Konuya girmeden okurlarımızın özellikle Diyanet personeli ile İlahiyatçı arkadaşlarımızın "kafalarını patlatırcasına" eleştirel bir bakış açısıyla ellerindeki kaynakları birbir tetkik edip gözden geçirmeleri gerekiyor. Fetullah Gülen'i bu millete "alim, müceddit, mehdi" diye yutturanların bize daha nice sahtekarları alim diye yutturdukları gerçekten varestedir.  

Artık ümmetin önünde imam, hoca olarak duran din görevlilerinin "başkasının aklıyla, övdükleriyle, düşündükleriyle, tavsiye ettikleriyle" değil kendi tetkik ettikleri alim ve eserleri üzerinden dini anlatmaları gerekmektedir. Emin olun Kur'an'a vurulduğunda "alim" diye ümmete yutturulan bir çok kişinin en büyük İslam düşmanı olduğu görülecektir.

Dini tebliğ eden İlahiyat akademisyeni, Diyanet personeli ve Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışan din dersi öğretmeninin her şeyden önce hakkı savunmada bilgisinin sağlam, kaynaklara hakim ve cesur olması gerekiyor. İslam gibi yüce bir dinin/programın korkaklar üzerinden dünyaya hakim olamayacağı açıktır.

Düşman peygamberimizin vefatından 70-100 yıl kadar sonra kılık değiştirip müslüman kimliği ile ümmeti aldatmaya başladığını ikazen okurlarımızın şu sorular üzerinde kafa yorduktan sonra yazıyı okumalarını  istiyorum:

Tüm mücedditler veya şöyle deyim müceddit denilen şahısların tamamı neden tasavvuf/tarikat ehlinden çıkar?

Eserlerinin tamamı Kur'an'dan kopuk, içi uydurma hadisler, bid'at ve hurafelerle dolu tasavvuf/tarikat ehli nasıl oluyor da bu dini tahrip eden değil de "müceddit (dini yenileyen)" oluyor?

İslam'a gönül veren, duruşu ve eserleri ile ümmetin takip ettiği tarikat dışında kalan alimler neden kendini müceddit olarak görmez, ümmet de kendilerini neden müceddit olarak nitelemez?

Veya bir soru daha soralım: 

Müceddit denilen tasavvufçu/tarikatçı sözde alimlerin neden tek bir eseri tüm dünyada kaynak eser görülmez? Ciddiye alınmaz da avam tarafından veya üniversite mezunu da olsa kafası avamlaştıranlar tarafından okunur?

Okurlarımızın bu yazıya başlamadan önce bu sorular üzerinde ciddi ciddi düşünmesini rica ediyorum.

Hiç kimse öyle hamasetle takım amigoluğu yapıp ön yargıyla bu yazıya bakmasın! Eğer bir müslümanın amacı gerçekten rızai ilahi ise safların bu kadar karıştığı çağımızda yoğurdu üfleyerek yemesinden öte her ne yapıyor ve düşünüyor ise her şeyini Kur'an'a arzetmek, sağlamasını oradan yapmak zorunluluğu vardır. 

Hem de öyle abisinin, ablasının, şeyhinin, hocasının, Diyanet'in, İlahiyatçıların baktığı gibi değil...

Peygamberimiz gibi ümmi bir şekilde... İçinde bulunduğu şartları Kur'an'a onaylatmaksızın, Kur'an'ın kendini şekillendirmesine izin vererek, isteyerek...

MÜCEDDİDLER VAR OLDUKÇA ÜMMET VAHDETE ERMEYECEKTİR

“Müceddid” kelimesi Ebû Dâvûd’un Sünen’inde yer alan bir hadiste şu şekilde geçer:

“Ebû Alkame; “Bildiğime göre, Ebu Hureyre Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti” dedi: “Allah, her yüzyılın başında bu ümmet için dinini yenileyecek birini (müceddid) gönderir.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 1)

Bu hadisin iddiasına göre gelen mücedditler tıpkı peygamberler gibi Allah tarafından gönderilmektedir.

Allah tarafından gönderildiğine göre gelen zatı muhteremin adı konulmamış bir peygamber olduğu anlaşılıyor. Nasıl iş ise gelen kendini "müceddit" olarak vasıflandırmıyor ama etrafındaki amigoları bunları bir şekilde "müceddit" ilan edip bir anda bırakın peygamberi, yarı ilah konumuna yükseltilerek eleştiriden azade konumuna getiriyorlar. 

Adam koskoca "müceddit"...

Hem de Allah tarafından gönderilmiş...

Eleştirsen bir türlü eleştirmesen bin türlü...

Aslında Peygamberlik son bulduğu için doğrudan "peygamber ile birlikte vahiy geldi" diyemeyen hurafecilerin uydurdukları bu kavramlar üzerinden taraftar toplamaya çalıştıkları anlaşılmaktadır.

MÜCEDDİD KONULU HADİS ZAYIFTIR

Hadis zayıftır. Ravilerinden EbûAlkame, Ebu Hureyre’nin bu rivayetinden emin olmadığını bildirme sadedinde, “Bildiğime göre Ebu Hureyre bu hadisi Resulullâh’tan rivayet etmiştir diyerek hadis hakkında şüphesini beyan etmektedir.

Böylesine önemli bir meselede Ebu Hureyre’nin rivayetinde yalnız kalması hadisin metnine şüphe düşürmektedir. Zaten Ebu Alkame’de bu rivayetin Ebu Hureyre’den başka kimseden teyit alamamaktan hareketle bu rivayete adeta dudak bükmüş, şaşkınlığını ifade etmiştir.

YÜZYIL TABİRİ İNANDIRICI DEĞİL!

Her bid’at ehli cemaat, zayıf hadiste geçen müceddid kelimesini kendi cemaat liderine yorumlamış ama hiçbiri hadisteki yüzyıl lafzını hesaba katmamıştır. Hadis her yüzyılda bir tane gelmesi gereken müceddidden söz ederken gerçek, hadisin aksine gerçekleşmektedir.

Hadisi kendi cemaatinin lehine kullanmak isteyen her grup,müceddid kavramını çıkarına alet edip bırakın yüzyıl geçmesini aynı yüzyıl içinde ve aynı anda bir bölge, ülke veya kıtada varlığını sürdüren onlarca müceddide sahne olmaktadır.

Hadisteki yüzyıl tabiri izafi bir kavramdır.

Ebu Hüreyre’nin rivayetinde yüzyıl’ın Hicri, Rumi veya Güneş takvimine göre mi tamamlanacağı hakkında bir açıklama yoktur. İslam’da bazı ibadetler ayın hareketine göre ayarlanırken namaz gibi güncel ibadetler güneşin hareketlerine göre yerine getirilmektedir.

Bu durumda hadiste belirtilen yüzyıl tabirinin hangi takvime veya takvimlere göre ayarlanacağı muğlaktır.

Bir diğer mesele ise yüzyıl tabirinin kıstasıdır.

Hicri, Rumi ve Güneş takviminin her birbirinin yüzyılı farklı bir güne geldiği gibi şu an içinde bulunulan her bir saniye tamamlanan yüzyıl iken hadiste sözü edilen yüzyıl neyi ifade etmektedir.

MÜCEDDİD’İN ŞAHSI HAKKINDA BİLGİ YOK!

Hadis sahih kabul edilse bile müceddidin doğum yeri, yılı, fiziki özellikleri, ismi ve ailesi gibi bir şahsın tanınmasını gerektiren hiçbir veri ortaya konulmuş değildir.

Müceddidin tanınması ile ilgili hiçbir veri ortada yokken bu kelimeden yola çıkarak falan veya filanın müceddid olduğu şeklinde yapılan tüm tanımlar cemaatsel/fırkasal asabiyet davasının bir ürünüdür.

Kendileri dahi mürşide ihtiyaç duyarken bu hurafecilerin nasıl olup da müceddid ilan edildiği ise apayrı bir konudur.

Tarikat erbabının aksine dünyaya adını duyurmuş, bulundukları ülkenin küfür sistemleri ve haçlı dünyasının korkulu rüyası olmuş hiçbir alim ne yazık ki müceddid olamamaktadır. Zaten hiçbir ilim erbabının müceddidlik gibi bir sıfata ihtiyaç duymadığı da açıktır.

Haçlıların korkulu rüyası ilim ve dava adamları, bırakın müceddidliği üstüne üstelik küfür sistem ve savunucuları ile aralarından su sızmayıp haçlıların önünde el pençe duran tarikat erbabınca bir de küfürle itham edilmişlerdir.

MÜCEDDİD İNANCI KUR’AN’A TERSTİR

İslam’ı din olarak seçip beğenen,  İslam’dan razı olup Kur’an’ı koruması altına alan Allah iken korunan bir kitaba sahip olan bir din neden bozulsun?

“Kesin olarak bilesiniz ki bu zikri (vahyi, Kur'an’ı) kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz.” (Hicr Suresi, 9)

Kitap koruma altında ve din de sapa sağlam dururken kim neyi düzeltme adına yüzyılda bir çıkıp gelsin?

Veya bozulmuş dini düzeltmek dinden ve Kur’an’dan nasibi olmayan hurafecilere mi kaldı ki müceddidler hep hurafeci takımından gelir?

Yada gelen bu müceddidler körler ve sağırların birbirini ağırladığı gibi kendi cemaatleri dışında kaç Müslümana ulaşmış veya ciddiye alınmıştır ki dini yenilemiş olsunlar?

ALLAH BOZULAN TOPLUMA MÜCEDDİD GÖNDERMEZ, YENİ BİR KAVİM YARATIR

Bozulan din değil insanların dini algılama şekil ve yöntemleridir. Yanlış din algısı, toplumun fiziksel olarak helak olmasına yol açar. Ki bu durumda Allah, helak olan veya fiziksel olarak var olmakla birlikte haktan sapan o topluma müceddid göndermeyeceğini aksine o toplumun yerine başka bir toplum ihdas edeceğini şu ayetle beyan eder:

“Eğer siz Hakk'tan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim getirir. Sonra onlar sizin gibi olmazlar.” (Muhammed Suresi, 38)

“Kimdir, sözü Allah’ınkinden daha doğru olan?” (Nisâ Suresi, 87)

“Onlar artık ondan (Kur’ân’dan) sonra hangi söze inanacaklar?” (Mürselât Suresi, 50)

DİNİN MÜCEDDİDİ İMAN EDENLERİN TAMAMIDIR

Allah, İslam’ı din olarak kabul eden şahsa emri bil maruf nehyi anilmünker kapsamında dini tebliğ ve dini bidat ve hurafelere karşı koruma görevi verir:

“Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resulü'ne iman ettiler, sonra hiç bir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler.” (Hucurat Suresi, 15)

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah a ve Resulü’ne itaat ederler. İşte Allah ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır.” (Tevbe Suresi, 71)

“Sonra gerçekten Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin, ardından cihad edip, sabredenlerin (destekçisidir). Şüphesiz senin Rabbin, bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir.” (Nahl Suresi, 110)

Aslında Kur’an ve uygulayıcısı olan Peygamber, iman edenlere müceddide gerek duyurmayacak şekilde İslam’ı anlama, yaşama ve anlatma metodunu vermektedir. Müceddit inancı, müslümanları yan gelip yatmaya işi bu iş için görevlendirilen özel vasıflara sahip insan arayışına itmektedir. Zaten tasavvufun da amacı; insanları emri bil maruf nehyi anil münkeri terk ettirip mürşitlere mürid etmekle kula kulluğu farklı bir modelle müslümanlara sunmaktadır. 

Rabbim dini dejenere eden bu kişilere müceddit yaftası vurarak adeta "Kulum, benim müceddit gibi özel vasıflarla vasıflandırılan bilgiçlere ihtiyacım yok! Kendisine müceddit denilen ve ardında gidenlere karşı uyanık ol ve gerekli tedbirleri al..." demektedir. Çok nadir olarak bazı İslam alimleri tasavvufun getirdiği alışkanlıkla kendilerinin bilgisi dışında "müceddit" olarak vasıflanmış olabilir. Kur'an ve peygamberin sünneti seniyyesine tabi olan alimlerimize adı müceddit de olsa elbette saygımız vardır. 

TASAVVUF ERBABININ MÜCEDDİDLERİ BU İKİ HADİS KAPSAMINDADIR

Kendini ehli sünnetin kalesi olarak lanse eden Tasavvuf erbabı ne yazık ki oluşturduğu ekoller ve icad ettiği müceddidlerle ümmeti birleştirmek yerine paramparça etti.

Yetmezmiş gibi hurefe ve bid'atleri dine sokmakla önü alınmaz fitnenin kapısını açtı. Ümmetin vahdetine çalışan bir tane müceddid olmayıp kendi cemaatine çağıran hali ortada iken bu kavramın ne kadar batıl olduğu ortadadır.

Tasavvuf erbabının müceddidlerinin hayatı ve eserlerine bakıldığında aşağıda zikredilen iki hadis kapsamında dini yenilmekten ziyade dini tahrip ettikleri görülür. Bu işgüzarların müceddidlik zırhı ile Allah resulünün sünnetinden başka sünnet icat ettikleri gibi kendilerince hidayet yolları tutmuşlar, bunu yaparken de Allah Resulü’nün bildirdiği gibi kimi işleri Müslümanlarda hayranlık uyandırırken kimi işleri Müslümanların nefretini çekecek şekilde kötü olmuştur:

Allah Huzeyfe’den razı olsun. Şöyle rivayet etti: Resulullah (sav) (bir gün) aramızda doğrulup buyurdular ki: "Haberiniz olsun! Sizden önce Ehl-i Kitap, yetmiş iki millete (dine) bölündüler. Bu ümmet ise yetmiş üç fırkaya bölünecek. Bunlardan yetmiş ikisi ateşte, sadece biri cennettedir. Bu da Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaattir." [Bir rivayette şu ziyade var: "Ümmetimden bir kısım gruplar çıkacak, bunları bid'alar istila edecek, tıpkı kuduzun, buna yakalanan kimsede hiç bir damar, hiçbir mafsal bırakmayıp her tarafını sardığı gibi, bu bid'a da onların her hallerine sirayet edecek."] (Ebu Davud, Sünnet 1)

Yine Huzeyfe (ra)’den: Resulullah (sav)'a halk hayırdan sorardı. Ben ise, bana da ulaşabilir korkusuyla, hep şerden sorardım. (Yine bir gün): "Ey Allah'ın Resulü! Biz cahiliye devrinde şer içerisinde idik. Allah bize bu hayrı verdi. Bu hayırdan sonra tekrar şer var mı?" diye sordum. "Evet var!" buyurdular. Ben tekrar: "Pekiyi bu şerden sonra hayır var mı?" dedim. "Evet var! Fakat onda duman da var" buyurdular. Ben: "Duman da ne?" dedim. "Bir kavim var. Sünnetimden başka bir sünnet edinir, hidayetimden başka bir hidayet arar. Bazı işlerini iyi (maruf) bulursun, bazı işlerini kötü (münker) bulursun" buyurdular. Ben tekrar: "Bu hayırdan sonra başka bir şer kaldı mı?" diye sordum. "Evet!" buyurdular. "Cehennem kapısına çağıran davetliler var. Kim onlara icabet ederek o kapıya doğru giderse, onlar bunu ateşe atarlar" buyurdular. Ben: "Ey Allah'ın Resulü! Ben (o güne) ulaşırsam, bana ne emredersiniz?" dedim. "Müslümanların cemaatine ve imamlarına uy, onlardan ayrılma. [İmam sırtına (zulmen) vursa, malını (haksızlıkla) alsa da onu dinle ve itaat et!]" buyurdular. "O zaman ne cemaat ne de imam yoksa?" dedim. "O takdirde bütün fırkaları terket (kaç)! Öyle ki, bir ağacın köküne dişlerinle tutunmuş bile olsan, ölüm sana gelinceye kadar o vaziyette kal." buyurdular. (Buhari, Fiten 11, Menakıb 25; Müslim, İmaret 51; Ebu Davud, Fiten

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
MÜCEDDİD BENİM ŞEYHİM ELHAMDÜLİLLAH 2019-02-13 23:40:06

SİTENİN FOYASINI ORTAYA ÇIKARAN BİR YAZI OLMUŞ
ALLAH DOSTLARINA DÜŞMANLIK YAPACAZ DERKEN CEHENNEMİN DİBİNE IŞIK HIZIYLA İLERLEMEK BU OLSA GEREK
SAPIK BÖLÜCÜ FİTNEFARELERİ SİZİ

Avatar
pirifani 2019-02-13 21:37:56

bu sozde mucedditlerin neyi tecdit ettiklerini pek sormazlar.bunca degerli muceddit Allah dostu allameleri varken islam alemine ne faydalari olmus hic merak etmezler.diyecekleri eskiden her sey cok iyiydi herkes bizim muceddite baglanirsa yine iyi olacak palavrasidir.yukaridaki yazidaki bunca ayete ragmen hala ama bizimkisi soyle dedi boyle buyurdu diye ayetleri arkaya atmaya devam edecekler.bunca ayetin manasini kendi buyukleri bilmiyor da siz mi biliyorsunuz. onlar keramet ehlidir.siz nasibsiz itikadi bozuk ve akidesizsiniz gibi buyuklerinden duyduklarini papagan gibi tekrarlayacaklar.gecenlerde nanekulde ismini bilmedigim bir hocayi dinliyordum guzel konusuyor gozlerim yasardi bunlarda boyle vaaz eden varmis derken getirdigi misalle ortaliga cat diye pisledi. muzakere ettik hanim hepsi ayni soyun macunu dedi.kimse bunlarin bazi guzel konusma ve fikirlerine aldanmasin.bunlar musluman postuna burunmus ebu cehil torunlaridir. kendilerinden birinin dedigi gibi ayranim eksi demezler.

Avatar
Bilal 2019-02-14 03:02:13

Her zaman yazar ve söylerim Cemaat ve Tarikatların yurtlarına mallarına kapatılmadığı müddetçe Türkiye Cumhuriyeti ne Laik bir sistem içerisine girer ne de girer o yüzden Sapkınlıklar dünyasında yaşıyoruz sadece izliyor ve takip ediyorum.Ayrıca bu site hakkında ölümsüz yazanlar bilsinler ki sizler böyle yazıları yazmaya cesaretiniz var mı adamlar bildiklerini aktarmışlar siz de aktarın sizler aktaramazsınız sadece Cemaat ve Tarikatları savunur oradan da nemalanırsınız site doğru yolda tm bildiklerinize açık yüreklilikle kimseden korkmadan aktarınız Kuran ve Sünnet ışığında Cemaat ve Tarikatların açıklarını bulunuz ifşa ediniz Helal Olsun Tebrik Ederim.

Avatar
Nurettin uçak 2019-02-14 04:38:25

Sevgili kardeşim çok güzel bir yazı kaleme almış.acizane benim yorumum kuran Allahtan inen iptir . Ona tutunan kurtulur bırakan da yanar .

Avatar
Ğılman 2019-02-15 08:56:07

Ulan soytarı pezevenk vahhabiolduğunu biliyoruz sabanı benim tarikatımdan ibne imamı Azam’lar şafiler hambeliler malikiler boşamı geldi soytarı hadisi Şerif’leri kendince yorumla cahil herif
ADMİNİN YORUMU: KÜFÜR İÇEREN YORUMLARI NORMALDE YAYINLAMIYORUZ. AMA TASAVVUF/TARİKAT AHLAKINI VE CAHİLLİĞİNİ HERKESİN GÖRMESİ İÇİN YAYINLIYORUZ. İMAMI AZAM İLE ŞAFİİ TARİKAT MENSUBU DEĞİLDİ. AKSİNE TARİKATLARI FIRKAİ DALLEDEN SAYARLARDI. OSMANLI PADİŞAHLARINA GELİNCE O GÜNLERDE ARAPÇA YAZI DİLİNE HAKİM OLMASI VE İSLAM-ARAP KÜLTÜRÜNÜN ETKİSİ NEDENİYLE OKULA MEDRESE DENİYORDU. YANİ O GÜN HER MEDRESEDEN ÇIKANI SİZİN SAFTRİK TARİKATÇILAR SANIYOR Kİ BU GÜNDEN YOLA ÇIKARAK AHAA BU DA TARİKATÇI. O GÜNÜN MEDRESELERİ BU GÜNÜN ÜNİVERSİTESİ İDİ. SENİN ŞU AN Kİ MEDRESE HOCALARINI O GÜN MEDRESENİN KAPISINA KÖPEK DİYE BAĞLAMAZLARDI BİLESİN. PADİŞAHLARI TARİKATÇI MIYDI SORUNA GELİNCE. 2. MAHMUT NAKŞİ/HALİDİLERİ SİVASA SÜRMÜŞ MEDRESELERİ DE KAPATMA ADIMINI İLK ATAN PADİŞAH İDİ. SONRAKİLERDE AYNI YOLU TAKİP ETTİLER VE MEDRESELERİN 2. MAHMUTUN YAPTIĞI ŞEKLİYLE SIBYAN MEKTEBİ OLARAK DEVAM ETTİRDİLER.