Müftülüğün görevlendirdiği vaaz son anda gelmekten vazgeçince imam ve müezzini bir telaştır aldı. Birazdan camiye gelen cemaate neyi anlatacaklarının sıkıntısı basmıştı kendilerini…
 
Diyanet'in vaaz programına da bakmadıkları için konu bulmakta zorluk yaşıyorlardı.  
 
İmam, “Kur’an okuyalım, gitsin” diyor, Müezzin ise  “Namazı bozan halleri anlatalım” diyordu. 
 
Cami, kentsel dönüşümle yeni imara açılmış bir bölgede olduğu için renkli bir cemaate sahipti. 
 
Cemaatin içinde; ev sahiplerinin inşaatın hakkını vermemekle suçladıkları yüklenici ve mühendisler;
 
Yeni aldığı evde kapı komşusunu tanımayan, birbirine asansörde dahi hal hatır sormayan ev sahipleri;
 
Site gelir ve giderlerinden milleti haberdar etmeyen site yöneticileri ve onlardan şikayetçi site sakinleri; 
 
Okul çıkışlarında ellerindeki pahalı telefonlarla yola durmuş kız öğrencileri dikizleyen zampara çocuklar vardı.
 
Okulda müfredat dışında dünyadan habersiz, öğrencisinin amaç ve hedeflerinden uzak, gündemden kopukluğuyla öğrencilerin alay konusu olmuş öğretmenler; 
 
Yan sitenin yöneticisine 9 liralık çekvalfi 100 liraya satan insafsız tesisatçı Abidin;
 
Punduna getirdiği Ahmet amcanın 23 bin liralık arabasını 15 bin liraya alan paragöz Galerici Mehmet;
 
Kumar, kadın, rakı düşkünlüğüyle tanınan ayyaş Yıldırım Abi;
 
Yaptığı dedikodularla komşuların arasını açmış huysuz Veli amca da Cuma namazı için camiye gelmişti.
Kimler yoktu ki camide…
 
Bir araya gelmesi imkânsız bir yığın insan…
 
Birbirinin hatırına değil sadece Allah’ın hatırına o gün Cuma namazı için camide bir aradaydılar.  
 
Cemaatin ihtiyacı karşısında cami görevlilerinin kendilerine sunmayı düşündükleri konular taban tabana zıttı.

Cemaatin talebiyle görevlilerin arzı arasında oluşan tenakuz milletin camiden kaçmasının veya beş dakika kala camiyi doldurmasının asıl nedeni gibiydi. 

 
Cuma dışında toplumun sorunlarını çok iyi bilen ve dile getiren görevliler maalesef görevlerinin gereğini yapmayarak eleştirdikleri cemaatle aynı seviye düştüklerinin farkında bile değillerdi. 
 
Diyanet personelinin diğer kurum personellerine nazaran insani yönü, yaklaşımı, kucaklayıcılığı, sıcaklığı, iyi niyetine diyecek yok. 
 
Ama gerçekten bir şeyler eksik… 
 
İyi niyetin, tatlı dilin, sıcaklığın ötesinde milletin kalbine ve zihnine hitap eden güncel, etkileyici bilgi eksikliği had safhada.
 
Toplumda başlayan branşlaşma ile beliren yüzlerce meslek erbabı karşısında zihinleri doyurmaktan yoksun din görevlilerinin boş bıraktığı geniş bir alan var. 
 
Diyanetin Kur’an ve Dini Bilgiler eğitimi için harcadığı milyarlarca lira para muhalefetin bile gündeminde…
 
Maalesef arzulanan güzel niyet ve harcanan para ile ortadaki ürün arasında ters bir orantı var. Ne yapılırsa yapılsın camilerden istenen verim bir türlü alınamıyor. Aynı sıkıntı Milli Eğitim Bakanlığı’nın da sorunu.  
 
Göreve başladıktan sonra çok az öğretmen ve din görevlisi mesleğinin hakkını veriyor. Birçoğu kendisine laf gelmeyecek kadar işini yapıyor. Vefa, fedakârlık ve toplumsal duyarlılık neredeyse sıfırın altında seyrediyor. 
 
Vefa ve fedakârlık noktasından mesleğinin hakkını vermeyen her öğretmen ve din görevlisinin hitap edemediği insan, zorunlu olarak hurafi cemaatlerin veya sol terör örgütlerinin eline düşüyor. 
 
Malum hayat boşluk kaldırmıyor. Zihin, nadasa bırakılmaksızın önüne gelenin ekim yapabildiği tarifi imkânsız bir tarla. Öyle bir tarla ki ürünleri, ekenin olduğu kadar ekmeyenin de zorunlu olarak mutfağında…
 
İmam bildiğini okursa; mutfağında cemaatin istemediği ürünlerini görmesi kaçınılmaz olur.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.