Cinsiyet eşitliği ideolojisi ve eşitlik üzerine bir kaç kelime...

Ne mucize bir kelime eşitlik! Oysa en büyük yalan! Yalan masal. Muktedirlere, batılı modernlere hizmet eden bir yalan masal. Nerede sınıf eşitliği? Nerede insanların eşitliği? Nerede eğitim eşitliği? Nerede güvenlik eşitliği? Nerede sağlık eşitliği?

Cinsiyet eşitliği ideolojisi ve eşitlik üzerine bir kaç kelime...

Ne mucize bir kelime eşitlik! Oysa en büyük yalan! Yalan masal. Muktedirlere, batılı modernlere hizmet eden bir yalan masal. Nerede sınıf eşitliği? Nerede insanların eşitliği? Nerede eğitim eşitliği? Nerede güvenlik eşitliği? Nerede sağlık eşitliği?

10 Temmuz 2019 Çarşamba 09:22
Cinsiyet eşitliği ideolojisi ve eşitlik üzerine bir kaç kelime...
banner310

Her şey ölüyor. Karpuz ölüyor, salatalık ölüyor, sevgi ölüyor, dayanışma ölüyor. Modernliğin kar ve haz düzeninin ürünü bunlar. Kar elde ettiğimiz, kazanç sağladığımız ve kendisinden zevk aldığımız varlığa dönüşüyor her şey. Varlığın organik yapısı gün geçtikçe sentetik plastiğe dönüşüyor. Karpuz var ama tat yok, beraberlikler ve toplaşmalar var ama muhabbet yok. Her şey ailenin çatlayan organik yapısıyla başlıyor. Çatlayan ailenin doğallığı, samimiyeti, dayanışması, karşı cinsle beraberlikleri, kardeşlik ve ablalığı, ebeveyn ve evlatlığı.

Ailenin parçalanması göç ve modernleşme ile gelen bir fiziksel durum. Ailenin çatlaması bir tinsel dağılma. Yani aileyi aile yapan ruhun çekilmesi. Ruhu çekilen aile geriye sadece atık olarak kalır. Ondan dolayı da sıkıcıdır. Kimse orada yaşamak istemez. Otel gibi kullanılır. Ailenin ruhunda oluşan çatlaklar, artık normal görüldüğü gibi teşvik ediliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği taarruzu budur. Avrupa modernliğinden aile yapımıza gelen bir taarruz. Oldukça masum gerekçelere ve maskelere sahip. Kadın şiddetini engellemek ve kadın haklarını korumak. Oysa maskeyi yüzünden çekip aldığımızda yedi başlı ejderha çıkıyor karşımıza.

Cinsiyet eşitliği ideolojisi, kadının kadınla yaşamasını, erkeğin erkekle yaşamasını aile diye tanımlıyor. Bütün itirazları de engellemek peşinde. Bunun için arsızdır. Saldırıya dur diyen ve itiraz edenleri hemen insan korkusu(homofobik) ile damgalıyor. Eşitliğe karşı çıkmakla suçluyor. Ne mucize bir kelime eşitlik! Oysa en büyük yalan! Yalan masal. Muktedirlere, batılı modernlere hizmet eden bir yalan masal. Nerede sınıf eşitliği? Nerede insanların eşitliği? Nerede eğitim eşitliği? Nerede güvenlik eşitliği? Nerede sağlık eşitliği? Zenginler ve kudret sahipleri daha fazla sağlık ve güvenlikten yararlanırlar. Zengin ve kudret sahipleri daha fazla eğitim ve mülkten yararlanırlar. Cinsiyet eşitliği de bulunmuş son yalan. Yalan masalın eşitliğinde son kavşak. Biyolojisi, genetiği ve fıtratı farklı olan insanlar nasıl eşit olur? Bütün doğada iki cinsiyet var, aynı şey insan için de geçerli. Çünkü doğanın doğası ile insanın doğası özünde bir. Allah’ın ayetlerinin farklı iki veçhesi.

Batı bütün ilahi doğal özden kopmuş. Dinlerini de kendilerine benzetiyorlar. Büyük bir tanrılaşma cüretkarlığı. Gay ve lezbiyen kiliseler kuruyorlar. Tanrılarını kendilerine hizmetkar yapan utanmazlar... Şimdi bu afet bize de sıçrıyor. Müslümanlıkla gayliği, lezbiyenliği ve ailesizliği yan yana görmek istiyorlar. Ey cahiller sürüsü! Avrupa iki yüzyıl önce tanrısını öldürdü ve sonra yerine kendisini koydu. Her gün de kaybettiği hakikat yerine yeni tanrılar icat ediyor. Şimdi de dünyaya libidodan bakmayı hakikat sanıyor. Bu sapkınlıklarla bu coğrafyayı ateşe veremezsiniz. Şükürler olsun ki hakikatimiz bütün parlaklığıyla semalarda ışıldıyor. Ondan şüphe edenler ve Tanrı öldü diye çığlık atanlar sadece taklitçi maymunlar. Ne Allah bizi bıraktı ne de biz Allah’ı bıraktık. Hakikatimiz bütün masumiyeti ile bayrak gibi dalgalanıyor. Sapkın ve ruhaniyetten yoksun arzuların peşine düştükleri hazlara tapıyorlar şimdi. Bu hazlardan putlar icat ediyorlar. Libidolarına tapan bir güruh haline geliyorlar. Lutizmin post- modern versiyonu bu. Tanıdık olduğumuz bir sapma. Hakikat kitabımızda geçen bir insanlık sapma trajedisi. Sapma trajedisi şimdi post-modern zamanlarda sahneleniyor.

Ne kapitalizmin kudreti, ne modernliğin kudreti, ne de libodu kudretiyle hakikatimizi yıkabilirsiniz. Yıkmayacağınızı bildiğiniz için reddetmek yerine tahrife başvuruyorsunuz. Arzularınızla gelen körleşmeyle hakikate bakınca size şeytan görünüyor. Tanrılaştırdığınız nefsinizle İslam’a bakınca Allah’ın sesini duymak yerine içinizdeki şeytanın sesiyle yanılsama yaşıyorsunuz. Büyük bir tahrifat! Tarihte yaşadığımız Karmatiler ve batıniler tahrifatından daha da tehlikeli. Buna karşı mücadele edeceğiz. Kültürel cihadımız bu. Milletimizin mahremiyetini, ailesini, cinsiyetini ve nesillerini bozmaya gücünüz yetmeyecek. Allah’ı ne antropolojik bilinç, ne psikanaliz, ne toplumsal cinsiyet, ne de feminizmin önünde hesaba çekeceğiz. Ona teslim olacağız ve onun temiz vahyi ile yola devam edeceğiz.

Ergün Yıldırım / Yeni Şafak

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Enver 2019-07-12 16:17:19

“Şeytanın en büyük zaferi” olarak nitelendirdiğim, aile ve gelecek nesillerin yok olmasına sebep olabilecek bir içeriğe sahip olan İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak koskoca bir Türkiye adeta üç maymunu oynuyor.

Peki, sessizliğin temelinde ne yatıyor olabilir?

Toplumun bir kesiminin bu sözleşmenin içeriğine karşı kör, sağır ve dilsiz oluşunu anlayabiliyorum. Çünkü onlar zaten böyle bir toplumu hayal ediyorlar. Hayal ettikleri toplumda bu sözleşme sayesinde yavaş yavaş oluşmaya başladı. Eteklerinin sevinçten adeta zil çalmasının sebebi bu yüzden...

Peki, adına “muhafazakâr”, “dindar”, “İslamcı”, “tarikat”, “cemaat” ve benzeri kelimeler verilen toplumun diğer kesimi niçin sağır, dilsiz ve kör?

Toplumun kahir ekseriyetini oluşturan ve “Müslüman” olarak nitelenen kesim niçin üç maymunu kıskandıracak şekilde “görmedim, bilmiyorum, duymadım” oyunu oynuyor?

Normal şartlar altında İstanbul Sözleşmesi gibi bir sözleşme karşısında kıyametleri koparması gerekenler niçin ortalarda gözükmüy

Avatar
Enver 2019-07-12 16:23:41

Yahu, el insaf... Aile elden gidiyor, gençlik elden gidiyor, nesil bozuluyor, ortalık Allah’ın lanetlediği ilişkileri yaşayan insanlardan geçilmiyor, Lut kavmini helak eden olayların çok daha fazlası yaşanıyor.

Toplum olarak hızla mahvolmaya doğru gidiyoruz. Lanetlendik lanetleneceğiz neredeyse.

Böyle bir ortamda iktidar bizde olsa ne olur olmasa ne olur?

Üç kuruş menfaat olsa ne olur olmasa ne olur?

Bütün başkanlıklar bizde olsa ne olur olmasa ne olur?

Mecliste çoğunluk bizde olsa ne olur olmasa ne olur?

Bakanlıklar bizim olsa ne olur olmasa ne olur?

İhaleler bizim olsa ne olur olmasa ne olur?

Batıyoruz...

Toplum olarak batıyoruz...

Hani hep ibreti âlem olarak anlattığımız Lut kavminin akıbeti, Sodom ve Gomore’nin akıbeti var ya...

Hah, işte tam da oraya doğru hızla yol alıyoruz...

Şimdi birileri diyecek ki “amma abarttın kardeşim...”

Hayır, sizi temin ederim ki abartmıyorum.

Böyle diyenler eminim ki İstanbul Sözleşmesi’nin içeriğinden haberi olmayanlar.

Sözleşmede öyle

Avatar
Enver 2019-07-12 16:25:28

batıyoruz...

toplum olarak batıyoruz...

hani hep ibreti âlem olarak anlattığımız lut kavminin akıbeti, sodom ve gomorenin akıbeti var ya...

hah, işte tam da oraya doğru hızla yol alıyoruz...

şimdi birileri diyecek ki amma abarttın kardeşim...”

hayır, sizi temin ederim ki abartmıyorum.

böyle diyenler eminim ki i̇stanbul sözleşmesinin içeriğinden haberi olmayanlar.

sözleşmede öyle maddeler var ki ne siz sorun ne ben anlatayım.

sözleşme adeta anormal ilişkileri özendiren bir içeriğe sahip.

bu tarz ilişkileri yaşayan insanlara büyük bir konfor sunuyor.

her türlü imkânı ayaklarına seriyor.

yakında okullarda gayrimeşru ilişkiler” dersi okutulursa şaşırmayın.

çünkü sözleşmede buraya kadar uzayabilecek maddeler var.

geçenlerde bir televizyon dizisinde iki erkek bir yatakta gösterildi.

i̇şte bu sahne de i̇stanbul sözleşmesinin dayattığı bir sahne.

bu sahne i̇stanbul sözleşmesinin gereğini yerine getirmek için oynatıldı adeta.

Avatar
Enver 2019-07-12 16:27:27

Sözleşmede gayri ahlaki ilişki yaşayan kadın ve erkeklere hakaret ederseniz tazminat ödeyeceğiniz de yazıyor. Ve diyor ki sözleşme: “Eğer bu tazminatı hakaret eden şahıs ödeyemezse devlet öder.”
Bu anlattıklarım daha İstanbul Sözleşmesi’nin yüzde biri bile değil.
El alem iki ağaç için ortalığı savaş alanına döndürürken, dindar kesimin kör, sağır, dilsiz halleri hiçbir şekilde izah edilemez.
Üç kuruşluk dünya menfaati için geleceğimiz olan gençlik heba edilemez.
Dindar kesim bir an önce üzerindeki ölü toprağını atıp İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi için bütün demokratik girişimlerde bulunmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı’na, Meclis’e, Anayasa Mahkemesi’ne ve dahi bu konuyla ilgili bütün kurum ve kuruluşlara gerekli çağrı bir an önce yapılmalıdır.
En önemlisi de İstanbul Sözleşmesi ve içeriği konuşulmaya, tartışılmaya, gerekli tedbirler üzerinde kafa yormaya bir an önce başlanmalıdır.
Ey muhafazakârlar, ey dindarlar...
AK Parti yara almasın, iktidar zayıflamasın diye susmaya devam edersen