İmamlar telkin yapmalı mı, yapmamalı mı?

Hayrettin Karaman bugünkü "Ölüler dirileri duyar mı?" isimli köşe yazısında Allah Teâlâ Kur'an'da “ölülere Peygamberimizin bile sesini duyuramayacağını” belirtirken telkin konusunda ise Durru’l-Muhtâr’ın, metninde, “Ölü defnedildikten sonra telkin yapılmaz” tezini dile getirdi. İşte o yazı;

İmamlar telkin yapmalı mı, yapmamalı mı?

Hayrettin Karaman bugünkü "Ölüler dirileri duyar mı?" isimli köşe yazısında Allah Teâlâ Kur'an'da “ölülere Peygamberimizin bile sesini duyuramayacağını” belirtirken telkin konusunda ise Durru’l-Muhtâr’ın, metninde, “Ölü defnedildikten sonra telkin yapılmaz” tezini dile getirdi. İşte o yazı;

16 Eylül 2018 Pazar 10:19
İmamlar telkin yapmalı mı, yapmamalı mı?
banner307

Bu soruya farklı meşrebi ve mezhebi olan âlimler farklı cevaplar vermişlerdir; çünkü ölülerin duyması durumunda hem onlardan bir şeyler talep etmek mümkün olacak hem de kabir başında yapılan telkin makul ve meşru olacaktır.

Bu konuda genel fıkıh kitaplarında bilgiler bulunmaktadır, ayrıca özel olarak kitaplar da yazılmıştır.

Burada bahsedeceğim iki kitapçık var:

Birincisi meşhur Bağdadlı müfessir Âlûsî’nin oğlu Mahmud’un yazdığı “el-Âyâtu’l-beyyinât fi adem-i semâ’i’l-emvât ınde’l-Hanefiyyeti’s-sâdât” adını taşıyor (Arabistan, 1425), ikincisi ise yine Bağdadlı ve Nakşibendî-Hâlidî Dâvud b. Süleyman’a ait, ismi de “Risale fi’r-reddi alâ Mahmud el-Âlûsî”. Bu reddiye tabii ikincisinden sonra yazılmış ama önce 1306’da basılmıştır.

Tasavvufta rabıta var; bir sâlik zikrini yapmaya başlarken önce rabıta yapıyor, Allah’tan Peygamberimize (s.a.) O’ndan Hz. Ebu Bekir veya Hz. Ali’ye, onlardan aşağıya doğru diğer meşayihe ve en sonunda kendi şeyhine gelen feyze kalbini açıyor. Bu zevatın fâni âlemden göçmüş (ölmüş) olmaları manevî tesirlerinin devamına mani olmuyor, Allah Teâlâ gerektiğinde onlara hayat veriyor ve mesela selam verenlere cevap veriyorlar, yahut ruhlar (Berzah) âleminde dünyadakilerle irtibat kurmalarına engel bulunmuyor.

Tasavvufta bir de tevessül konusu var. Tevessül, Allah Teâlâ’dan bir şey isterken araya, O’nun sevdiğine inanılan bir zatın sokulması, onların ziyaret edilmesi, hatırlanması ve kabaca ifade etmek gerekirse, “Yâ Rabbi! Onun hatırı için duamı kabul et, bana şunu bunu yap, ver…” denmesi şeklinde gerçekleşiyor. Bunun da makul olabilmesi, bazı zevatın öldükten sonra da dünyadakileri duymasına ve/veya onlarla irtibat halinde olmalarına bağlıdır.

Tabii İslâm uleması içinde “Ölülerin dünyadakileri duymalarının mümkün olmadığına” ve “yukarıda açıklanan şekliyle tevessülün caiz olmadığına” inananlar da var.

Her iki grup inançlarını aklî ve naklî delillerle savunuyorlar.

Bu yazının konusu tevessül olmadığı için merak edenlere “Ebediyyet Yolcusunu Uğurlarken” isimli kitabımı tavsiye ederim. Diyanet Vakfı’nın yayınladığı bu küçük kitapta hem karşı çıkan İbn Teymiyye’nin görüşünü hem de M. Zâhid Kevserî’nin (v. 1371/1951) “Muhikku’t-Takavvul fî Mes’eleti’t-Tevessül” isimli risalesindeki savunmasını özetlemiştim.

Peygamberimiz (s.a.), şehitler ve bazı münferit olaylar müstesna olarak genel mânâda ölülerin, dünyada yaşayan insanları duymadıklarına inanıyorum.

Yukarıda adını verdiğim Âlûsî de kitabında bunu (duymadıklarını) savunuyor, âyetler ve hadîsleri sıralayıp açıklıyor, fıkıh mezheplerinin görüşlerine yer veriyor ve özellikle de Hanefî mezhebi âlimlerinin sözlerini naklediyor.

Allah Teâlâ mübarek kitabında “ölülere Peygamberimizin bile sesini duyuramayacağını” açıkça ifade buyuruyor (Fâtır,22/ Neml, 80/ Rûm, 52).

Peygamberimizin (s.a.) bir iki vak’ada müşrik ölülerine seslenişini, bu kesin ifadeli âyetler sebebiyle şu şekillerde yorumluyorlar:

Bundan maksat ölülere duyurmak değil, yaşayanlara ders vermektir.

Bu vak’aya mahsus olmak üzere Allah Teâlâ Peygamberine mucize olarak bu imkânı vermiştir.

Âlûsî, Hanefi mezhebinin görüşünü şöyle özetliyor:

“Tenvîru’l-Ebsâr” isimli kitabın Tahâvî ve İbn Âbidîn tarafından yapılan şerh ve haşiyeleri, Fethu’l-Kadîr, Hidaye, Merâkı’l-Felâh ve haşiyesi, el-Kenz ve şerhleri gibi Hanefî mezhebinde muteber ve fetva kaynağı olan kitaplardan naklettiğim ifadelerden açıkça anlaşılan odur ki: Bir insan, ruhu cesedini terk ettikten sonra dünyadakileri işitemez. Hanefî uleması bu hükümde ittifak etmişlerdir. Diğer mezheplerden de onları teyit eden âlimler vardır.”

Ölüler dirileri işitemeyeceğine göre kabir başında yapılan telkin de makul ve meşru olmuyor. Bu konuyu, yukarıda adını verdiğim kitabımda şöyle açıklamıştım:

Cenazeyi defnettikten sonra Resulûllâh’ın (s.a.) kabirde bir müddet kaldığını, cemaate: “Kardeşiniz için istiğfar edin ve iman üzerine sebatını dileyin; çünkü o şu anda sorguya çekilmektedir”, buyurduğunu daha önce zikretmiştik. Buna göre sünnet olan definden sonra kabrin başında bir müddet kalmak, Allah Teâlâ’ya, din kardeşimizin affı ve mağfireti için dua etmektir. Kur’ân-ı Kerîm’den bazı kısımların okunmasının da sünnet ve faydalı olduğunu nakletmiştik.

İmdi bu sünneti terk edip onun yerine “Ey filân oğlu veya kızı filân, dünyayı terk ettiğin zaman ve durumu hatırla...” şeklindeki sözlerle imamın telkin vermesi sünnet değildir. Bunu Resulûllâh’ın (s.a.) yaptığına veya yapın dediğine dair sahih bir hadis yoktur. Büyük müctehit ve hadis bilgini Ahmed b. Hanbel’e telkini sorduklarında şu cevabı vermiştir: Ebû’l-Muğîre vefat edince Şamlılar bunu yaptılar, dinihaber.com bunlardan başka mezkûr telkini yapan birisini görmedim.

Birkaç sahâbe ve tâbiûnun telkin yaptığına ve bazı zayıf rivâyetlere istinat eden Şâfiiler mezkûr telkinin müstehap olduğunu söylemişlerdir. Mâlikî ve Hanbelîler bid’at olduğunu gözönüne alarak “mekrûh” demişlerdir. Hanefîlere göre ne sünnettir ne de mekrûhtur; ne yapılması tavsiye edilir, ne de bırakılması.

Durru’l-Muhtâr’ın, metninde, “Ölü defnedildikten sonra telkin yapılmaz” denmiş, İbn Abidin Reddü’l-Muhtar’da bu rivâyetin kuvvetli olduğunu nakletmiştir. Fakat Hanefîlerin çoğuna göre -yukarıda zikrettiğimiz gibi- ne yapın denir, ne de yapmayın. Sünnet ve fıkıh karşısında telkinin durumu bundan ibarettir. Bir ülkedeki bütün müftü ve mürşitler ittifak edebilirse bu bid’atın terki daha uygundur. İhtilâf ve tefrikaya sebep olacaksa tasfiyesinin zamana bırakılması gerekir.
 

Son Güncelleme: 16.09.2018 13:03
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
imam A. 2018-09-16 11:22:10

ben bunu görev yaptığım mahalde cemaatime anlattım. hem de örnekleriyle birlikte. sonra telkin vermekten vaz geçtim ve hiç bir sorun kalmadı. dünyada iken ne yaptıysa yanına o kar kalır.

Avatar
hüseyin işbilir 2018-09-16 11:16:30

bence Allah ın onu bağışlaması için dua edilir amma telkin mantıksız geliyor ameli kötüyse bi zaatın nasıl cevap vericeği iyiyse nasıl cevap vereceği yanlış bilmiyorsam hadislerde var o yüzden sen filan vb desende akıbeti belli bir umut dua ile o da peygamberimiz dua edip dua edin dediği için dua yapılır belki afedilir

Avatar
Arkadaş 2018-09-16 11:19:11

Bende genelde yapmıyorum. Fakat cenaze sahibi bazen ısrar edince o zaman yapıyorum. Bu biraz da eski cahil imamların devam ettirdiği bir bidat.

Avatar
tarik slma arslan 2018-09-16 13:55:11

yapmamalı
i̇slamda olmayan hurafeye ön ayak olmayıp bunu cemaatine anlatmalı

Avatar
mehmet kalkan 2018-09-16 15:57:40

telkin olmeden once olur oldukten sonra telling yerine dua yapalim sunnete uygun olan budur bidat hurafe kalksin artik

Avatar
Hakan 2018-09-16 12:32:47

Aynen katılıyorum sayın Karaman 'a telkin bidattir terkedilmelidir

Avatar
yunus yıldız 2018-09-16 13:08:08

hangi mezhebe tabi isek ona uymalıyız.

müslüman kardeşlerimiz zalimce öldürülüyor onlar için ne yapmalıyız hele onu deyiverin.

Avatar
pirifani 2018-09-17 06:48:58 @yunus yıldız

muslumanlarin zalimce oldurulmesi veya muslumanlarin zulumle oldurmesiyle nasil alaka kurdunuz? yoksa gayeniz gundem degistirmek mi? o meseleler de gerektiginde konusuluyor. ayrica oturdugumuz yerden konusarak zumedenleri engelleyemiyecegimizi goremiyor misiniz. ancak kapimizin onunde girtlagimiza kadar bidat ve hurafelere batmisiz.mesela yukaridaki yazida insan ruhunun cesedini terketmesinden bahsedilmis,kim nereden cikartiyor bunu? insan olur hersey biter ta ki kiyametteki dirilmeye kadar yasayan suuurlu olan bir insan varligi yoktur buna herkes gibi peygamberler de dahildir.kabirdeki telkin aslinda hicbir gercekligi olmayan kabir hayati uzerinden turemistir. mezheb meselesine gelince mezheblerin sonraki alimleri onceki alimlerine ne kadar uyar? bunu hic dusundunuz mi? arastirdiniz mi? ebu hanifenin soylemedigi bir seyi hanefi mezhebinin sonraki alimleri soylerse o alimin soyledikleri hanefi mezhebi mi olur?

Beğenmedim! (0)
Avatar
S, a 2018-09-16 20:09:18

Sayın müftüler ve diyabet zöhrei ahır'i kaldıramadılarki bunu mu kaldıracaklar