Şevki Yılmaz ayetleri tahrif edip "Kabir hayatına" delil üretmeye çalıştı

Diyanet'ten sorumlu(!) dışardan bakan Şevki Yılmaz, Yeni Akit Gazetesi’nde  “Kabir hayatı haktır” başlıklı yazısında kabir hayatını ispat edebilme adına ayetleri tahrif etti

Şevki Yılmaz ayetleri tahrif edip "Kabir hayatına" delil üretmeye çalıştı

Diyanet'ten sorumlu(!) dışardan bakan Şevki Yılmaz, Yeni Akit Gazetesi’nde  “Kabir hayatı haktır” başlıklı yazısında kabir hayatını ispat edebilme adına ayetleri tahrif etti

28 Ocak 2019 Pazartesi 09:27
Şevki Yılmaz ayetleri tahrif edip "Kabir hayatına" delil üretmeye çalıştı
banner310

Taha Furkan /Analiz

İsmailağa cemaati müdavimlerinden Şevki Yılmaz ile tasavvufun tesirinde kalan binlerce kişinin İslam'ı anlama ve yaşamak yerine İslam'ı tasavvufa uydurmak gayretinde olduğunu üzülerek görüyoruz. İslam'ı tasavvufa uyduramayanların ise tasavvufsuz bir İslam'ın olmayacağı ya da anlaşılamayacağına dair çalışmalarına şahit oluyoruz. Bu zihniyette olanların şu konu üzerinde düşünmeleri kendi hayırlarınadır: Allah Resulü (sav)'in geldiği toplumun neredeyse tamamı ne kitap bilirdi ne de tasavvuf. Ne gavs ve kutuplardan haberdardılar ne de zihinlerini kirletecek tarihselcilik, şiilik, sünnilik, vehhabilik ve sair görüşlerden... "O gün peygamberimiz vardı ne varsa ona soruluyordu" diyenlere de hatırlatmak isteriz ki Allah Resulü Mekke ve Medine halkıyla doğrudan muhataptı. Bu iki şehir dışında olanlar ulaşabildiği sahabeden öğrendiği kadarıyla İslam'ı yaşıyor ve bu günün Müslümanından daha samimi bir şekilde dinine hizmet ediyordu. Bu noktadan hareketle mevcut resme bakıldığında günümüz görüş ve cemaatlernin İslam'a hizmet etmekten ziyade kendilerini pazarlamakla meşgul oldukları açıktır. 

Bu açıklamadan sonra deriz ki asıl olan hadisleri Kur'an'a arzetmektir. Ama son günlerde bazı grupların gündemin tesiriyle olaya duygusal yaklaşıp canhıraş bir şekilde Kur'an'ı hadislere arz edip delil bulamadığı yerde ise ayetler karşısında tevile, inkara saptıklarını görüyoruz. 

BAŞTA BELİRTELİM Kİ, KABİR İLE İLGİLİ KİM NE DELİL İLERİ SÜRERSE SÜRSÜN BU KONU GAYBİ BİR KONUDUR. KABİR KONUSUNUN DÜNYEVİ VE UHREVİ ANLAMDA "KABİR ZİYARETİNİN ÖLÜMÜ TEFEKKÜR ETME" DIŞINDA MÜSLÜMANA HİÇBİR FAYDASI OLMADIĞI AÇIKTIR. EĞER KABRİN ÖLÜMÜ HATIRLATMA AMACIYLA TEFEKKÜR DIŞINDA BİR FAYDASI OLSAYDI ALLAH RESULÜ KABİR ZİYARETİNİ BİR SÜRELİĞİNE MEN ETMEZDİ. ŞU BİLİNMELİDİR Kİ ADINA İSTER KABİR İSTERSE KABİR HAYATI VEYA BAŞKA ŞEY DENSİN ŞU AN VE BUNDAN SONRA BU KONUNUN KUR'AN'DAN DEĞİL MEZARDAN BESLENEN TASAVVUFÇULAR DIŞINDA KİMSEYE FAYDASI YOKTUR. KABİR HAYATININ VARLIĞINA DAİR KİM NE YAZARSA BİLSİN Kİ, TASAVVUFÇULARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRÜP ONLARIN KABİRDEN BESLENEN GAVS VE KUTUPLARININ DEĞİRMENİNE SU TAŞIMAK DIŞINDA BİR İŞ YAPMADIĞI, VEBALİNE ORTAK OLDUĞU ORTADADIR. 

Şevki Yılmaz'ın bu ümmete emeği geçen biri olarak duygusal düşündüğünü ya da gözden kaçırmış olabileceğini düşünerek yazısını tashih etme gereği duyduk. Malum konu din ve toplumun ileri gelenlerinden olan Şevki Yılmaz'ın her söylediğinin fetva kabul edildiği bir yerde var olan hatayı düzeltmemek büyük bir vebaldir. Biz "Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın" (Enfal, 42) ayetince delil ile hareket edeceğiz.

Şevki Yılmaz'ın yazıya hazırlık olarak Maide 13'te yaptığı yorumla bir noktada okuyucuyu psikolojik olarak hazırlamak istediğini anlıyoruz. Kur'an'ın "sağlam bir karargah" olarak nitelediği canlılık ve 9 ay gibi bir sürede olağanüstü yaratılış değişimlerinin gerçekleştiği ana rahmini dahi "ana kabri" deyip cansız bir yapıya dönüştüren Şevki Yılmaz, yazının ileri kısımlarında ayetlerde yaptığı tahrifatla bizleri epey bir şaşırttı.


ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۖ 

"Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik." (Maide, 13) 

KUR'AN'DA SÖZ KONUSU EDİLEN KABİRDEN MURAT NEDİR?

Konuya başlarken okuyucularımıza bir ön bilgi mahiyetinde belirtmek isteriz ki; Allah Kur'an'ın hiçbir yerinde "Kabir hayatı" şeklinde bir hayattan da söz etmemektedir.

Kur'an'da "kabir" ölülere mekan izafe edilen yer anlamına kullanılmaktadır. Bu mekanın ölü bedenin defnedildiği kabirden öte ölenin ruhunu teslim ettikten sonra "ölünün bir şekilde bulunduğu hal ve yer" anlamında kullanıldığını anlıyoruz.

Yoksa suda boğulan, yırtıcı bir hayvanca parçalanan, nükleer türü bombalarla bedeni tamamen kaybolan, bazı toplumların yaptığı gibi cesedi yakılıp kalan tozu havaya veya suya savrulan, uzay boşluğunda kaybolup giden... insanların da nihayetinde kabri olamayacağına göre Kur'an'da sözü edilen "kabir" fiziksel olarak ölünün yattığı yerden ziyade insanların anlayışına indirme anlamında Allah'ın ölüye bir mekan izafe etmesidir.

Sura üfürüldükten sonra insanların bedenleri toprağın altında, suda veya havada zerreciklerine ayrılmış bir halde de olsa bulundukları tüm haller içinde dirilip Allah'ın huzuruna getirilecektir. Bu anlamda "Kabirden çıkmak" terimi Allah'ın insan zihnine "kabri" mekanla kayıtlayarak anlatmasıdır. Çünkü yukarıda saydığımız kabri olmayan insanların varlığı göz önüne alındığında nihayetinde insanlar hangi halde bulunurlarsa bulunsunlar bir şekilde diriltileceklerdir ve bu dirilme hali Kur'an'da "kabirden çıkış" olarak lanse edilmektedir. 

"KABİR HAYATI" MANTIKEN HATALI BİR TERKİPTİR

Allah bir çok ayetinde ölülerden için "duymayan, işitmeyen, görmeyen, kendine bile faydası olmayan" varlıklar olarak söz eder.

Hz. Peygamber vefat ettiğinde de durumu kabullenemeyen Hz. Ömer'e hitaben Hz. Ebu Bekir, "Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ardınıza dönüverecek misiniz?" (Ali İmran, 144) ayetini okuyarak Peygamberin öldüğünü kendisine hatırlatır. Her ne kadar birileri Peygamberi şehit deyip diri tutmaya çalışsa da Hz. Ebu Bekir, Peygamberimizin öldüğünü belirtmiş. Hz. Ömer Peygamberimizin öldüğünü kabul etmiş. Tüm sahabede bu duruma itiraz etmeden katılmıştır.

Ta ki tasavvufun zamanla animizm  ve şamanizmden etkilenmesi sonrasında ruhçuluk inancının İslam toplumlarında hızla yaygınlık kazandığını görüyoruz. Tasavvufa karışan ruhçuluk akımının yayılmasına varıncaya kadar İslam toplumlarında Hz. Adem dahil tüm insanlık ve peygamberler ölü kabul edilmiştir.

Allah, Peygamberleri, Peygamberimiz ve ashabı ölenlerin bulunduğu mekana izafe olarak "kabir" terimini kullanırken Animizmden etkilen Tasavvuf ısrarla "Kabir hayatı" terimini kullanmaktadır.

Aslında kelimenin terkibine bile baksanız mantıksızlık dikkat çeker. "Kabir" ölünün bulunduğu yere izafe edilen bir mekan adıdır. "Hayat" ise içinde canlılığın bulunduğu süreci ifade eder. "Ölü" ve "canlılık" kelimesi birbirine zıt iki kavramdır ve bir araya gelmeleri ve kullanılmaları bile aklen imkansızdır.

Ölü ve hayat...

Kabir ve hayat...

Hayat, kendisi için biten şahıs öldüğü için kabre konulurken kendisi hakkında kabir hayatından/canlılıktan/dirilikten söz etmek tam bir çelişkidir.

Bu nedenledir ki Allah, Kur'an'da "Kabir" kelimesini daima tekil kullanmış, "Kabir hayatı" şeklinde bir terkibe yer vermemiştir.

ŞEVKİ YILMAZ'IN TAHRİF ETTİĞİ AYETLER

1- Ali İmran Suresi, 169. ayet:

Ayetin metni ve anlamı;

وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ قُتِلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتاًۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَۙ 

"Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar."

Şevki Yılmaz'ın tahrif ederek verdiği anlam:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilakis onlar Kabir Hayatlarında dip diridirler; Şehidler (öldürüldükleri an) Rab’leri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.’’ 

a) Ayette Allah, kendisi yolunda öldürülenleri ölü sanmamamızı, onların bilemeyeceğimiz bir şekilde diri ve Allah katından rızıklandığı haber edilmektedir. Ayetin hiçbir yerinde "kabir hayatlarında" ifadesi yer alamamasına rağmen Şevki Yılmaz, "Allah yolunda öldürülenler diri olduğuna göre kabirdekiler de diridirler" demeye getirerek kabir hayatının varlığına delil üretmeye çalışmaktadır. 

b) Ayette Allah katında diri olup rızıklananlar sadece "Allah yolunda öldürülenler" dir. Şevki Yılmaz "kabir hayatlarında" ilavesiyle "şehitlerin diriliği ve merzukluğunu" tüm ölülere kinaye etmekle aynı ayette ikinci tahrifatı yapmaktadır.

2- Mü'min Suresi, 45-46. ayet:

Ayetin metni ve anlamı; 

 فَوَقٰيهُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِاٰلِ فِرْعَوْنَ سُٓوءُ الْعَذَابِۚ 

اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُواًّ وَعَشِياًّۚ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ۠ اَدْخِلُٓوا اٰلَ فِرْعَوْنَ اَشَدَّ الْعَذَابِ 

"Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun'un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı. Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar. Kıyamet koptuğu gün de: "Fir'avn ailesini azabın en çetinine sokun!" (denilir)."

Şevki Yılmaz'ın tahrif ederek verdiği anlam:

"Bu azap, Firavun ve taraftarlarının  (Kabir Hayatlarında) sabah akşam sokulacakları ateştir. Kıyamet koptuğunda, dirilecekleri Ahiret Hayatlarında da Firavun ailesini en şiddetli azabın içine atın!” denilecek." (Mü'min, 46)

"…Firavun ve adamlarına gelince;  Onlar da Kızıldeniz de boğulduktan sonra, kabir hayatı denilen alemde korkunç bir azaba mahkum edildiler. O mahkum oldukları azap, bir ateştir ki onlar; sabah akşam ona arz edilecekler ve yeniden dirilinceye kadar Cehennem’de gidecekleri yeri görerek azabı çekecekler! Son saat gelip çatınca da, “Firavun ve adamlarını, cehennemdeki en şiddetli azaba sürükleyin!” denilecek." (Mümin, 45-46)

a) Ayetin öncesine bakılacak olursa 28. ayetten itibaren bir mü'min şahsın içinde bulunduğu topluma yönelik uyarısı konu ediniliyor. Uyarılara aldırmayan kavme o mümin şahıs 44. ayette, "Siz benim söylediklerimi sonra anlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir." karşılığını verir. Sonra Allah, örnek verdiği bu şahsı koruma sadedinde o kulun ve karşısındakilerin durumunu özetle, "Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun'un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı." (Mü'min, 45) deyip anlatır. 

Demek ki bu şahıs bunları dedikten sonra alışılageldiği gibi inkarcılar kendisine kötülük etmek istemişler. Allah da onların bu tuzağını boşa çıkararak kötülüklerine engel olmuş, ilaveten daha dünyada iken Firavun ve adamlarını azap kuşatıvermiştir.

46. ayette ise arzolunan ateş 45. ayette anlatılan "kötü azabı" açıklama sadedindedir. Dünyada sabah akşam ellerinden kayan fırsatlar ile Musa (as)'ın mucizeleri karşısındaki acziyetleri varlık sahibi Firavun ailesi için dünyada mağlubiyetin ve çaresizliğin bir azabıdır. İşte bu görülen azaba ilave Allah devamla, "Kıyamet koptuğu gün de: "Firavun ailesini azabın en çetinine sokun!" denilerek dünyadaki azaba ilave daha şiddetli bir azabın kendilerini beklediği belirtilmektedir. 

Ayetlerden biliyoruz ki tüm insanlık ikinci sura üfürülüşle dirilecek ve mahşer yerine sevk olunacaktır. Sonra mizan ve daha sonra cennet ile cehennem. Ayette Kıyamet koptuğu an "azabın şiddetlisine sokun" emri kıyametle birlikte Firavun ailesinin azaba sokulacağı anlamında olmayıp "şiddetli azabı hakettikleri"ni vurgulamaktan kinayedir. 

Nasıl ki Kıyamet saati şiddetli azaba sokun demek, Firavun ailesinin ikinci surdan önce azaba uğrayacağı anlamında değilse ayetin ilk kısmında geçen "sabah akşam ateşe arzedilmek" ifadesi de kabir hayatına delil olarak getirilemez. 

Ayetin önce ve sonrasına bakıldığında sabah akşam arzolunan ateşin dünya hayatında uğranılacak belalar olduğu açıktır. 

b) Kızıldeniz tarihi bağlamda ayete ilave açıklama olarak verilebilirse de "kabir hayatı denilen alemde" ile "dirilinceye kadar cehennem'de gidecekleri yeri görererek..." şeklinde verilen ifadeler ayetle uzaktan yakından alakası olmayan tamamıyla zann ifade eden anlatımlardır. 

3- Bakara Suresi, 154. ayet:

Ayetin metni ve anlamı; 

وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ اَمْوَاتٌۜ بَلْ اَحْيَٓاءٌ وَلٰكِنْ لَا تَشْعُرُونَ 

"Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz şuur edemezsiniz."

Şevki Yılmaz'ın tahrif ederek verdiği anlam:

“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır! Onlar Kabir Hayatlarında dip diridirler, fakat siz bilemezsiniz."

Ali İmran 139. ayetin açıklamasında belirttiğimiz gibi bu ayette de Allah, "Kabir hayatlarında" diye bir ibare zikretmemiştir. "Allah yolunda öldürülenlerin" ne şekilde diri olduğu ve akıbetleri hakkındaki hususların tamamı gaybi konudur. Allah, bu konuda herhangi bir açıklama yapmamışken Allah'tan vahiy almışçasına bu tür bilgiler vermek tahrifattır.

4- Mümtehine Suresi, 13. ayet:

Ayetin metni ve anlamı; 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَوَلَّوْا قَوْماً غَضِبَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ قَدْ يَـئِسُوا مِنَ الْاٰخِرَةِ كَمَا يَـئِسَ الْكُفَّارُمِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ

"Ey inananlar, Allah'ın gazab ettiği kimselerle dostluk etmeyin. Kâfirler, mezarlık halkından nasıl ümidi kesmişse, onlar da ahiretten öyle ümidi kesmişlerdi."

Şevki Yılmaz'ın tahrif ederek verdiği anlam:

“ Ey iman edenler! Kendilerine İlahi vahiy bilgisi verildiği halde, ihtiraslarının peşinden sürüklenerek dünyevi çıkarlarının kulu kölesi olan ve böylece Allah’ın gazabına uğrayan bir topluluğu -yani Yahudileri ve Yahudileşen kimseleri- kendinize koruyucu, yönetici, yandaş, müttefik ve dost edinmeyin! Çünkü onlar, gayet iyi bildikleri ilahi prensiplere ihanet ettiklerinden, ahiretten tamamen umut kesmişlerdir; tıpkı, ahireti inkar eden kafirlerin, kabirlerinde ümitlerini  kestikleri gibi!’’        

Koyu renkte vurguladığımız bölümler, ayetin anlamı değil ayetin daha iyi anlaşılası adına Şevki Yılmazca yapılan ayetlerin meal tefsiridir. Olması gereken ayet tercüme ederken en azından okuyucunun rahatlıkla anlayacağı şekilde ilave edilen fazlalıkların paranteze falan alınarak ayetten ayrılması idi. Ama bu incelik maalesef gösterilmemiş. Ayette konumuzla ilgili olan kısım ise son cümle:

"ahireti inkar eden kafirlerin, kabirlerinde ümitlerini  kestikleri gibi" şeklinde bir tercüme, Kur'an'ın anlam bütünlüğünü bir kenara koyup sadece irab olarak (مِنْ edatını beyaniyye) olarak ele alarak metni tercüme etmekle elde edilebilecek bir tercümedir.. Oysa kabirdekilerin ölü olup hiçbir şeyden haberdar olmadığına dair onlarca ayet bulunmaktadır. Ölümle zaten tövbe imkanı kalmadığı, imtihanında bittiği ortada iken kabirde ümit kesmenin kime ne faydası olabilir ki:

a) مِنْ اَصْحَابِ الْقُبُورِ "kabir ehlinden" şeklinde مِنْ harfi ceri ile yapılan bir terkip; ف۪ي harfi cerine dönüşüp "ashap" kelimesi de hazfedilerek "kabirlerinde" haline dönüştürülmesi tam bir tahrifattır. Ayetteki -min- edadı kafirlerin beyani olmayıp ibtidaiyye olup -ye's- fiiline gitmektedir.

b) Kur'an'da vefat edenlerin ölü halinde bulundukları, ikinci sura üfürülüşle birlikte diriltildikleri anlatılır. Şevki Yılmaz'ın iddia ettiği gibi bir dirilik olsa idi Yasin Suresindeki gibi kabirlerinden o an dirilen insanlar şaşkınlık yaşamayacaklardı: 

"Sûra üfürülür. Bir de bakarsın kabirlerden çıkmış Rablerine doğru akın akın gitmektedirler Şöyle derler: "Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman'ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler." (Yasin, 51-52)

c) Allah, kendisi dışında tüm varlıkların yaratıcı olmadığını, yaratıcı özelliği olmayan her varlığında nihayetinde ölümlü olduğunu, ölümlü olanların da öldüğü an dirilik özelliğini yitirdiğini; öyle ki ne zaman diriltileceklerinin dahi farkında olmadığını şu ayetle anlatır:

"Allah'ın dışında davet ettikleri/çağırdıkları/yalvardıkları/dua ettikleri, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar. Onlar diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar." (Nahl, 20-21)

d) Allah, ölümün diriliğin zıttı olduğunu, ölümün tamamıyla etkisiz/nötr bir hal olduğunu şu ayetiyle vurgular:

"Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter." (Furkan, 58)

e) Allah, ölü ve uykuda olanın hiçbir şeyden haberdar olmayıp dirilmenin ölümden sonra gerçekleşeceğini, ölen birinin hiçbir şeyden haberdar olmadığını, iddia edildiği gibi "kabrin cennet bahçesi veya cehennem çukuru" olduğuna dair bir halin ölen kimsece bilinemeyeceğini şu ayetle ortaya koyar: 

"Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, herşeye güç yetirendir." (Bakara, 259)

"Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." (Kehf, 19) 

Ayetlerde görüldüğü gibi Şevki Yılmaz'ın iddia ettiği türden ölünün cennet veya cehenneme gideceğini bileceği/bildirileceği veya duyup işitebileceğine dair emarelerin hiçbiri maalesef bulunmamaktadır.

f) Dirilmenin kabirde veya ölümün hemen ardından değil kıyamet gününde yani diğer ayetlerle bir arada düşünüldüğünde ikinci sura üfürülüşle olacağını; dirilme ile birlikte kabirden kalkışın/ölümden uyanışın gerçekleşeceğini Allah şu ayetleri ile bildirir: 

"Sonra siz gerçekten kıyamet günü diriltileceksiniz." (Mü'minun, 16)

""Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır." (Mü'minun, 100)

g) Şeytan bile bu konuda net bir bilgiye sahiptir. Allah'ın lanetine uğrayan Şeytan bile tüm insanlığın diriltileceği günü kasıtla "onların diriltileceği güne" kadar deyip Allah'tan müsade ister:

"Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirilecekleri güne kadar bana süre tanı." (Sad, 79)

5- Yasin Suresi, 26-27. ayet:

Ayetin metni ve anlamı; 

بِمَا غَفَرَ ل۪ي رَبّ۪ي وَجَعَلَن۪ي مِنَ الْمُكْرَم۪ينَ 

"Cennete gir!" denildi. O da, "Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!" dedi.

Şevki Yılmaz'ın tahrif ederek verdiği anlam:

“Rabbimin geçmişteki günahlarımı silip beni bağışladığını ve cennetlerde, şu yüce makamda, beni muhteşem nimetlerle ödüllendirip seçkin kulları arasına katarak ikram edilenlerden kıldığını beni katleden kavimim keşke görselerdi de inadı bırakıp Peygamberlere iman etselerdi!  Hayatımdan ibret almadılar, bari ölür ölmez nimetleri tattığım şu kabirdeki halimi görselerdi de ölümümden ibret alsalardı!’’

Ayette dikkat edilecek olursa söz konusu mümin şahsa "gir cennete" denilmektedir. Cennet ve cehennemin mahşer sonrası gerçekleştiği ayetlerde belirtildiğine göre burada kabirdeki halden ziyade ikinci sura üfürülüşten sonra zımmen kabirden çıkılmış, mahşer yerinde cennetlik olması sonrası hali anlatılmaktadır. Şevki Yılmaz bile bile burada ayette anlatılmayan bir mana vermek ve ilave etmekle tahrifat yapmıştır.

6- Nuh Suresi, 25. ayet:

Ayetin metni ve anlamı; 

مِمَّا خَط۪ٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَاراً فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَاراً 

"Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah'tan başka yardımcılar bulamadılar."

Şevki Yılmaz'ın tahrif ederek verdiği anlam:

“Böylece zalimler, bir türlü vazgeçmedikleri günahlarından dolayı o meşhur tufanda boğulup gittiler ve hemen ardından kabir hayatında ateşin karşısına, kıyametten sonra da cehennem ateşine atıldılar ve kendilerini Allah’a karşı koruyacak hiçbir yardımcı da bulamadılar.’’

Şevki Yılmaz bu ayette de cehhenneme sokulmalarını ölümden hemen sonra kabir hayatının başladığını belirterek ayeti tahrif etmiştir. Bu tahrifat ayet metninde olmamasına rağmen "ve hemen ardından kabir hayatında ateşin karşısına" ilavesi ile devam etmiştir.

Şevki Yılmaz tahrifatı yaparken bir önceki ayette "Gir cennete" (Yasin, 25) ifadesinin Kıyamet sonrası ikinci sura üfürlüşle gerçekleşeceğini gözden kaçırıp; Nuh Suresi 25. ayette cehenneme girişinin kıyametten sonra gerçekleşeceğini belirterek kendisiyle çelişmiştir. Yani Şevki Yılmaz cenneti ölümden hemen sonra başlatırken; cehenneme atılmayı Kıyamet sonrasına tehir etmektedir. 

TAHRİFAT SADECE MEZARDAN BESLENEN TARİKATLARIN İŞİNE YARAR 

Yapılan bu tahrifat ile tarikatların "Kabir hayatının varlığına ve ölülerin diri olduğuna" dair görüşlerine Şevki Yılmaz'ın delil üretmeye çalıştığı anlaşılıyor.

Bilindiği gibi tasavvuf, "Kabir"den beslenerek Kur'an ile mücadele eden ve Kur'an'ı olabildiğince hayatın dışına çıkarmaya uğraşan bir fırka-i dalle...

Tasavvuf, bazı hadislerden hareketle dünya hayatı ile kıyamet arasında "kabir hayatı" isimli bir ara form oluşturup buradan hareketle, "ölülerin diriltilerek ön bir hesaba çekilmekle gidecekleri cennet veya cehennemin kendilerine gösterildiği, yaşayanları duyup gördükleri, peygamber ve Allah'ın iltifatına mazhar gördükleri bazı kişilerin ruhlarıyla iletişime geçildiği, dünyada imtiyazlı bu özel seçilmiş kulların yaşayan insanlara yardım ettiği, yağmur yağdırdığı, rızık verdiği, kendilerine itaat etmeyenlere azap ettiği, hidayet verdiği gibi saçmalıkların yanı sıra ölen insanların ruhlarından imdat dilenebileceği.." gibi bir inanç geliştirmiştir. 

Bu şekilde verilen bir mealin Müslümanlar için dünyevi ve uhrevi anlamda kimseye bir faydasının olmadığı açıktır. Lakin bu tür yaklaşım tasavvufun daha çok milleti kandırması ve saptırması adı kendine malzeme sağlar. 

TASAVVUF İLE ŞAMANİZMDE ÖLÜM YOKTUR

Konu ile ilgili vereceğimiz bir kaç örnek ayetin neden tahrif edildiğini anlamamız için bize ipuçları verecektir.

(Not: Aşağıda okuyacağınız hikaye tarikat kitaplarında anlatıldığı şekliyle alıntılanmıştır. Yoksa Hızır denen bir varlık bulunmadığı gibi aşağıda adı zikredilen şahısların hiçbiri de hazret kelimesini haketmeyecek kadar İslam'ı hurafeye boğan insanlardır. Hikaye'de Bahaeddin Nakşibend'in ismi celali kalbime indiremedim sözü tamamen yalandır ve Allah'ın Müslümanlardan zaten böyle bir talebi de bulunmamaktadır. Hızır isimli bir varlık zaten yoktur ve bu karşılaşma tam bir palavradır. Diğer taraftan toprağın iki metre altına gömülü Geylani'nin ziyaretine geleni görmesi bir insana verilen ilahlık payesinden başka bir şey değildir. Geylani'nin mezardan elini çıkarabilecek kadar kudret sahibi olmasına rağmen toprak altında hala ne diye yatıp durduğu muamma iken Nakşibend denen yalancının Bağdat'a kadar yol tepmesi de akıl alır gibi değildir. Elini mezardan çıkaracak kudretteki bir Geylani, Nakşıbend'i bulunduğu yerde de Hızır'dan önce görebilir ve tedavi edebilirdi. )

Hikaye o ki, bir zaman Behaeddin Nakşibend manevi bir sıkıntıya düşer, yaşayan hiçbir velî Behâeddin’in sıkıntısını gideremez ve dağlara çıkarak kendisinde mecnuni bir hal başlar.

Hızır aleyhisselam gelir ve “Nedir bu sıkıntı ya Bahaeddin?“ der.

Mevlana Bahaeddin “İsmi celali kalbime indiremedim, onun sıkıntısı” der.

Hızır aleyhisselam, “Bağdat’a git, orada her sıkıntıya düşenin elinden tutan Şeyh Abdûlkâdir Geylânî’ye müracaat et, senin de muradın hâsıl olur“ der.

Nakşibend Hazretleri Bağdat’a gider. Abdûlkâdir Geylânî hazretlerinin kabrini ziyaret eder. Şeyh Abdûlkâdir kabirden elini çıkarıp Behaeddin’in göğsüne koyar ve: “Tut elimi, sana el tutucu desinler. Bu sana nakş olsun, müridlerin çok olsun.” der ve böylece Nakşibend ismi de buradan kalır. Aynı zamanda ismi celâli de kalbine indirir ve kalbi çalışmaya başlar.

Meşhur Reşâhat sahibi Şeyh Safiyuddin şöyle der: “Ölümden sonra terakkinin hayattakinden üstün olduğu üzerinde birçok keşif ehli birleşmiştir. Muhiddin-i Arabi Hazretlerinin fikri de budur. Halbuki birçok keşifle sabittir ki, ruha, beden alakasından sıyrıldıktan sonra bu dünyaya ait olmayan bir ilim verilmekte ve o da her ilim gibi terakki etmektedir.” (Reşâhat, Terc. Necip Fazıl)

Bütün tasavvuf kitaplarında Ebul Hasan-il Harakani 12 yıl Beyazıd-ı Bestami'nin kabrinden istifade ederek feyz aldığı ve seyri sülukunu tamamladığı anlatılır.

"Dünya işlerinde şaşırıp, hayrete düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz."(Acluni,Keşfül Hafa) 

"Evliyaullah, ruhaniyetlerinin cismaniyetlerine galip olması sebebiyle bir çok surette görünebilirler.Onların tasarruf ve kerametleri, hayatlarında olduğu gibi, mematlarından sonra da devam eder." (Ahmed Bin Muhammed el-Hanevi)

Dikkat edilirse hiçbir tarikat lideri Kur'an'dan beslenmemektedir. Bunlar tıpkı Şamanistler ve Animistler gibi mezardan feyz almakta ve seyrü süluklerini de mezardaki ölülerin yol gösterdiğini iddia ile tamamlamaktadırlar. Ve ümmetin sevdiği liderlerden Şevki Yılmaz, bu MEZAR SOYGUNCULARINA boyun eğip hem de Kur'an'ın anlamını bunların şer inanışlarına delil olacak şekilde tahrif etmektedir. 

***

Şevki Yılmaz'ın "Kabir Azabı Haktır" başlıklı yazısını aynen okurlarımızın dikkatine sunuyoruz: 

Yaratıcımız, Yaşatıcımız ve Yöneticimiz Allahımıza hamd; Başöğretmenimiz, Önderimiz, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a) Efendimize, tüm Peygamberlerimize, izinden gidenlere, Ehl-î Beyti’ne, Ashabına, canımız Ana ve Babamıza, Allah (c.c)’ın ilke ve inkılabı İslam’a tabi olan Mü’min kardeşlerimize, Din ve Vatan muhafızı Şehid ve Gazilerimize salat ve selam olsun!

Bütün alemin canlı ve cansız tüm varlıkları hizmetimize amade kılınmış olan biz insanlar, dünya okulunda talebeyiz ve dünya mekanında birer misafiriz!

Ruhlar aleminden dünya hayatına ana kabrinden gelen insanın bedeni, dünya yurdundan yer altı kabri olan Ahiretin gümrük kapısı Kabir evine, Ruhumuz ise Berzah alemindeki Kabir evine taşınır!

 “Kabir; ya Cennet bahçelerinden bir bahçe ya da Cehennem çukurlarından bir çukurdur!” buyuran Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a) Efendimiz, Kabir Hayatımızla ilgili çok sayıda Mübarek beyanları olmasına rağmen Kabir Hayatında Mutluluğun veya azabın olmadığını inkar eden günümüz Kabirle ilgili Hadis-i Şeriflerini reddeden ‘’Sünnetsiz’’ Alimlerine aldanan kardeşlerimizin uyarılması adına Kur’an-ı Kerim’de kabir hayatıyla ilgili Ayet-i Kerimelerden bir kısmını birlikte okuyalım İnşAllah!

 -“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilakis onlar Kabir Hayatlarında dip diridirler; Şehidler (öldürüldükleri an) Rab’leri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar.’’  (Ali İmran S.169)

-“ Bu azap, Firavun ve taraftarlarının  (Kabir Hayatlarında) sabah akşam sokulacakları ateştir. Kıyamet koptuğunda, dirilecekleri Ahiret Hayatlarında da Firavun ailesini en şiddetli azabın içine atın!” denilecek. (Mümin S.46)

“… Firavun ve adamlarına gelince;  Onlar da Kızıldeniz de boğulduktan sonra, kabir hayatı denilen alemde korkunç bir azaba mahkum edildiler. O mahkum oldukları azap, bir ateştir ki onlar; sabah akşam ona arz edilecekler ve yeniden dirilinceye kadar Cehennem’de gidecekleri yeri görerek azabı çekecekler! Son saat gelip çatınca da, “Firavun ve adamlarını, cehennemdeki en şiddetli azaba sürükleyin!” denilecek. (Mümin S. 45- 46)

-“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır! Onlar Kabir Hayatlarında dip diridirler, fakat siz bilemezsiniz.’’(Bakara S.154)

-“ Ey iman edenler! Kendilerine İlahi vahiy bilgisi verildiği halde, ihtiraslarının peşinden sürüklenerek dünyevi çıkarlarının kulu kölesi olan ve böylece Allah’ın gazabına uğrayan bir topluluğu -yani Yahudileri ve Yahudileşen kimseleri- kendinize koruyucu, yönetici, yandaş, müttefik ve dost edinmeyin! Çünkü onlar, gayet iyi bildikleri ilahi prensiplere ihanet ettiklerinden, ahiretten tamamen umut kesmişlerdir; tıpkı, ahireti inkar eden kafirlerin, kabirlerinde ümitlerini  kestikleri gibi!’’                      (Mümtehine S. 13)

- “Rabb’imin geçmişteki günahlarımı silip beni bağışladığını ve cennetlerde, şu yüce makamda, beni muhteşem nimetlerle ödüllendirip seçkin kulları arasına katarak ikram edilenlerden kıldığını beni katleden kavimim keşke görselerdi de inadı bırakıp Peygamberlere iman etselerdi!  Hayatımdan ibret almadılar, bari ölür ölmez nimetleri tattığım şu kabirdeki halimi görselerdi de ölümümden ibret alsalardı!’’(Yasin S.27)

- “Böylece zalimler, bir türlü vazgeçmedikleri günahlarından dolayı o meşhur tufanda boğulup gittiler ve hemen ardından kabir hayatında ateşin karşısına, kıyametten sonra da cehennem ateşine atıldılar ve kendilerini Allah’a karşı koruyacak hiçbir yardımcı da bulamadılar.’’ (Nuh S.25)

- “ Onlar, meleklerin, “Selâm size; yaptıklarınıza karşılık girin cennete!” diyerek mutluluk içinde ruhlarını teslim alacağı kimselerdir.’’ ( Nahl S.32)

- “O kafirleri, can çekişirken bir görseydin; Melekler, yüzlerine ve sırtlarına vura vura canlarını alırken, onlara şöyle hazırlayacaklar; Tadın bakalım şu yakıcı azabı! (Enfal S. 50)

- “O halde, Ey Müslüman!Zalimlerin baskı ve eziyetlerine karşı sabret! Unutma ki, Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir! Onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını derhal gönderip kâfirlere tattıracağız! Özlemini çektiğin mutlu ve aydınlık günleri sana bu dünyada gösterecek ve seni çetin bir mücadelenin ardından vefat ettirerek mutlu günlerini ahiret gününe erteleyeceğiz! Sonuçta Zalimler azaptan kurtulamayacaklar! Çünkü hepsi dönüp dolaşıp eninde sonunda bizim huzurumuza gelecekler.’’ (Mümin S. 77)

Bu Ayeti Kerimeler İman sahibleri için Ahiret Hayatı öncesi Kabir Hayatı’na İman etmek Haktır!

Sonsuz Ahiret hayatından sonra Kabir Hayatında da Mü’minler için sevincin, inkarcılar için azabın olduğu gerçeği apaçık ortadadır!

‘’Artık apaçık İlahi Mesajlardan ve Nebevi uyarılardan sonra Dileyen İman etsin! Dileyende İnkar!”

 “Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, ‘Rabbim! Beni geri gönder de, geride bıraktığım dünyada iyi işler yapayım! Bugüne kadar hep ihmalkarlık ettiğim ve ‘Nasıl olsa yarın yaparım!’ diye ertelediğim konularda, senin emrine uygun olarak kulluk görevlerimi yapayım da hatalarımı telafi edeyim!’”(Mü’minun  S.100) diye feryat etmeden hepimize bir nefes yakın ölümümüzle başlayacak Kabir ve dirilmemizle son bulacak Ahiret (Son ve sonsuz) Hayatımızı Cennete çevirecek tek ilaç sadece Allah (c.c)’a Kulluk ve Resulullah (s.a) Efendimize ümmet inancıyla öğrenciliktir!

Allah (c.c), Anayasa Kitabımız Kur’an-ın, uyum yasamız Sünnet-i Seniyye’nin ve yönetmeliklerimiz Ehl-i Kur’an ve Sünnet alimlerimizin ictihadlarının ışığında fani dünya hayatımızı, Ahiretin gümrük kapısı Kabir Hayatımızı ve sonsuz ahiret hayatımızı Cennete çevirsin!

Amin!

Salı Akşam saat 20.30’da Akit TV Canlı Yayın programı MİLLİ DİRİLİŞ’te buluşmak dileğiyle Allah’a emanet olunuz.

El birliğiyle maddi ve manevi çalışmalarımızla oluşacak sadece İslami İlkelere bağlı Bağımsız Türkiye’mizin yeniden dünya nöbetini beşli çeteden alması, Fethin sembolü Ayasofya’mızın açılması, Mescid-i Aksa’mızın özgürlüğü ve tatil olması dileğiyle Cuma Bayramımız kutlu olsun.

Kaynak: DiNiHABER.C0M / Özel İçerik

Son Güncelleme: 02.02.2019 17:06
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
imamul mescid 2019-01-29 11:41:47

bu pislik dönmeyi görünce midem bulanıyor
ayrıca iyi bir akp yalakasıdır kendileri, çünkü rantı sever

Misafir Avatar
hacı 2019-02-04 13:09:21 @imamul mescid

aynen katılıyorum, dönme dolap şevki

Beğenmedim! (1)
Avatar
ahmet kara 2019-01-28 15:47:09

iyi ki dinihaber var da bunlara haddini bildiriyor. yoksa bunlar ne din ne kitap bırakacaklar. bunlar kim kitap islam kim. cebini doldurmak, ümmetin çocuklarını zayi etmek, milleti birbirine düşürmekten başka ne işleri olabilir ki bu vatikan köpeklerinin

Avatar
bunlara göre ayet dediğin nedir ki 2019-01-28 15:38:45

bunların ayet, mayetle işi olmaz. bunların cemaat, tarikat, şeyh, gavs, menzil, cübbeli, zübbeli,mamutusta, tasavvuf dini ve kılla, tüyle, işi olur

Avatar
müftü ihsan 2019-01-28 15:44:46

bu adam almanyaya konuşmaya gelir ardından yardım isterdi. sonra arka odaya geçer paraları hep birlikte sayardık. paraları bölüşür milleti iyi gaza getirdiniz hocam helal olsun dedikçe bu şevki sırıtırdı

Avatar
pirifani 2019-01-29 00:58:02

bilhassa mehemt okuyan ve ibrahim sarmisin kabir hayatiyla ilgili calismalarindan sonra birileri kudurdu.ayetleri nasil tersyuz ederiz hangi uydurma rivayetlerle ayetlerin manasini ekarte edebilirizin pesine dustuler.bu konuda sufiler selefiler ve siiiler birbiriyle yarismakta hunerliler.

Avatar
cuneytsonmez 2019-02-02 18:53:09

kabir hayatı uydurmasını kabir ehlinden uydurmasını anlatmaya çalışıyor.sayın mehmet okuyan hocamızdan rabbimiz razı olsun bu durumu güzel bir şekilde acıklamış.dini haberlere de ayrıca teşekkür ederiz.

Avatar
Hakikat 2019-01-29 23:22:34

KABİR AZABI
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google+'ta Paylaş Linkedin'dePaylaş Pinterest'te Paylaş Whatsup'da Paylaş
Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. İnsan öldükten sonra kabre konulunca, Münker ve Nekir adında iki melek, kendisine gelerek; "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir: Dinin nedir?" diye sorarlar. İman ve güzel amel sahipleri bu gibi sorulara doğru cevap verirler. Bu gibi ölülere cennet kapıları açılır ve Cennet kendilerine gösterilir. Kâfir veya münafık olanlar ise bu sorulara doğru cevap veremezler. Onlara da Cehennem kapıları açılır, oradaki azap kendilerine gösterilir. Müminler nimet içerisinde, sıkıntısız ve huzurlu yaşarken, kâfir ve münâfıklar ise kabirde azap göreceklerdir (bk. ez-Zebîdî, Tecrîdi Sarih, terc. Kamil Miras, Ankara 1985, IV 496 vd.).

Kabirde azap ve nimetin varlığını gösteren birtakım ayet ve hadisler vardır. Bir ayet-i kerimede; "Firavun ve adamları sabah-akşam ateşe atılırlar. Kıyametin kopacağı gün de denilir ki; Firavun hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (el-Mümin, 40/46) buyurulur. Buna göre kıyamet kopmadan önce de yani kabirde de azap vardır. Peygamber efendimiz; "Allah, iman edenlere bu dünya hayatında ve ahirette, o sabit sözlerinde daima sebat ihsan eder" (İbrahim, 14/17) ayetinin kabir nimeti hakkında indiğini açıklamıştır (Buhârî, Tefsîr, sure: 14).

Kabir azabı ile ilgili hadis kitaplarında pek çok hadis-i şerif zikredilmektedir.

Bunlardan bir kaçı şöyledir: Hz. Peygamber (s.a.s) bir mezarlıktan geçerken, iki mezardaki ölünün bazı küçük şeylerden dolayı azap çekmekte olduklarını gördü. Bu iki mezardaki ölülerden biri hayatında koğuculuk yapıyor, diğeri ise idrardan sakınmıyordu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s) yaş bir dal almış, ortadan ikiye bölmüş ve her bir parçayı iki kabre de birer birer dikmiştir. Bunu gören ashap, niye böyle yaptığını sorduklarında: "Bu iki dal kurumadığı sürece, o ikisinin çekmekte olduğu azabın hafifletilmesi umulur" (Buhârî Cenâiz, 82; Müslim, İmân, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26) buyurmuşlardır.

Hz. Peygamber diğer bir hadislerinde şöyle buyururlar: "Kabir ya Cennet bahçelerinden bir bahçedir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur" (Tirmizî, kıyamet, 26).

Başka bir hadiste de şöyle buyurur: "Ölü mezara konulunca, birine Münker, diğerine Nekir adı verilen siyah mavi iki melek gelir; ölüye derler ki: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" O da şöyle cevap verir. "O, Allah`ın kulu ve Resuludur. Ben şahitlik ederim ki Allah`tan başka ilâh yoktur, Muhammed de O`nun kulu ve elçisidir. Bunun üzerine melekler; Biz senin böyle diyeceğini zaten bilmekte idik", derler. Sonra onun mezarını yetmiş arşın genişletirler. Daha sonra bu ölünün mezarı ışıklandırılır ve aydınlatılır. Daha sonra melekler ölüye: " Yat ve uyu " derler. O da; "Aileme gidin de durumu haber verin" der. Melekler ona; "Zifafa giren ve sadece en çok sevdiği kişi tarafından uyandırılan şahıs gibi mahşer gününe kadar sen uyumana devam et" derler. Eğer ölü münâfık olursa, melekler şöyle der: "Şu Muhammed (s.a.s) denilen zat hakkında ne dersin?" Münâfık da şöyle cevap verir: "Halkın Muhammed hakkında bir şeyler söylediklerini işitmiş, ben de onlar gibi konuşmuştum. Başka bir şey bilmiyorum. Melekler ona; "Böyle diyeceğini zaten biliyorduk" derler. Daha sonra yere "Bu adamı alabildiğine sıkıştır" diye seslenilir. Yer de sıkıştırmaya başlar. Öyle ki o kimse kemiklerini birbirine geçmiş gibi hisseder. Mahşer gününe kadar bu sıkıntı devam eder" (Tirmizi Cenâiz 70).

Kur`an`da şehitlerin kabir hayatıyla ilgili olarak şöyle buyurulur: "Allah yolunda öldürenleri, sakın ölüler sanmayın. Bilâkis onlar diridirler. Rableri katından rızıklandırılmaktadırlar" (Âlu İmrân, 3/169), "Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Bilâkis onlar dirildirler. Fakat siz farkında değilsiniz." (el-Bakara, 2/154).

Kabir azabının yalnız ruha mı, yoksa bedene mi, yahut da her ikisine mi yapılacağı konusu bilginler arasında tartışmalıdır. Bu azabın hem rûha, hem de bedene yapılacağı görüşü tercihe şayandır. ancak azabın niteliği hakkında fazla bilgi yoktur. Rûhun gerçeği üzerinde de görüş ayrılıkları vardır. Bir görüşe göre ruh lâtif (ince, şeffaf, nüfuz kabıliyeti olan) bir cisimdir. Yaş ağaca suyun nüfûzu gibi bedene nüfûz etmiştir. Allah, rûh cesette kaldığı sürece hayatı devam ettirmeyi âdet kılmıştır. Ruh cesetten çıkınca ölüm hayatı ortadan kaldırır. Başka bir görüşe göre de, ruh ceset için güneşin ışıkları gibidir. Mutasavvıflar bu görüşü benimsemişlerdir. Ehl-i Sünnete mensup bir topluluk, gülsuyunun güle sirâyet ettiği gibi, rûhun da bedene sirâyet eden bir cevher olduğunu söylemişlerdir (Aliyyu`l-Kâri, Fıkh-ı Ekber Şerhi, terc. Y. Vehbi Yavuz, İstanbul 1979, s. 259). Ayette şöyle buyurulur: "De ki ruh, Rabbimin bildiği bir iştir. Size bu konuda pek az bilgi verilmiştir" (İsrâ, 17/85).

Ebû Hanife`ye göre, peygamberler, çocuklar ve şehitler kabir sorusu ile karşılaşmazlar. Ancak Ebû Hanîfe kâfirlerin çocuklarına kabirde soru sorulması, Cennete girmeleri ve onlarla ilgili benzeri bazı soruları cevapsız bırakmıştır (Alliyü`l-Kâri, a.g.e, s. 252-253).

Avatar
Hacı 2019-02-04 06:31:05

Kabir hayatı haktır,hadislerde sabittir.Ama Mehmet Okuyan ve Mustafa İslamoğlu gibi sapkınlar hadisleri önemsizleştiriyor ve bu gerçeği örtbas ediyor. İlim Google de bulunmaz ey İslamoğlu tayfası,rahle başında okuyarak bulunur.

Avatar
pirifani 2019-02-12 16:45:55 @Hacı

biz dini sahislara gore degil sahislari dine gore degerlendiririz.ne gazali ne de islamoglu ve okuyan elesetirilmez degildirler.gazalinin kitablarinda haddindan fazla israiliyat ve uydurma hadis oldugunu ehli sunnet alimleri soyluyor. hic birini gormezsen Allahi konusturan ifade ve nakiller imami gazali icin yeter de artar bile.

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
admin ve başpiskoposu pirifaniye 2019-02-12 14:25:23 @Hacı

imamı gazzali r..a de ölüm ve kabir hayatıyla ilgili küçük bi kitabı var.gayet açık bi şekilde anlatmış.bu admin ve baş avanesi islamoğlu ve okuyanın şakşakçıları yakında imam gazaliyide topa tutarlar müşrik derler kafir derler.hayrettin karamanı puhpohluyolardı baktılarki istedikleri gibi konuşmuyolar kendi dinlerince! afaroz ettiler.faruk beşeri aynı şekilde.gazzalide yakındır ama kininizle geberirsiniz hiç merak etmeyin..
ADMİNİN YORUMU: HAYIRDIR EVLADIM BU DİNİ GAZALİ Mİ GETİRDİ DE BU KADAR AYETE DEĞİL DE GAZALİYE BAKIP AVUNUYORSUN. ALLAH YALAN SÖYLÜYOR AMA GAZALİ HAKLI ÖYLE Mİ, GAZALİ NE BİLSİN SİZİN GİBİ TARİKATÇILARIN HADİSLERİ 3 DEFA ELDEN GEÇİRİP MUHARREF TEVRAT VE İNCİLİN HÜKÜMLERİNİ HADİS DEYİP MİLLETE SUNDUĞUNUZU... HAYRETTİN KARAMAN İLE FARUK BEŞER'E GELİNCE, BİZ SENİN GİBİ ŞAHISLARA TAPMIYORUZ. ALLAH'A TAPIYORUZ. BİZİM TAPTIĞIMIZ ALLAH'A, ALLAH'IN EMRETTİĞİ ŞEKİLDE TAPANLARLA BİRLİKTE TAPINIRIZ, TAPINMAYI ALLAH'IN DIŞINDA BAŞKA VARLIKLARIN KURALLARINA GÖRE YAPANLARI BIRAKIR BİZ ALLAH'A ALLAH'IN DİLEDİĞİ ŞEKİLDE TAPINMAYA DEVAM EDERİZ. HEPSİ BU.. NİYE ŞAŞIRDIN Kİ...

Beğenmedim! (2)
Avatar
pirifani 2019-02-04 13:37:10 @Hacı

kabirde yasayan nedir? insanda oldukten sonra devam eden bir sey yani gelenekte ruh denilen sey var midir ki oldukten sonra yasasin ve hissetsin.peygamberler dahil insanlar olunce tam bir yokluk ve suursuzluk icinde kiyamete kadar kalirlar.kuran bize bunu soyluyor.bir kuran ayeti hilafina isterseniz ucbin hadis isterseniz onucbin hadis getirin kuranla celisme problemi size ait olarak yasayacak ve oleceksiniz ve ote alemde kufrunizin ve Allaha iftira atmanin hesabini vereceksiniz.

Beğenmedim! (1)