Dr. Necdet Subaşı, İlahiyat Akademisyenlerinin yaptığı sessiz protestoyu dile getirdi

11 Eylül’de düzenlenen “Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı”nda deizm, nihilizm ve ateizm minvalında geçen yıl basında yer alan tartışmalar ele alındı. Din sosyoloğu Dr. Necdet Subaşı toplantı hakkındaki gözlemlerini Dünyabizim isimli haber sitesine aktardı.

Dr. Necdet Subaşı, İlahiyat Akademisyenlerinin yaptığı sessiz protestoyu dile getirdi

11 Eylül’de düzenlenen “Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı”nda deizm, nihilizm ve ateizm minvalında geçen yıl basında yer alan tartışmalar ele alındı. Din sosyoloğu Dr. Necdet Subaşı toplantı hakkındaki gözlemlerini Dünyabizim isimli haber sitesine aktardı.

23 Eylül 2018 Pazar 07:57
Dr. Necdet Subaşı, İlahiyat Akademisyenlerinin yaptığı sessiz protestoyu dile getirdi
banner307

Toplumda, okullarda ve özellikle İmam Hatip Okullarında Deizm ve Ateizm’in varlığı ve ektisi üzerine Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın birlikte düzenlediği, “Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı”na alanında uzman pekçok değerli akademisyen katıldı.

Bu katılımcılardan biri de Diyanet’e emek vermiş, hazırladığı raporlar ve sonuç metinleriyle tanıdığımız Din Sosyoloğu Dr. Necdet Subaşı idi. Toplantı ile ilgili gözlemlerini paylaşan Subaşı ilginç tespitlerini kendine has üslubuyla değerlendirdi.

Toplantının değerlendirmesini okurlarımıza bırakırken asıl dikkat edilmesi gereken Diyanet ve İlahiyatlarla ilgili değerlendirmeleri ilginç ve dikkat çekiciydi.

İLAHİYAT AKADEMİSYENLERİ NEDEN SUSKUN?

Subaşı, “Diyanet İşlerinin Sayın Başkanının açılış konuşmalarındaki hiçbir şeyi kenarda bırakmayan değerlendirmeleri hariç tutulursa, diğer yönetici erkânın genellikle dinlemeyi tercih etmesi sanırım pek de anlaşılabilir bir durum değildir.” tespiti anlamlıydı.

Gözlemlerini anlatmaya devam eden Dr. Subaşı'nın, “Yüksek din bürokrasisinin tartışmalara katılarak katkı sunmak yerine bütün bu verimli sunum ve müzakereleri oldukça belirgin bir suskunlukla dinleyip izlemekle yetinmesi sadece bir tercih meselesi olarak değerlendirilemez” açıklaması ilahiyat akademisyenlerinin konuşması gereken yerde neden sustuğuna dair önemli ipuçları veriyordu. 

Din bürokrasisinin yapacağı değerlendirmelerin katılımcıların analizine katkı sağlayacağını vurgulayan Dr.Subaşı, konuştuğu takdirde İlahiyatçıların tüm akademisyenlere hayranlık bıraktıracağını bildiği halde susmasının dikkatinden kaçmadığından hareketle tespitlerini şöyle sürdü: “Ancak sanırım bu çalıştayda istisnalar bir tarafa bırakılırsa (ilahiyatçılar ve Din İşleri Yüksek Kurulu) farklı bir stratejiyle izleme ve dinleme yolu tercih edilmiştir.”

İLAHİYAT AKADEMİSYENLERİ NE BEKLİYOR?

Oysa İlahiyatçılar devletin en sabırlı ve mütevazi personeli olarak kendilerini temsil eden kişi ve kurulların siyaset dahil her tür güç odağı karşısında dik durmasını, haklarını yedirmemesini, ilim ehline muhalefet edenlere karşı temsil edilebilirlik duruşunu göstermesini, ilahiyat muhaliflerine karşı başlarını öne eğdirilmemesini ve kendilerini temsil eden kişinin tertemiz bir özgeçmişinin olmasını istiyor ve bunu da yetkililerden haklı olarak bekliyorlar. 

İşte, bu ve benzeri gerçekleri kendi nezih üslubuyla dile getiren Dr. Subaşı'nın iglili toplantı ve toplantıya dair yaptığı gözlemler:

Geçtiğimiz hafta Kızılcahamam’da dokuzuncusu düzenlenen “Güncel Dinî Meseleler İstişare Toplantısı”na ben de katıldım. Çağrılanlar arasında olmak ister sosyal bilimci sıfatıyla olsun isterse eski bir Diyanet mensubu olarak olsun her durumda iyi ve değerliydi. Birinden -eğer öyleyse- kendime hoş bir takdir, diğerindense biraz gecikmiş de olsa bir kadirşinaslık çıkarmıştım.

11 Eylül’de başlayan ve üç gün süren toplantının ana konusu “Deizm”, “Nihilizm” ve “Ateizm” gibi dün olduğu gibi bugün de birer din karşıtı akım olarak değerlendirilen ve adlarından sıkça bahsedilen inançsal eğilim ve yönelimlerdi. Diyanetin en etkili yüksek karar organı olarak Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı marifetiyle, son yıllarda adından çokça söz edilen bu eğilimleri masaya yatırma kararı alınmış ve bu amaçla da Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri davet edilmişti.

KATILIMCILAR, İLAHİYAT FAKÜLTELERİ FELSEFE VE KELAM ÖĞRETİM ÜYELERİ

Bir çalıştay düzeneğiyle gerçekleşen toplantının -eğer Diyanet bürokrasisinden katılan üst düzey riyaset üyelerini saymazsak- geriye kalanlarının büyük bir bölümü üniversitelerde, özellikle de ilahiyat fakültelerinde görev yapan felsefeci ve kelamcı öğretim üyelerinden oluşuyordu. Bana kalırsa yüksek kurul sorunu en başta bir inanç konusu olarak görmüş ve davetlileri belirlerken de buna azami derecede dikkat etmişti. Felsefeci ve kelamcı katılımcıların belirgin varlığı konunun ana ekseninin üzerine oturacağı bağlamı yansıtması açısından oldukça önemliydi.

TOPLANTININ AMACI

Yüksek Kurulun öteden beri gerçekleştirdiği bu toplantılardaki temel amacının en başta kendi üyelerinin memleketi sarıp kuşatan temel dinî sorunlar hakkında birinci elden bilgilerle mücehhez olmalarını sağlamak olduğunda şüphe yok. Sık sık kamuoyundan gelen sorulara cevap vermek zorunda olan bir kurumun ele aldığı konuların hem gelenek hem de aktüel bilgi dünyasındaki gerçek karşılıklarını bilmesi herhâlde oldukça önemli bir olay. Gerçi bu tür toplantılar sayesinde ne bu tür sorunlar yok olur gider ne de bu tartışmalarla mevzuya adamakıllı bir yön verilebilir.

Adı üstünde birer istişare konseptinde gerçekleşen bu çalıştaylardan diğer katılımcılar gibi ben de bir hayli nasiplendim. Program akışında, öteden beri birer zararlı akım olarak görülüp değerlendirilen belli başlı yönelimler hakkında, önce alanındaki yetkinlikleriyle tebarüz etmiş akademisyenlere söz hakkı verilmiş, ardından da hiçbir kısıtlama, sansür ve baskılamaya fırsat ver(il)meksizin konu enine boyuna bihakkın tartışılmıştı. Böylece çoğu ilahiyat kökleriyle maruf felsefeci ve kelamcıların sundukları bildiriler etrafında oldukça ciddi ve kuşkusuz çok besleyici tartışmalar yaşandı.

DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU'NUN ÇALIŞMASI TAKDİRE ŞAYANDI

Oturumlarının hemen hepsini dikkatle takip etmeye çalışan bir katılımcı olarak bir kere her şeyden önce anlama, bilme ve bu doğrultuda kararlar alma konusunda Yüksek Kurulun dirayetli başkanı muhterem hocam Dr. Ekrem Keleş’i ve onun değerli mesai arkadaşlarını özellikle kutlamak isterim. Kamuoyunu uzunca bir süredir etkileyen ve sık sık verili gündemin ayrılmaz bir parçası olarak dile getirilen söz konusu yönelimler hakkında konuyu enine boyuna müzakere etme çabası, ilgili konuşmacı ve paydaşların belirlenmesi ve yanı sıra bütün bu katılımcıların kendi görüşlerini her türlü siyasi, dinî ve bürokratik hiyerarşiden bağımsız olarak dile getirme özgürlüğüne fırsat vermeleri, her türlü takdirin üzerindedir.

ALİ ERBAŞ AÇILIŞ KONUŞMASINI YAPTI

Diyanet İşlerinin Sayın Başkanının açılış konuşmalarındaki hiçbir şeyi kenarda bırakmayan değerlendirmeleri hariç tutulursa, diğer yönetici erkânın genellikle dinlemeyi tercih etmesi sanırım pek de anlaşılabilir bir durum değildir. Yanısıra yüksek din bürokrasisinin tartışmalara katılarak katkı sunmak yerine bütün bu verimli sunum ve müzakereleri oldukça belirgin bir suskunlukla dinleyip izlemekle yetinmesi sadece bir tercih meselesi olarak değerlendirilemez. Katılımcı misafirler de teşkilatın bu konularda neler düşündüğünü, orada hangi fikriyatın kendine uygun bir mecra bulduğunu görmek ve duymak isteyecektir. Müzakerelerin tabiatı karşılıklılık esasını öne çıkarır. Mesela ben şahsen etkili görev ve pozisyonlarda yer alan ve birbirinden farklı olduklarından kimsenin şüphe duymadığı din bürokratlarının bu çetin mevzular etrafında varsa ortaya koyabilecekleri düşüncelerini paylaştıklarında bunun diğer katılımcıların analiz ve değerlendirmelerinin şekillenmesinde oldukça önemli bir katkı sağlayabileceğinden hiçbir kuşkum yoktur. Ancak sanırım bu çalıştayda istisnalar bir tarafa bırakılırsa farklı bir stratejiyle izleme ve dinleme yolu tercih edilmiştir.

DEİZM TARTIŞMALARININ MEDYADA YER ALMA KÖKENİ

Esasen tartışma hiç de abartılı değildi. Daha birkaç on yıl önce emekli bir müftü ateist olduğunu açıkça ilan etmiş, ülkenin önde gelen ilahiyatçıları arasında yer alan bir tasavvuf profesörü ömrünün son demlerinde deizm konusundaki şaşırtıcı çıkışlarıyla hafızalarda yer edinmişti. Devlet ve yönetsel mekanizmaların kimseden gizlenmeyen dinî hassasiyetini mahcup etmek saikiyle bu gelişmeleri bir eleştiri fırsatına çevirmek isteyenlerin haddi hesabı yoktu. Gerçekte provokatif yaklaşımların gürültülü çıkışları yüzünden aslında kendine bir taban bulmakta hiç de zorlanmayan bu akımlar hakkında aklı selim üzere bir değerlendirme yapma ihtiyacı hep ertelenmiş durumdaydı. Evet, toplumdaki hemen her sapmayı siyasi kadroları töhmet altında bırakmak için kullanan bir fırsatçı taife göz ardı edilemezdi, ama bir başka açıdan da mevcut dinî gerçekliğin sıkı bir analizine de açıkça ihtiyaç duyulmaktaydı.

Bu minval üzere tasarlanan toplantıda Prof. Dr. Temel Yeşilyurt’un “Deizm”, Prof. Dr. Kemal Batak’ın “Ateizm”, Prof. Dr. Kasım Küçükalp’ın “Agnostisim ve Nihilizm” ve son olarak da Cağfer Karadaş’ın “İnanç Karşıtı Akımlara Karşı Alınacak Önlemler” başlığı altındaki sunumlarını dikkatle dinledik. Her biri alanında mütehassıs dostlarımızın bildirileri her şeyden önce bu kavramların dinî ve felsefi içeriklerinin olduğu kadar aynı derinlikten kopmamak üzere güncele kadar uzanan müktesebatının da derlenip toparlanması açısından oldukça önemli bir takdim özelliği taşımaktaydı.

KATILIMCILARDAN GERÇEKÇİ YAKLAŞIM

Öte yandan gerçekleştirilen müzakereler sayesinde de hem konunun can alıcı noktalarını hem de alanında seçkin oldukları bilinen akademisyenlerimizin eski ve yeni ilgileri içinde aldıkları mesafeleri gözlemlememize fırsat vermesi açısından oldukça önemli katkılara sahiptiler. Şahsen yüzeysel ilgilerle genellikle ileri geri konuşulan pek çok konuda olduğu gibi inanç sorunlarında da durum bundan farklı değildi. Gerek kurul üyeleri ve kurum uzmanları gerekse katılımcı diğer konuklar mevzunun derinlemesine işlenip bir sonuca ulaşılması konusunda aceleci adımların anlamsızlığını ortaya koyma hususunda iyi niyetli çabalarıyla göz dolduruyorlardı. Bence aslolan niyetti, hem de iyi niyet.

Yüksel Kurul toplantıyı bu hassasiyetler içinde planlamış, katılımcılar da hayranlık uyandıran bir nesnellik içinde mevcut gerçekliğin soğukkanlı bir analizini yapmak için kollarını sıvamıştı. Konuşmak, tartışmak, iyi niyetli öneriler üretmek her zaman değerliydi ve ben bu toplantının ortaya koyduğu birikimin toplumumuzda gelişme istidadı gösteren kimi inanç sorunları hakkında esaslı bir anlama çabasıyla kendini ortaya koyduğunu belirtmek isterim.

Psikologlar bu tür toplantılardaki ruh hâline, sosyologlar ise görüntü ve eylem akışına daha çok ağırlık verirler. Kelamcıların dinin yüksek birer muhafızı olarak öne çıkan varlıkları felsefecilerde hakikatin künhüne vakıf olma dürtüsüyle yer değiştirir. Fıkıhçılar her daim ölçü ve tartıyı gözetirken sıradan halk da hemen her şeyde ahlakın işleyişini takip eder. Kurumsal pratikler öne çıkan sorunları bir bir masaya yatırmanın bu sorunların halli için kayda değer bir kolaylık sağlayacağını gösterse de biz Kızılcahamam’da kendimizi hemen her şeye yeni başlamış bir heyecan hâlinde bulmaktan bir hayli mutlu hissetmiştik. Bakalım bu işin sonu ne olacak?

Kaynak: DiNiHABER.C0M / Özel İçerik

Son Güncelleme: 23.09.2018 16:48
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
erbaş giderse düzelir 2018-09-23 10:06:15

psikoloğa giden bir adam,
”geceleri uyuyamıyorum efendim” demiş, ”sürekli yatağın altında biri var gibi geliyor. yatağın altına girip orada uyumayı deniyorum. bu defa da yatağın üstünde biri var gibi geliyor”

adamı dikkatle dinleyen psikolog ”hallederiz bu saplantıyı” demiş. ”bana haftada iki kere geleceksiniz. 6 aylık bir tedavi sonunda sizi iyileştireceğimi umuyorum.”

”her viziteye ne kadar ödeyeceğim?”

”her vizite 200 tl, buna göre 6 ayda 9600 tl ödeyeceksiniz”

adam gitmiş, o gidiş
psikolog, birkaç ay sonra adama sokakta rastlamış ;

”ne oldu, hastalığınız?” diye sormuş

”10 tl”ye hallettim ”

”nasıl oldu?”

”sizden çıktıktan sonra, ilerideki çayçıya uğradım. çayımı içerken, çaycıya hastalığımı anlattım. ‘karyolanın bacaklarını kes dedi kestim; mesele halloldu! ”

Avatar
imam hasan 2018-09-23 14:12:27

necdet bildiğini söylemekten geri durmaz. keşke her akademisyen necdet gibi olsa. fazlasına gerek yok. 3 tanesi daha diyanetin çöktüğünü söylese yeterli. hepsi susmuşlar, seyrediyorlar. sonra utanmadan emri bilmaruf neyhi anilmünkerden söz edereler. ulan daha diyanete atanan adama sesiniz çıkmıyor sizin her tarafınız hoca olsa ne olacak. siz kendi mahallenizdeki işleri halledemezken münafığa, kafire, müşrike ne diyebilirsiniz ki

Misafir Avatar
ahmet namlı 2018-09-23 14:16:09 @imam hasan

necdet hocam üzerine düşeni yapmış. imam hasan doğru söylemiş. hele şu diyanetteki ilahiyatçılara ne demeli. Allah bilir ya erdoğan soruyordur bunlara diyanette ne var ne yok. onlarda iyi görünme adına herşey güzel herşey güzel başkanımızdan Allah razı olsun diyorlardır

Beğenmedim! (0)
Avatar
Enver TAŞTAN 2018-09-24 09:51:14

bu kötü gidişin sorumluları dini öğretmeyenler,engelleyenler, batılla dinler arası diyaloj kuranlar,din adamlarını buluşmalarına ön ayak olanlardır.son din islam her şeyi ümmete anlattığı halde anlamayan ümmet nesli her batıl iznlere boyanmış cilalı laflara itibar edip yozlaşmasına seyirci duranlardır veba sahibi olanlar.

Avatar
nejdet'in kaygısı 2018-09-24 11:25:04

ben iyi bir gözlemciyimdir ve iyi tespitler yaparım. bu konuda yanılmak istiyorum. ancak yine söylüyorum ali erbaş kalacak. çünkü siyasetin işine öyle geliyor. bunun gibisi arayıp ta bulamayacakları birisi. nejdet hocanın da kaygısı da kalıcı olduğunu bilmesidir

Avatar
Erbaştan dolayı akpatiyi sevmeyen 2018-09-24 11:27:11

herkes birbirinden korkar olmuş. böyle bir ortamda makam mevki sahiplerine yanlışlarını kim söyleyecek?