Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, "Farklı düşüncede olanları Sırat'tan atan tipler türedi"

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Gerçek Hayat Dergisi'ne verdiği röportajda cemaat ve tarikatların bulunduğu yer olarak kendini gözden geçirmesi gerektiğini belirtirken eski tasavvufi anlayışla şimdiki anlayışın örtüşmediğini dile getirdi

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, "Farklı düşüncede olanları Sırat'tan atan tipler türedi"

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Gerçek Hayat Dergisi'ne verdiği röportajda cemaat ve tarikatların bulunduğu yer olarak kendini gözden geçirmesi gerektiğini belirtirken eski tasavvufi anlayışla şimdiki anlayışın örtüşmediğini dile getirdi

18 Eylül 2018 Salı 15:12
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, "Farklı düşüncede olanları Sırat'tan atan tipler türedi"
banner307

Prof. Dr. Ali Bardakoğlu İslam dünyasının kendi içine dönüp bir değerlendirme yapmasını, kendi insanına değer vermesini, alimlerin bir araya gelerek ortak sorunları masaya yatırmasını, alimlerin bir arada olmaması ve ortak değer üretememesinin sonucu olarak mehdilerin türeyerek ümmetin kaos ve sömürü ortamına sürüklendiğini söyledi. 

İSLAM DÜNYASI KENDİ İNSANINA DEĞER VERMELİ

Esasen ahiret inancı dünya hayatının daha düzgün, daha sorumlu bir şekilde yaşanması içindir. Dünyanın terki için değildir. Dünya ahiretin tarlasıdır. Ahiret önemliyse dünya da önemlidir; çünkü ahireti kazanabilmek için dünyayı düzgün yaşamanız, kimsenin hakkını, hukukunu almadan, Allah’ın, kulun hakkını gözeterek, üreterek, çalışarak, kimsenin ahını almaksızın yaşamanız lazım. Dünyayı terk etme bizim dinimizde yoktur. Dünyayı terk etme işi sonradan, işin üstesinden gelemeyince, yılgınlık bıkkınlık olunca bir sapma olarak ortaya çıktı. Geçmişte tasavvuf düşüncesi hiçbir zaman dünyayı terk edelim, önemsiz görelim, ahiret için çalışalım şeklinde olmadı. Hatta onlar diğer insanlara ulaşmada öncü kuvvet oldu, gönülleri fethettiler, dünya ahiret dengesini kurdular. 50 küsur İslam ülkesinin hepsinin izzet içinde olması, kendi milli servetini adalet içinde paylaşması, kendi insanını mutlu etmesi, sağlık, eğitim, çevre, üretim, insan hakları, kadın hakları konusunda pırıl pırıl bir tablo çizmesi gerekiyor. Bunun için ekonomik gelirin tavanda olması gerekmez. Her birinin Kuveyt ya da Birleşik Arap Emirlikleri olması gerekmez. İnsanca yaşamak için insana değer vermemiz gerekir. İslam dünyası kendi insanına insanca bir hayatı çok görüyorsa bunun sebebi Batı mı, petrolün olmayışı mı? Böyle düşünmeye başladığımız vakit artık paran varsa insanlığın da var demek olur. İslam dünyası kendi insanına hayatı zehir eden, kendi insanını ayrıştırıp birbirine düşman eden, birbirinin boğazını sıkan bir görüntü yerine, yoklukta dayanışan, birbirinin halini hatırını soran, azı paylaşarak mutlu olabilen bir tablo çizmeliydi. Bunun önünde hiçbir engel yok. Bugün biz bilgi ve irade gücü olarak, Kur’an’ın rehberliği, Peygamber Efendimizin rehberliği olarak bu imkana potansiyel olarak sahibiz. Demek ki Kur’an’ı ve Peygamberimizi anlamada, Sünneti kavramada, tasavvufu, zühdü, takvayı anlamada sorunlarımız var ve bu sorunları konuşamaz olduk.

TARİKAT VE CEMAATLER DÜNYA NİMETLERİNİ PAYLAŞMA YERİ OLDU

-Bugün tarikatların ve cemaatlerin durumu nedir?

Hiçbir Müslüman tasavvuf karşıtı değildir; çünkü tasavvufun ana çizgisi hoşgörüdür ve samimi-deruni dindarlığa ulaşmadır. Ancak günümüzdeki tarikatları zengin tasavvuf düşünce mirasımızın varisi olarak görmek yanlış olur. Bugün İslam ülkelerindeki dini cemaatleşme ve tarikat örgütlenmelerinin kahir ekseriyetinde ciddi sorunlar var. Herkes kendi şeyhini en büyük kutup, Allah’a ve Peygambere en yakın insan olarak göstermenin kavgasını veriyor. Kendi iç çıkar çatışmaları bile çoğu zaman hepimizi rahatsız ediyor. Düzgün olanlar varsa onları istisna ediyorum, ama bu kurumlar artık bir dünya nimeti, imkan ve itibar paylaşımı, kadrolaşma yarışı ve günübirlik amaçların merkezi haline geldi. Tasavvuf düşüncesinin tamamen dışında kalması gereken şeyler bugünkü tarikat örgütlenmelerinin ta içine kadar girdi. Onun için de günümüzdeki tarikat örgütlenmeleri maalesef İslam tasavvuf düşüncesinin tarihteki zenginliğini, hoşgörüsünü, düşünce ufkunu temsil etmekten çok öte tamamen bir sektör şeklinde çalışıyor ve öfke üretiyor, dışlama üretiyor. İslam toplumlarının birbirini daha çok sevmesi daha çok hoşgörüyle kucaklaması gerekirken bu örgütlenme, müntesibini artırma ve pay alma kavgası, çatlakların büyümesine, ötekileştirmelere yol açıyor.

TASAVVUFİ LİDERLERİN ÇİZDİĞİ PEMBE TABLOLARIN DİNİ HİÇBİR DAYANAĞI YOK

-Cemaat ve tarikatlar gerekli mi?

1.5 milyarlık müntesibi olan bir büyük dinin içerisinde farklı anlayışların olması kaçınılmazdır. Ben şahsen hep özgürlükten ve çoğulculuktan yanayım. Şahsen tasavvuf düşüncesinin İslam’a dışarıdan geldiğini söyleyemem. Bu insanların dinin daha içtenlikle yaşama kaygısının sonuçlarıdır. Tasavvufi düşüncenin giderek tarikat şeklinde örgütlenmeye gitmesini İslam tarihi içerisinde irdelemek lazım. Emevi iktidarının hoyrat, dışlayıcı ve ulemaya biraz daha tepeden bakan tavrı ve hayal kırıklıkları yeni yeni arayışlara yol açtı. Dünyevi iktidar ikinci üçüncü nesil Müslümanların gönül dünyalarını incitti. Bunun üzerine o iktidara karşı bir sanal manevi iktidar arayışı, manevi hiyerarşi düşünülmeye başlandı. Onun için manevi dünyanın kutupları, yöneticileri, onların yardımcıları, bir bakıma maddi dünyadaki o saltanat hiyerarşisinin benzeri bir tasavvur tasavvufi düşüncede üretilmeye ve onunla pembe dünyalar çizilmeye başlandı. Bu ne kadar gerçeği yansıtır o konuda bir iddia sahibi olmak zor ve hiçbir dini delili yok. Bizim manevi dünyamızın beşerden yöneticilerinin olduğu, Allah’ın onlara yetki verdiği, onların Allah’ın tasarruf yetkilerinin bir kısmını kullandığı, Levh-i Mahfuza muttali olup onda tasarruf yapabildikleri, kaza ve kadere müdahaleleri, depremi durdurduğu… gibi inanışlar ucu açık şekilde üretilip durdu. Bunlar insanları mutlu etse bile hiçbir dini değere ve dayanağa sahip değil.

MEHDİLER ÇOĞUNLUKLA KAOS VE SÖMÜRÜNÜN SEMBOLÜ

-Başka örnekleri var mı bu durumun?

İslam dünyasında bugüne kadar yüzlerce, binlerce beklenen kurtarıcı, Mehdi çıktı. 20. yüzyılda bağımsızlık mücadelesi veren ülkelerde bu inancın işe yaradığı da oldu ama genelde hep kaos ve sömürü üretti. Emevi iktidarını da Abbasilerin beslediği Mehdi inancı yıktı. Bu tarz inanışlar bir düşünce hareketi ve kişisel tercih olarak kalırsa sorun olmayabilir. Bağlandığı bir kimsenin Allah katında özel bir konuma sahip olduğuna inanma kişiyi mutlu eden bireysel bir tercih olarak düşünülebilir. Ama bu inanışlar dini korku motifiyle öğrenmiş, kolay yoldan kurtuluş ve Cennet arayan geniş dindar kitleyi insanları kuşatmaya ve bunun üzerinden operasyonel bir hareket oluşmaya başladığı an İslam dünyası için akaid yönüyle taşıdığı sorunlara ilaveten sosyal ve siyasi açıdan da sıkıntılar başlar.

İSLAM'IN RAHMETİNİ KAYBETTİK

-Topluma nasıl yansıyor bu durum?

İslam ümmeti olma özelliğimizi, İslam kardeşliğini yitiriyoruz. Artık birbirimizi dışlamaya, tekfir etmeye, birbirimizin kusurunu aramaya başlıyoruz. Halbuki burada Yunus Emre gibi düşünmek, bir kusur varsa bendedir, bir güzellik varsa kardeşimdedir. Onu örnek almalıyım” diye yola çıkmalıyız. Ama bakıyorsunuz herkes birbirinin yazdığını çizdiğini irdeliyor, niyet okuyor. Herkes birbirini camdan atmaya çalışıyor. Allah’ın cennetini, rahmetini birbirimizden kıskanmaya başladık. Bırakalım farklı düşünen farklı düşünsün. Herkes kendi düşüncesinin hesabını Allah’ın huzurunda verecek. Birbirimize Sırat Köprüsü kurmamıza gerek yok. Siyasal ve sosyal parçalanma artıyor. Bangladeş, Pakistan, Yemen, Somali, Mısır… adeta bütün İslam alemi ciddi sancılar çekiyor. Bunda İslam alimlerinin büyük payı var. Ulema İslam kardeşliğini pekiştirmek, hoşgörüyü arttırmak yerine, adeta bu yangına benzin döküyorlar. Hac bize bir okuldur. Kabe’deki imamın arkasında farklı mezhep ve meşrebe sahip de olsa bütün Müslümanlar namaz kılar. Bu bize büyük dairenin Müslümanlık olduğunu öğretiyor. Artık orada tarikatların, örgütlerin, cemaatlerin, mensubiyetlerin, siyasi görüşlerin, ülke iktidarlarının hiçbir önemi yok. Hanefi, Caferi, Şii, Sünni, Nakşi, Kadiri hiçbir önemi yok. Bunlar Müslümanlığın olmazsa olmaz şartı değildir. Haccın bunu bize öğretmesi gerekiyor, ama demek ki öğretmiyor. Biri diğerine bir hadisi zayıf veya mevzu dedi diye “sünneti inkar ediyor” diyor, o diğerine “Kur’an’ı inkar ediyor” diyor, o öbürüne tasavvufu inkar ediyor diyor. Mezhepsiz, dinde reformcu, Kur’an’cı… böyle çok kolay yaftalayabilen, çığırtkan, sığ düşünceli insanlar türedi. Medyada da en çok ses getirenler bunlar maalesef. Onu bunu suçlayan, bir insan farklı düşünmüşse hemen onu cehennemin ta dibine sallayan, Sırat’tan atan insan tipleri çıktı. Peki bunu hangi hakla söylüyorsun? Allah katından bir yetkin, özel bir bilgin mi var? Ümmetimin ihtilafı rahmettir müjdesi vardı. İslam’ın o rahmetini kaybettik.

Son Güncelleme: 19.09.2018 23:18
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
gerçekçi 2018-09-19 06:58:15

siz bunları boş verinde münhal kadro sınavlarında dönen torpilden bahsedin .müfttülerin nasıl haksızlık yaptıklarından bahsedin.diyanetin çıkardığı yasayı kendi isteklerine göre nasıl kullandıklarına bi bakın.2 ay münhal bulunan camilere sınavsız geçiş olması gerekirken antalya müftüsü osman artanın dilekçeleri kendi isteğiyle geri çevirip kabul etmemesinden ve münhal kadro sınavlarında antalyaya adam almamak için elinden gelen naletliği yaptığından bahsedin.münhal kadro sınavlarını il müftüleri değil ilçe müftülerinin yapması gerktiğinden bahsedin.normalde vaaz kürsülerinden kul hakkıyla ilgili nara atan müftülerin en fazla kul hakkı yediğinden bahsedin.imam tayin sınav şartlarının baştan aşağı değişmesi lazım olduğundan basedin.kurumlar arası torpil ve riyakarlığın en fazla olduğu kurumun da diyanet olduğundan bahsedin.biz antalyanın felan ilçesine gidecez istediğimiz yer bi köy şehir merkezide değil neden o ilçenin müftüsüne değilde il müftülüğüne dilekçe veriyoruz onu diyanete sorn

Avatar
Erhan Uzunpınar 2018-09-19 10:30:12

90 yıldır bu millete iman hizmetini cemaatler yapıyor. kurulduğu tarihler itibari ile milletin değerlerine saldırının resmi makamı olan ve bu yüzden uzun süre itibar edilmeyen diyanet yine milletin içinden çıkan ve cemaatlerin yetiştirdiği turgut özal ve tayyip erdoğan sayesinde ehli sünnet anlayış çerçevesinde özüne dönme imkanı bulduktan sonra cemaatlere düşmanca davranması ve art niyetli insanlara destek noktası olması noktasında bu tarz haberler yapması acınacak bir durum.

Avatar
pirifani 2018-09-19 18:24:20 @Erhan Uzunpınar

cemaatlerin hizmetini yaptigi iman pakistanli iqbalin ifadesiyle Allahi peygamberi ve cebraili sasirtan iman olsa gerek. dogrudur cumhuriyet doneminde taslari bagladilar kopeklerin millete musallat olmasina musaade ettiler. cemaatlerin tarikatlerin hizmet ettigi iman islam imani degil diger adida tasavvuf olan bir sirk dininin imanidir. diyanetin durumu ayrica tartismalidir. ancak bu tamamlanmis islam dinine ilavelerde bulunan islam icinde apayri birer din seklinde peydahlanan cemaatlerin diyanetteki aksakliklarla karsilastirlimasi ve karistirilmasi dogru degildir. birine kitaplar yazdirilir digerine tasarruf verilir digeri tefsir yazma emri alir vs.aslinda islama imana hizmet ettigini zannettiginiz cemaatlerin cogu kendileriyle ayni tarikatten olduklari halde farkli cemaat buyukleri ve muntesiblerini hak yolda gormezler. onlarla hasir nesir oldukca ehli sunnetcilik oynayan digerlerini pek hos bakmadiklarini gorursunuz.mevduduye kutuba acikca diger tarikatlara gizlice saldirilar.

Beğenmedim! (3)
Avatar
Vatandaşş 2018-09-19 19:11:17

ah mehmet nuri yılmaz ahhh büyük hoca imiş ama değeri bilinmedi. bu cemaat ve tarikatları kurumlara ben yerleştirmedim.

Avatar
vaiz 2018-09-20 14:53:00

güzel tesbitlerrrr

Avatar
Saltuk bey 2018-09-21 04:39:53

Eleştirdiği noktalarin bir çoğu hocada veya onun zihniyetindeki insanlarda yok mu? Mürşidi sayılabileceği Kuramer çevresi acaba nasıl bir söylem ve eylem içerisinde. Kaş yapıyorum deyip de gözler çıkartıyorlar, farkındalar mi acaba? Yani teoriyle pratik, birlikte yürümüyor.