Ehli küfür, hiçbir zaman Müslümanların onmasını, dünya sahnesinde “Ben de varım” demesini istemez. Siyasî, ekonomik, askerî, teknolojik ve toplumsal gelişmesini hazmedemez. Onların ruh dünyalarını Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade eder: “Size bir iyilik dokununca üzülürler, size bir kötülük isabet ettiğinde ise buna sevinirler.” (Âl-i İmran:3/120)

Hatta müminlerin her yönüyle gelişmeye devam etmeleri onları haddinden fazla öfkelendirir ve sinirlerinden parmaklarını ısırırlar. Kur’an bu hallerini de şu şekilde dile getirir: “Sizinle karşılaştıkları zaman 'iman ettik' derler. Yalnız kaldıklarında ise size karşı olan öfkelerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki «Kininizle geberin».” (Âl-i İmran:119)

Türkiye, küresel emperyalist güçlerden bağımsız hareket etmeye karar verip kendi ayakları üzerinde durmaya başladığında, onu hizaya getirmek için -yerli kuklalarını da kullanarak- darbeler, muhtıralar, gezi türü sokak gösterileri düzenlediler. Türkiye’nin “Dünya beşten büyüktür” diyerek, Batı emperyalistlerince sömürülen mazlum milletlerin uyanması için dikkat çekmesi, başta ABD olmak üzere, BM’de alınan kararlarla ilgili veto hakkı olan beş ülkenin canını hayli sıktı. Yüzümüze karşı “Siz bizim önemli stratejik ortağımızsınız ve NATO’da da beraberiz” deseler de arkamızdan, kin ve öfkelerinden dolayı parmaklarını ısırarak, Türkiye’ye karşı mücadele veren PKK ve türevlerine tırlar dolusu silah ve mühimmat yardımı yapmışlardır. Bağrında beslediği Fetö terör örgütü aracılığı ile de 15 Temmuz darbe kalkışmasını yaptırmıştır. Bunda başarılı olamayan ABD, dolar üzerinden vurmaya yeltenerek Türkiye’yi ekonomik olarak çökertmeye çalışmak istemektedir.

“Küfür tek millettir” gerçeğinden hareket ederek, “Bunlar gâvurdur, ne yapsa yeridir, Müslümanlar hakkında iyi düşünmezler, onların gelişmesini istemezler, Müslümanlara iyilik dokunduğunda sıkıntıya girerler, kötülük isabet ettiğinde sevinirler” diyebiliriz. Ama ABD kâfirinin döviz kuruyla oynamasını fırsat bilerek iç piyasada dolarla ilgisi olmayan mallara yüzde elliye varan; dolarla ilgili olanlarla da yüzde yüz hatta daha fazla zam yapan esnafa ne demeli?

Bir kısım ticaret erbabımız, bazı büyük alış-veriş merkezleri, döviz kurlarıyla ilgisi olmayan mallara bile yüzde yüzün üzerinde zam yapmış olmaları, açgözlülük ve hırstır. Açgözlülüğün ilacı, kanaattir. Kanaat fukaraları; “Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkiye düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.” (Tirmizî, Zühd, 43) hadisinin resmettiği fotoğraftaki sürüye dalmış iki aç kurt gibidir.

Mala mülke, servete ve zenginliğe, dünyalık mevki ve makama düşkün ve hırslı olan, bunları elde edebilmek için her çareye başvurmayı göze alan bir insanın, hiçbir manevi ve ahlâkî değer ölçüsü tanımayacağı ortadadır. Böyle bir kimse gözünü hırs bürüyen en yırtıcı hayvandan daha zararlı hale gelebilir. Çünkü hayvan, aklı ve idraki ile değil, içgüdüleriyle hareket eder. Gözünü dünya hırsı kaplamış, gönlüne dünyalık sevgisi hâkim olmuş bir kimse, sanki birtakım insanî niteliklerinden soyutlanmış gibidir. Bu sebeple İslâm âlimleri, dünya hırsını bütün kötü huyların kaynağı kabul ederler.

Acaba bu açgözlü insanlar, piyasaların fiyat dengesini altüst etmekle, toplumun tabanında nasıl bir sosyal çalkantıya yol açtıklarının ve sosyal barışı bozduklarının farkındalar mı? Piyasada deprem etkisi meydana getirip, Türk ekonomisine ağır darbe indirerek 15 Temmuzda yapamadığını, döviz kuruyla oynayarak yapmak isteyen finans teröristlerinin amacı bu değil mi? Fırsatçılığı kazanç kapısı görenlerin bunu iyi düşünmesi gerekir. Dış hâinlerle aynı düzlemde yer alarak ekonomik ihanetin bir parçası olduklarını fark etmelidirler. Biraz vicdanı olan, bu toplumda asgari ücretle hayatlarını devam ettirenleri de düşünmelidir. Bunların hali ne olacak? Allah’ını, dini, imanını, diyanetini bilen, vatanını, milletini seven bir kimse, emperyalist küresel güçlerin açtıkları bu ekonomik savaşta onların yanında yer alamaz. Unutmayalım ki, ticarî hayatında dürüst tüccar, peygamberler, Sıddıklar ve şehitlerle beraberdir. Öyleyse ey fırsatçılar! Ahiretinizi dünyaya tercih ederek mahvetmeyin.

Dindarlık sadece namaz, oruç, hac gibi ibadetlerle ortaya konulmaz. Mala karşı duruş da çok önemlidir. “Bizi aldatan, bizden değildir” (Müslim, İman, 164) hadisi ile ortaya konan dürüst Müslüman örnekliği gösterilmesi de çok mühimdir.

Hazret-i Ömer şöyle buyurur:Bir kimsenin kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız. Konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete riayet ediyor mu? Dünyaya meylettiği zaman helâl, haram gözetiyor mu? Ona bakınız.” (Beyhakî, Sünenü’l-kübrâ, VI, 288; Şuab, IV, 230, 326)

Günümüz dünyasında insanımız; maddeyi ele geçirme hırsı, inanç ve prensipten üstün tutma eğilimi ve dünyayı ahirete tercih etme arzu ve uygulamasının kıskacı altındadır. "Sahip olma" duygusunun tutkuya dönüşmesine  "hırs" denir. Siz buna açgözlülük de diyebilirsiniz.  İnsanoğlunun temel zaaflarından biri olan bu duygu; terbiye edilmediği zaman, insanın gözünü, gönlünü ve zihnini bürüyerek, onu esir eder. Para, mal, makam, şöhret gibi her türlü dünyalık onun duygu,  düşünce ve basiretini dünyaya bağlayarak, boynundaki tasmaya, bileğindeki kelepçeye, ayağındaki prangaya dönüşür. O, artık "dünyevileşmiş" bir tiptir. Dünyevileşmiş tip, hiç bir dünyalığa sahip olamaz. Çünkü bütün dünyalıklar ona çoktan sahip olmuştur. Eşyanın, emrine verildiği insan, eşyanın emrine girmiştir. Dünyanın efendisi olan insan, dünyanın kulu haline gelmiştir. Bu ise insanın insanlığına yapılabilecek en büyük hakarettir.

Kişinin yoldan bir taşı kaldırması veya yoldaki bir çukuru onarması, yükünü sırtına alamayan kardeşine destek vermesi veya araca binmeye çalışan hasta ve yaşlıya yardımcı olması bir ibadet olduğu gibi, kazancının helal yoldan İslami ahlak ve fazilet ölçüleri içinde elde edilmesi de bir ibadettir.   Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir gıda maddesini satın alır ve günün rayiç bedelinden satarsa, sanki onu yoksullara sadaka olarak dağıtmış gibi sevap alır.” (İbn Mace, Ruhûn, 16).  

“Gönül hoşluğu ile ve elindeki büyük paraları emanet bilerek yerinde sarfeden/harcayan veznedar, emanetçi veya muhasebeci, Allah rızası için sadaka vermiş gibi mükâfat kazanır.”  (Buhari, Zekât, 25).

Öyleyse haram-helal hassasiyetine bağlı olarak alış-veriş yapan bir tüccarın, işinin başında geçirdiği ve geçireceği dakikalar da ibadet sayılır. 

İktisab/kazanç, helal olan yollarla mal elde etmektir. Kazancı araştırıp elde etmek, ilim öğrenmenin farz olduğu gibi her Müslümana farzdır. Çünkü Rasülullah (s.a.v.) “Kazancı aramak her Müslümana farzdır” buyururlar. (Suyuti, Camiu’s Sağır, 4/270; Hindi, Kenzu’l Ummal, 4/9).

Farz olan ticaret işiyle meşgul olan tüccarımız da, ticaret ahlakını terk etmemelidir. Müslüman tüccar, dünya çarşısını ahiret çarşısına engel kılmamalıdır.

Müslüman tüccar, mal ve şöhret duygusuna kapılarak  “Yalnız ben kazanayım” zihniyetiyle çok haris/ihtiraslı olmamalıdır. Bu haller, korkunç manevi hastalıklardır. Bu hastalığa tutulan bir tüccar, ne kadar çok kazansa ve zengin olsa, yine gözü başkalarının malında olur, hayatında huzur bulamaz.

Esnafın ahlakı, toplumun sigortasıdır. Bu ahlak sigortası atmışsa, toplum kokuşmuş demektir. Yani tuz kokmuştur. Tuzu kokmuş bir toplumda her tarafı koku sardığı için burnunuzun direğini sızlatan bir hayatla yüz yüzesiniz demektir.

Esnafı dürüst bir toplumun -Allah’ın izniyle- üstesinden gelemeyeceği zorluk yoktur. “Fatih, İstanbul’un fethine karar verdiğinde, bu çetin işi başarıp başaramayacağını anlamak için milletinin birbirine bağlılık durumunu yoklamak ister. Tebdili kıyafet ederek bir bakkala girer. Bakkaldan bir batman bal ister. Bakkal balı verince bir batman da tereyağı ister. “Ben sattığım bu balın kârı ile ailemin bugünkü rızkını kazandım. Komşum ise henüz siftah yapmadı. Yağı da lütfen ondan alın” der. Fatih, komşu bakkala giderek tereyağını da ondan alır ve birkaç kilo peynir ister. İkinci bakkal da birincisi gibi hareket ederek, peyniri de komşusundan almasını tanımadığı bu müşterisinden rica eder. Bu hali gören Fatih, ellerini kaldırıp Allah’a şükreder. “FERTLERİ, BİRBİRLERİNİ SEVEN VE DÜŞÜNEN BİR MİLLETİN YAPAMAYACAĞI İŞ, BAŞARAMAYACAĞI DAVA YOKTUR.” diyerek fetih hazırlıklarına başlar. (Osman Karaçöğür, İslam’da Ticaret Hukuku, s.22-23) 

Dinimizin ana gayesi Müslümanların dünya ve ahiret mutluluklarını temin etmektir. Zaten dünyanın imarı aslında bizatihi gaye değildir. Ancak ahiretin mamur olması için dünyanın imar edilmesi gerekmektedir. Kişi; dünyasını, ahiretini mamur edebilecek bir şekilde imar etmelidir. İşte bugün, çektiğimiz sancı budur.

.

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner312