Lekesiz'den düşündüren bir yazı, "Tasavvufi mertebelerin dini değeri nedir?"

Ömer Lekesiz, "Tasavvufî intisap, mertebeler ve hâller nedir?" başlıklı yazısında "tasavvufa girip şeyhe bağlanan bir müslümanın amacının "İslam'ı yaşayıp Allah'ın salih bir kulu olma isteği" bulunuyorsa bunun yolunun her ne yaşar ve duyarsa bunun dini delillerini bulmaktan geçtiğini belirterek basit bir örnekle tasavvufun mertebelerinin İslam'da hiç birinin karşılığı olmadığını beyanla adeta hala ne diye orada oyalanırsınız, dedi

Lekesiz'den düşündüren bir yazı, "Tasavvufi mertebelerin dini değeri nedir?"

Ömer Lekesiz, "Tasavvufî intisap, mertebeler ve hâller nedir?" başlıklı yazısında "tasavvufa girip şeyhe bağlanan bir müslümanın amacının "İslam'ı yaşayıp Allah'ın salih bir kulu olma isteği" bulunuyorsa bunun yolunun her ne yaşar ve duyarsa bunun dini delillerini bulmaktan geçtiğini belirterek basit bir örnekle tasavvufun mertebelerinin İslam'da hiç birinin karşılığı olmadığını beyanla adeta hala ne diye orada oyalanırsınız, dedi

19 Mart 2019 Salı 13:06
Lekesiz'den düşündüren bir yazı, "Tasavvufi mertebelerin dini değeri nedir?"
banner310

Adminin Notu: Ömer Lekesiz bir ilahiyatçı ve bir diyanet görevlisi değil. Ama bir müslüman olarak çevresinde yaşanılan dini hayatı sorgulayarak "Müslüman isek Allah'ın kitabı ve bizden beklentileri ortada... Siz ise kaynağının ne olduğunu dahi araştırmadan bazı ritüelleri İslam zannederek yapmaya devam ediyorsunuz. İçinde Allah'ın emir ve rızasının olmadığı her işi Allah'ın hoşuna gittiğini zannederek yaptığınız işlerin ardında oluşan İslam karşıtı ve müslümanları birbirine kırdıran bir kültürün oluştuğunun farkında mısınız?" dercesine Müslümanları sorgulamaya davet etti. Keşke İlahiyatçılarımız ve Diyanet o engin bilgisi ile Ömer Lekesiz kadar cesur olabilse ve konuşabilse...

İşte Ömer Lekesiz'in dini hayatı sorgulayan o güzel yazısı:

Metafizik tefekkürdeki üretkenliğimizi ne zaman kaybettik?

Bu soruyu şöyle de sorabiliriz: Tasavvufta (İslâm metafiziğinde) gelinen noktayı bir düşünmede nihai hat olarak benimseyip, ilgili ıstılahlara bir yenisini eklemeksizin sadece mevcudlarını benzer ifadelerle çoğaltarak, işin salt telkin / taklit ve ezber yönünü güçlendirmeye ne zaman başladık?

Fazla geriye gitmeden, aynı soruyu bu kez yakın zamana göre soralım: Brentano (v. 1917), Husserl (v. 1938), Heidegger (v. 1976) fenomenoloji ve analitik felsefede yeni bir tefekkür tutumunu geliştirirlerken, intisap başta gelmek üzere, onu oluşturan mertebelerin ve hallerin neredeyse tamamını fenomenler olarak “da” niteleyebileceğimiz tasavvufî tefekkürde, biz şerhle ve Osmanlı Türkçesiyle yazılmış metinleri Latinize etmekle kendimizi neden sınırlandırdık?

Hem hak yememek hem mezkur sorudaki sertliği gidermek üzere şimdi şöyle soralım: İsmail Fennî Ertuğrul (v. 1946) ve İsmail Hakkı İzmirli’nin (v. 1946) Panthéisme ile Panenthéisme farkından; tabiatın Tanrıda oluşu ile Tanrının tabiatta oluşundaki farklılıktan hareketle, en azından Vahdet-i vücûdçuluğu modern Batı felsefesinin tasallutundan kurtararak işlevsel kılma gayretleri neden kendi ömürleriyle sınırlı kaldı?

Bunları derken, Merhum Selçuk Eraydın’ın Tasavvuf ve Tarikatlar’ında (ilk basımı: 1964), Mustafa Tahralı’nın Eraydın’la birlikte Latinize ettikleri Ahmed Avni Konuk’un Füsûsu’l-Hikem Tercüme ve Şerhi’inin birinci cildinde yer alan (ilk basımı 1987) makalesinde, daha yakın zamandaki iki örnekle Abdürrezzak Tek’in Tasavvufî Mertebeler’inde (2008) ve Abdullah Kartal’ın İlahi İsimler Teorisi’nde (2009) açığa çıkan yoğun tefekkür gayretlerini inkar etmemekle birlikte, nispetler ve izafetler konusunda, tasavvufî pratiklere esas teşkil eden mertebeleri ve hâlleri daha müstakil (fenomenolojiden edinilebilecek yeni imkanlara da mahsus) olarak ele almayışlarından üzüntü duyma hakkımızı kullanmamızın mazur görüleceğini umuyoruz.

Buraya kadar, yazımıza da başlık olan tasavvufî intisap, mertebeler ve hâller nedir, sorusuna verilebilecek ilk cevabın nispetler ve izafetler olabileceğini düşündüğümüz halde, bu düşüncemizi yaslayacağımız yeni kaynaklardan yoksun oluşumuzun doğurduğu sıkıntıyı da bu vesileyle ifade etmiş olduk.

Söz konusu sorunun ne önemi var, diye sorulduğunda ise şunu söyleyebiliriz: Bir mümin, bir şeyhe neden intisap eder? Bu intisap, fertlerde hâsıl olan (tasavvuf müessesinin oluşturduğu kültürel etkileşimleri şimdilik bir parantez içinde tutalım) hangi ihtiyaca göre gerçekleşir? İntisap olunanla, intisap eden arasındaki ilişkinin hükmü ve boyutu nedir? İntisabın asıl nedeni tasavvufi mertebeler ve hâller cümlesinden terbiye edilmeyi talep etmek olacağına göre, bunların terbiye değerleri nedir? Bu manada intisap olunanın önceliği nedir, neye göre seçilir ve intisab edenin intisabıyla elde edebileceği kazanımların yönü nedir? Daha açık bir soruşla, intisap edenin kazanımı uhrevi midir, dünyevi midir ya da her ikisini de kapsamakta mıdır?

Daha da çoğaltılabilecek olan bu soruların sonuncusu şu olabilir: İntisap ilişkisinin günümüzdeki işleyişi nasıl ve neye binaendir: Dinî bir ihtiyaca mı, ruhsal bir terapiye ya da bir rehabilitasyona mı, ancak cemaatleşmenin sağlayacağı güvenlik kaygısına mı, yoksa ekonomik rahatlık arayışına mı?

Bu sorularda tasavvufu muhtemel tartışmaların dışına taşımaya çalıştığımız ve asıl tasavvuf sayesinde mümkün olabilen ilişkilerin (ruhsal terbiyenin) işleyişini merak ettiğimiz açıktır.

Şundan ki, şeyhleriyle ve müridleriyle yaşanan tasavvufun İslâm ahlâkının toplumsal planda pekiştirilerek yaygınlaştırılması konusunda olumlu bir etkisinin olmadığı, bilakis yaşanan tasavvuf ile dinî hükümler arasında kimi çelişkilerin ortaya çıktığı yönünde, hem birçok örnek bulunmakta hem de yoğun bir eleştiri giderek hakimiyet kurmaktadır.

Bu olumsuzlukta tasavvufun müesses kılınan (ve binlerce yıldır deneyimlenen) şekliyle bir payı bulunamayacağına göre, mezkur sorunları tasavvuf / tarikat tanımlı ilişkilerde aramak gerekir. Diğer bir söyleyişle, intisap nispeti (ki, iki kelime de nsb kökündendir) başta gelmek üzere mertebeler ve haller sistemiyle olan bağda meydana gelen değişmelerin nedenleriyle birlikte sonuçlarını zamanımızın insanına (onun algısına) ve yaşadığımız dünyanın gerçeklerine göre değerlendirmek artık bir zaruret olsa gerektir.

Bu bağlamda, Sadreddin Konevî’nin, temel konusunu Hakk’ın varlığı(vücûd-ı hak) olarak belirlediği tasavvufun / ilm-i ilâhînin / metafiziğin (Miftâhu’l-Gayb, haz.: Ekrem Demirli, TÜYEK Yayınları, İstanbul 2014) o hakikatinde sabit kalmak üzere, insana ve onun yaşadığı dünyaya (gündelik gerçekliklere) göre pratiğe aktarılması (dünyasallaştırılması) talep edilemez mi?

Zira tasavvufun “ilâhî ahlâk ile ahlâklanma” şeklindeki tanımında tüm sufîler müttefik olduklarına göre bunun ilk tahakkuk edeceği yer de kaçınılmaz olarak insanlık / yeryüzü değil midir?

O halde, yazımıza başlık olan soru ilkin bu yönden doğru cevabı bulma gayretini hak ediyor olmalıdır.

Son Güncelleme: 19.03.2019 13:44
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pirifani 2019-03-19 16:17:55

tasavvuftaki intisab ve mertebeleri anlamak icin daha dogrusu bunlarin islama nereden sizdigini anlamak ve ogrenmek icin hint dinleriyle ilgili bir arastirma yapmak yeterlidir.tasavvufcularin kitablarinda yazan bircok menkibenin de hint kaynakli kutsal kitablarda ve hint dinleri buyuklerinin menkibevi biyografilerinde rahatca ve bolca gorulur.korler ve fil meseli.peygamberin ebu talibin butun vucudunu meshetmesi ancak ayak tabanlarini mesh etmeyi unutmasi.gozkapaklarindan cay bitkisinin cikmasi hemencecik hatirlayabildigim birkacidir.tasavvufcularin bunlari kitlelere islam diye kakalamak icin en cok ihtiyac duyduklari da kendi kontrollerinde sahte bir ehli sunnet anlayisidir.donuk pihtilasmis taklitci eskiyi yuceltici ve daha ilgili ilgisiz pekcok sablonla sisirilmis mekemmel eski imajiyla milleti aslinda hic de oyle olmayan eskiye ozendirip kitleleri uyutarak hedeflerine ulasma pesindeler.

Avatar
pirifani 2019-03-20 12:49:49 @pirifani

biraz netlestireyim.hint kutsal kitaplarindan turkceye de cevrilmis olan bhagavat gita ve upanisadlari okuyan herkes bildik tasavvuf literaturiyle karsilastigini zanneder.sadece isimler ve terimler arabca degildir.tasavvuf erbabinin cesitli bahanelerle milleti kuranin manasindan mealinden tefsirinden sogutmalari ve kuran ayetlerine batini yorumlar getirmelerinin sebebsiz olmadigi daha iyi anlasiliyor.sadece hindu degil budist literaturde de benzerlikler bolca vardir.

Beğenmedim! (0)
Avatar
mert 2019-03-19 17:01:20

tasavvufun a.na koyayım

Avatar
ŞEYHİM VAR ELHAMDÜLİLLAH 2019-03-19 15:17:23

ALLAH CC RAZI OLSUN ŞEYH EfENDİLERDEN
SAPIK SİTE KUDURSUN
DURSUN
KERVAN YÜRÜR

Misafir Avatar
şeytanın veliler ordusu 2019-03-19 17:29:50 @ŞEYHİM VAR ELHAMDÜLİLLAH

kimsenin kudurduğu yok evladım. boşuna çıldırma. dinihaber hakkı söyler geçer. gördüğümüz kadarıyla şeytanı şeyh edinen siz tarikatçılar kuduruyorsunuz. keyfiniz yerindeydi tabi. dinihaber uykunuzu kaçırdı

Beğenmedim! (0)