Yuvayı kadınlar mı yıkar?

Yuvayı kadınlar mı yıkar?

17 Temmuz 2019 Çarşamba 14:52
Yuvayı kadınlar mı yıkar?
banner310

Çocukluğumun dünyasında babalar iki kategoriye ayrılıyordu. İlk kategorideki babalar, gün ağırırken işine gitmek için evinden ayrılır, akşam olunca ellerinde bazen yiyecek fileleri, çoğunlukla ekmek somunları ile yorgun ama mutmain yüzleri ve saygıya çağıran azametli duruşları ile evlerine gelirlerdi.

Bu babalardan biri mahalleye adımını attığında oyunlar durur, çocuklar adeta saygı duruşuna geçer, baba geçip gitmeden mahallenin çocukları oyunlarına dönmezlerdi. Çocuklar, oyundan çıkıp babalarının peşine düşer, evlerinin yolunu tutarlardı. Kardeşler, haydi babam eve geldi, diyerek babanın gelişinden habersiz kardeşlerini eve çağırırlardı.

Bu babalar, evlerinin bahçesinden adımlarını attıklarında evlerinde misafir olan komşu kadınlar müsaade isteyip hemen evden ayrılır, ortam babanın eve gelişiyle adeta dalgalanıp yeniden şekil alırdı. Evine ekmek getiren, ailesini koruyan, kollayan, ailesinin her bir ferdine güven veren, dağ gibi arkasında duran emek yüklü babalardı bunlar.

Annelerine verilen 'boşanırsan çocuklarınla ortada kalırsın, bak bu adam yeniden evlenir, olan sana ve şu sabilere olur' tavsiyesini dinleye dinleye ve annesinin çaresizliğini içine çeke çeke büyürdü çocuklar. Diğer tarafta ise toplum tarafından 'hayırsızlar' olarak adlandırılan babalar vardı.

Onların ne zaman eve geldiği, ne zaman çıktığı bilinmezdi. Bunların bir kısmının içkici, bir kısmının dayakçı, bir kısmının kumarbaz, bir kısmının zampara olduğunu, bir kısmının da tembel olduğunu, çalışmadığını ve evine bakmadığını duyardı çocuk kulaklarımız. Anlam veremediğimiz kelimelerdi bunların bazıları.

Bildiğimiz bir şey varsa bu babaların çocukları da eşleri de hep mutsuz insanlardı. Kadınları, komşu ziyaretlerinde bazen hüngür hüngür ağlarken, 'başka kadın'lardan bahsederken duyardık, bazen yüzlerindeki, gözlerindeki morlukları, kırılmış dişlerini talihsiz kazalarla açıklamaya çalışırken görürdük. İçe işleyen bir çaresizliğin mekanı dolduruşuna tanıklık ederdik.

Çocukların ise babalarını sevmediklerini görüp, şaşırırdık. Baba bu, nasıl sevilmez, diye içimizden geçirirdik ama zaman zaman yedikleri dayakları anlattıklarında onlara hak verirdik. Bizler babamız geldiği için koşa koşa evlerimize giderken, o arkadaşlarımızın babalarının gelişini nasıl bir hüzünle karşıladıklarını görür, bu duruma içten içe kederlenirdik. Onların yerinde olmayı hiç ama hiç istemezdik.

Bu babaların birilerinden korkmasını, çocuklarına ve eşlerine kötü muamele etmesini birilerinin önlemesini isterdik ama her nasılsa bu babalar da diğer babalar gibi toplumun içinde yaşayıp giderlerdi. Bayramda, seyranda, komşu oturmalarında herkes her şeyi bildiği halde bu konular hiç açılmaz, her şey normalmiş gibi yaşanırdı. Zaman zaman bu babaların çocuklarına ve eşlerine sabır tavsiye edildiğini duyardık.

Babandır evlat, saygısızlık etme, kocandır hanım, onun elinin kiri, affet, şikayet etme hanım, kocandır, döver de sever de cümlelerini ezber ederdik. Düzelir, sabret, yuvanı yıkma denen kadınların çöken omuzlarındaki çaresizliği duyumsardık. Ne var ki bu babalar kesinlikle değişmez, kocasının bir gün durulup yola geleceğini düşünen kadınlar bu bekleyiş içinde dert/hastalık sahibi olur, çocuklar da ilk fırsatını bulduklarında ailelerinden kaçarak uzaklaşırlar, bir daha da arkalarına bakmazlardı.

Aslında yuva olma vasfını yitirmiş bu birliktelik dışarıdan bakıldığında aile gibi görünürdü. Annelerine verilen 'boşanırsan çocuklarınla ortada kalırsın, bak bu adam yeniden evlenir, olan sana ve şu sabilere olur' tavsiyesini dinleye dinleye ve annesinin çaresizliğini içine çeke çeke büyürdü çocuklar.

Ne var ki evliliğe de toplumun bütün değerlerine ve normlarına da düşmanlaşırlardı. İçinde yaşadıkları toplumu iki yüzlü buldukları için kendi toplumlarından soğur, evlenmemeyi kafalarına koyarlardı. Annelerinin yaşadıklarına bakarak 'annem gibi olmak istemiyorum' diyen bu kadınlar ve annesine davranışları yüzünden babasından nefret eden bu erkekler toplumsal bir inşanın parçası olmak istemezler çünkü topluma inançlarını hayatlarının ilk yıllarında tecrübe ettikleri ile yitirirler.

Atomlar halinde hareket eder, inanacak bir üst değer bulamadıkları takdirde kendi çıkar ve zevklerini kutsama yolunu seçerler. Bencil, zevk peşinde, bireyci insanlar olarak toplumda yer alırlar. Bu insanların sayısı arttıkça toplumun bir arada durması giderek zorlaşır. Bütün toplumu sarsacak büyüklükte yozlaşma ve çözülmenin başlaması ise sadece zaman meselesi haline gelir. Bugünün dünyasında aile...

İçinde yaşadığımız dünyanın tam olarak yukarıda bahsi geçen bir yozlaşma ile karşı karşıya olduğunu hemen hemen herkes idrak edebiliyor. Bunun nedenlerine dair sayısız analizler yapılsa da bugünlerde özellikle sosyal medyadan yükselen bir itiraz dikkat çekiyor: 'Boşanmalar arttı, aile yok oluyor, bunun nedeni kadınlardır.

Kadınlar iş yaşamına ve toplumsal yaşama katıldılar, çeşitli kurumlar ve devlet politikaları bunu teşvik etti, kadınların kendilerine güvenleri geldi, paraları da var, şimdi aileyi yıkıyorlar.' Hatırı sayılır oranda alıcısı olan bu cümlelerin en dikkat çekici yönü kadınların güçlendikçe boşanma kararı aldıklarını söyleyerek, aslında kadınların evlilik içinde kalmasının nedeninin güçsüzlük olduğunu itiraf etmesi.

Oysa güçlü, ayakları yere basan fakat evliliğini koruyan, gözeten kadın sayısı, boşanma kararı alanlardan kat kat fazla. Hal böyleyken bir kadını boşanmaya sevkeden şartlarla evliliğini sürdürmeye teşvik eden şartlar nasıl ayrıştırılacak? Bunu anlamak için öncelikle şu tespiti yapmak zorundayız: Şekil şartlarını sağlasa bile yalnızca bir tarafın çıkarlarını koruyan, ailenin geri kalan fertlerini korumaktan aciz bir yapı 'aile' olarak adlandırılamaz.

Devamla şu soruyu soralım: Kadınlar iş yaşamına ve sosyal yaşama katılır ve içinde yaşadıkları toplumda söz sahibi olurlarsa ne olur? Evlilik kadınlar için de çocuklar için de her durumda ve şartta sürdürülmesi gereken bir şey olur mu mesela? Yüzü gözü yara bere içinde olsa dahi kapıya çarptım, merdivenden düştüm yalanlarını söylemeyi ve insanların istihza ve acıma dolu bakışları altında iyice ezilmeyi seçer mi bir kadın?

Kumar borçları yüzünden gece yarısı kapısını yumruklayan eşkıyaların korkusu ile kapı arkasında ağlamaya, icra için gelen memurlara yalvarmaya razı olur mu? İçki içip gelen kocasının konu komşuya rezil edecek davranışlarını dizginlemeye çalışır, aldatan/iffetsiz kocasını mütemadiyen, affetmediği halde affetmeye ve kabul etmeye zorlar mı kendisini?

Çalışmayan kocasının yerine işe gidip aldığı üç kuruş maaşla hem evine ve çocuklarına bakıp hem de kocasının sigara parasını karşılamaya razı olur mu? Bugünün gençleri aile kavramını sorguluyorsa bunda önceki nesillerin ve kötü uygulamaların katkısı olduğunu gözden uzak tutamayız.

Eğer bir kadın iş yaşamına ve toplumsal yaşama katılıp, belli bir güce ulaşırsa her olay kendi keyfiyeti içinde bir sonuca bağlanır muhtemelen ama ortada isteyerek, gönüllü olarak yapılmış bir seçim olur. Yuva olma vasfını yitirmiş 'sözde aile'sini ardında bıraktığı için açlığa ve sefalete mahkum olmayacağını bilen bir kadın, evliliğini sürdürmek istiyorsa, inandığı, sahip çıktığı bir hikayesi olur. Tercihini yapar ve tercihinin sonucunu yaşadığını bilir.

Çocuklar, annelerinin seçeneğinin olduğunu ve bir tercih yaptığını bilirler, boşanamayan/çilekeş anne travması ile hayata atılmazlar. Babalarından nefret etmez, toplumu iki yüzlü bulmaz, kendi toplumlarına düşman olmazlar. Yaşanan olayları münferit algılar, topluma mal etmez, evliliğe şans verir, mutlu olmak için çabalarlar. Toplumun genç fertleri mutluluğu inandıklarında ve bunun için çabaladıklarında toplum bundan olumlu etkilenir, sosyal bütünlük sağlamlaşır. Seçeneksizlik üzerine kurgulanmış, dışarıdan sağlam göründüğü halde içten çürümüş bir aileyi değil, bütün bireylerinin birbirini sevdiği, koruduğu, birbirleri için fedakarlık yaptığı bir aileyi kendilerinin de kurabileceğine genç fertler yürekten inanırlar.

Cevabımız var mı? Bugünün gençleri aile kavramını sorguluyorsa bunda önceki nesillerin ve kötü uygulamaların katkısı olduğunu gözden uzak tutamayız. Şunu bilmeliyiz ki; aile bütün fertlerine bir şeyler vermekle ve tutarlılıkla aile vasfını kazanır. Bunu yapmayan, sadece zulüm üreten ve gücünü çaresizlikten alan bir topluluğa aile diyemeyeceğimiz gibi, ferdin gücüne göre nizam dayatan bir yapıya da aile diyemeyiz.

Örneğin kadının çalışmasını sorunsallaştıran bir erkeğin, boşanma halinde, sırf nafaka yükümlülüğünden kurtulmak için, yıllarca ev şartlarında yaşayan ve çalışan kadının hemen dışarıda iş bulup çalışmasını beklemesi hakkaniyetli değildir. Avantajlarımızla sıkı sıkıya ilişkili tutarsızlıklarımızı belli paketlerle süsleyip toplumun bir kısmına pazarlayabiliriz belki ama emin olun yeni neslin bizim laf kalabalıklarımıza karnı tok.

Onu bunu bırakın, bize ne vaat ediyorsunuz, diye soruyorlar. Onlara samimiyetsizlik, sadakatsizlik, dayak, sömürü, aşağılanma ve adaletsizlik mi vaat ediyoruz, muhabbet, mutluluk, dayanışma, sevgi ve adalet mi vaat ediyoruz? Evliliğin imtihan safahatından bahis açmayalım burada. Münferit olarak her hayat, her evlilik imtihana gebedir muhakkak. Ancak toplumsal kurumlar varlıklarını toplum için çalışıp çalışmadıklarına borçludurlar.

Toplumun genç bir üyesini 'çile' vaat ederek toplumsal bir kurumun parçası olmaya ikna edemezsiniz. Evliliği çile vaadi ile anlamlı kılmaya çalışmak evlilik/aile kurumuna yapılabilecek en büyük kötülüktür ve bu vaadin alıcısı uzun vadede kalmayacaktır. Aileyi ve bilvesile toplumu tehdit eden bizatihi bu konulardaki yanlı bakışımız ve uzlaşmak bilmez ezberlerimizdir.

Biz neye inanırsak inanalım, topluma neyi dayatmaya çalışırsak çalışalım hayat kendi gerçekliğini inşa etmekte mahirdir ve gerçeklikten uzaklaşan algıların geleceğin dünyasını inşa etmeyi bırakın, orada anılmaları bile mümkün olmayacaktır. Dost acı söyler, vesselam...

Fatmanur Altun / Fikriyat

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ENVER 2019-07-17 16:59:42

yazinin tamamini okudum.yazida sadece dünyaliklar ve erkekleri̇n yanlişlarini yazmiş nede olsa kendi̇si̇ femi̇ni̇st,kari̇yer,yaptiklarina kilif ve bahane üretecek hanfendi̇.?bi̇r yerde bi̇raz ai̇le i̇mti̇han der gi̇bi̇ sonra da vaz geçi̇yor onu da kabul etmi̇yor.neden eski̇ doğru babalari anlatirken doğru,erdemli̇,haysi̇yetli̇,edepli̇,i̇ffetli̇,onurlu analardan bahsetmi̇yorda sadece sohbet ortamindan bahsedi̇lmi̇ş.?kötü babalardan bahsederken,neden i̇ffetsi̇z,edepsi̇z,hayasiz,onursuz,ki̇şi̇li̇ksi̇z analardan hi̇ç bahsedi̇lmi̇yor.bi̇z de bi̇rçok kötü babanin evli̇li̇kte çocuktan sonra düzeldi̇ği̇ni̇ veya bazi yi̇ne kendi̇ni̇ bi̇lmezleri̇n zamanla da kötüleşti̇ği̇ni̇ de bi̇li̇yoruz.ne toplumun,ne de bi̇zleri̇n örneği̇ asla kötüler olamaz.bi̇z hem i̇yi̇leri̇ örnek alip,hem de daha i̇yi̇ olmak i̇çi̇n çaba sarfetmeli̇yi̇z.yuva yikan,erkeği̇ kötü yola düşüren kadindir.evdeki̇ kadin görevi̇ni̇ yapacak,di̇ğer kadinlarda erkeklere yem sunmayacak deği̇l mi̇.?i̇şte yuva yikan bunlardir.

Misafir Avatar
pirifani 2019-07-18 07:20:25 @ENVER

magdur olan magdur edilen kadinlar magdur olduklari icin magdur edildikleri icin ozur dilemelerini mi bekliyorsiniz.kadinlari onlari magdur eden erkekler mi savunacak. birkac pis kadinin pislikleriyle hakikatleri ortmek icin bu kadar gayret etmeniz ilginc. kadinlara yaklasiminizda ihsan ve cubbeli seytanindan neredeyse hic farkinz yok. tarih boyunca butun toplumlarda kadin erkekle kiyaslanmayacak olcude magdur edilmistir.erkelerin magduriyeti gunumuz sartlarinda bile istisnaidir. erkek zina eder sonra da temiz kiz alir sonra yine zina eder kadin kocasini evde tutamadi denilir.halifeliklerde bile fuhus ve kadin ticareti gormezden gelinir.magdur erkek edebiyati aynen devam.kadin bazi problemlere deginmis yok onu yazmamis yok bunu yazmamis diyerek yazinin tamamini diskalifiye etmeye ugrasiyorsiniz.mert olum biraz mert.

Beğenmedim! (2)
Avatar
divane 2019-07-18 07:12:50

saçma sapan bir yazı tamamını okuyamadım bile. din adamıyım, insanlara ailelerini kurtaracak nasihatler yapıyorum, onbeş yıllık evliyim daha bir defa eşime ne hakaret etmişliğim ne de bir defa vurmuşluğum var vs. vs. ama her ailede olabilecek ufak tefek sorunlardan dolayı, kapitalizmin ve de feminizmin beynini bulandırmasından dolayı nasıl olsa boşansam daha rahat ederim düşüncesindeki eşimle ayrılmamak ailemi, çocuklarımı korumak için eyüp sabrı gösteriyorum. bu kadar sabır da yeter dediğim an ayrrılacağımızı biliyorum. netice-i kelam yukarıdaki yazı koca bir yalan.

Avatar
vaiz 2019-07-18 15:05:49

fatma hanıma sorar mısınız "kadem"e üye mi değilse çok geç kalmış bir an önce üye olsun.

Avatar
pirifani 2019-07-19 09:06:33

israiliyat sadece tefsirlerde degil aile anlayisimizda evlenme ve bosanmayla ilgili anlayis ve geleneklerimizde de kendini fazlasiyla belli ediyor.anadolunun islamiyetten ve turklerden once ermenio rum suryani vs hristiyan kavimlerin yurdu olmasi ve bu topluluklarin buyuk kisminin zaman icerisinde musluman toplum icerisine karismasi muhtediler ve yari muhtediler vasitasiyla bircok dini ve la dini adet ve geleneklerinin de musluman toplumlar arasinda kabul gormesine sebeb oldu. ayrica osmanlinin balkan kavimleriyle olan munasebetleri devsirme ve cariye muesesesi sebebiyle hristiyan ahlak ve terbiyesi goren kisilerin toplumda padisah anneligi ve ogretmenligine kadar yukselmesi sebebiyle hristiyan kulturunun etkileri toplumsal yasamimizin her yerinde bolca goruluyor.aile evlilik bosanma bunlarin basinda gelir.olcumuz kuran degil de gayri muslumlerin ve arab kavimlerin adetleri olursa dolap beygiri gibi donup dururuz.modernizm sadece bu yuzyilin degil her cagin hastaligidir.fikhin olusum

Misafir Avatar
pirifani 2019-07-19 20:36:32 @pirifani

sayin enver yazinizda kadinlarin beden ticareti yaptigindan bahsetmissiniz,burada kasdiniz dogrudan parayla yapilan fuhus mi yoksa kadinin kendini psikolojik olarak pazarlamasi mi kasdedilmis anlayamadim? eger kurumsallasmis fuhus sa bu cografyada gecmisi oldukca eskilere dayanir.bu konuda sadece tc yi suclamka haksizlik olur zira fuhsun serbest ve resmi olarak uygulanmasi 2.abdulhamid doneminde basladi ve ondan once de gayri resmi olarak oldukca yaygindi.her nedense tarihcilerimiz sosyologlarimiz ilahiyatcilarimiz vs tarafindan yapilmis ciddi arastirmalar oldugunu duymadim gormedim.besbelli ki pislikler halinin altina atilarak saklanmaya calisiliyor.sadece osmanildaki fuhus ve kadin ticaretini degil tc donemindeki fuhus hakkinda da ciddi bir calisma bilmiyorum.sadece alper urus in hayatsiz kadin ayse kibele yay ve cem doganin osmanlida cinselligin sakli kiyisi ile birkac basit kitab disinda akademik diyebilecegimiz hic bir calisma yok.kimsenin de elini tasin altina koydugu yok.

Beğenmedim! (1)
Misafir Avatar
pirifani 2019-07-19 20:24:46 @pirifani

sayin enver cevabinizin sonundaki halk sozu belki bir ata sozu sayilmazsa dahi bu tip kurana kuran ahlakina uygun olmayna halk sozleriyle kendimize bakis acisi gelistirmemiz kuran ahlakina uygun yani muslumanca yasamak isteyen kisilere yakismamaktadir.ilginizi cekecegini hatirladigim iki kitab aklima geldi 20-30 sene kadar once okumustum.kitablarin ikisi de mustafa celik isimli yazara ait.1-hatali atasozleriyle kadin aleyhtarligi 2-uydurma hadislerle kadin aleyhtarligi atalari ve gelenegi kutsayan anlayista gelenek sorgulanmaksizin kabul edildigi icin cogu zaman islama kurana taban tabana zit olan dusunce inanc ve uygulamalar islamin asli dahi zannedilmektedir.kadin konusundaki islami kesimin algilari da bastan asagi kuran ilkeleri isiginda gozden gecirilmelidir.atasozlerimiz sadece kadinlarla ilgili meselelerde degil diger meslelerde de islam disi ve karsiti kaynaklardan beslendiginin bilincinde olarak buyuk bir temkinle yaklasmak lazim.cok kulturlu anadoluda hersey birbirine karismis

Beğenmedim! (1)
Misafir Avatar
pirifani 2019-07-19 17:26:13 @pirifani

devam ediyor erkek ve kadin farkli tabiatlara sahib varliklardir.erkekte bakma gorme kadinda ise gorulme begenilme zaaflari daha kuvvetlidir,bu da normal ve dogaldir. mumin erkek ve kadina dusen bu zaaflarini kontrol etmektir.(nur suresi 30-31) kiyamete kadar insanlarin imtihani devam edecek zina da olacak fuhus da olacak cihad da olacak.tarihin hic bir doneminde ideal islam toplumu olmadi olamyacak.bir konuda ornek olabilen bir insan veya topluluk diger bir konuda tam ters bir durumda olabilir ve olmustir.bugun kalkip kadinlar siz konusmayin biz size gereken haklarinizi verecegiz zaten veriyoriz gibi bos laflara kimsenin prim verecegini zannetmeyin.kuyruk sallama meslesine gelince dogaldir bazi kadinlarda erkek tabiatlidir.batida oldugu gibi para verip yaptiramazsa kuyruk salar da ancak bu kadinlarin kacta kacidir.kuyruk salayan kadin pesinden giden erkeklerin orani.ne o kadinlar konusunda takintin mi var kendine guvenmiyor misin.yazilarini okuyanlarin psikoloji ilmini bildigini hic e

Beğenmedim! (1)
Misafir Avatar
pirifani 2019-07-19 17:14:21 @pirifani

enver artik ne dedigini bilmez oldun.zina eden erkek ve kadinlar ancak birbirleriyle zina ederler.fiili zina bu zamana kadar kadinlarda erkeklere nazaran cok daha azdir.ancak meselemizin bu oldugunu zannetliyorim.zina ve fuhus her toplumda ve cagda var olagelmistir.hadis kitablarinda sahabenin zinasiyla ilgili rivayetleri gormemis olamazsiniz.recm cezası
ayet ve hadis tahlilleri
yrd. doç. dr yusuf ziya keskin
beyan yayinlari 2- zina ve recm i̇slam hukukunda
mehmet çelen
düşün yayincilik kelepi̇r kadinin kendini pazarlamasi da tarih boyunca buyuk oranda erkelerin sebebi araciligi ve vasitasiyla olmustur.devletler ve toplumlar ise bu konuda tamamen sessiz kalmislardir.ki bu devlet ve toplumlar erkek merkezli toplulujklardir.bugun ankaranin gobeginde fuhus alenen yapiliyorsa buna ddur diyebilecekler oncelikle erkeklerden olusan yoneticilerdir.ve tabi ki sozde feministlerin bu konudaki sessiligi ve hatta bazilarinin bunu kadin hakki olarak gormesi sasirticidir.devam edecek.

Beğenmedim! (1)
Misafir Avatar
Enver 2019-07-19 14:55:08 @pirifani

önce yorumuma cevap vererek neyin dert,neyin dert olmadığını göstermiş oldunuz.erkeğin zinasını kadınla yaptığını,kadınların özellikle beden ticareti yaptığını unutuyorsun.kusura bakmayın da insan cinsiyetti değil her ikisi de iffet,edep,haya,namus,onur,haysiyet,seref gibi manevi değerleri tam ve bilinçli ise toplumda ne zina olur,ne de hayasızlıklar.ama ne yazık ki özellikle de beden sergilemek kadına mahsus.?kendisine nikahı düşenlere hizmet eder ama evindeki erkeğine,ailesine hizmeti birçok cümle ile zoruna gittiğini söylerler.neden.?bizim taraflarda çok konuşulur.'' dişi kuy..sallamazsa erkek peşinden gitmez.''

Beğenmedim! (0)