gücü Cemaat ve tarikatları millet nezdinde itibarsızlaştırmak, hatta düşman derekesine düşürmekti; başarmış oldu.

Bugün bütün cemaat ve tarikatlar tedirgin. Tedirgin, dargın ve küskün… Hakketmedikleri bir cezaya çarptırıldıkları psikolojisi içindeler. Bu dünyanın en büyük ve en köklü unsuru olan Nurcular, bilhassa mağdur. Gülen’in kendisine müntesib devşirirken Risâle-i Nurları kullanmış olması, bu mağduriyetin temel sebebi; Nurcuların itham ve cezalandırılmasına esas teşkil etmeyecek bir sebeb ama. Yazık ki, hakikat öyle tecelli etmedi. 15 Temmuz sonrasında Erdoğan ve iktidarına verdikleri büyük destek, şaibe altında kalmalarına engel olmadı, olamadı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pirifani 2019-09-14 21:22:49

fetullah gulen gubre olacak.