Bilim adamlarının keşiflere ivme kazandırmaya başladıkları ilk dönemlerde Kilisenin direniş ve baskısıyla karşılaştılar. Aforoz ediliyor ve ağır cezalara çarptırılıyorlardı. Belki bu konuda her papazı sorumlu tutamayız ama genel manzara buydu. Kiliseye rağmen bilim, keşiflerine devam etti ve gittikçe hız kazandı. Öyle ki, bilimin çözemeyeceği hiçbir şeyin kalmayacağı, dinin ileri sürdüğü gaybi konuların bile bilimin kullandığı deney ve gözlem yoluyla ispatlanamadığı takdirde bir anlam ifade etmediği hatta reddedilmesi gerektiği görüşü yaygınlık kazandı. İman eden bir kimsenin bilim adamı olamayacağı ileri sürüldü.

İslam âlemine gelecek olursak Müslüman âlimlerin bilimsel gelişmelere Kilise ölçüsünde bir mukavemet gösterdiklerini söyleyemeyiz. İslam âlimleri nispeten sessiz gelişmeleri karşılamışlardır. Ancak onların bilimsel gelişmeleri motive ettikleri, yanında yer aldıkları yahut bilimsel keşif ve gelişmelerin ideoloji haline getirilip bunların dini alanı etkilemelerine karşı yeterli, kapsamlı ve anlamlı bir duruş ortaya koyduklarından da söz edilemez.

Gerek Hıristiyan âlemde ve gerek İslam âleminde genel manzarayı çok özet bir şekilde ortaya koymaya çalıştık. Yine gerek Hıristiyan âleminde ve gerek İslam âleminde hem bilim adamları ve hem de din âlimlerinden elbette istisna edilecekler vardır. Ne var ki toplumlara egemen olan, çizmeye çalıştığımız manzaradır.

Bugün için belki ilk dönemlerde ortaya çıkan çatışma ve çekişme durulmuş gibidir ama din tarafının aldığı darbenin etkisi hala devam etmektedir. Vaziyeti kurtarmak için özellikle İslam âleminde bazı kesimlerin: “Aslında bilim adamlarının yaptıkları keşif ve buluşlar Kur’an’da vardır” şeklindeki çabaları, iman etmiş olanları rehabilite etmekten başka bir işe yaramamıştır  

Aslında ta ilk dönemlerde ortaya çıkan çatışma dinin alanına girmeyen şeylerin dine sokulmuş olması veya dini metnin yanlış anlaşılması ve bilimsel keşiflerin mecrasından çıkarılarak ideoloji haline getirilmesidir.

Dinle bilimin çakışacağı alanlar son derece azdır. Bu sebeple çatışma konusu olabilecek alan önemsenmeyecek sınırlılıktadır. Eğer dini bilgi sahih ise ve bilim de kesin olgulara ulaşmışsa aralarında bir çatışmanın olması da aslında düşünülemez. Çünkü dini gönderen de Allah’tır ve evreni yaratan da O’dur.

Din, insan merkezlidir; insanın inancı, ahlâkı ve onun sosyal yönüdür. Bilimin alanı ise evren ve maddedir. İnsanla ilişkisi, insanın biyolojik yönüdür. Kur’an insana hitap ettiğinden biyolojik yönüne dair de birtakım bilgiler vermiştir. Bu sebeple zaman zaman din ile bilim alanları çakışsa bile yukarıda da belirttiğimiz gibi çok az bir alanda çakışma söz konusudur. Dine en büyük saldırı da Darvin’in nazariyesi konusunda olmuştur. Aslında Darvin’in vardığı sonuç ideoloji haline getirilip saldırı malzemesi yapılmasaydı bir bilim adamının bir nazariye ortaya atması bir problem teşkil etmezdi. Darvin’i destekleyen bilim adamları bunun en nihayet bir nazariye olduğunu; deney ve gözleme sokulması mümkün olmayan geçmiş hakkında bilimin aslında kesin bir sonuca varmasının, bilimin kendisinin de felsefesine aykırı olduğunu söyleselerdi çatışma olmaz, araştırmalarına devam ederlerdi. Fakat yukarıda değindiğimiz ilk dönemdeki Kilise-bilim adamları çatışması nedeniyle çatışma için bir bahane oldu.

Bazen de çatıma dini metnin doğru anlaşılmamasından kaynaklanıyor olabilir. Mesela dini metinler yer ve göğün altı günde yaratıldığını söylemektedir. Öyle anlaşılıyor ki Yahudiler “gün” kelimesini bildiğimiz haftanın günleri olarak anlamışlardır. Cumartesi günü Allah’ın dinlendiğini söylemeleri bunu göstermektedir.

Biz Müslümanlar Tevrat’ın birtakım tahrifata uğradığına inanırız. Dikkat edilirse Kur’an evrenin altı günde yaratıldığını fakat Allah için bir yorgunluğun söz konusu olmadığını; dolayısıyla Yahudilerin Cumartesi günü dinlendiğine dair iddialarının asılsız olduğunu söylemektedir. (bk. 50 Kaf 38). Zaten evrenin düzenlemesi bitmeden bildiğimiz haftanın günlerinden söz edilemez. Bu sebeple Müslüman âlimler altı gün ile altı dönemin kastedildiğini söylemişlerdir. Arap dilinde de “gün” kelimesi bildiğimiz haftanın günleri için de dönem için de kullanılan bir kelimedir. Arapça ile aynı dil grubuna giren İbrani ve Süryani dilinde de “gün” kelimesi farklı manalarda kullanılıyordur.

Netice olarak din –eğer sahih ise ve yanlış anlaşılmamışsa- bilimle çatışmaz. Bilim adamları da nazariye ve tahminlerini kesin sonuç olarak takdim etmezlerse din âlimleri ile bilim adamları arasında çatışma alanı ortadan kalkmış olur.

Bu konuda şu hususa dikkat çekmekte yarar vardır: Günümüzde modern ilmin verilerine dayanarak Kur’an ayetlerini yorumlamaya kalkışanlar ileride böyle bir çatışmaya zemin hazırlıyorlar. Çünkü bilim mevcut imkânlarla birtakım sonuçları dile getiriyor, yarın imkânlar değişir ve bazı konularda farklı görüşlere varılırsa çatışmanın zemini oluşur.       

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pirifani 2018-09-19 23:25:42

fazla uzaga gitmeye gerek yok amerikalilarin aya gittigi zamanlardaki pek sayin alimlerin seyhlerin yorumlarini hatirlayalim yeter. kan nakli organ nakli dunyanin duz olmasi dunyanin hareket etmesi. baligin ve okuzun ustunde olmasi.astronomiyle astrolojinin farkinin bilinmemesi astronomlarin kafir oldugu.dunyanin 6-7 bin yasinda pek pek 10 bin yasinda oldugu. bunlarin bunlar gibi ve daha nice laflari kendilerine hetirlatilinca kizarma bilmez yuzlerinin piskinligiyle kiviriverirler.