İbadetin bir özel bir de genel anlamı vardır. Namaz, oruç, hac, zekât gibi belli şekilleri, ölçüleri, zamanları ve mekânları olan ibadetler, özel anlamlı ibadetlerdir. Genel anlamıyla ibadet, Allah’ın rızasını kazanmak, dünya ve ahirette huzura ermek için yapılan hayırlı amellerin tamamıdır. Bir başka ifade ile “Allah'ın emirlerini yerine getirmek, yasakladığı bütün haramlardan uzaklaşmak” manasındadırBuna paralel olarak ahlak ise, bu hayırlı amellerin meyvesi, hayata davranış olarak yansımasıdır. Adaletli olmak, sabır, güler yüz, eş ve çocuklara merhametli ve hoşgörülü davranmak, tevazu, affedici olmak ve dürüst olmak, güzel ahlaktan bazılarıdır.

Yüce Allah, “Namaz kılın, oruç tutun, zekât verin ve haccedin” emirlerini verirken, “Ey iman edenler! Kendiniz, anne-babanız, yakınlarınız aleyhine de olsa, zengin veya fakir de olsalar, adaleti dimdik ayakta tutarak Allah için tanıklık edenler olun! Allah, ikisine de sizden daha yakındır. O halde nefsinizin arzusuna uyarak adaletten sapmayın. Eğer dilinizi eğip büker yahut çekimser kalırsanız, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır. (Nisa: 4/135) buyurarak toplumun ana dinamik unsurlarından olan âdil olmayı da emretmiştir.

Mallarınızı Allah yolunda infak edin, sadaka verin, cihad edin” emrini verirken, “Ey iman edenler! Bir kavim, diğer bir kavimle alay etmesin; olur ki, alay edilenler kendilerinden daha hayırlı bulunurlar. Bir takım kadınlar da diğer kadınlarla eğlenmesin; olur ki eğlenceye alınanlar kendilerinden daha hayırlı olurlar. Hem birbirinizi ayıplamayın ve kötü lakaplarla atışmayın. İmandan sonra fâsıklıkla adlanmak ne kötü isimdir!... Kim de tevbe etmezse, işte onlar kendilerine zulmedenlerdir.” (Hucurat: 49/11)

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” (Hucurat: 49/12) buyurmak suretiyle bireysel ve toplumsal ahlakî ilkeleri de emretmektedir. Kur’an’daki bu örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat konuyu uzatmamak için bunları yeterli görüyoruz.

“Allah’ın bütün emir ve yasaklarını yerine getirmek” anlamında genel bir ibadet tanımı ile konuya yaklaştığımızda, ahlakı ibadetten, ibadeti ahlaktan soyutlamak mümkün değildir. Onlar, bir birinin mütemmimidir, İslam bütününü parçalarıdır.

Namaz, oruç, hac ve zekât gibi özel anlamda kullanılan ibadetlerin de, gerçekleştirdikleri ahlakî sonuçlar vardır. Mesela, Kur’an-ı Kerimdeki “Sana Kitap’ta vahyolunanı oku ve namaz kıl. Çünkü namaz, hayâsızlık ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak ise en büyüktür. Allah yaptıklarınızı bilir(Ankebut: 29/45) ayeti, ibadet-ahlak ilişkisini en açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu ayet bize şu mesajı vermektedir: “Şartlarına ve âdabına göre, tam bir huşû içinde ve hükümlerine uyularak kılınan namaz var ya, işte kişi rabbinin yüceliğini hatırlayarak, okuduğunu düşünerek kılarsa, namaz onu her türlü kötü ve hoş olmayan işlerden alıkoyarak ahlakî yüceliğe erdirir.” (Sabûnî, Saffetü’t Tefâsir, 4/485)

İbn Kesir de ayetin yorumuyla ilgili şunları söyler: “Namaz, hayâsızlıkları ve kötülükleri terk etmeyi kapsamına alır. Yani namaza devam etmek, insanı, kötülükleri terk etmek zorunda bırakır.”  (Said Havva, el-Esas fi’t Tefsir, 11/129)

Rasûlüllah (sav) da; “Bir kimse namaz kılar da namazı onu hayâsızlıktan ve fenalıktan alıkoymazsa, o namaz kendisini Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir şeye yaramaz(Feyzü’l Kadîr, 6/221 (9014); Suyutî, ed-Dürrü’l Mensûr, 6/465)  buyurmak suretiyle, ahlaki bir netice doğurmayan bir ibadetin, ritüelden/biçimsel alışkanlıklardan öteye geçemeyeceğine vurgu yapmıştır. Hasan-ı Basri ve Katade de “Bir kimseyi, kıldığı namaz, fuhuş ve çirkin davranışlardan alıkoymazsa, onun kıldığı namaz üzerine bir vebal olur” (Hicazî, Furkan Tefsiri, 4/515) diyerek aynı konuya dikkat çekmişlerdir.   

Hem namaz kılan, hem de kötülük yapan biri ile ilgili Rasûlüllah’a; “Falanca kişi gece namaz kılıyor, sabah olunca hırsızlık yapıyor” denilince Efendimiz: “Namazı, onun böyle yapmasına engel olacak” dedi. (Ahmet b. Hanbel, Müsned, 2/447)

Rasûlüllah bununla şunu kastetmişti: Namaz, mükemmel bir şekilde kılındığında, sahibini kötülüklerden alıkoyar. Onu, Allah’tan uzaklaştırmaz, Aksine daha da yaklaştırır. (Sabunî, Saffetü’t Tefasir, 4/486). Onun için, namaza devam gerekir. İnşallah o namaz, bir gün sahibini kötülükten alıkoyacaktır.

Yüce Allah “namaz bütün kötülüklerden alıkor” diyorsa, muhakkak “alıkor.” Çünkü Allah doğruyu söyler. Eğer hem namaz kılıyor hem de kötülük yapıyorsam, sorun namazda değil, benim kıldığım namazdadır. Demek ki, benim kıldığım namaz, beni kötülükten alıkoyacak kalitede değilmiş. O kaliteyi yakalamak için gafletten uzak, ne yaptığımızın ve kime yaptığımızın bilinciyle ibadetlerimizin “farkında” olmalıyız. 

Rasûlüllah, İslam’ın ilk yıllarında, tevhid mücadelesinin yanında hep ahlak vurgusu yapmıştır. Müslümanlar Habeşistan’a hicret ettikten sonra onların oradan atılmasını Necaşî’den isteyen Mekke elçilerinin bu talepleri karşısında Necaşi, Cafer b. Ebî Talib başkanlığındaki heyeti huzuruna çağırır ve “kavminizle aranızın açılmasına sebep olan bu din nedir?” sorusunu sorar. Ca'fer b. Ebî Talib, Necaşî'ye hitaben: “Ey Hükümdar! Biz cahil bir millettik. Putlara tapardık. Lâşeleri yerdik. Her kötülüğü yapardık. Akrabalarımızla münasebetlerimizi keserdik. Komşuları­mıza kötülük yapardık. Kuvvetli olanlarımız, güçsüz olanlarımızı ezerdi. Yüce Allah, bize kendimizden soyunu sopunu, doğruluğunu, eminliğini, iffet ve nezahetini bilip tanıdığımız bir peygamber gönderinceye kadar, biz bu durumda ve bu tutumda idik. O peygam­ber, bizi Allah'a, Allah'ın birliğine inanmaya, O'na ibadete, bizim ve atalarımızın Allah'tan başka tapınageldiğimiz taşları ve putları bırakmaya davet etti. Doğru sözlü olmayı, emanetleri yerine ge­tirmeyi, komşularla güzel geçinmeyi, günahlardan ve kan dökmek­ten sakınmayı bize emretti. Her türlü ahlâksızlıktan bizi nehyetti...(Ramazan el-Bûtî, Fıkhu’s Sîre, s.131)

Cafer (r.a)’ın da belirttiği gibi tebliğin esası; “tevhid-ibadet ve ahlakı” inşa etmek üzere kurulmuştu. Bunları birbirinden koparmak, kafayı vücuttan kesip almak gibi bir şeydi.

Her ibadetin bir ahlâkî tezahürü vardır. Yukarda da belirttiğimiz gibi, namaz fuhşiyattan ve çirkin davranışlardan; zekât, sadaka ve infak, cimrilikten; oruç, sabırsızlık ve bencillikten; hac, eşitsizlik, kibir ve ırkçılıktan uzaklaştıran bir ahlâkî değer kazandırır. Bu değeri kazandırmıyorsa, o ibadetin sıhhatini yok eden bir virüs var demektir. Bu virüs, ya riyadır, ya da başkalarının aferin ve alkışını alarak onların kalbinde taht kurmaktır. Yani burada Allah’ın hoşnutluğu yoktur. İşler, elgördülük olarak yapılmaktadır. Onun için “ahlaki sonuç doğurmayan ibadetler, ritüelden öteye geçemez ve şekilden ibaret kalır” demekteyiz. Bundan dolayı tevhid-ibadet-ahlak üçlüsünü iyi koordine etmek gerekir. Din, ana hatlarıyla bu üçlüden meydana gelir.

Dindar bildiğimiz, ibadetine düşkün olarak tanıdığımız, saç-sakal aksesuarı yerinde nice hacı ve hocalarımızı biliriz ki, camiye gelen çocuğun, çocuksu davranışlarına homurdanır, evine gidince hanımı azarlanmaktan titrer, çocukları girecek delik arar. Af, merhamet ve hoşgörü fukarasıdır. “O takva sahipleri, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler, Allah da güzel davranışta bulunanları sever” (Âl-i İmran: 3/134) ayetine meydan okurcasına, insanların hatalarının çetelesini tutarlar. Bu tipler, ibadetlerin içini boşaltanlardır. İbadetlerin dış dizaynına özenen, iç dizaynını/ihlâsını, ruhunu berhava edenlerdir. İbadetin, ahlaki meyvesini daha tomurcuk olmadan söküp atanlardır.

Eksik ölçüp eksik tartan, malın iyisini tezgâhın önüne dizip çürümüş olanları arkaya gizleyerek çaktırmadan müşteriyi aldatan dindar görünümlü esnaf da, ibadetlerini şeklin ötesine geçiremeyen “Bizi aldatan bizden değildir(Müslim, İman, 164) hadisine meydan okuyan bir yaratıktır. Bu tür tutarsız Müslümanların İslam’a zararları, ibadetsizlerden daha çok olmaktadır. Tabir yerinde ise “İbadetli ahlaksızların İslam’a verdikleri zarar, ibadetsiz ahlaksızlardan daha çok olmaktadır.” Bu vahim durum da, din bütününü TEVHİD-İBADET-AHLAK ekseninden kaydırmanın sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Yüce Allah bizi, yaptığı ibadetlerin bilincinde ve farkında olan ve ahlakî neticelerini alan âbid kullarından eylesin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet kara 2018-08-13 20:25:36

Amin....
Ahlakı güzelleştirmeyen dinde hayır yoktur.

Avatar
Ural 2018-08-13 18:21:54

Amin inşAllah hocam

Avatar
Hoca 2018-08-16 00:51:20

Güzel,faydalı bir yazı olmuş...toplumsal mesaj veren yazılar yazmanız dileğiyle.

banner312