Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, 'Diyanet ve İlahiyat camiası mahalle baskısına boyun eğmemeli'

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Gerçek Hayat Dergisi'ne verdiği röportajda Allah Resulü'nün bir söz ve fiilinin sahabe tarafından farklı anlaşılıp tatbik edilmesi karşısında Peygamberimizin bu çeşitliliğe sükut buyurduğunu vurgularken sonraki zamanlarda dinin metodik yapısının ortaya çıkmasıyla birlikte farklı anlayışların ortaya çıkmasına rağmen saygı çerçevesinde her anlayışın diğer anlayışın arkasında namaz kılmaktan imtina etmediğini belirtti.

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, 'Diyanet ve İlahiyat camiası mahalle baskısına boyun eğmemeli'

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Gerçek Hayat Dergisi'ne verdiği röportajda Allah Resulü'nün bir söz ve fiilinin sahabe tarafından farklı anlaşılıp tatbik edilmesi karşısında Peygamberimizin bu çeşitliliğe sükut buyurduğunu vurgularken sonraki zamanlarda dinin metodik yapısının ortaya çıkmasıyla birlikte farklı anlayışların ortaya çıkmasına rağmen saygı çerçevesinde her anlayışın diğer anlayışın arkasında namaz kılmaktan imtina etmediğini belirtti.

18 Eylül 2018 Salı 14:20
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, 'Diyanet ve İlahiyat camiası mahalle baskısına boyun eğmemeli'
banner310

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, "Kur'an ve Sünnete uymak asr-ı saadetin tıpatıp benzerini yaşamak değildir..."

Gerek Prof. Dr. Ali Bardakoğlu gerekse akabinde atanan Prof. Dr. Mehmet Görmez ilmi, siyasi ve temsili noktada Diyanet'e altın çağını yaşatan birer başkan idi. Görevi iade  etmelerine rağmen her iki başkanın verdiği mesaj Müslümanların yarasına merhem olurken gönüllere adeta mesrur ediyor.

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu dinin anlaşılması ve yaşanmasında Müslümanların Kur'an ve sünneti anlamada sorunlar yaşadığını vurguladı. Kitap ve sünnete tabi olmanın tıpatıp asrı saadeti taklit olmadığını söyleyen Bardakoğlu'nun konu ile ilgili açıklamaları şu şekilde:

-Mezhepler de temelde farklı anlayışlar değil mi?

Peygamber Efendimiz dini tebliğ etmiş, açıklamış. Sonra da “Size Kitap ve Sünneti bırakıyorum. Rehber olarak bunu edinin, hayatınızı onların ışığında düzenleyin” demiş. Yani tek formatta ve asr-ı saadetin tıpatıp aynısı bir hayat tarzından ziyade Müslümanların kendi dönemlerinde bu rehberlikle kendi yollarını çizme imkanı getirmiş. Bu ne demektir. İlk günden itibaren Müslümanlar farklı farklı düşünecek ve içtihat edecek demektir. Öyle de olmuş. Peygamberimizin bir sözünü sahabeden şekil olarak, öz olarak veya amaç olarak anlayanlar olmuş. Peygamberimiz de hepsine müsamaha ile bakmış. İlk asırlardan itibaren birçok yeni görüş ve yorumlar üretilmiş; fıkıh veya inanç mezhepleri de bu farklı anlayışları biz nasıl derli toplu hale getirir ve sistematize edebiliriz kaygısı ile ortaya çıkmış. Çok fazla dağılmadan metodik düşünceyi geliştirelim demişler. Ama farklı ekol mensupları hep birbirinin arkasında namaz kılmış. Hanefi, Şafi, Şii, Zeydi, Mutezili Caferi, Eşari, Maturidi, mistik düşünce, tasavvuf düşüncesi hep bir arada olmuş.

HOŞGÖRÜNÜN ARTMASI İLMİN ARTMASINA BAĞLI

-Dün bir aradalarmış, bugün baktığımızda ise neredeyse mezhep savaşları yaşayacağız. Neden?

Tek hakikat iddiası ve diğerlerini susturma çabası olmaya başladığı an İslam dünyası sıkıntıya girmiş. Dini düşünce duraklamış, bundan da öte Müslümanlar birbirlerine hayatı zindan etmeye başlamışlar. İlim arttıkça hoşgörü artıyor ve farklı şekilde düşünülebileceğini de öngörmeye başlıyoruz. Ama bilgi sığlaştıkça “Din budur. Dinin hakikati budur, başka şekilde düşünülemez. Başka türlü düşünen bu dine ihanet ediyor” diyerek dini düşüncenin, dini çoğulculuğun, din üzerinde farklı farklı bakış açılarının önünü kesiyoruz ve bunu cihad gibi görüyoruz. Dini koruduğumuzu düşünüyoruz. Dinin sahibi Allah’tır ve dinini koruyacaktır. Müslümanın kendi hayatını ve istikametini koruması, kendini koruma kaygısı içinde olması lazım. Müslüman aydınlar arasında, buna medya da büyük oranda dahil, dini hoşgörü, dini düşüncede karşılıklı anlayış ve çoğulculuk gelişemedi. Bunun acılarını hep birlikte çekiyoruz. Sadece Türkiye olarak değil, Bangladeş, Somali, Nijerya, Moritanya, Yemen, Ürdün, Suudi Arabistan… Her biri kendi tercihini tek ve yegane hakikat olarak görüyor. İlahiyat fakülteleri bile 20-30 yıl önceki durumu arar hale geldi.


İslam dünyası acı, kargaşa ve perişanlık içinde. Bu hale nasıl geldik? Bunları hep Batılılar yapıyor, biz çok iyiyiz diyemiyorsunuz. Çünkü biraz içeriden görüyorsanız, biraz insaflı bakıyorsanız, hep öteki yapıyor diyemiyorsunuz. Çünkü asıl sorun bizim İslam anlayışımızda. Bizim anlayışımız başkalarının müdahale edebileceği ortamı oluşturuyor. Kur’an-ı Kerim bize “Başınıza ne gelirse kendi ellerinizle yapıp ettiklerinizin sonucudur. Allah’tan değildir” diyor.

İNSANLAR KENDİ YAPMALARI GEREKEN ÖDEVLERİ ALLAH'TAN BEKLİYORLAR

-Müslümanlar sorunu hep dışarıda mı arıyor?

İnsanoğlunun tabiatında “İyilikleri ben yapıyorum, kötülükler Allah’ın bana cezası” deme eğilimi vardır. Allah da diyor ki “Bu sizin en büyük iftiranızdır. İyilik varsa Allah’ın lütfudur. Kötülük varsa o sizin kendi ellerinizle yapıp ettiklerinizdir.” Allah bu dünyayı kötülük üzerine kurmadı. Allah bu dünyayı iman, itimat, güven, sevgi, muhabbet, Allah’ı tanıyarak sade, güzel, yararlı işler işleme çizgisinde yarattı. Tabi insanoğlunun iç dünyasına kötülük yapma eğilimini de koydu ki insan aklıyla ve özgür iradesiyle onu engellesin de sınav başarsın. Dinden aldığı rehberlikle, Kur’an’dan Peygamberden öğrendikleriyle nefsinin heva ve hevesini, kötülük arzularını bastırsın, düzgün bir insan olsun. İnsanımız bugün bunu başaramaz oldu. İslam dünyasında birey bilinci kayboldu; onu ya ilahi iradede yok ettik ya da bir başka kulun emrine vererek yok ettik. İnsanımız “bu kötülükler benim eserim değil” diyor. Kur’an’ı dikkatle okusa, Allah’ın uyarısını hemen görecek. Ama biz kendi nefsimizi sürekli temize çıkarıyoruz. Yaptığımız dualara dikkat edin. İnsanoğlunun bu dünyada yapması gereken bütün ödevleri biz Allah’tan bekliyor ve Allah’a havale ediyoruz.

Allah’ın verdiği ödevlere sıra gelince “Ya Rabbi ben bunları yapmaya niyetli değilim, bunların hepsini sen yap” diyoruz. “Hastalarımı iyileştir, borçlarımı öde, şuradaki düşmanı kov, buradakini imha et, depremi, sel felaketini önle, suyumuz aksın, her gün yiyeceğimiz önümüze gelsin, işimiz, aşımız olsun, başımız ağrımasın, şununla mücadele ediver…” böyle bir dua ve tevekkül anlayışımız var ve biz bunu tevekkül zannediyoruz.

İKİ REKAT NAMAZ KILMAKLA ALLAH SİZE ADALETİNİN DIŞINDA DAVRANACAK DEĞİL

-Yanlış anladığımız ne?

Sebep sonuç ilişkisine göre kurduğu bir düzen var Allah’ın. Sebeplere ne kadar tutunursanız sonuçları o kadar hak edersiniz. İki rekat namaz kıldınız diye Allah size adaletinin dışında davranacak değil. Müslümanların Sünnetullahı, fıtratı, ilahi adaletin dünyada nasıl işlediğini kavraması gerekiyor. Sahabiler devenin, atın üzerinde Volga nehri kıyısına, Orta Asya’ya, İstanbul önlerine kadar gittiler. Onlar tevekkül etmeyi bilmiyor muydu? “Ya Rabbi İslam’ı her tarafa yay, biz de sefasını sürelim”mi dediler. Cefasını çektiler, uğraştılar, didindiler. Demek ki onlar Allah’ın sünnetini, dünyada işleyen sebep-sonuç ilişkisini iyi kavradılar, sebeplere tutundular, sonuçları hak ettiler. İslam dünyası bunu anladığı dönemlerde ilimde ilerledi, büyük medeniyetler kurdu. Ama ne zaman kör bir tevekkül anlayışına saplandı, teslimiyetçi kader ve dua anlayışına kapıldı, Eşari düşüncenin de desteklediği bu cebri anlayış insan iradesini ve bireyin yaratıcı gücünü adeta törpüledi. Bugün Türkiye’deki Müslümanlar da dahil, kendini Maturidi zanneden Eşarilerle doludur bizim coğrafyamız. Sorsanız amelde Hanefi itikadda Maturidi’yim der. Ama çoğunun zihni Eşariye göre şekillenmiştir. Onun için de külli iradeyi, ilahi iradeyi anlama tarzımızda ciddi sıkıntılar var. dinihaber.com İslam dünyasının kafasına koyması, her gün amentü gibi tekrar etmesi gereken “Ne yapıyorsam ben yapıyorum. Yaptıklarımın karşısında Allah adaleti ile bana veriyor. Yoksa başkası yapmıyor”dur. Allah’ın iradesi hepimizin üzerindedir. O istemezse hiç bir şey olmaz. Ama insanların, bireyin sorumluluğu, iradesi vardır; yaptıklarının sonucunu görecektir. Kim zerre kadar iyilik yaparsa karşılığını görecektir, kim zerre kadar kötülük yaparsa karşılığını görecektir. “Allah zerreden yapar, zerreden yıkar. Hiçbir kuralı yoktur. Onun için piyangodan ne çıkacağını bilemeyiz” gibi bir Allah tasavvuru son derece yanlıştır. Bizi atalete, tembelliğe ve kör tevekküle iter. İslam dünyası kalkınmak, gelişmek, refah içinde olmak, dünya hayatını düzenli şekilde yaşamak, dünyada ve ahirette iyiliği kazanmak istiyorsa Allah’ın sünnetullahını, fıtratullahını, adaletullahını iyi kavrayacak.

İLAHİYAT FAKÜLTE HOCALARI MAHALLE BASKISINA BOYUN EĞMESİN

-İslam alimleri yangına benzin döküyor dediniz. Biraz açar mısınız?

İslam uleması üstüne düşeni yapmıyor. İslam akaidine apaçık aykırı fikirler üreten, çığırtkanlık yapan, hak hakikat davetçisi gibi ortaya çıkıp fitne üretmekten başka işe yaramayan, insanları yaftalayarak ayrışmayı ve kamplaşmayı körükleyen birçok din istismarcısına karşı yüksek sesle dur diyemiyoruz. Fitneyi büyütmeyelim, kargaşa olmasın diye susuyoruz. Diyanet de onlara değer vermiş olmamak için genelde cevap vermiyor. Fakat mahalli televizyonlarda her köşe başında bir din tüccarı ortaya çıktı. Her biri adeta Allah adına konuşmaya başladı; kutsal otorite imajıyla müşteri toplama peşinde. Bu iyi bir gidişat değil. Böyle devam ederse Türkiye’nin ne olacağını, bu gidişatın 20 sene sonraki halini merak edenler Yemen’e, Bangladeş’e, Pakistan’a baksınlar. Din nasıl da ayrışmanın ve kavganın malzemesi olabiliyor. Onun için Türkiye’de Diyanet’in etrafında kenetlenmeye ve Diyanet’in birleştirici, bütünleştirici istikrar çizgisine ihtiyaç var. Her ne kadar kendilerinden çok şey beklediğimiz için eleştirsek de İlahiyat fakültelerine ihtiyaç var. İlahiyat fakültelerinin sesini çıkartmasına ihtiyaç var. İlahiyat hocaları bunca dini yanlış karşısında mahalle baskısına boyun eğmesinler, konuşsunlar. Böyle giderse din elimizde kartopu gibi eriyecek. Buna razı isek susmaya devam edelim. Ama 20-30 yıl sonra birçok şeyin elimizde eridiğini ve çocuklarımızın böyle bir Müslümanlıkla ciddi sorunları olacağını da görsünler. Emin olun artık gençler ciddi tereddütler yaşamaya başladı. “Bunlar sahte, sen yanlışları görme, doğrusunu bul ve gör” diyoruz ama göstereceğimiz fazla örnek de yok. Bu bakımdan siyasetçilerimizin, İlahiyat hocalarımızın, Diyanet camiamızın gelecek nesillerimizin vebalini iç dünyalarında hissetmeleri lazım.

-Ne yapılabilir? Çözüm yolu var mı?

Herkes hesabını ona buna değil Allah’a vereceği düşüncesiyle hayatını düzenlemek zorunda. Onu bunu memnun etmek için hayatınızı düzenlemeye kalkarsanız sürekli zikzak çizmek zorunda kalırsınız, yarın da pişman olursunuz. İkincisi herkes doğru bildiği, hesabını verebileceği işleri yapacak, sözü söyleyecek. Yanlış yapmayacağız. Kul hakkı yemeyeceğiz, insanların hakkını hukukunu koruyacağız. Dini sadece ibadetten ibaret görmeyeceğiz. Din genel bir rahmettir, çalışmaktır, dürüstlüktür, temizliktir, üretmektir, insanlara faydalı olmaktır, doğru sözlülüktür, güzel ahlaktır. Dine bakışımızı ve dindarlığımızı bütüncül hale getirmeliyiz. Sadece gözyaşıyla namaz kılıp, “Ya Rabbi tamam artık ben görevimi yaptım, bana müsaade. Ben biraz da bazı kötülükler yapayım” gibi bir Müslümanlık olmaz.


Müslümanlar giderek dünyevileşiyor. Dini dar bir alana hapsediyor. Dindarlığı dar bir alanda derinlemesine yaşıyor, diğer alanlarda bu dindarlığın acısını çıkarırcasına, olabildiğince dünyevi ve çıkarcı oluyorlar. Bir zihinde nasıl bu kadar ayrı iki yaşam tarzı yaşatılabiliyor, aklım almıyor. Namazını kılarken gözlerinden yaşlar akan Müslüman, ticaretinde, komşularla olan ilişkilerinde, trafikte, dünya hayatında başka bir insan olup çıkıveriyor. Dini sadece şekle, ibadete, belli alanlara indirgeyen bir dindarlık, ama diğer alanlarda hoyrat, dünyevi ve giderek maddileşmiş, dünyevileşmiş bir insan tipi. Yani zihnimiz iki ayrı kompartıman.

Son Güncelleme: 19.09.2018 23:22
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ankaralı 2018-09-18 15:31:01

TELEVİZYONDA YANLIŞ FETVA VEREN HOCA DİYE GEÇİNENLER ACİLEN TELEVİZYONA ÇIKMA YASAĞI GELMELİ. HAKKI YILMAZ DENEN HOCA ÇIKMIŞ CEBRAİL MELEK DEĞİLDİR DİYOR. NAMAZI İNKÂR EDİYOR.

Avatar
vaız 2018-09-18 16:19:50

helal olsun

Avatar
Muhsin Kul 2018-09-18 20:53:49

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.


İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).(Yûnus 7-8)

Avatar
Enver TAŞTAN 2018-09-19 09:22:15

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, "Kur'an ve Sünnete uymak asr-ı saadetin tıpatıp benzerini yaşamak değildir..." böyle saçma düşünce sahibi biri ne söylese boş ve gereksizdir.ümmetin hedefi asri saadetde yaşayanları yaşamını özenmek,onlar gibi olmaktır.yoksa batıl,islam dışı yaşayanları mı örnek alacaklar.yazıklar olsun ki iltifat görüyor islamı yaşayanları örnek alınmamasını söyleyenler.Kendi kendini inkar eden kişi?İslamı yaşamayanlar niçin yaşamıyor?mahalle baskısı deyip baskı yapanlar kim?o baskı yapanların tek sebebi islamı yanlış yorumlayan,nefsine,şeytana uyanlar değil mi?önce tam islamı öğrenmeyenlere meydanı bırakılırsa olacağı o,asrı saadet terk edilirse olacağı budur.önce kendi nefsini,kişiliğini,kimliğinin gereği ne yaptığına bakmalı insan.mevki makamla değil.?

banner312