Yüksek bir yangın kulesindeyim; çok pencereli bir yangın kulesinde. Her birinden Fransa’yı ve dünyayı seyrediyorum. Çukurları, yeraltındakileri göremiyorum, ama oradakilerin boş durmadıklarını sezinliyorum. Bu yazıyla görünenleri paylaşmak istedim.
         
Geçen Yüzyılın Fransa’sı

Kulenin doğuya bakan penceresinden bakıyorum önce. Oradan, barışın, hürriyet ve mutluluğun simgesi olan Fransa’nın geçmişini; geçen yüzyılda Cezayir’de yaptıklarını görüyorum.
   
Cezayir’e, Almanlara karşı savaşmak için gençlerini savaşa göndermesi karşılığında özgürlük vadinde bulunan Fransa’yı görüyorum.  Savaş bitince Fransa bu vadini yerine getirmiyor. Aksine bu ülkede katliam yapılıyor, kız ve kadınlarına tecavüz ediliyor.  1945 yıllarını dürbünle gözlüyorum. Orada, tam 45 bin insanın katledildiğini, 1963 yılına kadar 1 buçuk milyon insan öldürüldüğünü, binlerce kadın ve kıza tecavüz edildikten sonra Fransız askerlerinin hatıra resmi çektirdiğini görüyorum.
    
Cezayir’de, bir yandan katliamlar yapılıyor, bir yandan da fakir ve cahil halkın, sözde “özgürleştirme” hareketleriyle avutulduğuna şahit oluyorum.
        
CAMI BUZLANMIŞ PENCERE


Bir başka pencereye geçiyorum. Bu pencereden birçok şeyin perde arkası görünmüyor; gördüklerim oldukça fulü. Evet, keser dönmüş, sap dönmüş, bu gün de hesap dönmüş. Şimdi, bir başkaları karanlık oyunlar oynatıyor kuklalara Paris’te.

Nasıl mı?

Birileri önce İslamofobya düğmesine basıyor; camileri kundaklattırıyor, sokakta Müslümanları taciz ettiriyorlar.  Bununla birkaç kuş avlama peşindeler gibi görünüyor. Sanki birilerinin başına çorap örmek istiyorlar gibi. Meselâ, Fıransa’nın ve İsveç’in başına..

Neden mi? Şundan: İsveç’in Dışişleri Bakanı Margot Wallstrom, Ekim 2014 tarihinde, İsveç hükümetinin, müzakere masasına oturacak Filistinlileri desteklemek istediğini söylediği gibi İsveç hükümeti de, Filistin’i devlet olarak tanıdığını açıklamıştı…

Fransa Parlamentosu’nun alt kanadı olan Ulusal Meclis'ten de, Aralık 2014 tarihinde Filistin Devleti’nin tanınmasına yönelik bir karar çıkmıştı….

İşte bundan sonradır ki, Avrupa’da; önce  ALMANYA'da MÜSLÜMAN karşıtı gösteriler ve hemen ardından bu iki ülkede; zaten var olan bir ateş körüklenmeye başlıyor: İslamofobi ateşi. Bu ateşin üzerine bir de benzin dökmek gerekiyor. Onu da, malum dergiye baskın ve katliam yaparak gerçekleştiriyorlar.
  
Bunu, Cezayir asıllı, çok iyi Fransızca konuşan, çok iyi yetiştirilip eğitilmiş iki Fransız vatandaşına yaptırıyorlar. Yüzleri maskeli, kim olduğu meçhul, Said ve Şerif namında kardeşlere yaptırıyorlar(!) Ellerine, Fransa’dan elde edilmesi mümkün olmayan uzun namlulu silahlar veriyorlar ve mizah dergisinin kapısı önünde sürekli bekleyen polislerin olmadığı bir anda saldırıyı gerçekleştiriyorlar. Saldırganlar işlerini başarıyla (!) bitirip giderlerken birisi SOL ELİNİN şehadet parmağı ile ALLAH BİR işreti yapıyor. Oysa bu işaret, sol el ile değil; sağ el ile yapılırdı.
    
MEDYA PENCERESİ


Dünyayı, yazılı, görsel ve sosyal medyadan gösteren pencereden seyrediyorum. Orada da neler yazılıp çizilmemiş ki. Birçok komplo teorilerinden tutun da, ilginç yorumlar ve değerlendirmelerin hepsi orada. Onları görünce, “kimin eli kimin cebinde olduğu belli değil,” diyorum kendi kendime.
 
İşte o yazılanlardan bir kaçı:

Saldırı sonrası twitter'da killallmuslims (Bütün Müslümanları öldürün) hashtagiyle açılan başlığa mesajlar yağıyor, Twitter yönetimi ise bunu dakikalarca seyrediyor.
     
Avrupa'nın pek çok ülkesinde camilere yönelik saldırılar şiddetleniyor. Bu güne kadar dünyada katledilen milyonlarca insanı görmezden gelen Batı medyası, Fransa'da 12 kişinin ölümü üzerine dünyayı ayağa kaldıran yayınlar yapıyor. İslam ve terör kelimeleri yanyana getirilip  korkunç ve gerçekle bağdaşmayan bir algı oluşturuluyor..
     
Dünyanın en büyük medya kartelinin sahibi olan Rupert Murdoch ise, bir Tweet atıyor ve bu Tweet ile sosyal medyayı karıştırıyor. Şöyle diyor: "Müslümanların çoğunluğu barışsever olabilir, ama içlerinde büyüyen Cihatçı kanserin farkına varıp ortadan kaldırılana dek onlar da sorumlu sayılmalıdır.” Sevsinler Rupert’i
     
İspanyol aktör Willy Toledo ise sosyal medyada paylaştığı mesajında “Charlie Hebdo” saldırısının arkasında, günde milyonlarca kişiyi öldüren BATI’nın olduğunu söylüyor ve diyor ki: “Siz hiç gürültü çıkartmadan günde milyonlarca kişiyi öldürüyorsunuz, onların bu olaylar karşısında sessiz kalacağını mı düşündünüz. Herkes başını önüne koysun ve iyi düşünsün,” diyor.
   
Bizim medyamızda da ilginç değerlendirmeler yapılıyor.

(Mesela,Y.B) adlı yazar, Batı’ya hitaben şu cümleleri kullanıyor:

“Demir Perde yıkılınca, Hristiyan kökenli işçi akınına uğradınız. Hâliyle işler değişti! Artık ihtiyacınız kalmadı Müslümanlara. Bir türlü içinizde asimile edemediğiniz Müslümanlara artık tahammül bile  edemiyorsunuz. Sömürdüğünüz ülkelerden size gelen mültecileri, Yunan askeriyle denizde imha etmeye başladınız. Nerede sizin İnsan Haklarınız!
  
Sizler demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik boyası çalmış, melek yüzlü şeytanlarsınız. (…) Karıştırdığınız Irak’ta 1 milyon, Afganistan’da 300 bin, Suriye’de 250 bin, Libya’da yüz bin insan katledilince, gıkınız çıkmaz. Hani insan hakları nerede! Medeniyetiniz batsınlçaksınız!”
    
MİT  teşkilatımızın Fransa’ya gönderdiği acil nota da görülüyor. Mit,  Boumeddiene'nin, Madrid'ten direkt uçuş ile İstanbul'a geldiğini, İstanbul’da Mehdi Sabri adında birisiyle Kadıköy'e geçtiklerini ve buradaki bir otelde iki gün konakladıklarını, ardından da Şanlıurfa üzerinden Suriye'ye geçtiğini Fransa'ya iletmiş. Ama Fransa buna kayıtsız kalmış.
           
VELHASIL

    
Anlaşılıyor ki, birilerinin başına çoraplar örmek, İslamofobi ateşini körüklemek işi, birileri için pek de zor işler değildir. Onlar, bu işlerin profesyonelleridir. Ve onlar, bu konuda her tip insanı bulup kullanabilirler.
  
Kuklalar, Afgan harekâtının yavrusu El Kaide elemanı olabildiği gibi, Irak harekâtının veledi Işid’in elemanı da olabilirler. Bu olayları, ölümü göze alarak gerçekleştiren tiplerin, saf birer Müslüman olabileceğini düşünebiliriz, ama birer mankurt, birer biyonik robot ve kripto (çok kimlikli) tipler olabileceği de göz ardı edilmemelidir.
 
Bazılarının daha önce yazdıkları gibi, bu olayı gerçekleştirenler, diri olarak değil; ölü olarak ele geçirildiler..  Birileri de, Hz. Peygamber (s.a.s)’in karikatürünü bahane ederek Cehennemin yollarına iyi niyet taşlarını döşeyedursunlar.
    
Sular bulanmadan durulmazmış. İslâm ve Müslümanlar üzerinden oynanan bir oyun var. Bu oyun ilk değil; son oyun da olmayacak. Ama tüm bu oyunlara rağmen, çığ gibi çoğalan, bilinçlenen bir İslam dünyası ve hızla yayılan bir İslâm var.
   
Bu olaylar vesilesiyle İslâm’ın ve sağduyumuzun bize şu çağrılarını duymalıyız:

“Ey dünyalılar! Geliniz, Suriye’de Mısır’da, kan ve gözyaşına boğulmuş tüm dünyadaki bu terörü bitirin. Zalim ve zevk düşkünü yöneticileri, rejimleri himaye etmeyin. Hakça adil bir düzen kurun. Terörün nedenleri, niçinleri üzerinde iyice düşünün.  İnsanların kutsalına hakaret ederek sansasyonlar yaratmayın! Geçmişte başvurduğunuz hilebazlıklara, yalan ve desiselere başvurmaktan vaz geçiniz! Karikatürlerle bir dinin peygamberine hakaret etmeyi düşünce özgürlüğü olduğunu değil; bunun paganist bir saldırganlık olduğunu biliniz! Geliniz, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız. Dünyanızı da ahıretinizi de cehenneme çevirmeyiniz. Ey Müslümanlar! Siz de kimlerin elinde ve kontrolünde olduğu meçhul olan bu terör bataklığını kurutun ve bu bataklığa sakın ola ki dalmayın.”

Biz şimdilik kuklacıları ve oynanan oyunları seyrediyoruz.
 
Görelim Mevlâ’m neyler! Neylerse güzel eyler..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.