Nevzat Çiçek'in konuğu İhsan Şenocak Kur'an anlaşılmasın diye gerçekleri çarpıttı

Nevzat Çiçek'in konuğu olarak Ülke Tv'de konuşan İhsan Şenocak İslam konusunda olduğu kadar tarihi konularda da bilgili olmadığını gösterdi. Müslüman halkın Kur'an'ı anlamasının önüne geçme adına gerçekleri ters yüz eden Şenocak'ın verdiği örnekler seyredenleri güldürdü.

Nevzat Çiçek'in konuğu İhsan Şenocak Kur'an anlaşılmasın diye gerçekleri çarpıttı

Nevzat Çiçek'in konuğu olarak Ülke Tv'de konuşan İhsan Şenocak İslam konusunda olduğu kadar tarihi konularda da bilgili olmadığını gösterdi. Müslüman halkın Kur'an'ı anlamasının önüne geçme adına gerçekleri ters yüz eden Şenocak'ın verdiği örnekler seyredenleri güldürdü.

14 Nisan 2019 Pazar 01:10
Nevzat Çiçek'in konuğu İhsan Şenocak Kur'an anlaşılmasın diye gerçekleri çarpıttı
banner310

Tasavvuf/tarikat ehlinin müslüman halkı Kur\'an'dan koparma adına kurgulanmış bir haçlı projesi olduğunu daha önce defalarca vurgulamıştık.

Sözde hadis savunuculuğu altında bu hareketin Allah Resulüne'de gösterildiği saygısının olmadığını Kutlu Doğum Haftası'nın Mevlid Kandili'ne alınması sonrasında görmüştük. Mevlid Kandili'ne aldırtılan haftada ne İsmailağa'nın ne de İflas Medya'nın peygamberimizi anlatma ve topluma tanıtma adına hiçbir etkinlik yapmaması dikkat çekiciydi. İşte aynı bağlamda bu analiz haberimizde; İhsan Şenocak'ın halkın Kur\'an okumasının önüne geçme adına çarpıttığı tarihten çocukça delillerle milleti nasıl gerçeklerden koparmak istediğine şahit olacaksınız. 

İhsan Şenocak'a göre milletin Kur\'an okumasına gerek yok. Dinleyecekseniz, ağzını açtığında uydurma hadislerle millete çarpık Tasavvuf Batıl Dini'ni anlatan  Tasavvuf Dini alimlerini dinleyecek; okuyacaksınız Mevlid okuyacak ve keyfinize bakacaksınız. 

İslam mı?

Zaten İhsan Şenocak ve tarikat erbabının anlattıkları neyinize yetmiyor ki...

Peki, İhsan Şeneocak ile tarikat erbabının doğru söyleyip söylemediğini millet nereden bilecek?

Ya da haftada bir saat dinlenilen sohbetle -ki o sohbette de ara ki bir ayet bulasın- bir ömür boyunca hayat nasıl İslam'a göre tanzim edilecek?

Allah ahirette Kur\'an'dan hesap soracakken İhsan Şenocak'ın milleti Kur\'an'dan uzak tutma çabası neden?

Dünya gerçeğine bakıldığında tüm imkanları yerinde olan hatta kendini ilme adayan kimseler dahi başka bir dili öğrenmede zorluk çekerken tüm insanlığı Kur\'an'ın belağıtını, fesahatını bozmama adına Arapça dili öğrenmesini istemek art niyetten başka ne olabilir? 

Anlaşılsın ve tercüme edilebilir apaçık bir Arapça ile gönderilen bir kitabı iki kapağının arasına hapsedip Arapça dayatması yapmak ilahi hikmetle de bağdaşmamaktadır. Çünkü Allah Resulü, İslam'ı kabul etmiş Arap olmayan hiçbir beldede bu günkü haçlı batının ve İhsan Şenocak'ın yaptığı gibi dil dayatması yapmamış, herkesi kendi dili ve kültürü içinde Kur\'an'ı anlaması ve İslamlaşmasını sağlamıştır. 

Bu nedenledir ki diğer dinler ve ideolojiler girdiği beldede dili bozmak ve değiştirmekle işe başlarken İslam'ın yaşandığı beldelerde diller ve kültürler aynen varlıklarını korumuşlardır.

***

İhsan Şenocak, diyor ki, “..Çok ilginçtir Osmanlı da meal yok. Selçuklu’da yok. Müslüman Kürtlerin mealleri yoktu. Neden yoktu… Kendilerince yazdıkları mevlitleri vardı. Ama mealleri yoktu. İlk meali Suriyeli Zeki Megamiz adında bir Hristiyan yazıyor. Neden? Kur’an’ın bir icazı var. Alıyorsunuz şimdi. Onun dünyasına giriyorsunuz. Osmanlı döneminin son yıllarında yazıyor bu tercümeyi. Siz şimdi dünya çapında bir mimar düşünün. O mimarın projesini alıyor. Bir acemi taşerona veriyorlar. Gecekondu çıkarıyor projeden. Ve o binanın önünde de o proje resmi varsa mühendis mimarı onu dava eder. Hayır der. Siz benim kariyerimle oynuyorsunuz, der. Dantenin ilahi komedyasını Türkçeye çeviriyorsunuz. Neden burada İtalya’daki kadar okunmuyor. Neden Goethe Almanya’daki kadar Türkiye’de okunmuyor… Siz Kur’an’ı başka dile aktardığınız zaman siz o Kur’an’ın belagatını fesahatını yok ediyorsunuz… Hacda bir doktor yanıma geldi. Ben hacca gelirken bir meal okumuştum. Hem de o meal hem de en etkili meal yani… dedi ki imanım sarsıldı. Kur’an bu muydu dedi? Neden imanı sarsılıyor. “Vedduha, velleyli iza seca ma veddeake rabbuke ve ma kala…” kuşluk vaktine yemin olsun karanlık yorgan gibi o geceye yemin olsun. Rabbin seni terk etmedi sana buğzetmedi. Peki ne alaka var. Bir metin içinde önce ve sonrası ile alaka kuracaksınız. Okuyor o kardeşimiz. Bir ayetle sonraki arasındaki irtibatı kuramıyorum. Bunu hiçbir mealde bulamazsınız. Yokk.. Tefsirden çektiler. Kur’an’ın derinliğinden çektiler. Şimdi 20 yıl önceden daha çok meal okunuyor. 20 yıl önce İslam’ın kızları sokağa çıkınca dibe kadar giyiniyorlardı. Tek parça elbiseleri vardı. Şimdi ellerinde meal okuyanlar onlar Kur’an okuyorlar. Cilbab kelimesi onlara diyor ki sizin kıyafetiniz tek parça olacak. Ama öyle giyinmiyorlar. Peki ne diyor bu ayet… bu ayette neyi söylüyor aslında.. Tefsire bakmış olsalardı şunu göreceklerdi. Efendimiz…”

İHSAN ŞENOCAK KONUYU ÇARPITMAKTADIR

Selçuklularda ilim dili Arapça olduğu için tercüme faaliyetlerine girişilmedi. Buna rağmen Oğuzca, Kırgızca ve Türkçe kırık anlam verilen pek çok çalışmanın varlığı kayıtlarla ortaya çıkmıştır.

Selçuklu ve Osmanlı’da tercüme faaliyetinin bugünkü kadar gelişmemiş olması İhsan Şenocak’ın kastettiği anlamda Kur’an’ın büyüsünün bozulmasını engellemekten ziyade o günkü devlet anlayışının ilim dili olarak Arapça’yı seçmesi, ilmin saray ve çevresiyle sınırlı kalması, tebliğ faaliyetinin devlet ve görevli gönüllü kuruluşlarca yürütülüyor olmasındandır.

Tanzimat sonrası başlayan milliyetçilik akımlarının etkisi ile tercüme faaliyetleri hız kazanırken latin alfabesine geçiş çalışmaları ile birlikte latince baskılı Kur’an ve tercüme ile meal çalışmaları hız kazandı.

Osmanlı’nın çöküşü ile birlikte başlayan sorgulama farklı görüşleri ortaya çıkarırken, “Kur’an’dan uzaklaşmanın çöküşte etkili olduğu ve bir an önce Kur’an’a/İslam’a dönüş yapılmasını gerekli gören İslamcı akımların varlığı” haklı olarak Kur’an ve sünnete dönüşü hızlandırmış bu da Kur’an’ı anlamaya olan talebi arttırmıştır. Oluşan pazarı fırsat bilen kimi yayınevleri Kur’an tercüme ve meal çalışmalarına ağırlık vermiş. Oluşan bu pazarda talebe cevap verme adına kimi Hristiyan ve Yahudi tercümanlar da bu ortamdan faydalanmak istemişlerdir.

Kimi gayri müslim kimi eksik bilgisi ile yapılan bu çevirilerin piyasada artması üzerine gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet döneminde etkin mücadele edilmiş, hatalı olan mealler devlet eliyle ifşa edilirken, ifşa ile de yetinilmeyerek hatalı mealler toplatılmış ve imha edilmiştir.

İhsan Şenocak’ın kendine pay çıkartırcasına ilk tercüme/meal çalışmasını Suriyeli bir Hristiyan Zeki Megamiz’in yaptığı iddiası boş ve art niyetli bir aktarımdır. O dönemde yapılan meal çalışmaları İhsan Şenocak’ın çarpıttığı anlamda dinin ve doğal olarak Kur’an’ın dejenere edilmesi amacıyla değil ticari endişeden kaynaklanmaktadır.  

Hem Cumhuriyet döneminde ilan edilen Harf inkılabı ile sadece Kur’an konusunda değil tüm ilim kitaplarında boşluk oluşmuş ve hızla tercüme faaliyetleri peşi sıra gelmiştir.

İHSAN ŞENOCAK'IN TEZİNE GETİRDİĞİ ÇOCUKÇA DELİLLER

1. Şenocak'ın meal çalışmasının tehlikesine dair getirdiği örneklerden biri, bir mimarın çizdiği projeyi bir taşeronun kötü bir temsil ile bina etmesi ve mimarın itibarını sarsmasıdır. En cahil adam bile bilir ki hiçbir tercüme/meal Kur\'an'ın kendisi değildir. Kur\'an'ın kendi anlayışına indirgemek adına ilgili çeviriyi yapanın bilgisi dahilinde yapılan bir tercümedir. Tercüme edilmiş Kur\'an'a bakıp kimse Allah'ın varlığından en ufak bir kuşku duymaz. Dilleri bir ayet olarak yarattığı söyleyen Allah da kendi kitabını anlama adına Arapça'dan kendi diline çevrilmiş Kur\'an'ın anlamını okuyan birine sitem edeceğine dair tek bir ayet ve hadiste bulunmamaktadır.

2. Bir doktor gelmiş Duha suresinin birbiriyle alakasız anlamına bakmış ve imanının sarsıldığını söylemiş. Hangi aklını kullanamayan doktorsa bu şahıs, nasıl oldu ise Hacca kadar gidiyor ama elinin altındaki internetten Duha suresinin tefsirine bakmak hatırına gelmiyor. Çevresinde eskiden olduğu gibi az da değil her camide her okulda görevli yüzlerce İmam Hatip ve İlahiyat mezunu hocaya sormayı akledemiyor. İşin tuhafı Duha Suresi tercüme edildiğinde o akılsız doktorun imanı sarsılıyor da Arapça haliyle kaldığında imanı yerinde duruyor. Arapça kaldığında da tercüme edildiğinde de nihayetinde kelimenin neyi kastettiği ortada iken akılsız doktorun bu halini tercümeye indirgemek tam bir art niyettir. Anlamazsan sorun yok, imanlısın, anlarsan aman haa imanın yandı gitti. Tam bir tasavvuf rezilliği...

3. 20 yıl önce daha az meal okunuyormuş da millet cilbap giyormuş da 20 yıl sonra meal okunmuş da millet tek parça giymiyormuş. Vatandaşın giyim değişikliği, İbni Haldun'un ifade ettiği, "Geri milletler, ileri milletleri zorunlu olarak taklid eder" tezinden başka bir şey değildir. İhsan Şenocak'ın bu tezinin doğruluğunu ispat etme adına elinde bir araştırma sonucu da yokken böyle bir yargıya varması kendisinin cehaleti ve İsmailağa fıkhının tesirinde kalmaktan başka bir şeyle açıklanamaz. 

Kur\'an meali okumayan İsmailağa cemaatinin kızları ve gelinlerinin de artık cilbap giymemesini Şenocak nasıl yorumlayacaktır gerçekten merak ediyoruz. İnsan globalleşen dünyada, her cebe giren internet ortamında, sosyal medyanın dibine kadar kullanılıp iletişimin geliştiği, pembe dizilerle toplumların narkoz edilmesinin sonucunda değişen kıyafet şekli ve giyim tarzını İhsan Şenocak'ın  inatla  hiç alakası olmayan Kur\'an mealine yorumlanması hangi ilim ahlakı ile bağdaşabilir. 

4. Almanya'da Gothe, İtalya'da Dante çok okunuyormuş da tercüme edildiğinde neden okunmuyormuş. İhsan Şenocak, her milletin kendi şarkıcısı, sanatçısı, siyasetçisi ve bilim adamının kendine güzel görünüp dinlendiğini düşünemeyecek kadar akıl tutulması yaşadığını elbette düşünmüyoruz. Ama milletin Kur\'an'a gitmesini engelleme adına getirdiği bu komik örnekler niyetini ortaya koyması bakımından gerçekten önemli. 

Diyanet İslam Ansiklopedisi’nden "İslam değil tasavvuf/tarikat alimi" İhsan Şenocak’a delilleriyle cevap verelim:

İLAHİ HİKMET TERCÜMEYİ ZORUNLU KILAR

Kur’ân-ı Kerîm, Araplar arasından seçilmiş bir peygambere nâzil olduğuna ve öncelikle onlara hitap ettiğine göre dilinin Arapça olması tabiidir. Ancak onun muhatapları yalnız Araplar değil bütün insanlardır. Zira Kur’an kendisini insanlar için hidayet kaynağı, şifa ve rahmet, öğüt, uyarıcı ve müjdeleyici olarak tanıtır (meselâ bk. Yûnus 10/57; el-İsrâ 17/82). Şu halde Kur’an’ı sadece Araplar’a hasretmek diğer insanların onun şifa, rahmet ve hidayetinden faydalanmasına engel olmak Allah’ın her şeyi kuşatan rahmetini (el-A‘râf 7/156) daraltmak demektir. Bütün bunlar Kur’an’ın diğer dillere çevrilmesini gerektirir.

Kur’an’ın evvelkilerin kitabında geçtiğini (eş-Şuarâ 26/196; el-A‘lâ 87/18-19), her millete mutlaka kendi dillerini bilen bir elçinin gönderildiğini (İbrâhîm 14/4; el-İsrâ 17/15; eş-Şuarâ 26/208; el-Kasas 28/59) belirten âyetler de onun tercüme edilmesinin lüzumunu ifade etmektedir.

Evrensel bir özellik taşıyan her mesajın yaygınlaşmasının tek yolu budur. Dolayısıyla Kur’ân-ı Kerîm’in tebliği vâcip hükmünde olup onu Araplar’ın dışındaki insanlara ulaştırmanın en pratik yolu tercüme olduğundan çeşitli dillere çevrilmesi gereklidir. (Reşîd Rızâ, IX, 322).

SELMANI FARİSİ'NİN FATİHA'YI FARSÇA'YA ÇEVİRMESİNİ PEYGAMBERİMİZ ENGELLEMEDİ

Hz. Peygamber pek çok hadisinde kendisinden öğrenilenlerin başkalarına ulaştırılmasını istemiştir (Müsned, II, 159, 214, 606; Buhârî, “Enbiyâʾ”, 50); ayrıca bazı davranış ve uygulamalarıyla Kur’an’ı tercüme etmenin gerekli olduğunu göstermiştir. Nitekim Bizans, İran, Habeşistan gibi ülkelerin hükümdarlarına tercüme edileceğini bilerek içinde âyetler bulunan mektuplar göndermiştir. (Buhârî, “Aḫbâr”, 4; İbn Sa‘d, I, 258-291) Onun hayatından da ilâhî emirleri bütün insanlara bildirmenin gereğine işaret eden hususlar tesbit etmek mümkündür. Zeyd b. Sâbit’e yabancı dil öğrenmesini emretmesi (İbn Sa‘d, II, 358-359), Kur’an’ın yedi harf üzerine indiğini belirterek onu öğrenip okumayı ümmeti için kolaylaştırması, Selmân-ı Fârisî’nin Fâtiha sûresini Farsça’ya çevirmesi ve bu çeviriyi Hz. Peygamber’in menetmemiş olması yönündeki haberler (Serahsî, I, 37) bunlardan bazılarıdır.

KUR\'AN'IN TÜRKÇE, FARSÇA TERCÜME TARİHİ

1. Sâmânî Hükümdarı Mansûr b. Nûh’un emriyle, içinde Türk asıllı olanların da bulunduğu Horasan ve Mâverâünnehirli âlimlerden meydana gelen bir heyet, Kur’an’ın tamamını Muhammed b. Cerîr et-Taberî’nin Câmiʿu’l-beyân adlı tefsirinin özetiyle birlikte Farsça’ya çevirmiştir. (İnan, Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Tercemeleri, s. 7-8) 

2. Kaynaklarda belirtildiğine göre aslında ilk tercüme Farsça’ya çok yakın olan Hûzistan diliyle yapılan, Mu‘tezile âlimi Ebû Ali el-Cübbâî’ye (ö. 303/916) ait çeviridir. 

3. Kur’ân-ı Kerîm’in tercüme edildiği en eski dillerden biri de Türkçe’dir. Eski Türkçe Kur’an tercümeleri satır arası ve tefsirî olmak üzere ikiye ayrılır. Satır arası kelime kelime Kur’an tercümesi geleneği Orta Asya’dan gelmiş, Horasanlı ve Hârizmli âlimler İranlılar’dan öğrendikleri bu metodu Anadolu’ya nakletmişlerdir. Satır arası Kur’an tercümelerinde her kelimenin altına o kelimenin tercüme edilen dildeki karşılığı yazılır. Türkler tarih boyunca Uygur ve Arap alfabeleriyle bu iki tarzda Kur’an’ı tercüme etmişler (Aydar, s. 71-73), 1928 yılında kabul edilen Latin alfabesiyle daha çok meâlen tercüme örnekleri ortaya koymuşlardır.

4. Edib Ahmed Yüknekî’nin Atebetü’l-hakāyık adlı eserinde aşağıdaki âyetlerin tercümesi bu alfabeyle yer almıştır: Âl-i İmrân 3/134, 146, 185; en-Nahl 16/96; el-Hac 22/61; ez-Zuhruf 43/32; el-İnşirâh 94/5-6 (İnan, TDAY Belleten, sy. 183 [1960], s. 79).

5. Türkler, İslâmiyet’e girdikten kısa bir süre sonra Uygur alfabesini terkederek Arap harflerini kullanmaya başlamışlar, Kur’ân-ı Kerîm tercümelerini son dönemlere kadar bu alfabeyle kaleme almışlardır. İlk Türkçe Kur’an tercümesi V. (XI.) yüzyılın başlarında, daha önce yapılmış olan Farsça çeviri esas alınarak satır arası tercüme metoduyla hazırlanmıştır (Togan, s. 19). Tercümenin dili Oğuz (Doğu) Türkçesi’dir ve ilk Farsça tercüme tarzındadır (Erdoğan, sy. 1 [1938], s. 47-48).

6. Selçuklular devrinde ilim dili olarak Arapça’nın kullanılması sebebiyle dinî eserlerin Türkçe’ye çevrilmesi konusunda kayda değer bir gelişme olmamışsa da Osmanlılar’ın ilk dönemlerinde bazı dinî eserler, bu arada Kur’ân-ı Kerîm’in Yâsîn, Mülk, Fâtiha ve İhlâs gibi daha çok kısa sûreleri Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Türkiye kütüphanelerinde bu devreye ait çeşitli tercüme ve tefsir nüshaları mevcuttur.  (bk. Süleymaniye Ktp., Türkçe Tefsirler Bölümü).

7. Anadolu’da tam Kur’an tercüme ve tefsir faaliyetlerinin XIV. yüzyılın sonlarında başladığı anlaşılmakta, gerek İstanbul gerekse Anadolu’daki kütüphanelerde bunların çeşitli nüshaları bulunmaktadır. Abdülkadir İnan, Alman şarkiyatçısı Joseph Schacht’ın yalnız İstanbul ve Bursa kütüphanelerinde yirmiden fazla nüshayı gözden geçirdiğini, kendisinin de Schacht’ın listesinde bulunmayan nüshaları gördüğünü söylemekte, bunlardan bazılarının Hamburg, Breslau ve British Museum’da mevcut olduğunu belirtmektedir (Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Tercemeleri, s. 15).

8. Arapça tefsirlerden Ebü’l-Leys es-Semerkandî’nin tefsiri tercih edilmiştir. Bu eser Ahmed-i Dâî, İbn Arabşah ve Mûsâ İznikî tarafından ayrı ayrı Türkçe’ye çevrilmiştir. Muhtemelen bunlardan kısa bir süre önce tercüme edilen ve mütercimi belli olmayan Cevâhirü’l-esdâf ise daha muhtasar bir tercüme-tefsirdir.

9. Türkiye’de resmî ve özel kitaplıklarda yüzlerle ifade edilecek kadar Türkçe Kur’an tercümesi mevcut olduğu gibi Cezayir, Dresden, Leiden, Münih, Berlin, Vatikan, Viyana, Londra gibi şehirlerdeki kütüphanelerde de yazma nüshalar halinde Türkçe tercüme ve tefsirler yer almaktadır (Hamîdullah, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi, s. 109-119).

10. Osmanlı medreselerinde öğretim dili olarak Arapça’nın kullanılması Kur’an’ın tercümesi faaliyetlerini oldukça yavaşlatmışsa da Tanzimat’la birlikte ortaya çıkan milliyetçilik cereyanının sonucu olarak Kur’an’ın Türkçe’ye tercümesi çalışmaları ilgi görmeye başlamıştır. Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi, Ahmed Cevdet Paşa, Bereketzâde İsmâil Hakkı gibi birçok âlim Kur’an’ın Türkçe’ye çevrilmesinin zaruri olduğunu belirtmiş, bazıları da bizzat bu işe teşebbüs etmiştir.

11. Sırrı Paşa’nın Sırr-ı Furkān adlı iki ciltlik bir tercüme ve tefsiri, Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi’nin küçük bir ciltten ibaret Safvetü’l-beyân adında tamamlanmamış bir tercüme ve tefsiri vardır (diğerleri için bk. Hamîdullah, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi, s. 195-200). 

12. Türkiye’de Cumhuriyet’in ilânından sonra kısa bir süre içinde birkaç tercüme neşredildi. Bunların çoğu Arapça’ya vâkıf olmayan ve yeterli derecede dinî bilgisi bulunmayan kişilerce yapılmıştı (Elmalılı, I, 8); mütercimler arasında hıristiyan olanlar da vardı. Bu durumdan rahatsızlık duyulması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin isteğiyle Diyanet İşleri Reisliği, ulemâ nezdinde tasvip görecek ve halk arasında itibar kazanacak bir tercümenin hazırlanmasını kararlaştırdı (Türkiye Maarif Tarihi, V, 1927-1931). Bunun üzerine tercüme işi, daha önce Kur’an tefsiri yazmakla görevlendirilen Elmalılı Muhammed Hamdi’ye verildi (a.g.e., II/38 [1949], s. 195). Onun tamamladığı çalışma Hak Dini Kur’an Dili adıyla bastırıldı.

13. Elmalılı'nın yaptığı tercümenin yanısıra bu dönemde İzmirli İsmail Hakkı, Meânî-yi Kur’ân; Ömer Rıza Doğrul, Tanrı Buyruğu: Kur’ân-ı Kerîm Tercüme ve Tefsiri; Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hakîm ve Meâl-i Kerîm; Ömer Nasuhi Bilmen, Kur’ân-ı Kerîm’in Türkçe Meâl-i Âlîsi ve Tefsiri. Ayrıca Hüseyin Kâzım Kadri, Zekî Mugāmiz, Süleyman Tevfik, Cemil Said, Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Osman Nebioğlu, Murat Sertoğlu, Besim Atalay, Sadi Irmak ve Abdülbaki Gölpınarlı’ya ait tercümelerle bazı gazetelerin okuyucularına verdiği çevirileri de zikretmek mümkündür. 

Kaynak: DiNiHABER.C0M / Özel İçerik

Son Güncelleme: 15.04.2019 15:40
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet hoca 2019-04-14 12:24:24

dinihaber de olmasa bunlara haddini bildirecek kimse yok. ali erbaş dinler tarihi hocası değil miydi. hani fetö ve dini çarpıtan cemaatlerle mücadele edecekti. buyursun mücadele etsin. ama etmez onun gücü dinihaberlere yeter

Avatar
pirifani 2019-04-14 15:55:03 @Ahmet hoca

erbushin islam anlayisi gelenegi taklid uzerine oturan bir anlayistir.tarikatlardan da fetodan da rahatsizlik duymasini beklemek gercekleri gorememek olur.bagli bulundugu bir yer var mi bilmiyorum ama mesela melekler alemi kitabi bir ilahiyatcida olmasi gerekeken hassasiyetlerin kendisinde olmadigini gosteriyor.hristiyanlikla ilgili kitablari ise musluamn bir ilahiyatcidan ziyade ruhsuz bir ansiklopedi yazarinin makalalerini andiriyor.cebraile oy vermem diyenlere muhammed esittir Allah diyenlere tasarruf bana verildi diyenlere acik cephe almayan ilahiyatcilar da onlardandir.

Beğenmedim! (1)
Avatar
murat koçak 2019-04-14 13:41:14

Allah razı olsun şu adamı ifşa ettiniz. mahmut ustaosmanoğlunun yerine ihsan şenocakı ayarlıyorlar. kendini islam alimi diye yutturan tasavvuf aliminin halini millet görsün

Avatar
sukru 2019-04-14 20:17:03

adam din adina konustugunu saniyor cahilligini ortaya seriyor... ayetleri turkce anlatmaya calismak tercume etmek meallendirmek degilmi tefsir etmek ayetleri tercum etmek meallendirmek degilmidir... insanlara din anlatirken turkce neden anlatmaya calisiyorki. yada hadis okurken neden turkcesini soyluyorki arapcasini soylesin sadece... bunun gibi cahiller insanlara din anlatlaya onderlik etmeye calisiyor...

Avatar
Türkoğlu 2019-04-14 16:27:05

bu ihsan yemin ederim şeytan gibi adam. Allah türkleri bunlardan, tarikatlardan, cemaatlardan, sifillerden, cübbelilerden, zübbelilerden, mahmutclardan ve en çok da araplaşmaktan korusun (amin)

Avatar
Esma gül 2019-04-14 18:05:08

Kur'an düşmanı bunlar. ERdoğan bunun hesabını nasıl verir bilemem. gerçi istanbul ile ankarayı kaybetti. ali erbaşı diyanete atamakla bu tarikatçılara alan açan erdoğan bunun vebalini ödeyemez

Avatar
müftüler platformu 2019-04-14 11:55:29

ali erbaş bunlara laf etmez, görmez, cevap vermez ama bizim yüzakımız olan dinihaberleri susturur.

Misafir Avatar
yeşim çiçek 2019-04-14 16:44:05

süper bir analiz. teşekkürler dinihaber. sizi kapatanların yeri dünya ve ahirette cehennem olsun. cübbeli ahmet ve ihsan şenocakla ahirette haşrolsunlar

Beğenmedim! (2)
Misafir Avatar
kkö sema 2019-04-14 12:03:28 @müftüler platformu

ak parti tarikatlarla içli dışlı, tarikatların gönlünü görme adına diyanetin genleriyle oynadı. erbakanı tarikatlar götürdü, ak partiyi de tarikatlar bitirecek

Beğenmedim! (4)
Avatar
pirifani 2019-04-14 15:46:04

deccali baska yerde aramaya gerek yok.verdigi orneklerin tamami demagoji iceriyor.imkanim oldu 700 civarinda meal dagittim okuyanlardan cok farkli tepkiler aldim.kimisi guzelmis bizim hocalarin anlattiklarina benzemiyor dedi.halkimiz kurandan o kadar uzakalstirilmis ki kuranda tarikatci hocalarin anlattiklarini bulmayinca dinden soguyor.kabahat kuranda degil am akabahat kurana ragmen islamiyet uydurup bunlar kurandandir diyerek milleti kandiranlarindir.kuran mealinden bu kadar nefret etmeleri foyalarinin ortaya dokuldugu icindir.meal okuyanin kafasi karisiyor da mufessirlerin kafasini karistiran yerler yok mi?turkler kurani arabcasindan okusun ki sapitmasinlar,peki anan dili arabca olanlar ne okusun?benim tavsiyem dipnotlu ve gerekceli denilen meaallerle baslamak. tefsirde de iki uc cilt olanlardan birkacini okumaktir.kuran ilimleri kuran tarihi kuranin anlasilmasi icin usul gibi konularda kitablar okumak meallerden en iyi sekilde faydalanmak ve yanlis anlamalari en aza indirmek icin i

Avatar
İmam 2019-04-14 15:29:10

Sayın admin sen kime hizmet ediyorsunuz BUNU açıklayın dinsizlere şirin gözükme derdindesiniz siz ihsan hocanın eline su bile dökemezsiniz