Yazının başında belirtelim ki kimse zamanında iyi niyetle bazı hoş uygulamalarına şahit olduğumuz tasavvuf/tarikat erbabı üzerinden bu gün kendine meşruiyyet alanı oluşturmasın. Nasıl ki Allah'ın arı duru dini olarak indirilen İslam, zamanla Yahudilik ve Hristiyanlık şeklinde tahrif olmuş dinlere dönmüşse bu gün tasavvufta ilk çıktığındaki halinden fersah fersah uzaktı farklı dinlerin karışımı bir melez hareket olarak İslam ülkelerinin baş belasıdır. 

Tasavvufun hak yoldan uzaklaşması sonrasında ilk tedbir alan 2. Mahmut olmuştur. Medreselerden pozitif bilimleri kaldırmakla işe başlayan 2. Mahmut, Nakşilerin Halidi kolunu da Sivas'a sürmekle İstanbul'da kapsamlı bir tarikat temizliği yapmıştır. 

2. Mahmut'tan sonraki padişahların tamamı da bu geleneğe tabiiyyetle tarikatlara fırsat vermemiş, son dönem hanedanlığa karşı yapılan ayaklanmaların arkasında İngiliz köpekliği yapan tarikatların varlığını görmüşlerdir. 

Son yıllarda tarikatların kan kaybedişi ile birlikte "ehli sünnet" kavramı üzerinden kendilerini gerçek müslüman, kendileri dışında kalanları ise "kafir" ilan edip tekfir ettiğine şahit oluyoruz.

Laikçilerin baskısı altında yapılan her yanlışa müsamaha gösteren veya takiyye yaptığı düşüncesiyle görmezden gelen Müslümanların 17-25 Aralık darbe girişiminden sonra gündemi artık zorunlu olarak cemaatler.

Tabi eleştirilerin başlamasıyla birlikte millete verecek cevabı olmayan tasavvuf kökenli cemaatler, kendilerini “Ehli Sünnet ve'l-Cemaat” kamuflajıyla gözden ırak etmenin derdine düştüler.

Zaten kimse Kur'an ve Sünnet doğrultusunda hareket eden, sorulacak her soruya cevabı olan, gelir gider politikaları şeffaf, iradeye hükmetmeyen, kaynak ve lider dikte etmeyen, ümmeti kucaklayan, ben ben diye bağırmayan cemaat ve oluşumlara bir şey demiyor.

Müslümanlar, adı farklı da olsa ümmeti kucaklayan cemaatlere bir şey demiyor. Lakin her dönemde gizliliklerini koruyan, Müslümanların toplandığı parti ve organizasyonlara çomak sokan, Müslümanların başı her belaya girdiğinde laikçiler ve dış güçlerle birlik olup avukatlığına soyunan yıkıcı/bölücü/saldırgan cemaatlere olan tepkisi oldukça büyük.

Bu cemaatlere yapılan tepkiler karşısında “Aman fitne çıkarmayalım!” diyenlerin tek derdinin kendilerine yapılan eleştrileri perdeleme gayesinde olduğunu biliyoruz.

İlahiyat ve Diyanet çevresinde pek çok kişinin FETÖ ve benzeri yıkıcı-himmetçi sektörel CIA destekli cemaatlerin varlığının ümmet için nasıl sorun çıkacağı konusunda bilgilerinde en ufak bir sorun yok. Lakin müdahaleye gelindiğinde “Fitne çıkarmayın! Bunlar da Ehli sünnet ve'l-cemaat” diyen çok bilmiş cahillerin bu yıkıcı cemaatlerin önüne kendilerini set etmeleri ilim ehlinin susmasına yol açıyor.

Ayrıştırıcı cemaatlerin ehli sünnet ve'l-cemaat çatısı altında görülmesinin en büyük nedeni ise maalesef Şii-Sünni şeklinde başlayan ayrışmanın art niyetli insanlara doğurduğu geniş kullanım alanı.

Şia'ya göre Sünni olmayan en makbul Müslüman iken kendini Sünni mahallede konumlandıran bir kimseye göre de Şii olmayan veya Şia'ya karşı olan herkes en makbul Müslüman…

Oysa Kur'an üstünlüğü, Müslümanların ortaya koyduğu siyasi perspektife göre değil takvaya bağlamıştır. Allah indinde sünni, şii, ehli sünnet, selefi üstünlüğü ve sair diye bir üstünlük tanımı yoktur.
Kur'an, Müslümanların siyasi çekişmelerinden kaynaklanan Şii ve Sünni şeklinde bir tanımlamadan ziyade Mü'min'den münafıklığa uzanan ana ve ara formları ortaya koyarak insanların kendini ve başkalarını buna göre konumlandırmaları gerektiğini vaz eder.


Oysa az dikkat edilecek olursa Şii-Sünni şeklinde yapılan ama takvanın ayırdedici özelliğinin gözardı edildiği tasnif, Müslümanlar için en büyük tuzak ve münafıklara yer açan bir olgu olduğu görülecektir. Bu bakış açısından dolayıdır ki İslam'a savaş açmış nice parti ve liderler, şia'dan ve gavurdan daha şii ve gavur olmalarına rağmen ehlisünnet mahallesinde oturdukları için Müslüman kabuledilerek kendilerine ciddi bir tavır alınamadı.

FETÖ'nün 17 Aralıktan önce konuşlandığı kesim malum Sünni mahalle idi. 17-25 Aralık darbe girişimine rağmen FETÖ birçoklarınca Sünni mahallenin masumu idi. Hatta iktidarla hesabı olan bazı cemaatler, FETÖ üzerinden iktidarı, “cemaat düşmanlığı yapmak ve cemaatleri ortadan kaldırma amacında olduğu” gibi suçlamalar ile FETÖ savunuculuğuna girişmişlerdi. 

Ehli Sünnet mahallesinde hem de Sünni olan FETÖ'nün bariz özelliklerini sıralamak gerekirse; 15 Temmuz darbe girişimine kadar FETÖ'cülerin “liderleri olan Fetullah'ı masum görme, Fetullah ve taraftarlarının tek kurtulan taife olduğuna inanç, cemaatsel sünnetler türetme, hasımlarını delalet ile itham etme, kayıtsız lidere itaat, ayet ve hadisleri cemaat kültü içinde tevil etme, rüyalarla amel etme, Müslümanlara karşı intikam hırsı ile hareket etme, Müslümanlara karşı kafirlerle işbirliği yapma, mehdiyet inancı, gizlilik, takiyye, gizlenme adına şer'i delil olmamasına rağmen ibadetleri askıya alma ve saire…

Peki, bunların tamamı veya bir kısmı aynı şekliyle Şia'da da varken FETÖ nasıl Ehli Sünnet Ve'l Cemaat veya Sünni mahallenin bir sakini olabildi bu güne kadar. 

15 Temmuz'dan sonra bu gerçekler yine ters yüz edildi. Özellikle İslam alanında ilmi yetersizliği tavan yapan Yusuf Kaplan'ın başlattığı “15 Temmuz'un ikinci darbesi cemaatlere saldırıdır. Ehli Sünnet'in kalesi cemaatlerdir” safsatası ile başlayan tartışmada FETÖvari bazı cemaatler bir anda kendini ehlisünnet zırhı altında korumaya alıverdi. 

FETÖ 15 Temmuz'dan sonra ehlisünnet mahallesinden atıldığı gibi Şii mahalleye de yerleştirilemedi. Resmen hain, mürtet ve kafir ilan edildi. 

Şimdi soru şu:

“FETÖ'nün Şia ile ortak birçok yönü olmasına rağmen ehlisünnetin kalelerinden biri olarak görüldüğü bir yerde aynı özellikleri taşıyan birçok cemaat nasıl oluyor da ehlisünnetin kalesi oluyor?”

Bu gerçekleri dile getirmek nasıl fitnecilik oluyor?

Ehlisünnet mahallesinde yuvalanmış Müslümanları kandıran bu teşekküllerin kirli yüzünü göstermek, Şia'dan bir farkının olmadığını söylemek neden olmayan birliği bozan eleştiri oluyor?

Ehli sünnet deyip Sünni mahalleye yerleşmiş ama Şia'dan farkı olmayan, FETÖ gibi serseri mayınlar gibi patlayacak yada patlatılacak günü bekleyen cemaatleri deşifre etmek nasıl fitnecilik oluyor?

Müslüman bir birey veya grup, Kur'an ve sahih sünnete uygun iş ve davranışlarda bulunuyorsa sorgulamak ve sorgulanmaktan korkmamalıdır.

Eline geçirdiği imkanları kutsallaştırıp sahip olduğu maddi ve manevi varlıkları, Kur'an ve sünnete eşitleyip savunma durumuna girmemelidir.

Müslümanların ehlisünnet gibi geniş bir tanımlama ile kendi mahallelerindeki ayrık otlarını koruma altına alan tanımlamalardan ziyade daha farklı ve ayırdedici söylemler geliştirmeleri mecburiyeti vardır.



 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
imameyn 2019-03-15 18:36:33

gerçekten süper bir yazı, eline sağlık yazanın

Avatar
hülya kara 2019-03-15 18:37:21

taha furkan kim bilmiyorum ama söylemek istediğim şeyleri söylüyor. cesur ve meydan okuyucu, sorgulayıcı

Avatar
Türkoğlu 2019-03-16 09:21:42

ehli sünnet kavramı kur'an dışı dibine kadar uydurma bi kavramdır. en çok diyanet(pardon-hıyanet) cemaatler, tarikatlar, menziller, gavslar, şeyhler cübbeliler, zübbeliler, ihsan-ı şeytanlar, sifiller, tifiller, mamutcuklar, masum zibisi ve ahalisi,ismailağacılar ve kör cahil kur'an dışı müslümanlar kullanırlar. çünkü bu ehl-i sünnet kavramı üzerinden çıkar sağlamak, halkı sömürmek, paraları cukkalamak, dini istismar etmek, cahil beyinsiz insanların gözüne girmek, beyinleri yıkamak çooooooook kolaydır. i̇şte müslümanları geri bırakan, süründüren, paramparça eden bu kavramdır. Allahım sen türkleri araplaştırmaktan koru (amin)