Prof. Dr. Hayrettin Karaman gavs ve kutup olmaya niyetlendi

Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ı son iki yazısını ibret ve esefle izliyoruz. Müslümanlara İslam Hukukçu kimliği ile delillerle konuşup örnek olması gereken Prof. Karaman, delilleri bir kenara atmış Cübbeli Ahmet gibi zann ve yorumlarla millete, “tevessül ile veli” kavramlarını açıklamaya kalkıştı.

Prof. Dr. Hayrettin Karaman gavs ve kutup olmaya niyetlendi

Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ı son iki yazısını ibret ve esefle izliyoruz. Müslümanlara İslam Hukukçu kimliği ile delillerle konuşup örnek olması gereken Prof. Karaman, delilleri bir kenara atmış Cübbeli Ahmet gibi zann ve yorumlarla millete, “tevessül ile veli” kavramlarını açıklamaya kalkıştı.

12 Ocak 2019 Cumartesi 16:14
Prof. Dr. Hayrettin Karaman gavs ve kutup olmaya niyetlendi
banner310

Taha Furkan / Analiz

Kendisini müçtehitlik makamında gördüğümüz, sevip saydığımız Prof. Karaman'ın son iki yazısını okuduğunuzda sanırsınız ki Prof. Karaman’ın içine Cübbeli Ahmet kaçmış. İktidardan ortalığı yumuşat talimatı mı aldı yoksa Cübbeli Ahmet'in saldırıları karşısında Nureddin Yıldız gibi pes etme gereği mi duydu bilemiyoruz. Ama bir alimin ne olursa olsun doğruları söylemek görevi olduğu ve hepsinden öte cesur ve kararlı olması gerektiğini biliyoruz.

Prof. Karaman’ın “Zannınca, kanaatince…” bu işler şöyle de olabilirmiş.

Mübarek olsun hocam!

Biz de “zann ve kanaatle” hareket edenler sadece tarikatçılar sanırdık. Herhalde ilerleyen yaşınızla birlikte anlaşılan sizin de kalp gözünüz açılmış(!) keşfe başlamışsınız.

Keşfetmekte sorun yok da merakımızı maruz görün: Biz bu dini “…olabilirler” üzerine mi yoksa “Allah’ın kitabı” üzere mi ikame edeceğiz?

Bir de sorun şu sayın Prof. Karaman: Bu dinde fitneye neden olanlar Allah’ın kitabına dönüp bakanlardan ziyade “…olabilirler” ile hareket edenler olduğunu nasıl olup da görmediğiniz hayrete mucip bir hal…

Prof. Karaman’ın “Kabir ziyareti, tevessül ve şefaat” başlıklı yazısındaki “zannınca olan işlerine” şöyle bir bakalım;

  1. Prof. Karaman; “Deliller bizi bu sonuca götürüyor, bize göre başka bir görüş ve yorum hatalıdır, ama madem ki tevil vardır, şu halde tekfir yoktur” diyor.

İyi de sayın Prof. Karaman, “tevil” anlayış gösterilmesi gereken bir yorum şekli ise Şeytan’ın yaptığı tevil neden cennetten kovulup ebedi cehennemlik olmasına yetti. Hz. Musa karşısında Firavun’un, Hz. Peygamber karşısında müşriklerin yaptığı da birer tevilden ibaretti.

Cübbeli Ahmet’in bol keseden bidat ve hurafe karışımı anlatımları ile siz ilahiyatçıları eleştirmesi, iftira atması da birer tevilden ibaretken sizin bu içtihadınıza göre artık kendisine anlayış gösterecek hatta destek vermemiz mi gerekecek?

  1. Prof. Karaman diyor ki; “Kendilerinin veli (evliyâ) olduğuna inanılan kimselere gelince, ilham, keşif ve bunlara dayalı haber sebebiyle bunlardan istiğâse ve tevessülün de şirk ile alakası olmadığına inanıyorum. Çünkü bunlara inanan ve uygulayanlar, “Allah Teâlâ bu sevdiği kullara izin verdiği için yaptıklarına” inanıyorlar, Allah’a rağmen veya O’nun yanında ikinci bir otorite olarak yaptıklarına inanmıyorlar. Sonuç olarak ibadet Allah’a, yardım dileme de Allah’tan oluyor; teşbihte hata olmazsa “Allah Teâlâ nasıl rızkımızı kulları vasıtasıyla veriyorsa, bazı yardım ve lütuflarına da bazı kullarını aracı kılıyor.”

Hayrettin Karaman'a göre birileri, birilerine “tevessül” ederken “Allah’ın sevdiği kullar olup bunlara aracılık yetkisi verdiği” düşüncesiyle onlara dua ediyor, aracı kılıyor.

ALLAH, TARİKATÇILARA TORPİL GEÇMİŞ!

İyi güzel de sayın hocam!

Bu Allah’ın sevgili kulları neden hep tarikatlardan çıkıyor? Tarikatlar ortalıkta yokken tevessülden mahrum insanların hali ne olacak?

Gerek tasavvufi eserler gerek tarikat erbabının tabandakinden tavandaki müceddit denen sahtekarlarının tüm kitapları bid’at ve hurafelerle dolu, hayatları haramlarla çevrili iken bunlar neden Allah’ın sevgili kulu oluyor?

Tarikat dışında birileri Allah’ın sevgili kulu neden olamıyor?

Mesela peygamberler tarikat erbabı değildi. Neden peygamberler adına tevessül yapılmıyor?

Neden hiçbir peygamber kendi öncesindeki peygambere tevessül etmemiş?

Sahabe peygamberimizi ve geçmiş peygamberleri neden dualarına vasıta kılmamışlar?

Allah tarikat erbabına torpil geçerken, tarikatçılar dışında ilmi ve yaşantısı ile örnek olan yüzlerce alime bu yetkiyi neden vermemiş?

Mesela Elmalı Muhammed Hamdi Yazır, Mehmet Akif Ersoy, İbni Sina, İmamı Azam Ebu Hanife, Ömer Nasuhi Bilmen, Mehmet Görmez, Ahmet Hamdi Akseki, İmam Ebu Yusuf, Seyyid Kutup, Abdülaziz Bayındır, Mevdudi… gibi yaşantısı ile örnek, binlerce talebe yetiştirip ümmeti etkileyen insanlara Allah’ın garezi mi var ki bunları dualarının kabülüne aracı kılmıyor da tarikatın bidat ve hurafeye bulanmış mürşitlerine torpil geçiliyor? Hata insan içindir. Elbette her insanın olduğu gibi saydığımız şahısların da hataları muhakkak ki olmuş ve olacaktır da. Ama şu Allah'ın sevgili kulları(!) ile kıyas edildiğinde saydığımız ve sayamadığımız nice tarikat dışı alimin hem ilim hem de ahlakça tarikat erbabından kat be kat üstün olduğu ortadadır.

Keşke durum Hayrettin Karaman’ın anlattığı kadar masum olsa… Ya adı ile dua edilen mürşitler karşısında el pençe divan duruşlar, Allah'tan vahiy almışçasına belirlenen makamlar, makamların  önüne oturmuş mürşitler, kendisini hatasız ve masum görmeler, onları eleştirenlere kafir ve katli vacip gözüyle bakmaları ne yapacağız?

Birileri böyle düşündü diye o düşüncesi doğru olacaksa Kalem Suresi kimi tehdit için nazil oldu?

TÜM HRİSTİYANLAR CENNETLİKMİŞ DE HABERİMİZ YOKMUŞ

Cübbeli Ahmet, kadın pazarlamadan girdiği hapisten çıkarken “Yetiş ya Abdülkadir Geylani” dediğinde Allah’tan mı istemiş oluyor?

Prof. Karaman’ın mantığına göre Hristiyanlar, “Hz. İsa, Meryem, aziz ve azizelerinin adına yaptıkları dualarda ismini andıkları kişilerden değil Allah’tan mı istemiş oluyorlar?” 

Demek ki mesele Kelime-i Şehadet getirip Müslüman görünmekte imiş. Hristiyan Corc, hem de "Hz. İsa ile Meryem'i" aracı kıldığında bu şirk olacak ama Cübbeli Ahmet "Hz. İsa ile Meryem"i de değil hurafe bidatlare bulanmış Abdülkadir Geylani'yi aracı kıldığında Allah'ın sevgili kulu olacak...

Öyle mi?

VESİLE, KUR'AN VE O'NUN ÖRNEKLİĞİNDE PEYGAMBERE TABİ OLMAKTIR

Kur’an’da geçen “tevessül” kimse özellikle de Prof. Dr. Hayrettin Karaman kusura bakmasın ama “Kur’an ve Kur’an’ın takipçisi peygamberimizin emir ve yasaklarının tamamını tatbikle Allah’a yaklaşma vesileleri/araçları/amelleri/niyetleridir.”

ALLAH'A ARACI BULAN PROFESÖR!

Prof. Dr. Hayrettin Karaman diyor ki, “Allah Teâlâ nasıl rızkımızı kulları vasıtasıyla veriyorsa, bazı yardım ve lütuflarına da bazı kullarını aracı kılıyor.”

Sayın Prof. Karaman!

Peki İslam’dan bihaber kutuptaki Eskimo’nun, dinsiz İskandinav ülke vatandaşlarının, Rusun, Amerikalının, Güneşe tapan Japon’un, Amazonlarda dünyadan habersiz yerlinin, Irak/Suriye/Myammar/Afganistan ve nice İslam ülkesinde kan döken Yahudi ve Haçlı askerlerinin, Kur’an’ı ayaklar altına alıp tuvalette sallandıran aşağılık ve nicelerinin rızkını kim veriyor?

Madem rızıklar birilerinin yüzü suyu hürmetine veriliyorsa Allah’ın mülküne ortak olanlar kim? Bu ortakları nasıl tespit edeceğiz? Bunlara karşı gidip vefamızı ödemek boynumuzun borcu olacağına göre yukarıda adını saydığımız dinli, dinsiz bir yığın insana gidip “Bakın Türkiye’de falan şeyh var. Onun sayesinde size rızık ulaştırılıyor” desek veya gitsek TÜSİAD'ın bir patronuna, "Bak sahip olduğun tüm mal varlığı bizim şeyhin sayesinde sana verildi" desek adamların tepkisi ve İslam’a bakışı ne kadar olumlu olabilir?

KAFİRE RIZIK VEREN BU MÜRŞİTLER MÜSLÜMANA NEDEN BU KADAR ZALİM!

Bu mürşitler eğer rızık vermede Allah’ın yetki verilmiş kulları ise gerek kendileri gerekse müridleri kafire, ateiste, müşriğe, budiste gösterdikleri anlayışı neden kendilerini eleştiren Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Prof. Dr. Mehmet Görmez, Prof. Dr. Mustafa Karataş, Mustafa İslamoğlu, Prof. Dr. Mehmet Okuyan, Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Prof. Dr. İlhami Güler, Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu… ve başta Hayrettin Karaman hazretlerinden esirgeyip işinden aşından etmek için kampanyalar düzenleyip varsa işletmeleri mallarının satılmaması, reklam veriliyorsa reklam ve sponsorluklarının iptali için canhıraş bir şekilde çalışırlar?

Anlaşılan o ki bu Allah’ın Rezzak sıfatına ortak mürşitler, kafire gösterdikleri hoşgörüyü Müslümana göstermeyen birer işbirlikçi sahtekarlar grubu olmalı…

Yani sayın Prof. Karaman!

Allah birileri üzerinden rızık gönderecek olsaydı o rızık dağıtıcılar insan fıtratının gerektirdiği acizlik ve eksiklikle illa ki kendi muarızlarını bir kaşık suda boğacaklardı.

İyi ki Allah, Rezzak ve kimseyi kendi mülkünün ortağı yapmamış…

VELİ, TARİKATIN TESİRİNDE KALAN FAKİHLERİN ANLATTIĞI DEĞİL

Koskoca İslam Hukukçusu Prof. Dr. Hayrettin Karaman’ın düştüğü şu hale bakın ki, “veli” kelimesini bile anlamaktan aciz… 

Hayrettin Karaman Allah'ın kitabında zikrettiği "veli" kelimesinin farklı kullanılış biçimlerini ve anlamlarını bırakmış, tarikatçıların velilerini meşrulaştırma derdine düşmüş. 

Sayın Prof. Karaman, tarikatların tesirinde kalan eski fakihlerin bilgilerinden hareketle bize “Veli” kelimesini anlatmaya çalışıyor. 

“Veli” Mekke’nin cahil müşriğine Allah’ın hitap ettiği, o günün müşriğinin de cahil kafasıyla anladığıdır. Malum o günkü müşrik de sahabe de ne “tarihselcilik” bilirdi, ne “tarikat”, ne “kuşeyri” ne de “Bekir Topaloğlu, İbni Abidin ile Fahreddin-i Razi”yi bilirdi. Kur'an'ın nazil olmaya başladığı süreçte "veli" derken Allah, tam da Hayrettin Karaman ile tarikatçıların kastettiği anlamla bu şekilde bir inancı şirk olarak görüp reddediyordu.

İlmi ledün, Hızır ve İmamı Rabbani konusuna hiç girmeyeceğim bu yazıda. Değilse yazının hacmi üç kat daha fazla yer tutar. Ama bir cümlede etmeden geçemeyeceğim. Olmayan Hızır ve İlyas (as) ile doğrudan görüştüğünü söyleyen İmamı Rabbani yalancısını hala sünnete tabi görüyorsa Hayrettin Karaman kendisine bir şey diyeceğimiz yoktur. 

FETÖ'NÜN KAPISINI BEKLEYENLER DE TARİKAT TABANLI İLAHİYATÇILARDI

Aslına bakacak olursanız FETÖ'ye kayan ilahiyatçıların tarikatlardan etkilendiği veya tarikatlara hoş bakan insanlardan oluştuğu görülüyor. Demek ki bu tasavvuf öyle necis bir şey ki içine girdiği insanın dost/düşman; hak/batıl; vatansever/hain gibi kavramlarını yerle bir ediyor hepsinden öte Allah ile Şeytan'ın rollerini dahi birbirine verebiliyor. 

Son söz olarak; Ey ilmi ile ümmetin kendinden ümit beklediği, geleceğini ve çocuklarını size bağladığı İlahiyat Fakültesinin değerli öğretim üyeleri! İlminizi Allah'a onaylatın, Cübbeli Ahmet'e değil...

Cübbeli Ahmet'ten icazet almak zorunda değilsiniz...

Hayrettin Karaman'ın İlgili Yazılarını Okuyucularımızın istifadesine aynen kırpmadan sunuyoruz:

VELİ (EVLİYA) KİMDİR?

Merhum dava arkadaşım Bekir Topaloğlu İslâm Ansiklopedisi’nin ‘velî’ maddesinde şu açıklamayı yapmıştı:

“Abdülkerîm el-Kuşeyrî ‘velî’nin ‘yardımcı’ şeklindeki anlamını, ‘Allah velîlerinin O’nun dinine yardım etmeleri ve kendisine itaati temsil eden gruplar içinde bulunmaları’ şeklinde yorumlamıştır. Kuşeyrî’ye göre Allah’ın dost edindiği kimsenin alâmetlerinden biri O’nun tarafından kötülüklerden korunup arzularının yerine getirilmesi, diğeri de Hak dostlarının gönüllerine sevgisini yerleştirmesidir. Fahreddin er-Râzî, kulun velî isminden nasibinin Allah ile müşterek dostluğunun devamını sağlamak için kendisine düşen görevi yerine getirmesi olduğunu belirtir. Bu görev de Allah’tan başka her şeyden yüz çevirmek ve bütün varlığıyla O’nun azamet nuruna yönelmekle yerine getirilebilir.”

Hanefî Fıkhı’nın önemli kaynaklarından birinin (Raddu’l-Muhtâr) müellifi olan İbn Âbdîn de ricâlu’l-ğayb (görünmez ermiş görevliler); yani Kutub, ğavs, imâmân, ebdâl, evtâd, nukabâ, nucebâ, efrâd ve ahyâr hakkında bir risale (kitapçık) kaleme almış ve bu risalenin sonunda ‘velî’nin tarifi ve özellikleri hakkında bilgi vermiştir. Bu fakihe göre de yukarıda sıfat-isimlerini saydığım kişiler vardır, Allah Teâlâ bunları seçmiş, kendilerine bir takım görevler vermiş, bu görevleri ifâ edecek güç ve imkânı da bahşetmiştir. Bu görevler arasında bunalmış, çaresiz kalmış, yardıma muhtaç kullarına yardım da vardır.

En azından büyük bir Müslüman kitlenin inandığı, İslâm kültüründe önemli ölçüde yeri bulunan bu kişileri ve vazifelerini inkâr eden dinden çıkmaz ama, inananlar da Ehl-i Sünnet dairesinden çıkmış olmazlar.

Allah’ın ölmüş veya yaşayan kullarından yardım isteyen bir kimsenin dikkat etmesi, titizlik göstermesi gereken inanç ve davranış şudur: Normal olarak bir kulun gücü ve imkânı dışında olan bir şey kuldan istenmez, Allah’tan istenir. Normal olarak istenen şeyi yapabilecek birinden veya Allah tarafından kendisine müstesna bir güç ve imkân verildiğine inanılan bir kimseden (mesela gavsdan) yadım isteyen de, istediğini o kişinin değil, Allah’ın vereceğine, o kişiyi bu yardımı ulaştırmaya memur ve vasıta kıldığına inanmalıdır. Bu iki sınır çiğnenmedikçe şirke düşmek söz konusu olmaz.

Şirk ne zaman gerçekleşir?

Allah’tan istenecek bir şey kuldan istendiği, Allah’a yapılacak ibadet ve dua kula yapıldığı, Allah dilemedikçe ve izin vermedikçe kimsenin kimseye bir faydası olamayacağı inancından sapıldığı zaman şirke düşülür.

Bir de gaybı bilme ve Allah’tan gelen ilim (ledünnî ilim) konusu soruluyor.

İlm-i Ledün, Allah tarafından verilen, öğrenmekle değil, Allah’ın bildirmesiyle elde edilen bilgi demektir. Bu bilgiyi ikiye ayırmak gerekir: a) Allah’ın Peygamberlerine vahiy yoluyla verdiği bilgi. Vahiy Allah’tan olduğu için lügat manasında buna da Ledün İlmi denebilir. b) Hızır gibi bazı kullarına ilham ve keşif yoluyla verdiği bilgi. Bu ikinci çeşit bilginin sağlam kaynaklarla doğrulanmış olanı vardır; Hızır’ın ve Hz. Ömer’in bazı bilgileri böyledir, onaylanmış olmayanı vardır; bu da ümmetin sâlih fertlerinde (velilerde) olan ve ilhama dayalı bulunan bilgidir. İlm-i Ledün kimde olursa olsun vahye aykırı olmayacaktır; vahye aykırı olan bilgi kimden gelirse gelsin muteber değildir. Kur’ân-ı Kerim’de Kehf Sûresi’nde İlm-i Ledün ifadesi geçmektedir (18/ 65). Âyetin meâli şöyledir: “Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet vermiş ve yine tarafımızdan ona bir ilim öğretmiştik.” Devam eden âyetlerde Hz. Mûsâ ile bir süre yolculuk eden bu kulun (Hızır’ın), Allah’ın bildirmesi sayesinde, başkaları için gayb (gizli) olan bazı şeyleri bildiği anlaşılmaktadır. Bu bilgiyi Allah dilediğine verir, çalışmakla, ibadetle, başkaca beşeri mesailerle elde edilemez, biri diğerine aktaramaz.

Evliya olduğuna inanılan kimsenin sâhih İslâm inancına sahip olması, ibadetleri eksiksiz yapması, güzel ahlâklı olması, Peygamberimiz’i (s.a.) kendine örnek alması, herhangi bir günahta ısrar etmemesi şarttır. İmam-ı Rabbânî’nin deyişi ile “Peygamberimizin sünnetine kıl ucu kadar muhalif davranışta ısrar eden bir kimse havada uçsa, suda yürüse, kalpten geçenleri bilse bile velî değildir, onun kerâmet benzeri davranışları, çevresindekiler için bir imtihandır.”

***

KABİR ZİYARETİ, TEVESSÜL VE ŞEFAAT

Kabir ziyaretinin amacı, ölüden yardım dileme (istiğâse), dualarda bir peygamberi veya veliyi aracı kılma (tevessül), ahirette sıkıntılardan kurtulmak ve bazı geçitleri aşabilmek için Allah’ın sevdiği kulların yardımından faydalanmak (şefaat) asırlardan beri Müslümanlar arasında doğru veya yanlış anlaşılmaya, ulema arasında da tartışmaya konu olmuştur. Bu saydıklarımı caiz ve vaki görenler karşı tarafı tekfirden tebdî’a (bid’at ehlinden olmaya) kadar damgalamışlar, bunları caiz ve vaki görmeyenler de karşı tarafı şirke düşmekle itham etmişledir.

Bu tartışmaları takip ederken dikkatimi çeken husus şu oldu: İstisnaları bulunmakla beraber taraflar birbirinin görüş ve delillerini olduğu gibi değil, kendilerine uygun düşecek ve ithamlarına dayanak olacak şekilde aktarıyor, sonra da genellikle insaf ve itidal ahlakı dışına çıkarak konuşuyor ve yazıyorlar.

He iki tarafın da akıl ve nakil delilleri var; bu delillere dayanarak düşünüyor, yorumluyor ve bir sonuca ulaşıyorlar. Sonuç beşeri bir yorum olduğuna göre “Deliller bizi bu sonuca götürüyor, bize göre başka bir görüş ve yorum hatalıdır, ama madem ki tevil vardır, şu halde tekfir yoktur” deseler mesele kalmayacak ve ümmet bölünmeyecek.

Kısaca kendi görüşümü arz edeyim:

Allah Teâlâ izin vermedikçe kimse kimseye hiçbir yardımda bulunamaz. Yaşayan veya ölmüş bulunan bir kimsenin bir başkasına yardımcı olabilmesi için kendisine Allah Teâlâ tarafından böyle bir izin ve imkânın verilmiş olması gerekir. Peygamberimiz’e (s.a.) şefaat ve duada aracılık yetkisi verildiğine dair sağlam hadisler vardır, bunlara dayanarak O’nunla (hayatta iken veya vefatından sonra) tevessüle ve ahirette şefaatine inanan kimseleri şirk ile suçlamak asla yerinde değildir. Bunları yine delile dayanarak caiz görmeyenlere kâfir veya bid’at ehli demek de doğru değildir. Ben sevgili Peygamberimiz’in (s.a.) ahirette şefaat yetkisine Allah’ın izniyle sahip olduğuna inanıyorum. “Allah’ım, Peygamberinin hatırı için duamı kabul buyur” demekte de bir sakınca görmüyorum.

Peygamberler dışında müminlerin de ahirette birbirine şefaatçi olabileceklerine dair sahih hadisler vardır.

Kendilerinin veli (evliyâ) olduğuna inanılan kimselere gelince, ilham, keşif ve bunlara dayalı haber sebebiyle bunlardan istiğâse ve tevessülün de şirk ile alakası olmadığına inanıyorum. Çünkü bunlara inanan ve uygulayanlar, “Allah Teâlâ bu sevdiği kullara izin verdiği için yaptıklarına” inanıyorlar, Allah’a rağmen veya O’nun yanında ikinci bir otorite olarak yaptıklarına inanmıyorlar. Sonuç olarak ibadet Allah’a, yardım dileme de Allah’tan oluyor; teşbihte hata olmazsa “Allah Teâlâ nasıl rızkımızı kulları vasıtasıyla veriyorsa, bazı yardım ve lütuflarına da bazı kullarını aracı kılıyor”.

Kabir ziyareti konusunu daha önce de yazmıştım. Hadislere göre bu ziyaretten maksat, kabirde yatan cesedin faydalanması değil, ziyaret edenin ölümü hatırlayarak ve ibret alarak faydalanmasıdır. Ölülerin ruhları kabirde yatan cesetleri terk etmişlerdir ve berzah denilen bir başka âlemde bulunmaktadırlar. Ölü için yapılacak dualar ve hayırlar onlara o âlemde ulaşacak ve Allah izin verirse faydalı olacaktır.

Bu konuyu bir ay kadar önce el-Ezher’in Araştırma Enstitüsü’ne sormuşlar, onlar da şu açıklamayı yapmışlar:

Kabirleri ziyaret şu sebeplerle müstehaptır: İbret almak, ölümü ve ahiret hallerini hatırlamak, yapılacak dualardan ölülerin faydalanması.

Bu hükmün delilleri şunlardır: Peygamberimiz’in (s.a.) daha önce yasaklamış olduğu halde sonradan buna izin vermiş, kendisi için Allah’ın Hz. Amine’nin kabrini ziyaretine izin verdiğini açıklamış, Uhud şehidleri ve Medine’deki Bakî’ kabristanını ziyaret etmiş, onlara selâm verip dua ederek şöyle demiştir: “Mümin ve Müslüman yurtlarının sakinleri, esselamu aleykum, biz de Allah isteyince size katılacağız, size ve bize Allah’tan afiyet diliyorum.” Hz. Fâtıma’nın amcası Hamza’nın kabrini ziyaret ettiği, daha başka sahâbîlerin de kabir ziyaretinde bulundukları bilinmektedir. En uygun ziyaret günleri Cuma veya ondan bir gün önce yahut bir gün sonradır.

İnsan ölünce ruhu bedenini terk eder ve ruha ait olan düşünme, duyma, acı ve lezzeti hissetme gibi özellikler bedeni terk etmiş olur, beden çürür, cansız nesnelere karışır. Ruh ise, dünya ile ahiret arasında bir başka âlem olan Berzah’a gider, orada diriliş gününe kadar kalır; burada acıyı, elemi, lezzeti ve saadeti tadar, başka ölülerin veya dirilerin ruhlarıyla da buluşup yalnızlığını giderebilir, Kabrini ziyaret edenlerden haberdar olur; ilgili hadislere dayalı olarak Ehl-i Sünnet çoğunluğunun inancı budur.

Kaynak: DiNiHABER.C0M / Özel İçerik

Son Güncelleme: 16.01.2019 23:26
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
hayreddin amcama 2019-01-13 12:14:31

faruk beşer ile hayrettin karaman değil miydi fetö'nün toplantılarına katılan. bunlar böyle hak yolunu bırakır da onun bunun gönlünü görmek için dinden taviz vermeye devam ederlerse burunları daha çooookkk moktan çıkmaz

Misafir Avatar
hayreddinin yiğenine 2019-01-14 08:43:21 @hayreddin amcama

senin gibi düşünmediği zaman mı bunların fetöcülüklerini ön plana alıyorsun
ha bu arada gelmiş geçmiş (benim için tarih yok , falan tarihten sonra gibi) nekadar fethullahcı, hocaefendici, fetöcü varsa taaaaaaa ......

Beğenmedim! (3)
Avatar
pirifani 2019-01-13 14:54:27 @hayreddin amcama

maalesef bu yoldaki bircok alim ve dusunur kendini gelenekten tam olarak kurtaramiyor.suleyman ates ve yasar nuri ikilisinin tasavvuf muhabbeti ibret alinacak orneklerdendir.mesele islamin ic meselesi olarak algilandigi icin iyisi kotusu varmis zannediliyor.tasavvuf ve baglilari ve yakinlik duyanlari topyekun islam disi olarak kabul edilmedikce bir yere varilmaz.

Beğenmedim! (9)
Avatar
Unutmayın 2019-01-13 15:07:02

Anadolu Ehli sünnet mekarri olmuştur Tasavvuf nuruyla Münevverlenmiştir..Anadolu yu vehabileştirme mutezilileştirme veye eyit kutbun hizasına çekme kimsenin göcü yetmez...Anadolu hep berrak islami sünni ve tasavvufi inancıyla yaşayacaktıt....

Avatar
pirifani 2019-01-12 18:58:27

mikroplari virusleri veya kanserli hucreleri tam olarak temizlemeyince geri gelme nuksetme ihtimali her zaman vardir. son iki yuzyilda ozedonus tecdid ihya ve islahat hareketlerinin basarili olamamasinin en onemli sebebi budur.hala saglam bir metodoloji gelistirilmis degil.su andaki vaziyet sunni mezheblerin karmasasina benziyor. kurani ve kurani olmayan kavramlar uzerine ciddi olarak egilmek ve tavizsiz bir metoda ulasmak lazim.tekfirde cimri olmamak esas olmali. tekfir edilen kisinin katlinin soz konusu olmamasinin anlasilmis olmasi bu konuda kolaylastirici etkiye sahib.cubbeli amet pantollu sherojack soyleyince tu qaqa da karaman veya islamoglu soyleyince farkli mi?

Misafir Avatar
Zamanın ebussuud'u 2019-01-14 08:58:40 @pirifani

meşhur şeyhülislam ebussuud efendi ile benzer söz ve söylemeri ile hayreddin karaman zamanın ebussuududur.
aslı para vakıflarını üzerinden, taklidi bankasya ile sözde islami özde faizci bankalar üzerinden faizi meşrulaştırdı.
aslı da taklidi de "istidare-i zamana uymak lazımdır" içerikli, 17-25 öncesi cokca dillendirilen fetö söylemleri benzeri, ifadelerle fetvalar verdi.
çivizade mehmet, imam birgivi, ibn-i kemal; para vakıfları...
araştırmanızı tavsiye ederim ey güzel insanlar.

Beğenmedim! (2)
Avatar
birisi 2019-01-12 23:46:06

ölmüşünüz ağlayanız yok...

Avatar
pirisani 2019-01-14 10:21:01

buraya her habere yorum yapan pirifani ile sayfanın sahibi yada sahipleri aynı herhalde.birbirlerinin yularını bırakmıyor.yakında bu pirifan,i şeyhliğini ilan eder.düne kadar hayrettin karamana müctehid deyip yalayanlar bugün dönüvermişler.yalakanın yalayıcının önünde gidenisiniz ancak tükürdüğünüzü yalayacak kadar alçaksınız unutmayın

Avatar
pirifani 2019-01-14 14:11:17 @pirisani

anlasilan birileri rahatsiz oluyor,iste bu guzel.sayfanin sahibiyle ayni kisiler olmadigimiz gibi birbirimizi de tanimiyoruz.muhtemelen butun fikirlerimizin uyustugu da soylenemez ancak kuran merkezli uydurmalardan uzak bir islam anlayisini savundugumuz arastirdigimiz belli.ben baskasi adina konusamam zaten kendisi de gerekli gordugu yerlerde gereken cevabi veriyor.siz beni kendinizle karistiriyorsunuz.yalayicilar biz degil siz tasavvufculardir.Allahla aramiza koydugumuz kisiler yoktur.kabul ettigimiz fikirleri oldugu gibi kabul etmedigimiz fikirleri de vardir.hic kimse yanilmaz degildir muhum olan samimiyettir.simdiye kadar yazdiklarimizdan da tasavvuf erbabinda samimiyetin zerresi olmadigi anlasilmistir.biz seyhlik idda etmeyecegiz ama sizin yaladiklariniz bu isi coktan yaptilar bile,oyle degil mi? cehaletlerini halkin cehaletiyle kapatan tasavvufcularin islami arastiranlara ilahiyatcilara dusmanliginin sebeblerini artik herkes biliyor ogreniyor.

Beğenmedim! (3)
Avatar
pirifani 2019-01-12 20:05:10

sonradan gelenler icin kapiyi actilar ama kendileri girmediler dersek yerindedir. gelenekciler tasavvufcular tarikatciler ise kapiyi kapattilar ne kendileri girdi ne de baskasina firsat verdiler.her gelen kilit ustune kilit zincir ustune zincirle kapattiklari kapiyi saglamlastirdi. alimin olumu alemin olumudur. suleyman ates, faruk beser hayrettin karamana benzer yonleri vardir.

Avatar
Diyarbakırlı 2019-01-12 21:03:39

Haşa Allah bilmez diyen Abdulaziz Bayındıra nasıl âlim dersin
ADMİNİN YORUMU: O GÖRÜŞÜNÜ AÇIKLADI. EN AZINDAN ÇIKIP BENİM SAYEMDE RIZIKLAR DAĞITILIYOR, AZRAİL CANIMI ALMAYA GELDİ DE KOVDUM, GECE RÜYAMDA BANA ALLAH ŞUNU BİLDİRDİ DEMİYOR

Misafir Avatar
admine ve şeytanı pirifani'ye 2019-03-14 09:59:57 @Diyarbakırlı

ulan admin yatcak yerin yok öbür dünyada.şerefsizler.adama müceddid diyordunuz şimdi tersine döndünüz.sizin kadar adi şerefsiz birini görmedim.siz büyük ihtimal fetö terör örgütünün uzantısısınız.adamı kullanıp işinize gelmeyen bişey yazdığı zaman karalıyorsunuz.adamla otursanız başbaşa bildiğinizi unutacaksınız.be hey gafiller.kaçtane admin varsa burda onlarla birlikte pirifani nickli yorum yazan şahsiyetsiz hepiniz şeref yoksunusunuz.tüküreyim siizn suratınıza

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
Admine hatirlatma 2019-01-13 13:48:10

Değerli admin efendi bu dünyada muhtelen senden daha üstün müslüman yok.
Hatta öyle ki sen sahabeden bile üstün olmuşsun.
Belki de onlarla kıyaslamak bile size hakaret olur. Allah kimseyi doğru yoldan ayırmasın.
ADMİNİN YORUMU: ELHAMDÜLİLLAH, BİRİLERİNİN AKITTTIĞI IRMAKTA YÜZMEK YERİNE ALLAH'IN AKITTIĞI DEREDE ELİMİZDEN GELDİĞİNCE YÜZMEYE GAYRET EDİYORUZ. SAHABE İLE KIYAS YAPMANA GEREK YOK. BİZİM ÖLÇÜMÜZ SAHABE DEĞİL, ALLAH'IN KİTABI VE PEYGAMBERİN ÖRNEKLİĞİDİR. MÜSLÜMAN HERŞEYDEN ÖNCE MÜTTAKİ OLMALIDIR. BİRİLERİ DESİN DİYE DEĞİL ALLAH BİLSİN DİYE YAŞAR MÜSLÜMAN

Beğenmedim! (6)
Avatar
Fatih 2019-01-14 04:41:48

Admin sen kaç kişiyi müslüman yaptın yada kaç müslümana kuranı öğrettin, veya Allahı gerçek manada günde kaç defa hatırlıyosun ki cehennemin azahını da hesaba katman lazım. Ben şahsen bukadar ağzı bozuk ğaliz sözler sarfeden kişinin Allahı ve azabını unuttuğunu dişünürüm.

Avatar
pirifani 2019-01-16 14:04:03 @Fatih

insanlari musluman yapmak Allaha aittir.admin calismalriyla faydali olup vasita olmaya calisiyor yani vazifesini yapiyor. ben tarikat ve cemaatler tarafindan kurani ogrendigi halde kuranin ne dediginden habersiz sayisiz insan tanidim isin ilginc yani kuran ogreten hocalarin da kurani pek bildigi soylenemez. hem sizin kuran ogrenmekten kasdiniz ne?elif be ve tecvid kurallari mi? kendinizi kandirmayin bu kuran ogrenmek degildir. kimin Allahi kac defa hatirladigi Allahla kulu arasindaki bir meseledir.ruyasinda Allahi kac defa gordugunu ruyasinda peygamberi kac defa gordugunu kurani omrunde kac defa hatmettigini kac bin hadisi ezbere bildigini saymis insanlarin pesinden giden sizin bu konulari sorgulayabuilecek akil ve fikir seviyesine ulasip ulamadiginiz nasil bilebilirim?

Beğenmedim! (2)