İhsan Şenocak cevap vermek yerine erişim engeli için mahkemeye koştu

Haberimizde her hangi bir iftira olmamasına, video ile haberi teyit etmemize, Kur'an ve sünnetten delillerle yanlışını ortaya koymamıza rağmen İsmailağa'nın yeni yetme hurafeci hocası İhsan Şenocak tıpkı hurafedaşları Ramazan Ayvallı ile Ahmet Şimşirgil gibi cevap vermek yerine mahkemeye koşup erişim engeli çıkarmayı tercih etti. 

İhsan Şenocak cevap vermek yerine erişim engeli için mahkemeye koştu

Haberimizde her hangi bir iftira olmamasına, video ile haberi teyit etmemize, Kur'an ve sünnetten delillerle yanlışını ortaya koymamıza rağmen İsmailağa'nın yeni yetme hurafeci hocası İhsan Şenocak tıpkı hurafedaşları Ramazan Ayvallı ile Ahmet Şimşirgil gibi cevap vermek yerine mahkemeye koşup erişim engeli çıkarmayı tercih etti. 

20 Aralık 2017 Çarşamba 20:53
İhsan Şenocak cevap vermek yerine erişim engeli için mahkemeye koştu
banner310

Haberimizde her hangi bir iftira olmamasına, video ile haberi teyit etmemize, Kur'an ve sünnetten delillerle yanlışını ortaya koymamıza rağmen İsmailağa'nın yeni yetme hurafeci hocası İhsan Şenocak tıpkı hurafedaşları Ramazan Ayvallı ile Ahmet Şimşirgil gibi cevap vermek yerine mahkemeye koşup erişim engeli çıkarmayı tercih etti. 

Erişim Engeli kararı çıkartılan o haberi okurlarımızın dikkatine sunuyoruz: 

Fitarihte Ülke Tv’de Muhsin Bay’ın sunumuyla "Gerçeğin Peşinde" adlı programın konuğu İhsan Şenocaktı.

Her zaman olduğu gibi İlahiyatçı maskesiyle İhsan Şenocak katıldığı programda İslam adı altında Tasavvuf denen Batıl Dinini millete zerkediyordu. Arapçasından okunan ayetler, hadisler ve şiirlerle süslenen konuşma Muhsin Bay’ı da pek bir etkilemiş olmalı ki Bay, Şenocak’ın İslam’ı ve tarihi olayları çarpıtması karşında “Allah! Allaahh…” demeden edemiyordu. 

BİZ, İHSAN ŞENOCAK'IN DİNİNE SAYGI DUYUYORUZ AMA...

Dinihaberler olarak elbette herkesin olduğu kadar İhsan Şenocak'ın Tasavvuf Dinine de saygılıyız. Herkesin istediği varlığa, dine ve ideolojiye inanma hakkı olduğunu biliyoruz.

Lakin birileri bizim dinimiz İslam adına gelip bizim Müslüman mahallede tere satmaya kalkarsa o noktada Müslüman kardeşlerimizi uyarmayı kendimize görev biliriz. "İyiliği emret, kötülükten sakındır" (Lokman, 17) ayeti kapsamında bizi cennete çağırma adına cehenneme davet eden iki yüzlü insanları da ifşa etmeyi farz biliriz.

İhsan Şenocak’a göre “YETİŞ YA MUHAMMED” demenin hiçbir mahzuru yokmuş. Şenocak'a göre Peygamberimiz ölmemiş ve hala imdat isteyene yardım edebilirmiş. Seyrettiğiniz videonun sadece birinci örneğini bu yazıda irdeleyeceğiz. Diğer örnekleri de sırasıyla okuyucularımıza izah edeceğiz.

ÖRNEK 1: Şenocak Nisa 64. ayetini ele alıp bir güzel tarihselcilik kavramını eleştirir havasıyla kendine meşru alan oluşturarak, “Peygamberimize birileri geldi ve kendilerine istiğfar etmelerini istediler. Allah Resulü'de onlara istiğfar etti. Allah Resulü'nün bu istiğfarı o an olmuş bitmiş kabul edebilir miyiz? Kıyamete kadar Kur’an baki ise ki bu ayettin hükmü de bakidir ve Muhammed (as) imdat dileyene yardım edecektir” mealinde sözler sarfediyor. 

Burada İhsan Şenocak ve Tasavvuf Dininden olanlar dansöz gibi kıvırtıp "Efendim! Biz ruhaniyatından yardım diledik. Ruhaniyyatı yardım eder..." gibisinden sözlerle laf canbazlığı yapabilirler. Hiçbir ayet ve hadiste ruhların insanlarla iletişime geçtiği ve yardım ettiğine dair tek bir örnek bulunmamakta olup "Ruhaniyyatı yardım etmektedir" diyen bir kimse "Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir." (İsra, 85) ayetine muhalefet etmekte, haşa Allah'ın gaybi alanda bıraktığı ruh konusunda patavatsızlık edip Allah'a din öğretmeye kalkışmış olmaktadır. 

“Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” (Nisa, 64)

HER MÜ'MİN BİR BAŞKA MÜ'MİNDEN DUA/İSTİĞFAR İSTEYEBİLİR

Şenocak bu ayeti bağlamından koparıp laf cambazlığıyla Kur’an’ın kıyamete kadar bakiliğini dile getirerek anlattığı olayında hükmünün baki olduğuna hamletti. Yani Şenocak’a göre “Peygamber diri iken nasıl istiğfar ediyorsa vefatından sonra da Peygamber (as) kendinden imdat isteyenlere istiğfar etmektedir.”

Oysa burada yaşayan bir peygamber vardır. Ve kendisinden istiğfar dileğinde bulunanlar yaşayan bir peygamberden dua istemektedirler. Gerek istiğfar isteyenler gerekse kendilerine istiğfar eden peygamberin durumu, "Mü'minin mü'mine yaptığı bir dua" formatından başka bir şey değildir.

Her mü'min bir diğer mü'min için hayır dua edebilir, isteyebilir. Allah Resulü'nün burada yaptığı da nihayetinde ümmetinden bir parça olan o kişilerin affedilmeleri için yaptığı bir duadır.

SAHABE, ÖLÜ İLE DİRİYİ AYIRDEDECEK ZEKAYA SAHİPTİ

Kur’an ve sünnetin hiçbir yerinde ölülerden yardım dilendiğine dair bir işaret yoktur. Ne peygamber efendimiz ne sahabe ne de devamında gelenler ölülerden asla yardım dilememişlerdir. Çünkü Peygamberimiz ve O'nun izinden giden sahabe her tür duyu yeteneğini kaybetmiş ölü ile diriyi ayırdedebilecek zekaya sahipti. 

İhsan Şenocak’ın bu durumu Taberi’nin tefsirinde sözünü ettiği Hz. Nuh döneminin müşriklerine benziyor. Nuh (as)’ın gönderildiği kavim de tıpkı İhsan Şenocak gibi ölmüş peygamberler ile salih bilinen kulları kendilerine aracılar kılar, imdat dilerlerdi.

Hanefi mezhebi alimlerinin tamamı ölülerden yardım dilemeyi küfür saymaktadır.

ŞEHİTLER, ÖLÜDÜRLER LAKİN ALLAH KATINDA DİRİDİRLER

Şimdi İhsan Şenocak ile tarikatdaşı hurafeciler, “Şehitlerin diri olduğunu söyleyen Allah’ın ayetleri ortada iken Peygamberler şehitlerden aşağı mı ki ölü olsunlar” gibi batıl bir mantık yürütmektedirler. 

“Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz.” (Bakara, 154) ayetinde görüldüğü gibi şehitler bizim bilemeyeceğimiz bir şekilde diridirler. Ama bu dünya hayatı açısından birer ölüdürler. Yine şehitlerle ilgili olarak "Şehitlerden imdat dilemek, bizi gördükleri, görecekleri, yardım ettikleri..." gibi şeylerin ne ayette ne de hadislerde yeri yoktur. Bu konuda Allah bize Şehitlerden için "ölü" dememizi nehyederken onların bizim bilgimiz fevkinde "diri olduklarına" iman etmemizi emretmiştir.

TASAVVUF DİNİ ALLAH'A RAĞMEN DİN İCAT EDER

Biz İhsan Şenocak ve tarikat erbabı gibi aklımıza gelen herşeyi kırk dereden su getirerek izah etmeye kalkmayacak, Allah’a dinini öğretmekten uzak duracağız. Çünkü Allah buyuruyor ki:  

“(Ey Muhammed!) De ki: “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Hucurat, 16)

 Şu hadiste görüldüğü gibi şehitler bu dünya hayatı kapsamında ölmüş ve bu dünya ile ilişikleri kesilmiştir. Geri dönmeleri de imkansızdır. Tarikatçıların uydurduğu gibi falan savaşta filan savaşta şehitlerin gelip Müslümanlara yardım etmesi de imkansızdır. Allah’ın meleklerden kurulu orduları vardır. Yardım edilecekse Allah, Meleklerden kurulu ordusuyla Müslümanlara bilemediğimiz bir şekilde yardım eder.

Şehitlerin dünya ile ilişiklerinin kesildiği ve dünyaya dönme ihtimallerinin bulunmadığına dair şu hadis çarpıcı gerçekleri dile getirmektedir: 

"Cabir (r.a.) dedi ki: Resulullah (s.a.v.) bana rastgeldi,

'Ey Cabir, seni üzgün görüyorum, niye?' dedi. '

Ey Allah'ın Resulü, dedim, babam şehit oldu, çoluk-çocuk ve borç bıraktı.' Buyurdu ki:

'Allah Teâlâ babanı ne şekilde kabul buyurdu sana müjde edeyim mi?'

'Evet' dedim. Buyurdu ki:

'Allah Teâlâ hiç kimseye perde arkasından başka bir şekilde kelâm söylemedi. Babanı ise diriltti de yüzüne karşı ona,

'Ey kulum, dile benden, vereyim sana.' dedi. O da:

'Ey Rabbim, bana hayat verirsin de senin yolunda ikinci defa öldürülürüm' dedi. Rabbi Teâlâ:

'Benden onlar bir daha dönmezler.' diye buyurdu. O da:

'Ey Rabbim, arkamdan tebliğ et.' dedi,

Allah Teâlâ da bu âyeti indirdi." (Tirmizi, Tefsiru Sure, 3/18; İbn Mâce, Mukaddime 13)

Gelelim, Peygamberimizin yaşayıp yaşamadığı veya imdat dilendiğinde yardım edip etmediği meselesine…

PEYGAMBERİMİZ ÖLMÜŞTÜR

"Peygamber Efendimiz vefat ettiler" deyip daha kibar bir dil kullanmak edeptendir. Ama bunu bile deseniz, Tasavvuf Dinine sahip hastalıklı kalp sahibi tarikat erbabı buradan yaşadığına dair bir hüküm çıkarmaktadır. Bu nedenle biz Allah'ın ayette buyurduğu şekilde PEYGAMBERİN ÖLDÜĞÜNÜ söyleyeceğiz. Peygamberimizin öldüğüne dair şu rivayeti İhsan Şenocak'a hatırlatmak isteriz: 

Peygamber (as) vefat etmişlerdi. O sırada annesi tarafından Hz. Resulullah son anlarını yaşadığını haber alan Hz. Usame hareket etmeyip ordusuyla Mescid-i Şerife gitmişti. Hane-i Saadette feryat ve figanın yükseldiğini duyan ashap, kalplerinden vurulmuşa döndüler.

Cesaret ve adalet timsali Hz. Ömer bile kendisini bu dehşetli anın tesirinden kurtaramadı. Hatta herkesten daha çok dehşete kapılarak şöyle bağırdı:

"Resulullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa'ya arız olan saika gibi bir saika arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim."

Hz. Ebu Bekir o sırada Sünh Mahallesindeki evinde bulunuyordu. Yürekleri dağlayan haberi kendisine ulaştırdılar. Gönlünün bir parçasının adeta koptuğunu fark eden Hz. Ebu Bekir süratle Hane-i Saadete girdi.

Dehşet ve hayret içinde Fahr-i Kainatın mübarek yüzlerini örten örtüyü kaldırdı. Yüzü tecessüm etmiş bir nurdu. Eğildi, tazim ve hürmetle pak ve nurlu alınlarından üç kere öptü. Akan gözyaşları arasında dilinden dökülen kelimeler şunlar oldu:

"Ölümün de hayatın gibi temiz ve latif, ya Resulallah!"

Hz. Ebu Bekir, Hane-i Saadetten çıktıktan sonra Mescid-i Şerife vardı. Hz. Ömer'in "Resulullah vefat etmedi." sözlerini duymuştu. Bunun üzerine şöyle konuştu:

"Kim ki Muhammed'e (as) tapıyorsa, bilsin ki, Muhammed (as) ölmüştür. Kim ki Allah'a ibadet ve kulluk ediyorsa bilsin ki, Allah Hayy'dır, ölümsüzdür."

Sonra da şu ayet-i kerimeyi okudu:

"Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçti. O ölür veya öldürülürse gerisin geri mi döneceksiniz? Kim geri dönerse Allah'a en küçük bir zarar vermiş olmaz. Fakat şükredenlere Allah mükafatını verecektir." (Ali İmran, 144)

Bu ayet-i kerime, Uhud Muharebesinde, "Muhammed öldürüldü." şayiası üzerine nazil olmuştu. Ashab onu belki yüzlerce, binlerce defa okumuş oldukları halde, o andaki teessür sebebiyle bir anda unutuvermişlerdi sanki.

İşte, yalnız metanetini muhafaza eden Hz. Ebu Bekir bunu unutmamış ve ashaba hatırlatmakla en büyük hizmeti ve vazifeyi ifa etmiş oluyordu. Bu hitabe ve bu ayet-i kerimeyi hatırlamaları üzerine sahabiler kendilerine geldiler. Bir anda toparlandılar ve şaşkınlıklarını üzerlerinden attılar.

Daha sonra Hz. Ebu Bekir şu mealdeki ayet-i kerimeyi okudu.

"Muhakkak ki sen de öleceksin onlar da ölecekler." (Zümer, 30)

Metanetini yitirmeyen Hz. Ebu Bekir bu hitabesiyle o zamanki İslam cemaatına büyük bir hizmet ifa etmiş oluyordu. Ashab-ı Güzin artık Kainatın Efendisinin bu dünyadan göçmüş olduğunu anlayıp kabul ettikleri gibi, Hz. Ömer de; "Resulullah ölmemiştir." sözünü söylemekten vazgeçerek kendine geldi.

Ayetler ortada…

Sahabenin tutumu ortada…

Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer’in ayetler karşısındaki tutumu da ortada…

Allah, peygamberine bir gün “öleceksin” diyor ve gün geliyor Allah Resulü ölüyor. İhsan Şenocak ve Tasavvuf Dininden olan tarikatçılar ise "ölmedi" diyor. 

Bir anlık şaşkınlıktan olsa gerek Hz. Ömer (ra) İhsan Şenocak ile Tasavvuf Dininden olanlar gibi Allah Resulü’nün ölmediğini söylemiş olsa da Hz. Ebu Bekir’in ikazı üzerine o da gerçeği kabul ediyor ve Hz. Peygamberin vefat ettiğini, öldüğünü kabul ediyor.

Sahabe bunu kabullenmekle de kalmıyor. Sonraki hayatlarında iyi yada kötü her tür hal ve şartta asla Peygamberi ve başka ölülere tevessül edip imdat dilenmezken İhsan Şenocak ayet ve sahabenin kavline rağmen Allah Resulü’nün imdat isteyenlere yardım edecek şekilde yaşadığını söyleyecek kadar dini saptırabiliyor.

Şu ayetler de Peygamberimizin öldüğüne diğer delillerdir:

“Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar?” (Enbiya, 34)

“Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut, 57)

Şu ayette PANTALON MÜCAHİDİ İhsan Şenocak ve Tasavvuf Dininden olan tarikatdaşlarına bir ikaz ve tehdit:

“Eğer onlara dua ederseniz sizi, dualarınızı işitmezler. Şâyet işitmiş olsalar (bile) size icabet edemezler. Kıyâmet günü sizin şirkinizi inkâr edecekler. Ve sana bunun (bu haberin) mislini (benzerini) verecek (kimse, şey) bulunmaz (Allah’tan başkası haber veremez).” (Fatır, 14)

İSLAM'DA MEDET ALLAH'TAN, TASAVVUF DİNİ'NDE YARATIKLARDAN DİLENİR

Fatır Suresi ve nice ayette Allah Tasavvuf Dininden olan sapıklara hitapla ölülerden veya kendisi dışında birilerinden yardım istememeleri gerektiğine dair uyarı yaparak bu tür davranış içinde olanları müşrik ilan etmektedir. 

Şu ayetler de İMDAT dileme konusunda tek merciin Allah olduğunu açıklıyor. Aşağıdaki ayetler göstermektedir ki Allah dışında kimse insanlara vekil değildir. Allah dışında başkalarından yardım dilenenler müşriktirler. Dönülecek yer Resulullah değil Allah’tır.

“Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların başına bir bekçi yapmadık. Sen onlara vekil (onlardan sorumlu) da değilsin.” (En’am, 107)

“'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.” (Rum, 31)

“Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez.” (Zümer, 54)

“Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.” (Yunus, 18)

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer, 3)

 “(Ateşe giren) inkârcılar şöyle derler: “Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar.” (Fussilet, 29)

(Yazı videodaki diğer örneklerle devam edecek...)

Kaynak: DiNiHABER.C0M / Özel İçerik

Son Güncelleme: 24.01.2018 18:16
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.