Devlet, İlahiyatları dışardan bitirme işine acilen son vermelidir

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bayramali Nazıroğlu, Yörünge’ye önemli açıklamalarda bulundu.

Devlet, İlahiyatları dışardan bitirme işine acilen son vermelidir

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bayramali Nazıroğlu, Yörünge’ye önemli açıklamalarda bulundu.

04 Ocak 2019 Cuma 14:32
Devlet, İlahiyatları dışardan bitirme işine acilen son vermelidir
banner310

EDİTÖRÜN NOTU: Haber manşeti ve yazı başlığı konunun ehemmiyetine binaen dinihaber.com'a aittir. Her ne kadar Doç. Dr. Nazıroğlu hocamız bulunduğu makamın ve ilim adamı vasfının verdiği sorumlulukla ayrıntılara dalmıyor ise de bu gün dışardan bitirmelere açılan İlahiyat Fakültelerinin hali içler acısı bir durumdadır. İlahiyatı dışardan bitirmiş Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ile Diyanet'e atanan hurafeciler üzerinde yapılacak bir araştırmada görülenin aksine İslam ile uzaktan yakından alakası olmayan bilgilerin İlahiyat kimliği ile vatandaşa aktarıldığı ve böylece bu okulların adının kirletildiği bir vakıadır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk ve İlhami Güler gibi absürd çıkışlarıyla İlahiyatları zorda bırakan öğretim üyeleri kadar İlahiyatı dışardan bitirenlerin İslam'a ve İlahiyatlara verdiği zarar azımsanmayacak durumdadır. Devletin bir an önce İLİTAM, yatay ve dikey geçişle İlahiyatı dışardan bitirmelere son vermesi veya dışardan bitirenlerden görev yapma hakkını ellerinden alıp sadece bulundukları memurluklarda derece ve kademelerine faydası dokunacak şekilde bir düzenleme yapması zarureti ortadadır. Tıp Fakülteleri nasıl ki dışardan bitirilemiyorsa İlahiyat Fakültelerinin de dışardan bitirmelere kapanması bir zorunluluktur. Malumdur ki yarım doktor candan ediyorsa yarım ve özellikle hurafeci bir ilahiyatçı kişiyi dinden etmenin ötesinde toplumu yozlaştırmakla devlet için büyük bir tehdit oluşturmaktadır.

***

Doç. Dr. Bayramali Nazıroğlu'nun değerli açıklamaları şu şekilde:

Cumhuriyet döneminde din eğitimi vermek üzere ikame edilen ilahiyat fakülteleri (öncesinde yüksek İslam enstitüleri) Cumhuriyet öncesindeki dini eğitim veren medrese ve tekkeler ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan tabloyu özetleyebilir misiniz?

Bu kurucu karakter, bilginin farklı boyutlarına yönelik öğrenme merakını teşvik eden ve her Müslümanı bilgi talep etmeye zorlayan ilmi bir gelenek inşa etmiştir. Hz. Peygamber’den sonra çoğunlukla toplumsal ve siyasal nedenlerle çeşitli badireler atlatsa da bu gelenek, belli bir müddet sonra kurumsallaşmaya başlamış; bu kurumsallaşma süreci zihinlerin eğitiminde medreseyle birlikte duyguların eğitiminde ise tekke vb. kurumlarla zirve noktasına ulaşmıştır.

Medrese ve tekke, asırlar boyunca bir yandan birbirleriyle kavga ederken, bir yandan da Müslüman toplumların eğitim ihtiyacını karşılamıştır. Ne var ki bunu yaparken gittikçe medrese; bilgi ve düşünceyi kitaba ve statükoya; tekke de inanç ve değerleri sözlü geleneğe ve hayli miktarda hurafeye hapsetmiştir. Böyle olunca da her iki cenahın Müslümanların kişisel, toplumsal, dini ve ilmi alanda ilerlemeleri için başlarda sağladıkları katma değer, peyderpey azalmış; hatta takındıkları tavırlar, Müslümanlar için belli bir zaman sonra ilerlemeye mani prangalara dönüşmüştür.

Bunun pek çok sebebi vardır. Ancak zannımca, her iki kurumun da toplumu bulunduğu hal üzere tutmaya yeminli olmaları, çöküşün başat faktörü olmuştur. Bu süreçte ilmi gelenek; öncü, yenilikçi ve dinamik olmaktan uzaklaşmış; muasır medeniyetin gerisinde kalarak tutucu, durağan ve yoz bir hale bürünmüştür. Bu ilmi geleneğin boyasıyla boyanmış toplum da hayatın hemen her alanında zillet içinde kalmıştır.

İlahiyat fakülteleri ise ilk olarak Cumhuriyet’ten çok önce II. Abdülhamit zamanında (1900 yılında) geleneksel eğitim kurumlarının toplumun ve devletin ayağına dolanması nedeniyle Darülfünun bünyesinde açılmıştır. Açıldığında medreselerle aynı alanda eğitim-öğretim yapan ilahiyatın, ne yazık ki ömrü çok uzun olmamış; medreselerin yeniden yapılandırıldığı iddiasıyla daha emekleme aşamasında kapatılmıştır. 1924 yılında medreseler kapatılınca bu sefer Cumhuriyet idaresi tarafından –biraz da kerhen– tekrar açılmış; ancak bu sefer de cari politikanın pozitivist refleksleri nedeniyle varlık sahasından kısa sürede el çekmek zorunda kalmıştır.

Bu arada tekke ve medreseler, her ne kadar resmen ilga edilmiş olsalar da ülkenin pek çok noktasında yeraltına inerek eğitim-öğretim faaliyetlerine gizlice devam etmiştir. Otuzlu yıllardan ellili yıllara kadar yaşanan bu ara dönem, Müslüman Türk toplumunu, din ve din eğitimi anlamında kayıt dışı tekke ve medreselerin çizdiği sınırlara, koyduğu kurallara ve ürettiği sorunlu bilgilere mecbur bırakmıştır. Bu dönemde dini sahada geçer akçe haline gelen eksik ve yanlı/yanlış bilgi ile batıl inanç ve hurafeler, Türk toplumunun İslam anlayışında derin yaralar açmıştır.

1949 yılında Ankara İlahiyat’ın açılması da bu patolojik duruma tam anlamıyla çare olamamış; ancak 1959 yılında yüksek İslam enstitülerinin devreye girmesi, bunların daha sonra üniversite bünyesine alınması, ardından özellikle doksanlı yıllardan sonra yeni fakültelerin açılmasıyla Müslümanların merdivenaltı tekke ve medreseye ve onun ürettiği kısmen çarpık ve sorunlu din anlayışına bağımlı olma durumu sona ermeye başlamıştır.

Ancak ilahiyat fakülteleri hem niceliksel hem de niteliksel olarak oldukça mesafe kat etmiş olmalarına rağmen bu yapıların toplum üzerindeki etkisinin yittiğini iddia etmek zordur. Bu da din eğitimi ve öğretimi alanında ikili bir anlayışın aynı anda işbaşında olması anlamına gelmekte; bu da kaçınılmaz olarak çatışma ortamı yaratmaktadır.

Zira her iki kesim arasında hem esasa hem de teferruata müteallik çok sayıda fikir ayrılığı bulunmaktadır. Bu fikri kopuşun temelinde bir tarafın mevcut dini durumu –buna dini statüko da diyebiliriz– korumaya çalışırken, diğerinin bu koruma misyonundan uzaklaşıp sorgulama ve ayıklama misyonuna kaymış olması yatmaktadır. 

Buradan hareketle ilahiyat öncesi dönemin dini ve ilmi çevrelerde ilahiyat sonrası döneme göre daha az kavgalıymış gibi görünmesi, çoğunlukla din bilimsel rekabetin olmamasından kaynaklanmaktadır. Oysa bugün adını koymak gerekirse her iki kesim arasında zaman zaman yüzeye çıksa da çoğunlukla buzdağının görünmeyen kısmında büyük bir sürtüşme hali vardır.

Bu, şimdilik bir tür rekabettir ve bu rekabette ilahiyatçılar, bilimsel sahada kalmaya gayret gösterirken, diğer taraf daha saldırgan bir tavır sergilemektedir. Çünkü ilahiyatın varlığı, eleştiri ve sorgu kültürü ve dini araştırmalara getirdiği yeni yöntem ve yaklaşımlar, örgütlü dini yapıların sorgudan muaf ürettikleri dini literatürde gedikler açmakta ve cemaatlerin insan kaynakları açısından yeni bireylere erişimini zorlaştırmaktadır.

“Devletten İzinli olmasını, Belirli Kişi ve Kliklerden İzinli Olmasından Daha Yeğ Tutarım”

İlahiyatçılara karşı çıkan kişi veya gruplara baktığımızda aynı kişilerin imam hatip okullarından da çok hoşnut olmadıklarını görüyoruz. Diğer taraftan imam hatip okullarının ve ilahiyat fakültelerinin ortak yönlerinden birisi de devlet kontrolü ve müsaadesi ile eğitim yaptıkları gerçeğidir. Bu durum hesaba katıldığında imam hatip ve ilahiyatçılara karşı çıkanların esas karşı çıktıkları şey din eğitiminin devletten izinli olması mıdır?

Cumhuriyet’le birlikte medreseler ve tekkeler ortadan kaldırılmaya çalışılırken, bunların görevlerinin imam hatip mektepleri ve Darülfünun İlahiyat Fakültesi’ne tevdi edilmesi düşünülmüştü. Bu tutum, kapanan kurumlarla organik bağı olanların bilinçaltlarında, imam hatiplerin ve ilahiyatın gayrı meşru telakki edilmesine zemin hazırlamıştır.

Dolayısıyla bu durum bile tek başına bu cenahın imam hatip ve ilahiyat antipatisi için yeterli bir sebeptir. Oysa imam hatip mektepleri ve ilahiyat fakültesi, medreselerin alternatifi olduğu gibi devamıdır da. Bu kurumlar, yakıştırıldığı gibi Cumhuriyet’in dini tahrip etme amacıyla işe koştuğu tahrip kurumları, ilahiyatçılar da bu amacın koçbaşları olmamıştır. İzan sahibi olanlarca olup bitenlere bir de bu taraftan bakmak icap eder.

Bu okullarda, medreselerde verilen eğitimin benzeri veriliyor; Arapça, Kur’an, hadis, tefsir, fıkıh ve diğer dini ilimler muntazaman öğretilmeye devam ediyor. Bunların yanı sıra bazı genel kültür konularının da okutulması ya da derslerin rahlelerde değil de sıralarda yapılması, modern öğretim yöntem ve tekniklerinin kullanılması, program geliştirme ilkelerine uygun, başı sonu belli olan müfredata bağlı olması, imam hatip ve ilahiyatların eksiği değil, fazlasıdır. Kuşkusuz bunları sanki birer zaafmış gibi lanse etmek, iyi niyetli bir yaklaşım olmasa gerektir.

Burada örgütlü dini yapılar için asıl sorun şu ki imam hatip ve ilahiyatlarda eğitim alan kişileri, –eğer aldıkları eğitimin hakkını veriyorlarsa– birtakım ezber, yüzeysel ve işlevsiz bilgiyle cezbetmek kolay değildir. Mezkûr eğitim yuvalarında belli konularda farklı düşüncesi olan hocalardan zengin perspektifler devşirip tek başına ve özgün düşünme becerisi kazanan gençler, bu yapılar için oltaya takılması zor kişiler haline gelmektedir.

Kuşkusuz devlet kontrolünde verilen din eğitimi, ideal olarak en istendik din eğitimi türü değildir. Çünkü devlet, din öğretirken kendi ilkelerini, kabullerini, değerlerini göz ardı edemez. Dahası devlet hiçbir alanda kendi siyasal ve ideolojik yapısıyla çelişen derslere tahammül gösteremez. Ancak Türkiye özelinde düşünecek olursak, din hizmeti sunan kaynaklar içinde devletten daha iyisi de yoktur.

Örgütlü dini yapıların imam hatip ve ilahiyat karşıtlığını meşrulaştırmak için devlet kontrolü iddiasını dillendirdikleri ve bunu insan kaynağı sıkıntısından kurtulmanın sözüm ona zekice bir aracı olarak servis ettikleri kanaatindeyim. Kaldı ki Türkiye’de, devletin din kurumuna sağladığı imkânlar günümüzde oldukça iyi düzeydedir. Ayrıca din eğitiminin devletten izinli olmasını, belirli kişi ve kliklerden izinli olmasından daha yeğ tutarım.

“Din Eğitiminde Devletin Denetim ve Gözetimi Bir Müddet Daha Şart”

Genel olarak ideal din eğitimi nasıl olmalıdır? Bugünkü din eğitiminin (imam hatipler ve ilahiyat fakülteleri) aksayan yönlerini detaylara inmeden ortaya koyabilir misiniz?

Dünyanın gelişmiş ülkelerini göz önünde bulundurursak bu ülkelerin, cemaatlerin egemenliğinden cemiyetlerin zenginliğine geçtiğini görürüz. Bu tip toplumlar için din eğitimi ve öğretiminin kim tarafından hangi şartlarda verildiğinin çok bir önemi yoktur. Nitekim pek çok Batı ülkesinde hem devlet hem de dini gruplar tarafından din eğitimi hizmeti sunulmaktadır. Ancak her iki kaynak da eğitim öğretim hizmetini toplumun gözü önünde açıklık, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri doğrultusunda yapmaktadır.

Eğitim kurumlarında olup bitenler, devlet ya da dini grup fark etmeksizin eğitimcilerin, velilerin, hukuk sisteminin, basının ve diğer kişi ve kurumların eleştirisine ve denetimine açıktır. Eğitimin içeriği; profesyoneller tarafından hazırlanır, din bilimi araştırmalarının süzgecinden geçemeyen içerikler, çocuk ve gençlerin karşısına çıkmaz. Eğitim sorumluları, hem dini hem insanı hem de toplumu tanırlar. Kime, neyi, ne zaman ve ne şekilde öğreteceklerini bilirler. Bu tip bir toplumda din eğitiminin mahiyeti, en az amacı kadar önemli görülür.

Ülkemizin hâlâ katı bir cemaat toplumu olması ve din alanında örgütlenen her cemaatin farklı bir din ve dini otorite anlayışı benimsemesinden dolayı, din eğitiminde devletin denetim ve gözetiminin bir müddet daha şart olduğu düşüncesindeyim. Bunun dışında farklı yapıların din eğitimi faaliyetlerinin cebri yöntemlerle yasaklanmasını da doğru görmüyorum.

Demokratik tutum icabı, sivil din eğitimi kanalları, her zaman açık tutulmalı; lakin bu kanalların sivil görünümlü örgütlü dini yapılar tarafından suiistimal edilebileceği unutulmamalıdır. Bu yapıların düzenli bir şekilde devlet tarafından denetlenmesi, toplum tarafından da şeffaf olmaya zorlanmaları gerekir. Bu tip yapıların kendi kutsal (!) amaçları için ikiyüzlü tavırlar geliştirebileceği; gerçek benlikleriyle dışarıya yansıttıkları kişiliklerinin farklı olabileceği her zaman akılda tutulmalıdır.

Kimin din eğitimi vereceği kadar önemli olan bir husus da din eğitiminin nasıl verilmesi gerektiği meselesidir. Ancak ülkemizde “Nasıl bir din eğitimi verelim?” sorusu yeni yeni gündemimize girmektedir. Hem imam hatiplerin hem de ilahiyatların –bunların yanında genel din derslerinin– programları hazırlanırken, bu okulların temel felsefesinin ne olacağı, nihai anlamda nasıl bir insan, nasıl bir Müslüman yetiştirmeye talip oldukları, bunu hangi yeterliliğe sahip kişilerce, hangi ortamlarda, hangi yöntemlerle gerçekleştirecekleri üzerinde yeterince ve derinlemesine düşünülmeden yapılacak bir faaliyetin getirisinden çok götürüsü olacaktır.

Hâlihazırda hem imam hatiplerde hem de ilahiyatlarda misyon ve vizyon belirsizliği, kontrolsüz büyüme, hedefsiz ve düşük motivasyonlu öğrenci, dahili ve harici müdahaleler gibi bazı sorunlar ancak bu hususlarda iyileştirme çabaları ortaya konarak azaltılabilir.

1 Dini cemaat, İslami cemaat, dini grup ve tarikat gibi farklı isimlerle anılan yapılar için örgütlü dini yapılar tamlamasını tercih ediyorum. Özellikle ilahiyat fakülteleri ve ilahiyatçılarla ilişkileri bağlamında en doğru ve kapsayıcı tanımın bu olduğu kanaatindeyim. Buradaki örgüt sözcüğünü illegal olmak anlamında değil, kurumsal olmak anlamında kullanıyorum.

2 “Bazı ilahiyatçılar” tamlamasını bilerek kullanıyorum. Çünkü ilahiyat fakültelerinde bu yapılarla organik veya gönül bağı olanların sayısı azımsanamayacak kadar çoktur.

3 İlahiyat fakülteleri, özellikle son birkaç yıldır YÖK tarafından sağlanan aşırı kontenjan artışları; ayrıca İLİTAM, Dikey Geçiş, Sınavsız Geçiş gibi kolaylıklar sayesinde çok sayıda örgütlü dini yapı müntesibine ev sahipliği yapar hale gelmiştir. Gayet tabii bunların çoğu ilahiyatı kurtarmak amacıyla buradadırlar ve amaçları da hiçbir sapkın (!) fikirden etkilenmeden bir şekilde diplomayı alıp dini konularda ehil olduklarını ispatlamaktır. 

Son Güncelleme: 04.01.2019 16:27
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Abdullah Uymaz 2019-01-04 16:51:17

28 şubat süreci mağdurlarını ayrı tutalım derim. ayrıca bütün ilitam mezunları diye genellememek gerkiyor. her açıköğretim mezunu niteliksiz kabul edilmeyeceği gibi her örgün okuyan nitelikli kabul edilemez.

Avatar
N.O 2019-01-04 17:13:46

Bunları söyleyen şahıs ve bu fikirleri dikta etmeye çalışan güruh!Acaba namazları beş vakit camidemi eda ediyor???,bu dışardan ilahiyat bitirme yeni çıktı,bundan önce camiler dolup taşıyorduda,bu yeni durum sonucumu camiler boşaldı,lafa bak yarım hoca dinden edermiş,kimin yarım,kimin tam hoca olduğunu tesbit,sorumluluğu hocaları atayan Diyanet Işleri başkanlığı sizemi verdi,size bir dokunan bişeymi var yoksa hasetmi ediyorsunuz?Haset,pasın demiri yediği gibi hayırlı amellerinizi yok eder unutmayın

Misafir Avatar
x kişi 2019-01-04 21:55:17 @N.O

kendilerinin cehaletleri ortaya çıkıyor da dertleri o değerli kardeşim. herkes görevi sınavla alıyor.

Beğenmedim! (1)
Avatar
hasan 2019-01-06 14:14:06

bende ankara ilitam mezunuyum. her ilitam mezunu niteliksiz değildir. örnegin bu yılki dhabt sınavından 89,235 aldım ve sıralamam 170. sıra. peki bu forumda yazı yazanlardan kaç tanesi bu puanın üstünde. eğer kişinin alt yapısı sağlamsa ilitamdanda başarılı mezunlar çıkar. sonuçta ders ve konular aynı. sadece çalışmak gerekiyor. sonuçta sözel bir bölüm.

Avatar
Salih Yeşil 2019-01-05 17:28:51

Anlaşılan admin ilitamı kazanamamış

____ADMİNİN YORUMU___ İlahiyat Fakültesini bitireli 23 yıl oldu. Müslümana yakışır yorum yapınız...

Avatar
Mustafa 2019-01-04 16:42:19

Hocam doğru söylüyor yüz de yüz katılıyorum fakat 28 şubat mağdurları bu kapsam dışında tutulmalı

Avatar
Arkadaş 2019-01-04 17:06:56

İlitam acilen kapatılmalıdır. İlitam marjinal kesimlere militan yetiştirmektedir. Örgün dışında ilahiyat okunmasına müsade edilmemelifir.

Misafir Avatar
İlitam 2019-01-05 19:30:06

İlitam-ilahiyat-Din Düşmanları Fitneciler ilahiyatta halen kimler görevde baksanıza/İlitam okuyanlar nasıl o aşamaya geldiler/Devlet uygun görmüş bu beyefendi kapatılmalı diyor/Kıskançlıktan çatlayasın/Merak etmeyesin ilitam okuyanların birçoğu Medreselerde okumuş,senin gibi alt yapısı bozuk değil

Beğenmedim! (2)
Avatar
İsmail 2019-01-04 23:42:40

Ne oldu önceki görüşleriniz ne çabuk değişti, hani ilitama karşı çıkmak geri kafalılıktı , hani sonuna kadar savunuyordunuz, sitenize ilitam yazıp bir arama yapın, Yapında günübirlik fikir değişmelerinizi fark edin ve karar verin Neyi savunuyorsunuz!!!
ADMİNİN YORUMU: SİTENİN İMTİYAZ SAHİBİ DEĞİŞTİ. SANIRIM HABERİN YOK SENİN. VE BİLDİĞİMIZ KADARIYLA ESKİ İMTİYAZ SAHİPLERİ DE İLİTAM'I DİYANET PERSONELİNİN BİLGİSİNİN ARTMASI ADINA, BİR HAK OLARAK İSTEMİŞTİ. DIŞARDAN GELEN GEÇEN HERKESE İLAHİYATLARIN AÇILMASINI SAVUNMAMIŞTI.

Avatar
Akın 2019-01-05 07:08:25

Bunca açık öğretim bölümü var adam açıktan kaymakam oluyor öğretmen oluyor her türlü kuruma atanıyor bir ilitammi gözünüze gidiyor