Evet, 1965 yılında Rahmet-i Rahman’a tevdi eylediğimiz bir Ali Rıza Sağman Hocamız vardı..

O, eskilerin deyimi ile MÜTEBAHHİR bir insandı ve günümüzde yaşayan meşhur ilahiyatçıların birçoğunun da hocasıydı.

O, mütebahhir sıfatını hak ediyordu. Çünkü o, hâfızdı, öğretmen, tarihçi, Türk musikisini iyi bilen bir icrâcı, bestekâr, şair, felsefeci, tarihçi, yazar ve samimi bir din bilginiydi. 

 Kendi Kaleminden O
O, bir yazısında kendisini tanıtmıştı bizlere. Ve o yazıdaki bazı paragraflar şöyleydi: 
"1306 (1890) yılında Ünye kazasında doğdum. Babam o kazanın deppoy memuru Ömer Efendi idi. 1313' te babamın yüzbaşılığa terfii ve tâyini sebebiyle gittiğimiz Giresun'da hıfzımı ve iptidaî rüştî tahsilimi ikmâl ettim. 1320'de İstanbul'a medrese tahsiline geldim. Fatih Camiinde meşhur ve şehidi mağfur İskilipli Âtıf Efendi'nin dersine oturdum. Yaz tatillerinde Giresun'a gittikçe Bayazıtzâde Hâfız Ali Efendi'den tecvid, maharic-i hurûf, aşere ve takrîb okuyup 1326'da icazetnâme aldım.(…) 

İttihat ve Terakki'ye muhaliftim. Bu sebeple İttihat ve Terakki'nin tepmesine uğramak şerefine ermiş, 29 Mayıs 1329'da Sinop'a gitmek üzere Sirkeci rıhtımından hareket eden Sürgünler Vapuru (Bahricedit) 'de bulunmak saadetine yükselmiştim. (…)

Tam 27 ay Sinop'ta, 4 yıl Çorum'da sürgünlük vazifesini hakkiyle îfâ eyledikten sonra Mondros Mütarekesi'nin imzalanması ve ittihatçıların memleketi mahv ile  (mahvetmesi ile), koca imparatorluğun ipini çekmesi ve birer birer kaçmasından sonra, İstanbul'a döndüm. (…)

Arabiye (Arapça) ve Edebiyat hocalığını merhûm Mehmet Akif'in yaptığı bu (…) medresesinden mezun olduktan sonra, Süleymaniye'nin imtihanını kazanıp bu muâllâ müessesenin Kelâm, Tasavvuf ve Felsefe şûbesine girdim. (….)

1923 yılından bu güne kadar muhtelif okullarda, muhtelif derslerde muallimlik yaptım.    Daruşşafaka, İran Okulu, Sen Mişel Fransız Koleji ve İmam Hatip Okulunda, İngiliz Erkek Lisesi'nde Umûmî Tarih, Türkçe, Din, Kur'an ve Kelam, Teoloji hocalığı yaptım. (….)

Basılacak ve basılmış kırka yakın eserin sahibiyim. 

Nâçiz karakterimi meydana getiren bu vasıflar içinde beni en çok iftihara sevkeden hangisidir biliyor musunuz? Hâafızlığım. Bunun verdiği maddî şeref ve mânevî gıda diğerlerinin verdikleri ile kıyas kabul etmeyecek kadar bence fazladır."

Onun Evi Ve Bahçesi

Hoca’nın İstanbul’un Edirnekapı semtinde bir evi ve bu evin çok da güzel bir bahçesi vardı. Hoca, hayatının en güzel anlarını bu bahçede geçirirdi. O, bu bahçedeki çeşit çeşit çiçekler arasında dostları ile hemdem olur, sohbetler ederdi. Bu sohbetlerde şiirler okunur, dini ve lâ dini musiki eserler icra edilirdi. 

Bu bahçe adeta bir üniversiteydi. Bu üniversitede kimler yoktu ki.. Meselâ, İsmaîl Hâmi Danişment, Ziyâ Uygur, Raif Ogan, Cevat Rifat Atilhan beyler bunların arasındaydı..

Dini musikinin ünlülerinden Zeki Sesli, Mahmut Hataylı, Nusret Yeşilçay, Hasan Akkuş, Hâfız Geredeli de bunların arasındaydı.
 
Onun Eserleri


Kırktan fazla basılmış ve basılacak eseri vardı Hoca’nın.. Onlardan bazıları şunlardı:
1)    Din adamları Nasıl Yetiştirilmeli?
2)    İstanbul'un Bir Asırlık Meşhur Hâfızları.
3)    İlaveli Yeni Sağman Tecvidi.
4)    İtikatsızlık ve Menşe'i (1912)
5)    Meşhur Hâfız Sâmi Merhûm.
6)    Fatih İstanbul'u Ne Şekilde Aldı? (2 cilt)
7)    İstanbul Hendekleri

Onu Ağlatan Sure

Değerli bir öğrencisi Habip Düzcan onu şöyle  anlatıyor:
“Hoca, sınıfımızda güzel sesli bir arkadaşımıza:: “….Oğlum ! Haydi bir aşrı şerif oku da dinleyelim,” derdi.. Ve arkadaşımız başlardı okumaya.. Bir yerde Hoca aşka gelir, kendisi başlardı okumaya.. İki gözü iki çeşme hem ağlar, hem okurdu… Özellikle Yusuf suresi onu çok duygulandırırdı..”

Değerli Okuyucu! Merhum Hoca’yı ağlatan; buram buram baba ve oğul hasreti kokan o sûreden birkaç ayet mealini okuyarak Sağman Hocayı rahmet ve minnetle analım..

[Yusuf kardeşlerine:] "Hatırlıyor musunuz?" diye karşılık verdi, "[doğrudan, eğriden] henüz habersiz olduğunuz zaman Yusuf'a ve onun kardeşine neler yapmıştınız?" 

    (Kardeşleri) "Allah şahittir ki" dediler, "gerçekten Allah seni kesin olarak bizden daha üstün kıldı ve biz gerçekten çok yanlış işler yapmışız!"

    [Yusuf:] "Bugün ayıbınızı yüzünüze vurmayacağım. (Ben sizi affettim.) Dilerim Allah günahlarınızı bağışlasın; çünkü O, acıyıp bağışlayanların en yücesidir!

    [Artık şimdi] gidin ve bu benim GÖMLEĞİMİ de yanınıza alın; onu babamın yüzüne sürün; (o zaman) yeniden görmeye başlayacaktır. Ve daha sonra hepiniz aile fertlerinizle birlikte bana gelin." 

    Gerçek şu ki, bu insanların kıssalarında kendilerine kavrayış yeteneği verilmiş kimseler için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır.(….) 
       (Kur’an, Yusuf, 12 / 89,91,92,93,111)

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pirifani 2018-07-12 09:41:57

seneler once talebeleri tarafindan yayina hazirlanan mealini okumustum. ucdal nesriyat diyordu. yanlis hatirlamiyorsam yusuf suresinin son sayfalari unutulmustu. anladigim kadariyla tamamlanmamis bir tefsiride varmis. ra.

banner312