Kur'an ve hadisin arasını ayırmakla Diyanet, çakma ehli sünnete nasıl savruldu?

Son iki yılda Diyanet'in İslami çizgiden hızla uzaklaşıp tarikatların kendine maske yaptığı SÖZDE EHLİ SÜNNET ekolüne doğru savrulduğunu görüyoruz. Bir parça kumaşın hesabını Hz. Ömer'den soran kadınla sohbetlerini süsleyen müslümanların dinin genleriyle oynanmasına rağmen suskunluğu ise olayın dikkat çeken diğer boyutu...

Kur'an ve hadisin arasını ayırmakla Diyanet, çakma ehli sünnete nasıl savruldu?

Son iki yılda Diyanet'in İslami çizgiden hızla uzaklaşıp tarikatların kendine maske yaptığı SÖZDE EHLİ SÜNNET ekolüne doğru savrulduğunu görüyoruz. Bir parça kumaşın hesabını Hz. Ömer'den soran kadınla sohbetlerini süsleyen müslümanların dinin genleriyle oynanmasına rağmen suskunluğu ise olayın dikkat çeken diğer boyutu...

21 Ocak 2020 Salı 01:59
Kur'an ve hadisin arasını ayırmakla Diyanet, çakma ehli sünnete nasıl savruldu?
banner310

DİNİHABER.COM / ANALİZ

Malum, çakma EHLİ SÜNNET ekolünde hadisler, Kur'an'a arz edilmez.

Aksine Kur'an hadislere boğdurulur.

Bu ekol tıpkı din ve dünyanın birbirinden ayrıldığı laiklik gibi Kur'an ile hadisin arasını ayırır. Yine bu ekolde Kur'an'a öncelik vermekle iman edenler, MEALCİ yaftasıyla HAK YOLDAN SAPMIŞ bir zavallı ilan edilirken; Kur'an'ın hükmünün geçmediği hadisler bağlamında farklı bir İslam anlayışı varlığını devam ettirir. 

Bu iki bölüm öylesine birbirinden farklıdır ki Kur'an'ı hadislerin önüne koymanız durumunda otomatikman modernist yaftasını yeyip dinden çıkarsınız. EHLİ SÜNNET ekolünde daima hadisler cenahında durmalısınız ve Kur'an'ı ağzınıza bile almamalısınız. Yoksa "Önce Kur'an!" diyen peygamber dahil siz de mealci/vahhabi/şii/sapık yaftası yemekten kurtulamazsınız.

SÖZDE EHLİ SÜNNET ekolünde Kur'an görülmek istenmez. İşin tuhafı bu ekolde, peygamberimizden 150-200 yıl sonra toplanan hadislerin orjinalleri dahi ortada yokken rivayet edilen her hadisin son halkasındaki ravi, yapılan hokkabazlıkla bir anda Peygamberin sohbetinde bulunan sahabe oluverir. Ve en ufak şüphe dahi duyulmadan bir zaman sonra ravinin de adı anılmadan hadis adı altında, "Peygamber buyurdu ki..." denilip peygambere iftiralar atılır. 

Diyanet İşleri Başkanlığı Başkanlık Müşaviri Nurettin Muhtar Acar, "Kabir azabı var mıdır?" başlıklı soruya cevap verirken tam da EHLİ SÜNNET ekole uygun olarak "Kabir azabı var..." deyip bu iddiasını ise hadislere dayandırmakla cevap verdi. Elbette konuyla ilgili hadisler varsa zikredilmeli... Ama zikredilen hadisler ayetlere aykırı olmamak, ayetleri açıklayıcı olmak kaydıyla...

Veya kamuoyunun tepksinden çekiniliyorsa tarafsız kalıp konuyla ilgili 'şu şu ayetler var şöyle de hadisler var' deyip hakemlik yapmaktan vazgeçilebilirdi. Çünkü bir tarafta toplum baskısı, diğer tarafta ise Allah'ın murad etmediğ bir konuyu Allah'a izafe etmekle manevi tehdidin de muhatabı olmak gibi kötü bir durum var. 

Dikkat edilecek olursa Nurettin Muhtar Acar konu ile ilgili ayetler olduğunu da söylerken maalesef tek bir ayet dahi söyleyemedi. 

Acar'ın örnek getirdiği hadislerden birine göre Peygamberimiz bir kabrin yanından geçerken orada yatanların "Laf getirip getirmek ve idrar nedeniyle azap gördüklerini" söylemiş.

Demek bu vatandaşlar "Namaz, Oruç, ana baba hakkı, hac..." gibi Allah'ın emirleriyle ilgili suallerden başarıyla geçmiş... Veya "iftira atmak, hırsızlık, faiz, kumar, sarhoş verici işler.." gibi Allah'ın yasaklarından da emin olmuşlar. Ve geriye kala kala dedikodu ile idrar kalmış ve bunlardan azap görüyorlar.

Ne mutlu bu iki adama...

Bu iki şeyden dolayı Kıyametten önce azap başlamışsa insanlığı bırakın peygamberlerin dahi ahirette kaçacağı yer yok demektir... 

Müslümanlarla dalga geçer gibi nedense bu kabirle ilgili hadislerde "kul hakkı yiyen, dine hurafe karıştıran, hadis uyduran, faizle milletin iflahını söken, putların önünde saygı duyan ve duyduran, gavs ve kutup gibi ilahlık payesi ile din adamı sınıfı üretip ümmeti kandıran, ayetleri satanlar, dini duyguları istismarla para kazanan, din görevlisi olup dini anlatmayan, Diyanet gibi etkin bir yere geldiği halde görevini yapmayan, araştırmayan, düşünmeyen, akletmeyenler..." ile ilgili hiç azap yoktur. 

Herşey bir tarafa Muhtar Acar efendi, Fatiha suresindeki "Din gününün sahibi" ayetinden ne anlıyor gerçekten merak ediyoruz. "Din günü" mahşer mi yoksa kabir mi oluyor? Hala imtihan devam ederken kim, nasıl insanları kabirde hesaba çekiyor ve azabını takdir ediyor? Hani Kıyamet, ikinci sura üfürülme ve diriliş sonrası mahşere ne oldu? 

Muhtar Acar belki bu kabir azabı ve hayatı ile ilgili hadislerin ne işe yaradığını bilmiyor olabilir. Kendisine hatırlatalım da öğrensin. Kabir hayatı animizm ve şamanizmin etkisindeki tasavvuf erbabının rabıta, ruhaniyattan yardım dileme, arşı alada gezinme, Allah ve peygamberlerle görüşme, gavs ve kutup gibi batıl inanç sisteminin motoru olarak işlev görüyor. Kabir hayatını kaldırdığınız zaman tasavvuf biter. 

Konuyla ilgili pek çok ayet var lakin Nurettin Muhtar Acar ve Diyanet'i her hangi bir vasfı olmadığı halde Allah'ı hayatın merkezine yerleştirmiş Muhiddin Kandırmaz'ın aşağıdaki yazısıyla başbaşa bırakıyoruz. Aşağıda zikredilen ve konuyla ilgili onlarca ayeti görmezden gelip hadisleri ayetlerin önüne geçirmenin hangi ilmi usulle bağdaştığını tarafların vicdanına bırakıyoruz: 

KABİR AZABI VE KABİRDE HAYAT VAR MIDIR?

Elbette hepimiz öleceğiz. Ölüm, mana alemine yolculuktur. Peki sonra ne olacak? Malum yer yer hepiniz bir cenaze merasimine gitmişsinizdir. Hocaefendiler orda kabir hayatından, azaptan ve ödülden bahsediyorlar. Ben var ya da yok demiyorum. Kendi düşüncemi ve Rabbimizin bize vahiy yoluyla bildirdiklerini buraya aktarmaya çalışacağım. Herkes kendi kanısını oluştursun. Hani diyor ya; iman eden bir delille iman etsin, inkar eden de bir delille inkâr etsin.

Öncelikle şunu belirtelim, insan öldüğünde hemen hesabı görülmeyecek.

Peki ne zaman görülecek?

Yeniden dirilişten sonra. İnsanların oluşturduğu adalet sisteminde bile bir kişinin suçu sabit görülmeden suçlu sayılmazken, neden Allah hesap sormadan bir insana ceza ya da ödül versin ki? Siz bir tarafta Allah için el-Adil esmasını söyleyeceksiniz, bir tarafta hesabını sormadan ödül ya da ceza verecek bir Allah’tan bahsedeceksiniz…

“Gözleri düşkün düşkün kabirlerden çıkarlar…” (Kamer 54:7)

“Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kâfirler: Bu çetin bir gündür! derler.” (Kamer 54:8)

“Vah bize, bu cezâ günüdür! dediler.” (Sâffât 37:20)

Evet, eğer bu kabirden kalkan insanlar kabirde bir ceza görmüş olsalardı, ‘vah bize, bu ceza günü’ demezlerdi. Hatta şiddetli ceza görenler, cezamız bitti derlerdi değil mi? Oysa yeniden dirilişi yaşayınca, ‘vah bize’ diyerek pişmanlıklarını ortaya koyuyorlar.

“Ve Son Saat gelip çattığı gün suça batmış olanlar, dünyada bir saatten fazla kalmadıklarına yemin edecekler; böylece kendilerine (dahi) yalan söylemiş olacaklar.” (Rûm 30:55)

“Kendilerine bilgi ve iman verilenler dediler ki: Andolsun siz, Allah’ın yazgısınca tâ yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu da dirilme günüdür. Fakat siz bilmiyordunuz.” (Rûm 30:56)

Evet dostlar, dünya hayatı ve kabirde, ikisinde de bir saat kaldık diyecekler, diyor mahşerden bir pasajda. Çok kısa olan dünya hayatı için bile bir saat demek biraz kısa olur ama dünya ve kabir hayatı için bir saat diyecek. Peki ceza ve azab görseydi bunu hemen dile getirip itiraz etmezler mi? Şu kadar azap gördük zaten demezler miydi? İnsana zor zamanlar çok uzun gelir. Bu kadar kısa olarak anlatmaz, hatta çok uzun zaman olduğunu söylemesi gerekmez miydi?

Buradan şu anlaşılır mı: İnsan bu dünyadan ayrılınca veya ölünce uykuya dalıyor ve mahşerde uyanıyor.

“Sûr´a üflendi. İşte onlar kabirlerden Rablerine koşuyorlar.” (Yâsîn 36:51)

“Dediler: Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahmân´ın vadettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!” (Yâsîn 36:52)

“Çünkü o (alay ettikleri yeniden dirilme,) bir itham çığlığı şeklinde (aniden onların tepesinde patlayacak.) İşte o zaman (hakikati) anlamaya başlayacaklar.” (Sâffât 37:19)

“Vah bize, bu cezâ günüdür! dediler.” (Sâffât 37:20)

Ceza görselerdi, böyle derler miydi?

“İşte bu, yalanlayıp durduğunuz (iyi ile kötünün) arasını ayırma günüdür.” (Sâffât 37:21)

Demek ki hesap yeniden dirilişten sonra. Evet, Allah el-Adil ise, ki şüphesiz öyledir, hesap sormadan ceza kesmez.

“Ve (çünkü) o (duruşma) saati mutlaka gelecektir, onda şüphe yoktur. Ve Allâh, kabirlerde olanları diriltecektir.” (Hac 22:7)

Bu konuyla ilgili çok ayet var.

Selam, dua ve dua talebiyle.

Muhittin Kandırmaz / PazarcıkHavadis

Son Güncelleme: 21.01.2020 13:38
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Safa 2020-02-19 23:21:45

maaşAllah rivayetler üzerinden hz peygamberimize gaybı Allah tan başka kimse bilmet ayetlerini geçersiz kıldırarak istedikleri hadisleri uydurup kabir azabınıda bildirdinizya pes dağrusu. bari adına "kabir azabı" değilde "kabir hesabı " dedirtseydiniz.

banner312

banner298