Anlamayan bir toplum haliyle önyargılarla hareket edecektir

“Anlamak” yerine önyargılarımızı devreye sokarız. “Bizim taraf”ın söylediklerini kayıtsız şartsız doğru zannederiz. “Karşı taraf”ın eleştirilerinde doğru taraflar olabileceğini akıl edemeyiz, toptan suçlarız.

Anlamayan bir toplum haliyle önyargılarla hareket edecektir

“Anlamak” yerine önyargılarımızı devreye sokarız. “Bizim taraf”ın söylediklerini kayıtsız şartsız doğru zannederiz. “Karşı taraf”ın eleştirilerinde doğru taraflar olabileceğini akıl edemeyiz, toptan suçlarız.

14 Ağustos 2019 Çarşamba 17:18
Anlamayan bir toplum haliyle önyargılarla hareket edecektir
banner310

Kendi dilinde yazılmış bir metni okuyup anlayamamak, yahut bir konuşmayı dinleyip anlayamamak…

Bu yaygın bir sorunumuzdur. Sağımız solumuz fark etmiyor, önyargılarımızın hayranlarıyız.

Yüksek uzmanlık düzeyindeki bir metni anlamakta zorlanmak tabiidir. Benim kastettiğim bu değil. Sınavlarda ortaya çıkan tablodan bahsediyorum.

Millî Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) araştırmasında ortaya çıkan sonuç şu:

“Türkçe’de öğrencilerin yüzde 66,1’i orta düzeyde ve bunun da altında. Bu öğrenciler deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor.”(AA, 3.7.2019)

Dış güçler falan değil, kendi Bakanlığımızın araştırması.  PISA sonuçlarıyla da örtüşüyor.

BİZDEN, SİZDEN!

Fen bilimleri ve matematikte durum daha kötü. Türkçe metinde geçen olaylar ve anlamlar arasındaki bağlantıları anlamakta zorlanıyorsak, soyut sayısal veriler arasındaki bağlantıları anlamakta büsbütün zorlanırız tabii.

Önyargılarımızın çok güçlü olduğu, üstelik daha karmaşık siyasi ve ideolojik konuları nasıl anlarız?!

“Anlamak” yerine önyargılarımızı devreye sokarız. “Bizim taraf”ın söylediklerini kayıtsız şartsız doğru zannederiz. “Karşı taraf”ın eleştirilerinde doğru taraflar olabileceğini akıl edemeyiz, toptan suçlarız.

Bizde fikir ve siyaset tartışmalarının başladığı zamanlardan beri, diyelim yüz elli yıldır, niye hep keskin kutuplaşmalara sürükleniyoruz; belli değil mi?

Politikacılar da taraftarlarını pekiştirmek için bunu körüklüyor.

En kolayı, icraat ve fikirleri tartışmak yerine, karşıtlarımızın kişiliklerine hakaret etmektir. Yüz elli yıllık tarihimize bakın, genelde böyle.

Düşünce tarihimizin en büyük ve öncü isimlerinden Namık Kemal de bundan yakınıyordu.

NAMIK KEMAL YAZMIŞTI

Türkiye’de basın özgürlüğü olmadığı için Londra’da çıkardığı Hürriyet gazetesinin 14 Haziran 1869 günlü nüshasında bu sorunu yazmıştı. Yazısının başlığı “İhtilafu ümmetî rahmetün” hadisidir; yani ümmette, millette farklı fikirler olması rahmettir…

O zaman “ümmet” kelimesi millet, Osmanlı toplumu gibi anlamlarda kullanılıyordu.

Büyük düşünür fikrî çoğulculuğun ve özgürlüğün Batı’yı nasıl geliştirdiğini hatırlatarak bunun İslam’ın da gereği olduğunu belirtiyordu. Fikirleri olgunluk içinde tartışmayı bırakıp farklı fikir sahibi kişilere hakaret edilmesinden, onların susturulmasından yakınıyordu, bugünkü Türkçeyle:

“Farzedelim ki, karşı görüşte bulunanlar görüşlerinde isabet etmemiş olsunlar, isabetli zannettikleri görüşleri, tam tersine zararlı ve sakınmamız gereken görüşler olsun. Niçin ikna edici delillerle bunu meydana koyup anlatacak yerde yalnız şahıslarına düşmanlık ediliyor ve meselenin kendisi bırakılıp kişilikleri kötüleniyor?!”

Tabii burada “ümmetin ihtilafı” Cemel ve Sıffin’de siyaset uğruna birbirini öldürmek değil, içtihatlar devrinde olduğu gibi farklı görüşlerle hukuk, felsefe, kelam ve çeşitli bilim dallarındaki gelişmelerdir.

Fikirleri ve kavramları “anlamak” yerine, kafayı kişiliklere takan, değişik fikirleri, eleştirileri ihanet sayan, özgürlüğü içine sindiremeyen bir yapıda zihinler açılabilir mi?

Bilim, felsefe, sanat, teknoloji yeterince gelişebilir mi?

Önyargılarımızın, ateşli kavgalarımızın nasıl ayak bağlarımız olduğunun farkında mıyız?

‘BİLİM ZİHNİYETİ’

Bugün güç muhafazakarların elinde, muhaliflerini ve eleştirenleri ağır ifadelerle suçluyorlar; eleştirilerde haklılık olabileceğini hiç düşünmüyorlar...

Tek Parti devrinde de inkılapçılar böyleydi, muhaliflerini ve eleştirenleri ağır ifadelerle suçlarlar, eleştirilerde haklılık olabileceğini hiç düşünmezlerdi.

İktidarlar geldi gitti… Eğitimde ve toplumsal hayatta rasyonelleşme umduğumuz düzeyde gelişmedi. Elbette mesafe aldık ama temel sorun hâlâ PISA’larda, ABİDE’lerde, Üniversite sınavlarında karşımıza çıkıyor.

Merhum sosyolog Prof. Mümtaz Turhan hocamız “Kültür Değişmeleri” adlı eserinde modernleşme serüvenimizi yazmıştır.  Üç faktörden bahseder: Şekil, yarar ve anlam.

Şekil ve yarar en kolay tarafı…Batı’dan şeklî benzerlikler ve şeklen kurumlar almak kolaydı. Medeniyetin konforundan yararlanmayı istemek çok daha kolaydı…

Ama Batı’yı geliştiren “ilim zihniyetini”nin nasıl bir düşünme tarzı olduğunu “anlamak” hem en önemli hem en zor tarafıydı; hâlâ da zorlanıyoruz.

Taha Akyol / Karar

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.