Buhari ve Müslim’in sahihlerinde üç tür hadis çeşidi -1

İlmi ve makul yaklaşımın ise, peygamberimizin sünnetini tespit etmeye çalışan muhaddislerimizin emeğini yok saymadan ve saygıdeğer konumlarını unutmadan, eserlerindeki rivayetleri kritik etmeyi gerektirdiğini ifade edebiliriz.

Buhari ve Müslim’in sahihlerinde üç tür hadis çeşidi -1

İlmi ve makul yaklaşımın ise, peygamberimizin sünnetini tespit etmeye çalışan muhaddislerimizin emeğini yok saymadan ve saygıdeğer konumlarını unutmadan, eserlerindeki rivayetleri kritik etmeyi gerektirdiğini ifade edebiliriz.

22 Mayıs 2020 Cuma 01:58
Buhari ve Müslim’in sahihlerinde üç tür hadis çeşidi -1
banner310

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Yüce Allah’a hamd, sevgili resulüne de selam olsun. Önceki yazımızda Buhari ve Müslim’in sahihlerine dönük iki temel yaklaşımdan bahsetmiş, hamasetçi ve kutsayıcı yaklaşımdansa, İlmi ve makul yaklaşımı daha isabetli bulduğumuzu ifade etmiştik. İlmi ve makul yaklaşımın ise, peygamberimizin sünnetini tespit etmeye çalışan muhaddislerimizin emeğini yok saymadan ve saygıdeğer konumlarını unutmadan, eserlerindeki rivayetleri kritik etmeyi gerektirdiğini ifade edebiliriz. İnşallah bizde bu ölçüler içinde, gücümüz yettiğince Buhari ve Müslim’in sahihlerindeki hadislerin, metin tenkidi açısından kaça ayrılabileceğinin üzerinde durmaya çalışacağız.

Buhari ve Müslim’in sahihlerindeki rivayetleri değerlendirirken, her bir rivayeti diğer rivayetlerinden bağımsız olarak değerlendireceğimizi baştan belirtelim. Zira sahihayn ifadesinden de anlaşılacağı gibi, bu rivayetlerin her biri için sahih olma iddiası söz konusudur. Nitekim ehli hadis çizgisinin önderlerinden İmam Şafi, hadislerin her birisinin bağımsız olarak ele alınmasının gerekliliğini, ısrarla ifade etmektedir. O’na göre her bir rivayet müstakil bir değerdir, biri diğerini değerlendirmede ölçü olamaz.1 Biz ise rivayetlerin tüm versiyonlarını göz önünde bulundurup, yeni bir metnin inşa çabasının gerekliliğine inanmakla beraber, bunun yerinin böyle bir yazı olamayacağını düşünüyoruz. Bu nedenle, kesin sahih değildir dediğimiz bir rivayetin, başka bir versiyonun sahih olması, bu usulümüze göre tezat olmadığı bilinmelidir. Aynı şey tersi bir durum içinde geçerlidir. Zira biz sahih olma veya olmama kanaatimizi ele aldığımız rivayet için, diğer rivayetlerden bağımsız olarak veriyoruz. Zaten bu yazıdaki amacımızda sahihayn diye isimlendirilip kutsanma pozisyonuna yükseltilen bu eserlerimizin değerli olmakla beraber, birçok kabul edilemeyecek rivayetleri de içerdiğini fark ettirmektir. Bu rivayetlerin tümünü birlikte değerlendirip, rivayetlere eklenilenleri atmak, çıkaranları eklemek ve rivayetin gerçek anlamını ortaya çıkarmak, konunun uzmanı olan âlimlerimiz için gerekli olmakla beraber, ilk önce sahihayn’ın da bu tür bir çabayla anlaşılmaya muhtaç olduğunu görmek gerekmektedir. (Rivayetlerde böyle bir metin inşasını zorunlu kılan faktörler ve rivayetlerin, ne derece ciddi ravi etkilerine maruz kaldıklarına dönük geniş bilgi için bakınız.2)

Ne demek istediğimizi bazı hadis örnekleri üzerinde gösterelim;

Ebu Zer (r.a.)’den, Resul (as.); -“Biriniz namaza durduğunuz zaman, deve semerinin arka başı kadar (bir şey) onu sütreler. Önünde deve semerinin arka başı kadar bir şey bulunmazsa onun namazını eşek, kadın ve siyah köpek keser, buyurdu. Ravi, Abdullah b. Samit der ki: ben; - Ya Eba Zer siyah köpeğin kırmızı köpekten, sarı köpekten farkı nedir? diye sordum. Ebu Zer: -Ey kardeşimin oğlu, bunu, senin bana sorduğun gibi, ben de Resulullah (as.)’a sordum da, Resulullah (as.): - Siyah köpek şeytandır, buyurdu, dedi.”3 Bu rivayet bizce metin açısından, Kur’an’a, akla ve tarihi uygulamalara aykırı olduğu için sahih olamayacağı açıktır.

Şimdi de şu hadise bakalım: Aişe (r.a.)’den: Huzurunda ; ”Namazı bozan şey; köpek, eşek ve kadındır” diye zikr olundu da, bunun üzerine Aişe (r.a): “ Siz biz kadınları, eşekler ve köpeklere benzettiniz. Vallahi ben Resulullah (as.)’ı namaz kılarken gördüm. Hâlbuki ben kendisi ile kıble arasındaki sedir üzerinde yan yatmış vaziyette bulunuyordum. Bu halde iken bana bir haccet zuhur ederdi de oturup Resulullah (s.a.v.)’e eziyet vermeyi istemeyerek sedirin iki ayağı tarafından sıyrılıp çıkardım, dedi.”4

Bu hadis rivayetini ele aldığımızda, bu rivayetin metin kritiği açısından sahih olduğunu söyleyebiliriz. Zira içinde Kur’an’a, mütevatir sünnete, akla aykırı bir hususu barındırmamaktadır. Dolayısıyla imam Müslim bu iki rivayeti de sahihine almış ve senet açısından sahih görmüş diye, biz de ikisine de sahihtir diyemeyiz.

Yine şu örnek hadislere bakalım: Ebu Hureyre (r.a.)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi:- ya Resulullah (as.) (hastalığın bulaşıcılığı yoktur dediniz. Fakat) benim geyikler gibi (düzgün ve sağlam) ve (temiz) kumluk (arazide) yaşayan develerime ne dersiniz? Bu develerimin arasına (hariçten) uyuz deve (gelip) sokulunca develerimi uyuz ediyor. Di(ye ortaya bir şüphe bırak)tı. Resul (as.): “ ya ilk uyuz deveye bu hastalığı kim sirayet ettirdi?” Diye cevap verdi.5 Dikkat edilirse bu rivayette, açık bir şekilde akla ve gözleme aykırı bir iddia söz konusudur. Üstelik makul ve delile dayalı bir itiraz da ret edilmekte ve bulaşıcılıkla ilgisi olmayan bir soruyla karşılık verilmektedir. Zira hastalığın nasıl ortaya çıktığı ayrı bir konu, hastalığın bulaşıcı olup olmaması ise farklı bir konudur. Bu nedenle bizce metin açısından bu rivayetin sahih olmadığı açıktır. (Bu rivayetin sahih bir şekilde bize aktarılan versiyonlarının olması bile, bu durumu değiştirmemektedir. Zira biz hükmümüzü, bu rivayet için vermekteyiz. Çünkü bu rivayet sahih değildir denildiğinde, bu bahsedilen konuşma veya olay hiç olmamıştır denilmiyor. Söylenilen şey, bize aktarılan bu rivayet yanlış aktarılmıştır hususudur.)

Şimdi de bu rivayete tamamen zıt bir rivayeti ele alalım. Yine Ebu Hureyre (r.a.)’den, nebi (as.)’ın, -“sakın hasta deveyi sağlam devenin yanına uğratmayınız” buyurdu, dediği rivayet olunmuştur.6 Bu rivayetin metin açısından sahihliğine engel bir durum olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla aynı konuyla ilgili Buhari ve Müslim’in sahihlerindeki rivayetlerin birine sahih, diğerine sahih değildir dememiz makuldür ve bu tespitimiz tenakuzdan uzaktır. Zira her bir hadis farklı farklı senetlerce ve bağımsız olarak Buhari ve Müslim tarafından bize aktarılmaktadır.

Ayrıca, bu yazıda rivayetleri sadece metin tenkidi açısından ele alacağımızı tekrar söyleyelim.

Yanısıra bu metin tenkidini de Kur’an’a, mütevatir sünnete (onbinlerin ittifak edip, pratikte de sürekli uygulayarak bize aktardıkları ve Kur’an’la da uyumlu, namaz, hac, oruç, zekât, tesettür, Kurban vb. hususlar.) ve akla uygun olup olmamasıyla değerlendireceğimizi de ekleyelim. Kullanacağımız bu kriterlerin genelde kabul edilen kıstaslar olduğu açıktır. Nitekim tutucu bir âlimimiz olan ibni Hacer bile, mevzu hadisleri bilmenin kriterleri olarak şunları ifade ediyor; Kişinin kendi ikrarı, rivayetlerdeki özellikler, Kur’an’ın nassına, Mütevatir sünnete, Kesin icmaya, ve sarih akla aykırı olması.7 Ama maalesef ibni Hacer’in kendisi de (birçok muhaddisimiz gibi),deklare ettiği bu ilkeleri, rivayetlere yeterince uygulamamıştır. Nitekim garanik iftirasına dönük rivayetleri bile, hadislere dönük aşırı taassubundan dolayı ret etmeme yanlışına düşmesi de bunu örneklerinden biridir.8 Rabbimizden onu da, sünneti savunuyorum diye,iyi niyetlerle yanlışa düşen diğer âlimlerimizi de affetmesini niyaz ederiz.

Bu girişten sonra, Buhari ve Müslim’in sahihlerindeki rivayetlerin en temelde üçe ayrılabileceğini söyleyebiliriz;

a-) Kur’an, Mütevatir sünnetle tam bir uyum içinde olup, akla da aykırı olmayan rivayetler.

b-) Kur’an, mütevatir sünnet ve sarih akla uygun veya zıt olduğu gerekçesiyle (metin açısından) hemen kabul veya ret edilemeyen rivayetler.

c-)Kur’an, Mütevatir sünnet veya akla kesin bir şekilde aykırı olan rivayetler.

İlk çeşidinden örnekler vererek konuyu ele almaya başlayalım;

a-) Kur’an, Mütevatir sünnetle tam bir uyum içinde olup, akla da aykırı olmayan rivayetler. (Bu rivayetler için ek bir kritiğe ihtiyaç duymuyoruz, zira bizce metin açısından bu rivayetlerin kabul edilmemesi için bir neden yoktur.)

Bu başlığın altına girebilecek olan rivayetlerden örnekler:

Doğan her çocuğun İslam fıtratı üzere yaratıldığına dönük rivayetler.

Ebu Hureyre (r.a.)’den, Resulullah (s.a.v)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir; “Her doğan çocuk muhakkak islam fıtratı üzere doğar. Sonra annesiyle babası onu Yahudi yahut Nasranî yahut Mecusi yaparlar. Nasıl ki, her hayvanın yavrusu azaları tam olarak doğar. Hiç o yavrunun burnunda, kulağında eksik, kesik bir şey görülür mü? Sonra Ebu Hureyre; “O halde yüzünü, Allah'ı bir tanıyarak dine, Allah'ın insanları üzerine yaratmış olduğu fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik bulunmaz. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.”9 Ayetini okumuştur.10

Resulullah (s.av.)’ın, Allah’ın helal kıldığını haram kılma yetkisinin olmadığına dönük rivayet.

Ebu Said el- Hudri (r.a.), (sarımsak yiyip mescide gelenleri görünce) Nebi (as.): “Kim bu habis sebzeden bir şey yerse, mescidimize yaklaşmasın” diye buyurdu. Halk arasında: sarımsak haram kılındı, sarımsak haram kılındı denildi. Bu haber Nebi (as.) ulaşınca, Nebi (as.) (halkı topladı ve onlara) Muhakkak ki ben Allah’ın helal kıldığını haram kılamam. Fakat bu kokusu rahatsız eden bir sebzedir,” buyurdu.11

Ali b. Hüseyin (r.a.)’den, (Hz Ali, ebu Cehilin kızını Kuma olarak Fatma (r.a.)’ın üstüne getirmek istediği duyulunca,) Nebi (as.) şöyle buyurdu; “Ben ne helali haram kıla(bili)rim, ne de haramı helal! Lakin vallahi Resulullah’ın kızıyla, Allah düşmanının kızı ebediyen bir yere gelemez. (İstiyorsa Ali, Fatma’yı boşasın, onunla evlensin.)”12

Resulullah (as.)’ın, Kur’an’ın ilkeleri içinde içtihatlarda bulunup, haram olanları bize bildirdiğine dönük rivayet.

Cabir (r.a.)den Resulullah (a.s.): “bir kadının, onun halası üzerine yahut onun teyzesi üzerine nikâh olunmasını nehyetti” dediği rivayet olunmuştur.13 (Bilindiği gibi rabbimiz;“öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- size haram kılındı.”14 diye buyurmuştur. Nebi(as.)’da bu ayetteki iletten/makasitten hareketle, Bir kişiyi teyzesi ve halasıyla aynı anda nikâh altına almanın da haram olacağına hükmetmiştir. Bilinmelidir ki Nebi (as.) mutlak haram kılma yetkisine sahip değildir ve asla Yüce Allah’ın bir hükmüne ters düşecek bir hükümde bulunamaz. Ama rabbinin kendisine ilettiği kitabın ilkeleri çerçevesi içinde, yeni ortaya çıkan ve kitapta açıklanmayan detay hususları açıklama ve haram kılma yetkisine sahiptir. Tıpkı Nebi (as.)’dan sonra gelen müçtehitlerimizin de bu imkânlarının olması gibi. Resul (as.)’ın hükmünün, müçtehitlerin hükümlerinden en önemli farkı, hükmün Resulullah (as.)’dan geldiği sabit olması durumunda, artık o hükmün yanlış olma ihtimalinin kalmamasıdır. Zira Nebi(as.), dini meselelerle ilgili hususlarda Yüce Allah’ın gözetimindeydi ve içtihadında yanıldığında mutlaka düzeltilirdi. Ama aynı şey, müçtehitler için aklımızın ucuna bile getirilemez. Bu nedenle önemli olan, verilen bir hükmün Kur’an veya Sünnette mutlaka yer alıp almaması değil, Verilen hükmün Kur’an’ın veya sabitleşmiş sünnettin ilkelerine aykırı düşüp, düşmemesidir. Bu nedenle Resulullah (as.)’ın, Kur’an’da olmayan ama Kur’an’ın ilkelerine uygun (yukarıdaki rivayette olduğu gibi) bir hükümde bulunması kadar doğal bir şey yoktur. (Şüphesiz yine de her şeyi en iyi bilen, yücelerin yücesi olan Allah’tır.)

Nebi (as.)’ın, hukukun üstünlüğüne riayetteki titizliğine dönük bir rivayet.

Aişe (r.a.)’den rivayet edilmiştir; “ Mahzum kabilesine mensup, hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşi üzmüştü. Bunun üzerine – ‘Onun hakkında Resulullah (s.a.v.) ile kim konuşur’ dediler. (Bazıları) –‘Buna, Resulullah (s.a.v.)’in çok sevdiği Usame b. Zeyd’den başka kim cesaret edebilir?’ dediler. Bunun üzerine Usame, Resulullah (s.a.v.) ile (o kadının affedilmesi meselesini) konuştu. Resulullah (s.a.v.), (ona): -‘Allah’ın cezalarından bir cezaya şefaat mi ediyorsun? buyurdu. Daha sonra Resulullah (s.a.v.) kalkıp halka hitaben: -‘ Şüphesiz sizden öncekiler, içlerinde itibarlı bir kimse hırsızlık yaptığı zaman bırakıverdikleri ve zayıf birisi hırsızlık yaptığında ise kendisine ceza uyguladıkları için helak oldular. Allah’a yemin ederim ki, eğer Muhammed’in kızı Fatıma (bile) hırsızlık yapsa (onun da) elini keserim ‘ buyurdu. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, ibni Mace, Ahmet bin Hanbel.b. Hanbel.)15

İdarecilik için gerekli şartın ehliyet olduğuna ve disiplini sağlayan emir ve kurallara uymanın önemine dönük rivayet:

Enes b. Malik(r.a.)’den rivayete göre, Nebi (as.) şöyle buyurmuştur: “Ey ashabım: idarecilerinizin emirlerini dinleyiniz ve itaat ediniz; üzerinize tayin olunan idareci başı siyah kuru üzüm gibi Habeşli bir köle olsa bile.”16

Hüküm verme pozisyonda olanların, kendilerini adaletten uzaklaştıracak hallerden sakınmasının gerekliliğine dönük rivayet.

Ebu Bekre (r.a.)’den: Nebi (as.)’ın: “iki kimse arasında hüküm edecek olan hâkim sakın asabi bir halde iken hüküm vermesin” buyurduğu rivayet olunmuştur.17

Yüce Allah’ın ancak hüsnü zanna layık olduğuna dönük rivayet:

Cabir b. Abdullah el-Ensari (r.a.)’den: Resulullah (a.s.)’dan, vefatından üç gün önce işittim. Şöyle buyuruyordu: Sizden biriniz ancak Allah’a hüsnü zan eder halde ölsün.18

Yüce Allah’ın üstünlük ölçüsü olarak, iyi niyetli salih amelleri ölçü aldığına dönük rivayet:

Ebu Hureyre (r.a.)’den: Resulullah (s.a.v.); “Şüphesiz Allah sizlerin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Lakin kalplerinize ve amellerinize bakar”, buyurdu.19

Yüce Allah’ın, merhamet edeni bağışlayacağına dönük rivayet:

Ebu Hureyre (r.a.)’den: Nebi (a.s.): “Bir kul dünyada diğer bir kulun (ayıplarını) örterse, muhakkak kıyamet gününde Allah’ta onun (ayıplarını) örter”, buyurdu.20

İslam’da insan onurunun ve özgürlüğün esas olduğuna dönük rivayetler:

Ebu Mesud el Ensari (r.a.)’den: “Ben kölemi döverken, arkamdan şöyle bir ses duydum; “Şunu iyi bil ey Ebu Mesut! Allah’ın senin üzerindeki iktidarı, senin köleye karşı olan iktidarından daha fazladır”, diyordu. Ben hemen arkamı dönüp baktım ki Resulullah (s.a.v.)’le karşı karşıyayım. Akabinde ben, ya resulullah! Bu köle Allah rızası için hürdür, dedim. Bunun üzerine Nebi (as.): “ Eğer köleyi azat etmemiş olsaydın, ateş seni muhakkak yakacaktı yahut ateş sana herhalde dokunacaktı”, buyurdular.21

Zazan’dan, İbni Ömer (r.a.) kendisine ait bir köleyi çağırdı ve onun sırtından (vurmaktan) bir iz gördü. Bunun üzerine, ben seni acıttım mı? Köle: hayır. İbni Ömer: Öyleyse seni azat ettim, sen hürsün, dedi. Ravi derki: İbni Ömer yerden bir şey aldı da dedi ki: Bu köleyi azat etmemde benim için bu şeyin ağırlığı kadar bir sevap yoktur. Çünkü ben Nebi (as.)’dan işittim. O şöyle buyurmuştu: “Bir kimse, kölesini yapmadığı bir işe karşılık, ceza olarak döver veya tokatlarsa, artık bu dövmeden dolayı işlediği günahın kefareti, bu köleyi azat edip hürriyetine kavuşturmasıdır.”22

Resulullah şöyle buyurmuştur: “kim bir kölenin kendine ait olan hisseyi azad ederse, eğer onun kölesinin bedeli kadar malı varsa, kölenin tamamını azad etmesi onun üzerine vacip olur. Adil bir kıymetle bedeli biçilir. Ortaklarına kendi hisseleri verilir ve azat edilen kölenin yolu boşaltılır.”23

Namazın önemine dönük rivayet

İbni Mesud (r.a.): Nebi (as.)’den amellerin hangisi daha Allah’a daha sevgilidir diye sordum. Nebi(as.):  “Vaktinde (kılınan) namaz” buyurdu. Sonra hangisi? Dedim. “Anne babaya iyilik” diye buyurdu. Sonra hangisi dedim. “Allah yolunda cihad diye buyurdu.”24

Kurban kesme vaktinin, kurban bayramı namazı sonrası olduğuna ilişkin rivayet:

Cündüp ibni Süfyan (r.a)’den, Ben kurban günü nebi (a.s.) ile beraberdim. Namazı kıldırıp, selam verir vermez birde ne görsün! O, namazından çıkmadan kesilmiş kurban etleri. Bunun üzerine: “ Her kim (bayram) namazı kılmadan – veya kılmamızdan evvel- kurban kestiyse onun yerine bir başkasını kessin. Her kimde kesmemişse Allah’ın ismi üzerine (yani bismillah) diyerek kessin, buyurdu.25

Resulullah’ın her kes gibi beşeri özelliklere sahip bir kul olduğuna ilişkin rivayetler:

a-) Allah resulü kendisinin kul, rabbinin de yegâne ilah olduğunu çok iyi bildiğine dair rivayet.

Adiy b. Hatem (r.a): Adamın birisi Resulullah (s.a.v.)’n yanında hitabette bulunarak:  “Kim Allah’a ve resulüne itaat ederse muhakkak ki doğru yolu bulmuştur. Kimde onlara isyan ederse şüphe yok ki sapmıştır” dedi. Resulullah (as.): “Sen ne kötü hatipsin, (onları diyerek Allah ve resulünü eşitleme gibi bir ifadeyle değil, Allah ve elçisini birbirinden ayırarak) deki; Kim Allah’a ve resulüne isyan ederse”26

b-) Hükümde yanılma ihtimalinin varlığına ve gaybı bilmediğine dönük rivayet:

Ümmü seleme (r.a.)’den rivayet edilmiştir: “Nebi(as.) ve Ümmü Seleme odasının kapısı (önü)nde şiddetli bir kavga işitti de bunların (yanına) çıktı ve şöyle buyurdu: Şüphesiz ben(de sizin gibi) bir insanım! Zaman olur ki bana (sizden iki) hasım gelirde bazınız (haksızken) daha düzgün ifadei meram etmiş olabilir; bende o beliğ sözleri doğru zannederek onun lehine hükmedebilirim. Binaenaleyh kimin lehine bir Müslim’in (ve gayri Müslim’in) hakkıyla hükmettimse (bilsin ki) bu hak ateşten bir parçadır. İsterse onu alsın, ister bıraksın.27

c-) Nebi (as.)’ın, gaybın hiçbir şekilde bilinemeyeceğine ve kendisinin de gaybı bilmediğine dair uyarıyı içeren rivayet.

Ensardan bir kadın olan ümmü Ala’ (bınti haris, r.anh.)’den rivayet edilmiştir. Ümmü Ala’ Nebi (a.s.)’a biat eden kadınlardandı. Ümmü Ala’ demiştir ki; (Hicret-i seniye’de) Muhacirler kura ile (ensar arasında) taksim edilmişti. Bizim ailenin payına da Osman b. Mazun düşmüştü. Biz, Osman’ı bir müddet evimizde konuk ettik. Fakat Osman (bir müddet sonra) sebebi mevti olan bir hastalıkla hastalandı. Vefatında gasledildi. Kendi elbisesi ile kefenlendi. Sonra Nebi (a.s.) cenazeye geldi. Ben (cenazeyi tezkiye ederek); Ey ebu Saib! Cenabı Hak sana rahmet etsin. Senin hakkında bildiğim ve bu cemaate bildirmek istediğim şudur ki; sen, Allah’u Teâla’nın (ahiret aleminde) kerem ve inayetine mazhar olmuş bir zatsın, dedim. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.); Allah’u Teala’nın bu ölüye ikram ve inayet buyurduğunu nereden biliyorsun? Suretindeki sorgularına cevaben bende; ya Resulullah, babam, sana feda olsun. Allah (bu imanlı itaatli kuluna ikram etmezde) ya kime ikram eder? Dedim. Bu defa Resul-i Ekrem : -Osman b. Mazun ölmüştür. Ve Allah’a yemin ederim ki, ben bu ölü için hayır ve saadet umarım. Yine Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın bir peygamberi iken bana (ve size yarın) Allah tarafından nasıl muamele edileceğini bilemem, buyurdu. Ümmü atiye demiştir ki: Vallahi bundan sonra ben, kimseyi tezkiye etmeğe cesaret edemedim.28

d-)Nebi (as.)’ın namaz rekâtlarını unuttuğuna ilişkin rivayet:

İbni Mesud (r.a.)’den: Şöyle demiştir( bir defa) Bize namaz kıldırdı. Selam verince biri ona; Ya Resulullah, namaz hakkında yeniden (vahiy falan gibi) bir şey mi geldi? Nebi (as.): Neden sordun? Deyince: “Ya Resulullah böyle kıldırdın da ondan” dediler. Bunu üzerine (nebi as.) iki bacağını kıvırdı ve kıbleye yönelip iki secde ettikten sonra selam verdi. (Sonra) yüzünü bize dönünce buyurdu ki: Namaz hakkında yeniden bir şey gelmiş olsaydı size haber verirdim. Lakin ben de (nihayet) sizin gibi bir beşerim. Siz unuttuğunuz gibi ben de unuturum. Unuttuğum zaman bana hatırlatınız.”29

e-) Resulullah(s.a.v.)’ın kulların hidayetine dönük en küçük bir yetkiye sahip olmadığına dair rivayet.

Enes b. Malik (r.a.)’den rivayete göre şöyle demiştir: Uhud günü Nebi (as.)’ın başı yarıldı da, Resulullah(as.): peygamberlerini yaralayan bir kavim nasıl kurtuluş bulur dedi. Bunun üzerine “Senin elinde (onları cezalandırmak veya affetmek hususunda) bir şey yok. Allah, ya onların tövbesini kabul eder yahut onları zalim bulundukları için azâplandırır. (3/128) mealindeki ayet indi.30

f-)Hz. Peygamberin, kıyamette hiç kimseden bir şey savma gücünün olmadığına ilişkin rivayet:

İbni Abbas (r.a.)’dan: bir kere nebi (as.) aramızda bir nasihat konuşması yapmak üzere kalktı ve şöyle buyurdu: << Ey insanlar! Hiç şüphe yok ki siz Aziz ve Celil olan Allah’ın huzuruna yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak toplanacaksınız. (sonra şu ayeti okudu:) “Göğü, kitap dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız.(21/104)”Haberiniz olsun ki kıyamet günü mahlûkat içinde ilk olarak elbise giydirilecek kimse İbrahim (as.)’dır. Şunu da iyi biliniz ki ümmetimden bir takım insanlar getirilecek ve onlar sol tarafa (yani cehenneme) alınacaktır. Bunun üzerine ben: - Ya rabbi onlar benim ashabımdır, diyeceğim. (bana): -Sen bilmezsin. Onlar, senden sonra (dinde) neler icad ettiler neler, diye cevap verilir. Ben de salih kulun (Meryem oğlu İsa’nın) dediği gibi derim: “Ben onlara, sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin (dedim.) Aralarında bulunduğum sürece onlara şahit (ve örnek) idim. Ama beni içlerinden aldığında, artık üzerlerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen, her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin» dedi.(5/117,118.)”31

Ebu Hureyre (r.a)’den, bir gün nebi (as.) aramızda ayağa kalkarak hıyaneti andı. Onu büyüttü, onun halini de büyüttü, sonra şöyle buyurdu: “ sakın sizden birinizi kıyamet günü, boynunda büğürmesi olan bir deve olduğu halde gelerek; <> derken, kendimi de, <> diye cevap verirken bulmayayım.”32

Buhari ve Müslim’in sahihlerinden örnek olarak alıp, yukarıda zikrettiğimiz bu hadisler, bizce Kur’an, mütevatir sünnet ve apaçık akli gerçeklere uygun rivayetlerdir. Allah’a hamd olsun ki bunun gibi, daha pek çok Resul (as.) efendimizin pak yolunu gösteren rivayetler de, bu değerli kitaplarımızda mevcuttur.

 İnşallah gelecek yazımızda, bu eserlerde bulunan diğer hadis türlerinden de örnekler vereceğiz. Sözlerimizin sonu Yüce Allah’a hamttır. Rabbimizden bu çabamızı müslümanlara fayda sağlayan ve kendisine yakınlaşmaya sebep olan bir salih amele dönüştürmesini ve bizleri kutlu elçisinin sünnetine tabi olanlardan kılmasını niyaz ediyoruz.

Dipnotlar:

1- Prof. Dr. M. Emin Özafşar, Hadisi Yeniden Düşünmek, S.118, Otto Yay. 

2- Prof. Dr. M. Emin Özafşar, Hadisi Yeniden Düşünmek, S.233--264, Otto Yay.

3- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1. S. 328. Eser Neşriyat.

4- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1. S. 331. Eser Neşriyat.

5- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.12. S. 86)

6- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.12. S. 95.

7- İbn Hacer el-Askalani, Hadis usulü, Beka yayınları, S.120,121,122.

8- Prof. Dr. Enbiya Yıldırım, Hadisler ve Zihinlerdeki Sorular, Büyük Muhaddis Şuayp Arnavut’la Söyleşi, S.374.

9- 30/30

10- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.4. S.529.

11- Sahihi Müslim Terceme ve şerhi,  C.3. S. 1630. Sönmez Neşriyat.

12- Sahihi Müslim Terceme ve şerhi,  C.10. S. 316. Sönmez Neşriyat.

13- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.11. S.274.

14- 4/23

15- 7 Hadis İmamının İttifak Ettiği Hadisler, İbrahim el- Hazimi, S. 867, Karınca yay.

16- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.12. S.319.

17- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.11. S.274.

18- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, S.488. Eser Neşriyat.

19- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 3. S.158. Eser Neşriyat.

20- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 3. S.159. Eser Neşriyat.

21- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1. S. 861. Eser Neşriyat.

22- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 1. S. 860. Eser Neşriyat.

23- 7 Hadis İmamının İttifak Ettiği Hadisler, İbrahim el- Hazimi, S. 717, Karınca yay.

24- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.2. S.475.

25- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 2. S.357. Eser Neşriyat.

26- Sahihi Müslim Terceme ve şerhi,  C.4. S. 2425. Sönmez Neşriyat.

27- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 2. S.134. Eser Neşriyat.

28- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.4. S.293.

29- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.2. S.345.

30- Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, C.10. S.199.

31- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 3. S. 484. Eser Neşriyat.

32- Muhtasar Sahih-i Müslim Tercemesi, Hafız Ebu Muhammed El- Münziri, C. 2. S.325. Eser Neşriyat

Abdülhakim Beyazyüz / HaksözHaber

Son Güncelleme: 23.05.2020 21:14
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Safa 2020-05-22 03:31:51

Şu yazıya kim nasıl itiraz edebilecek merak ediyorum. Yahu Kurana uyan hadislere kim neden itiraz etsin. Lakin zıt olan hadisleri de neden ısrarla savunmaya çalışırlar anlamak mümkün değil. Kafa tasındaki cevizi kullanın diyorum daha ne diyeyim.

banner312

banner298