Yargıya güven yüzde otuzun altına inerken FETÖ tüm cemaatlerde...

Ürktünüz değil mi? Adaletin tecellisini sağlayan yargı kurumunda, adalet kavramıyla ters olarak karanlık işlerin, yani alaverelerin, dalaverelerin döndüğü, kumpasların, kirli operasyonların yapıldığı dönemi olur mu,  diyorsunuz.

Yargıya güven yüzde otuzun altına inerken FETÖ tüm cemaatlerde...

Ürktünüz değil mi? Adaletin tecellisini sağlayan yargı kurumunda, adalet kavramıyla ters olarak karanlık işlerin, yani alaverelerin, dalaverelerin döndüğü, kumpasların, kirli operasyonların yapıldığı dönemi olur mu,  diyorsunuz.

15 Mart 2019 Cuma 14:20
Yargıya güven yüzde otuzun altına inerken FETÖ tüm cemaatlerde...
banner310

Ürktünüz değil mi? Adaletin tecellisini sağlayan yargı kurumunda, adalet kavramıyla ters olarak karanlık işlerin, yani alaverelerin, dalaverelerin döndüğü, kumpasların, kirli operasyonların yapıldığı dönemi olur mu,  diyorsunuz.

Evet, oldu... Ve maalesef yargıya güvenin yerlerde sürünmesinin ve bugün hala yargının güvenirliğini sağlayamamasının sebebi, yargının işte “o karanlık” dönemi.

Yargı dünyasının karanlık dönemi olduğu tespitini yapan isim HSK Başkanvekili Mehmet Yılmaz. Urfa’da “Stratejik Plan Çalıştayı’nda hakimlere ve savcılara “Yüreklerinde Allah korkusunu gördüğüm meslektaşlarım. Sizden rica ediyorum yargının tarafsızlığını hakim kılalım” hitabıyla seslenen Sayın Yılmaz şöyle söylüyor:

“93 yıllık Cumhuriyette, yargının sopa gibi kullanıldığı, belli amaçlara alet edildiği bir başka dönem yok. 2007 ile 2013 yılları arasında yargı dünyası ilk defa böylesi bir utanç dönemi yaşadı. 2007’den beri yaşadığımız süreç bizi nereye getirdi hepimiz görüyoruz. Güvenirlilik açısından yüzde 70’lerin altında düşmeyen Türk yargısı bugün yüzde 30’lar seviyesinde. Bu manzaranın asıl sebebi bizleriz. Bu kara dönemin izlerini silmek bizim neslimize nasip olacak.”

Hakimler ve savcılardan sorumlu kurumun başında olan Sayın Yılmaz bu sözleri, yaklaşık üç  yıl önce, yani 22 Nisan 2016 tarihinde söyledi.

Yıl 2019. Ve değişen bir şey yok. Ülkemizde hukuk kurumlarına güvenmeyenlerin oranı hala yüzde 30’ların altında.

Gelelim, Sayın Yılmaz’ın ifadesi ile yargı dünyasında, 2007-2013 yılları arasında yaşanan karanlık döneme.

Ergenekon, Balyoz, Zirve, Erzincan Ergenekon, KCK ve Casusluk davaları başta olmak üzere onlarca davanın görüldüğü yıllar... 

***

12 Haziran 2007 tarihinde bir ihbar telefonuyla, her şey ne de güzel başlamıştı değil mi? Hepimizde “demek ki olabiliyormuş”, “demek ki darbecilere dokunulabiliyormuş”  duygusu yaratmıştı.  Dalga dalga operasyonlar, peş peşe yapılan tutuklamalar...

Nihayet, ülkemizde 1960’tan bu yana devam eden askeri vesayet düzenine karşı mücadele imkanı çıkmıştı...

Genelkurmay’ın içinde Ergenekon isimli gizli bir örgüt kurulmuştu. Türkiye’yi kana bulayacak planlar yapılmıştı. Hatta ülkemizde yaşanan pek çok karanlık eylemin sorumlusu Ergenekon isimli örgüttü ve yapılacak soruşturma, bu örgütün tüm karanlık faaliyetlerini açığa çıkaracaktı.

Bir yandan toplumsal destek için algı operasyonları yapıldı bir yandan da Ergenekon davasının temel dayanaklarından birisi olan “Gizli Tanıklık” için Meclis’ten yasanın geçirilmesi sağlandı.

Bu karanlık örgütün, medya ayağından sosyal ayağına kadar örgütün bütün çalışmalarını bilen tanıklar vardı, ancak hayati tehlikeleri söz konusuydu!

Nitekim önce Meclis’te gizli tanıklık yasası kabul edildi. 17 gün sonra da Ergenekon operasyonu başladı. Devamında Balyoz, İzmir Casusluk, KCK gibi operasyonlar...

Gizli tanıkların bir kısmı “Deniz”, “Vatan”, “Mart”, “Huzur”, “Ağrı Dağı”, “Osmanım”, “İsmet”, “Kıskaç”, “Emek”, “Tükenmez Kalem” gibi kod isimler alırken kimisi rakamlarla kodlandı.

Sadece Ergenekon davasındaki gizli tanık sayısı 44 toplamda ise bu sayı 100’ün üzerindeydi.

AİHM’de de CMK’da da hukuken sınırları ve çerçevesi, “kimler gizli tanık sayılabilir”, “gizli tanıkların ifadelerinin tek başına delil teşkil etmez” gibi hiçbir tartışmaya sebep vermeyecek şekilde belirlendiği halde, Ergenekon, Balyoz, Casusluk gibi davaların tek delili, gizli tanıklar oldu. Hukuken birleşmeyecek olan davalar sadece gizli tanık ifadeleriyle birleştirildi.

Uzun uzun anlatmaya lüzum yok. 2008 yılında “Asrın Davaları” diye alkışlanan bu davalarla ilgili toplamda 600’ün üzerinde duruşma yapıldı, darbe suçuyla yargılananlar yüzlerce yılı bulan cezalara çarptırıldı. Toplum tarafından lanetlendi.

İktidarın başlarda “savcısı benim” dediği davaların kumpas olduğu ortaya çıktı.

Dün yüzlerce yıl cezalar veren mahkemeler “askere kumpas kuruldu” açıklamasının ardından bu kez “örgüt yok” deyip tahliye ve beraat kararları verdiler.

Bu davalarda “gizli tanıklık” yapanların çoğuna bu kez “yalan beyan” vermek suçuyla dava açıldı. Gizli tanık koltuğuna oturanlar bu kez de sanık sandalyesine oturdular.

Ben hala adı Ergenekon olmuş Balyoz olmuş fark etmez, darbe planlarının gerçek olduğuna ve Fethullahçı hakimlerin ve savcıların bu davaları çığırından çıkarttıklarını düşünüyorum.

Özetle, bugün yargıya güven duygusunun zedelenmesinin sebeplerinden birisi bu davalarda yapılan hukuksuzluklardı. Bu hukuksuzlukların başında da “gizli tanık” terörü geliyordu.

***

Bu yazıyı neden yazdım?

İki sebeple:

Birincisi Fethullahçı yargıdan miras kalan “gizli tanıklık” hala geçer akçe olarak devam ediyor.

Bakınız, ülkemizin hukuk algısına ciddi zararlar veren Büyükada Davası  Rahip Brunson Davası “gizli tanık” ifadelerine dayandırılarak “ajan, terörist” suçlamasıyla açıldı. Sonrası malum...

İkincisi.... Ergenekon Davası’nın en ünlü gizli tanığı kimdi diye sorsam, çoğunuz “Efe” kod adlı bir savcı cevabını verirsiniz...

Hatırlayacaksınız, dönemin Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner, “Efe” kod adlı savcı Bayram Bozkurt’un beyanlarıyla, hukuka aykırı bir şekilde makam odası basılarak gözaltına alınmıştı.

15 Temmuz darbesinden sonra FETÖ’cu olduğu ortaya çıkan ve gözaltına alınan Bayram Bozkurt  “gerçekleri anlatacağım” diyerek İzmir Başsavcılığı’na 40 sayfalık bir ifade vermiş. Akıl alır gibi değil. Bozkurt’un ifadesine göre “Fethullah Gülen, başlarına bir iş gelir diyerek Türkiye’deki bütün cemaatlere adamlarını yerleştirmiş. Bugün devlet kurumlarından FETÖ’cü olarak tasfiye edilenlerin yerlerine farklı cemaatlerin referanslarıyla gelenlerin tamamı aslında FETÖ’cüymüş.”

Bozkurt’un ifade tutanağında yüzlerce isim hakkında akıl almaz ifadeler yer alıyor.

Tuhaf olan, dün “kullanıldığını, yalan beyan verdiğini” söyleyen birisinin ifade tutanağının ciddiye alınarak dava dosyalarına konulması.

Bir “gizli tanık” garabeti de eski HSYK başkanı olan İbrahim Okur’un davasında yaşanıyor mesela... Nasıl mı? Şöyle, Okur’un davasının soruşturma aşamasında bir gizli tanık, iki ayrı kod ismiyle, sanki iki ayrı tanık varmış gibi dinleniyor, bu durum yargılama esnasında ortaya çıkınca, bu kez mahkeme “gizli tanığın” dinlenmesinden “vazgeçtim” diyebiliyor.

Yani görünen o ki, geçmişten ders alınmıyor.

Peki, geçmişten ders alınmadan bugünü düzeltmek mümkün mü?

MHP Lideri Devlet Bahçeli “Gizli tanık, Türk Ceza Kanunu’na giren fitne tohumudur” demişti.

Haksız mı?

Bugünlerde yargı reformu deniliyor, öncelikle bu “gizli tanıklık” denilen karanlığın üzerine gidilmeli ve son derece sıkı kurallara bağlanmalıdır.

Elif Çakır / Karar

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Halil 2019-03-16 11:08:35

İsyanoğlu grubuna dikkat