Çağrıcı, "Kur'an'ı hayatımızla nasıl buluştururuz?"

Bizler (ilâhiyatçılar, alimler, hocalar, din adamları, tarikatlar, cemaatler…) -ya ne yaptığımızın farkında olmadığımızdan ve/veya pozisyonumuzu koruma gibi hesaplarla- en az 300 senedir imkânsızı zorluyoruz; hâlâ 21. yüzyılın Müslüman bireylerine, toplumlarına 7. yüzyıl Hicaz’ındaki formel hayatı dayatıyoruz.

Çağrıcı, "Kur'an'ı hayatımızla nasıl buluştururuz?"

Bizler (ilâhiyatçılar, alimler, hocalar, din adamları, tarikatlar, cemaatler…) -ya ne yaptığımızın farkında olmadığımızdan ve/veya pozisyonumuzu koruma gibi hesaplarla- en az 300 senedir imkânsızı zorluyoruz; hâlâ 21. yüzyılın Müslüman bireylerine, toplumlarına 7. yüzyıl Hicaz’ındaki formel hayatı dayatıyoruz.

07 Mayıs 2019 Salı 08:30
Çağrıcı, "Kur'an'ı hayatımızla nasıl buluştururuz?"
banner310

Önceki yazımda yanlış bulduğum tefsir yöntemlerinden bahsetmiş, Pakistanlı alim Fazlur Rahman’ın benimsediği -benim de doğru bulduğum- yöntemi anlatıp değerlendirmeyi bugüne bırakmıştım.  

Merhum Fazlur Rahman’a göre metni (Kur’an’ı) anlama, ‘sağlam, bütüncül ve kapsamlı bir yöntemle metnin içerdiği esas manayı, mesajı keşfetme’dir. Bugün Müslümanların “Kur’an’a göre yaşamak” için yapmaları gereken, Kur’an’ın geldiği çağ ve toplumdaki her uygulamayı (mesela kölelik düzenini) mutlaklaştırıp bugüne taşımak değil, önce Kur’an’ın o günkü hayatın problemlerine hangi çözümleri getirdiğini bütün bağlantılarıyla inceleyerek bu çözümlerin, hükümlerin arka planındaki “neden”leri görmek ve bu nedenlerden genel ilkeler çıkarmak; ikinci olarak da Kur’an’ın geldiği zamanda gözettiği bu ilkeleri ve değerleri (mesela kölelik örneğinde insan onuruna saygı, adalet ve merhamet, çalışanıyla külfeti ve nimeti paylaşma, özgürleştirmeyi destekleme vb. Kur’ânî ilkeleri) şimdiki hayatımıza taşımaktır.  

Böylece Fazlur Rahman, kendi yorum yöntemini iki adımla formüle etmiştir: 1. Önce Kur’an’ın indiği zamana gitmek. Bu aşamada Kur’an metninden ve diğer bilgi malzemelerinden Kur’an’ın o günün belli ve somut tarihî meselelerine ne tür çözümler getirdiğine bakarak o çözümlerde gözettiği ana ilkeleri ve değerleri buluruz. 2. Oradan tekrar zamanımıza dönmek. Bu aşamada ise bulduğumuz ilkeleri ve değerleri bugünün hayatına taşıyarak, şimdiki sorunları o ilke ve değerleri gözeterek çözeriz; böylece Kur’an’ı hayatımızla tekrar buluştururuz.  

Öyleyse “Kur’an’a göre yaşamak”, o gün -mesela- kölelik vardı diye o düzeni bugün de yaşatmaya uğraşmak değil, o günkü sosyal ve ekonomik yapının, kültür ve geleneklerin bir gerçeği olan bu düzene dair Kur’an’ın koyduğu hükümlerin arkasındaki genel ve mutlak ahlâkî ve insanî değerleri tespit ederek bunları çağımıza taşımaktır. Böylece günümüz Müslümanı hem kendi gerçekliği olan çağıyla çatışmayacak hem de Kur’an’ın ilke ve değerlerine göre çağımıza ilham verici bir hayat (siyaset, hukuk, ekonomi, sosyal ilişkiler, uluslararası ilişkiler, insan hakları…) düzeni kurmuş olacaktır.   

***

Kanaatimce bu yorum yönteminin en haklı ve güçlü tarafı, Kur’an’ın hükümler koyduğu bazı uygulamaların İslam’ın icadı olmayıp, İslam öncesi Hicaz Arap toplumundan geldiği, hatta kölelik gibi bir kısmının o çağların dünya gerçekleri olduğu tespitidir. Kur’an’ın hükümlerini savunma adına bu tezi eleştirenlerin en büyük yanlışı ise Kur’an’ın düzenlediği her uygulamayı Kur’an’ın icat ettiği bir uygulama gibi görmeleri ve bu vahim hatayı iddialarının hareket noktası yapmalarıdır. Halbuki Kur’an ve Sünnet, o çağların gerçekleri olan mevcut sorunlara dair ahlak ve adalet ilkelerine dayanan hükümler koymuştur. O uygulamaların çoğu (mesela kölelik) çağımızda kaldırılmıştır; ama insanın insana kötülüğü devam etmekte olup, aynı ahlak ve adalet ilkeleri gereği, Kur’an’a göre yaşayan biri bugün de böyle zalimane uygulamalara karşı çıkar.  

***

Bizler (ilâhiyatçılar, alimler, hocalar, din adamları, tarikatlar, cemaatler…) -ya ne yaptığımızın farkında olmadığımızdan ve/veya pozisyonumuzu koruma gibi hesaplarla- en az 300 senedir imkânsızı zorluyoruz; hâlâ 21. yüzyılın Müslüman bireylerine, toplumlarına 7. yüzyıl Hicaz’ındaki formel hayatı dayatıyoruz. Ama üç asırlık tecrübe bunun olmazlığını gösteriyor; çünkü eşyanın tabiatına, sünnetullaha aykırı… Olmayınca da dünya ile çatışıyoruz; dünyaya gücümüz yetmeyince birbirimizle çatışıyoruz. Oysa Yüce Allah aziz Kitabını insanlar birbirini yesinler diye göndermedi; aksine, birbirini yiyenlerin ve bütün zamanlardaki bütün insanlığın -Kur’an diliyle- yollarına “ışık” olsun, “kılavuz” (hüden) olsun, kalplerdeki kötülük ve hastalıklara “şifa” olsun, “rahmet” olsun; öfkesine kapılıp haksızlık ve zulme sapanlara “adalet”e çağırsın diye gönderdi.  

İşte üstlerine “pozitivist, modernist, reformist” gibi Batılı yaftalar yapıştırılan Fazlur Rahman ve diğerlerinin dediği ezcümle bunlardır. 

Mustafa Çağrıcı / Karar

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.