Geleneksel olarak Yahudi ve Hıristiyanlar olarak bilinen bu topluma “Ehl-i Kitap” denmesinin nedeni geçmişlerinde nebilerle ve kitaplarla tanışık olmalarıdır. Allah’a ve ahiret gününe iman eden her iki toplumda da nübüvvet ve kitap anlayışı vardır.  Kur’an en fazla kendilerine yer ayrılmış olması da bu yüzdendir. Yahudiler Musa (as)’ın izinden gidip Tevrat ile Hristiyanlar ise İsa (as)’ın izinden gidip İncil ile amel ettiklerini iddia ederler. Tevrat ve İncil’in içeriğini burada tartışmak istemiyoruz ancak her ikisinin de şirki reddettiğini söylememiz gerekir. İlgili bölümler şöyledir:


“… Allah'ımız Rab tek Rab'dir” (Yasa'nın Tekrarı, 6/4).
“… ya Rab, eşsizdir işlerin. Yarattığın bütün uluslar gelip Sana tapınacaklar, ya Rab, adını yüceltecekler. Çünkü Sen ulusun, harikalar yaratırsın, Tek Allah Sensin” (Mezmurlar, 86/8-10).
“… Her şeye egemen Rab, bütün dünya krallıklarının tek Allah'ı Sensin. Yeri, göğü Sen yarattın” (Yeşaya, 37/16).
“… Bütün dünya krallıkları Senin tek Rab olduğunu anlasın” (Yeşaya, 37/20).
“Sizi kurtaran, size rahimde biçim veren Rab diyor ki, ‘Her şeyi yaratan, gökleri yalnız başına geren, yeryüzünü tek başına seren…" (Yeşaya, 44/24).
“Seni esirlik evinden çıkaran Allah’ın Yehova (Yahwe) Benim. Karşımda başka ilahların olmayacaktır. Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın yahut aşağıda yerde olanın yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın; onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin” (Çıkış, 20/1-5).
İsa ona dedi... ‘Allah'ımız Bir olan Rab'dir"... Yazıcı ona dedi: "Çok iyi öğretmen, hakikat üzere dedin ki, O Birdir; O'ndan başkası yoktur". (Markos, 12/29-32).
“En önemlisi şudur: 'Dinle, ey İsrail! Allah'ımız olan Rab tek Rab'dir. Allah'ın olan Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla, bütün aklınla ve bütün gücünle sev'.  İnsanın O’nu bütün yürekle, bütün anlayışla, bütün kuvvetle sevmesi ve komşusunu kendisi gibi sevmesi bütün yakılan sunulardan ve kurbanlardan çok daha değerlidir” dedi”  (Markos, 12/29-33). 
“... Tanrın olan Rab'be tap, yalnız O'na kulluk et' diye yazılmıştır” (Matta, 4/10).
“İsa ona şu karşılığı verdi: 'Allah'ın olan Rab'be tap, yalnız O'na kulluk et' diye yazılmıştır." (Luka, 4/8).
“... İçinizdeki 'ışık' karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık! Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Allah'a, hem de paraya kulluk edemezsiniz” (Matta, 6/23-24). 


Tevrat ve İncil şirki reddettiği halde maalesef Ehl-i Kitap içerisinde şirk anlayışı oldukça yaygındır. Yahudiler, Tevrat’a aykırı hüküm vermelerine rağmen hahamların fetvalarını benimsedikleri için şirke girmişlerdir. Sadece Tevrat’ın emir ve yasaklarını öncelemeleri gerekirken zamanla bu hassasiyet kaybolmuştur:


“Yazılı Tevrat’ı Sözlü Tevrat’ın içine hapseden ve kendilerinden başka hiç kimsenin ona ulaşmasına müsaade etmeyen rabbiler (Yahudi din bilginleri), onun bazı hükümlerini de değiştirmişlerdir. Talmud rabbileri; cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak karşılığında kısas emreden Levililer 24: 19-21. ayetlerin hükmünü diyete çevirmişlerdir. Bunun dışında; zina, katl vb. suçların cezası ölüm olarak tespit edilmişken,  Talmud rabbileri bunu da değiştirmişler, suçun çeşidine göre ceza tespit etmişlerdir. Rabbilerin sözlerinin vahiy mahsulü olduğu anlayışı, dinde onların görüşlerini itirazsız ve istisnasız kabulü inancını doğurmuştur.  Onların görüşleri bilinene açıkça ters olsa bile, itiraz etmemek gerekir. Tevrat’ın  (yazılı) “Onların sana öğretecekleri cümlelerden ne sağa ne de sola sapacaksın” ifadesini rabbileri, “Onlar sana sağın sol, solun da sağ olduğunu söyleseler bile…” şeklinde yorumlamışlardır. Onların görüşleri vahyi nitelikte olduğu için, bu yorum prensip olmuştur” 


Yahudiler daha da ileri giderek yazılı Tevrat’ı geri plana itip hahamların görüşlerini daha değerli kabul etmişler, Tevrat’a karşı gelene değil ama kendi din adamlarına karşı gelenler için ölüm cezası vermişlerdir.  Bu şekilde Allah’ın vahyine rağmen kendi din adamlarının sözlerine itibar ederek şirk suçunu işlemişlerdir. Din bilginlerinin sözlerini vahyin önüne geçiren Yahudiler, Tevrat’ın pek çok hükmünü değiştirerek Allah’tan başka ilah olmadığı gerçeğinden uzaklaşmışlardır.  Tevbe suresinin 31. ayetinde kınanmakta olan suç da budur. Kur’an başka açılardan da Yahudi geleneğini tenkit etmiş, yahudileşmeye karşı Müslümanları uyarmıştır. 


Yahudilik mistik/tasavvufi anlamda da şirk unsurlar taşımaktadır. Yahudi mistik anlayışa göre evren bir değil birkaç tanrı tarafından yaratılmıştır. Bu tanrılar cinsel birleşme de yaşayabilirler. Ayrıca şeytana kurban sunma gibi sapkınlıklara da bazı Yahudiler arasında rastlayabiliyoruz.  Önemli bir kısmı böyle olsa da tüm Yahudileri itham etmek isabetli olmayacaktır. Kur’an bütün Kitap Ehli’ni mahkûm etmez içlerindeki muttaki-salih kimselerden de bahseder (Al-i İmran, 113-115) Allah ile insan arasında aracılar olmadığını ve sadece O’na yalvarılması gerektiğini savunan Yahudiler de mevcuttur. 


Hıristiyanlar da İncil’den ve kabul ettikleri Tevrat’tan uzaklaşarak kendi din adamlarını kutsamışlar, onların buyruklarını Allah’ın vahyinin önüne geçirmişlerdir. Yine azizleri  ve Hz. Meryem’i aşırı derecede yücelterek onlardan medet umup, onlara ibadet etmeye başlamışladır. Ancak Hıristiyanların asıl cürümleri Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu/kendisi kabul ederek ona kulluk etmeleridir.  Hz. İsa’nın tanrılaştırılması ona yakın sayılan diğer kimselerin de ilahlaştırılmasını beraberinde getirmiştir. 


Özellikle Ortodoks ve Katolik Hıristiyanlığın Hz. Meryem’e bakışını ortaya koyan şu dua şirk içinde olduklarını gözler önüne sermektedir:
“Ey temiz bakire, (…) Sen insanları seven ilahın annesi olduğun için ben günahkâr kuluna acı ve şefkat eyle ve kirlenmiş dudaklarımdan sana takdim ettiğim dileklerimi kabul et ve oğlun rabbimiz ve efendimize onun nezdinde kabul gören kişiliğinle vasıta ol, sevgi ve şefkatinin kanatlarını üzerime açsın ve sayısız heveslerimi hoş görsün ve beni tövbeye yöneltsin ve vasiyetlerini korumamı ve yerine getirmemi sağlasın, iyilik ve doğruluğa götüren sen ey şefkatli ve merhametli bakire daima yanımda ol, şu andaki ömrümde çekici şefaatinle ve yardımınla kötülük dolu inat yollarından beni ayır ve kurtuluşa yönelt ama bu bedbaht canımı teslim edeceğim anda çevremde hazır ol ve kötülük dolu şer ruhlarını benden uzak tut ve korkunç yargı gününde beni ebedi cezadan ve azaptan koru senin vasıtan ve yardımlarınla başarabileceğim, oğlunun şan ve şeref dolu ve tarifi imkânsız yüceliğini miras almayı nasip eyle, ey ilahımızın validesi kutsal hanımefendimiz.” 


Kaynaklar incelendiğinde görüleceği gibi gerek Yahudilik gerekse Hıristiyanlık şirk inanışları içinde barındıran dinlerdir.  Kur’an Ehl-i Kitap’ın hepsini şirk ve küfürle itham etmemekle birlikte başka olumsuz özelliklerinden de bahseder. Onlarla insani ilişkileri zedelemeden İslam’a davet merkezli olarak sürekli iletişim halinde olmalıyız. Yine Kitap Ehli’ni tanımamız onlardan bize bulaşması mümkün olan şirk kalıntılarını da görmemizi sağlayacaktır. Kur’an; Ehl-i Kitap ile münasebetlerimizi şöyle düzenlemiştir:
 

“Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: ‘Ben gerçekten müslümanlardanım’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir? Hem iyilik de bir değildir, kötülük de. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. O zaman seninle kendi arasında bir düşmanlık olan kişinin, sanki samimi bir dost gibi olduğunu görürsün.” (Fussilet, 33-34).


“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır! Ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.” (Nahl, 125).


“Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever. Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.” (Mümtehine, 8-9).


“İçlerinden zulmedenleri bir yana, Ehl-i Kitapla ancak, en güzel yoldan mücadele edin ve deyin ki: "Bize indirilene de, size indirilene de iman ettik. Bizim ilâhımız da, sizin ilâhınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuzdur.” (Ankebut, 46).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pirifani 2018-09-19 23:40:09

tevbe suresinin 30-31. ayetleri hic bir yoruma ihtiyac birakmayacak kadar aciktir. yapilmasi gereken ayetlerdeki bilgiyi muslumanlara kiyaslamaktir. ayrica maide 5:116 daki hz isanin annesinin tanri edinilmesinin sorgulanmasi da cok aciktir. hristiyanlikta uclu tanri inanci bazilarinin zannetigi gibi hz meryemi icermez. baba,ogul ve ruhul kudus olarak inanirlar. ancak katolikler ortodoxlar ve diger dogu kiliseleri hz meryemi ve baska azizleri dualrinda araci ve sefaatci olarak kabul ederler. onlari araci edinirler. bundan yola cikarak islam alemindeki dua vs gibi ibadetlerde olmus veya canli din buyugu olan veya zannedilen kisileri araci edinenlerin yani Allahtan baska veli edinenlerin hristiyanlarin durumuna duseceklerini anlariz. luterin reform hareketi olsun ondan onceki irili ufakli reform girisimleri olsun hicbir ellerinde tahrif edilmemis bir incil bulunmadigi asil hz isani dinine ulasamamislardir. aryuscular nasturiler ikonoklast hareketi kucukpavluscular bogomiller katarlar vs