İnsan ve din..! İnsan ve tasavvuf..! Ve akliye..Akıl sağlığı… Psikiyatri.!


Din akla hitap ediyor, Psikiyatri akılla meşgul..

Din ve Psikiyatri “akıl” üzerinde ortak. Aklı olmayanın dini yok, sorumluluktan uzak. 


Psikiyatri aklı koruma ile ilgili. Akıl gitti, din gitti..


Akıl dini anlamak için.. Din aklı yönlendirmede etkili.. İşte bu bizi dini yönelişlerle ilgilenmeye sevk ediyor..
 

Tasavvuf bir dinsel algılama tarzı..

Din, insan üzerinde söz söylüyor.. Tasavvuf din üzerinde.. Din algılarına müdahalede bulunuyor. 


Ve önemli bir tespit! Tasavvuf “inançsız” kimseler üzerinde çalışmıyor, “inanmış” insanın inancı üzerinde işlem yapıyor. 
Böylece iman konusunun temelinde bulunan “Yaratıcı” ve “varlık” kavramlarının anlamı değişiyor ve başka bir “iman algısı” ortaya çıkıyor.

“Din” insanın “kendi kendini kontrol” etmesini istiyor. “Tasavvuf” ise insanın birileri tarafından “kontrol edilebilir” hale gelmesini sağlıyor..


Dinde “insan”, kendisine verilen imkan ve irade ile Yaratıcısına karşı sorumlu, onunla doğrudan irtibatlı.. Tasavvuf yolunda ise, Allah ile buluşturacak bir aracıya ihtiyaç var.. Bu aracı tereddütsüz teslimiyet istiyor. 


İnanan kimse, bağlandığı “aracı” mübareğin “himmet”i ile kademe kademe yol alma ümidi ile “müridlik” yoluna giriyor. 
“Mutlak teslimiyet” isteyen bu “çok mübarek” insan… “İnsan-ı kamil”.. En mükemmel insan..!
        
Tasavvufta “insan” Allah’ın “kendi suretinde” yarattığı bir varlık. Ve Allah’ın halifesi.. 


Kur’an’da meleklere “yeryüzünde” insanı yaratacağını haber veren Rabbimiz, insanın “halife” oluşunu yeryüzüne izafe ediyor.. Tasavvufi anlayış ise onu “Allah’ın halifesi” olarak görüyor. 


Herkes “insanı kamil” olma yoluna girecek, ama sadece bir kişi o makama ulaşacak. Diğerleri ona iman derecesinde mutlak bağlı olacak.. 


Bu çok mübarek zatlar devir devir gelecek.. Onlar insanoğlunun en kamili, kutupların kutbu, yani “kutub u azam”, “gavs”  diye isimlendirilen zatlar olacak. 


“Gavs” İnancı Nerede Ortaya Çıktı?

“Gavs inancı”ının nereden geldiği üzerinde araştırma yapanlar konuyu şöyle özetliyor; 

Gavs ve insanı kamil inancı Müslüman kabul edilmeyen Batınilikten ve İsmailiyye’den geliyor..


“İlk olarak İran Şia inancında ortaya çıkmış ve Hallac-ı Mansur, Celaleddin-i Rumi ve İbn Arabi gibi tasavvuf konusunda önde gelenlerin de Fars kültüründen etkilendikleri bilinmektedir. 


Pek çok tasavvuf ehlince büyük addedilen önderlerin İran'da bulundukları, eğitim aldıkları biliniyor. 
Konu üzerinde araştırma yapanlar “kutub inancı”nı ilk ortaya koyan kişinin hicri 322 de ölmüş olan Muhammed b. Ali el-Kettânî olduğunu söylerler. 


Kettânî, “veliler örgütü”nü ve başında bir “gavs” hazretlerinin bulunduğunu söyler. (Şa'rânî, et-Tabakât, 1, 95)
Kettani'den sonra “kutub” konusunu daha da genişleten kişi Hucvîri’dir. Ona göre, “kutub”; “Zahir ve bâtın, maddî ve manevî bütün varlıkların eksenidir. Her varlık, her oluş çevresinde döner ve ona dayanır. O her şeye feyiz verir. Allah âlemi ve âlemdeki düzeni onun aracılığı ile devam ettirir. (Keşfu'l-mahcub, s. 249, 329,346)

Konuyu tarihi seyri içinde inceleyenler ise bu inancın Batıni’lerden ve Karmati’lerden sufiliğe geçtiğini, Şamanlıktaki Kam/şaman ve Budizm’deki Arhant, Hıristiyanlıktaki Aziz Kültürün İslam’a geçmiş şekli olduğunu ortaya koymuşlardır. (Sadettin Merdin, İslam’ın Pavlusları, Süleymaniye vakfı yay. İst. 2012, s.108)


“Kutub inanç sistemi konusunda en geniş görüşler ortaya koyan Muhyiddinİbnu'l-Arabî bu kutublar örgüsünü teşkil eden gayb adamları kainatı idare ederler. 
Kainatın işlerini idare etmeleri hasebi ile kutuplar çeşitli isimlerle adlandırılmışlardır. 
Bunlar; kutb-i âlem, kutb-i cihan, kutb-i ekber, kutb-i irşâd, halife, kutb-i zaman, kutb-i vakt, vâhid-i zaman, sâhib-i vakt, hicâb-ı a'lâ. mir'ât-ı Hak, kutb-i medar ve gavs’tır.

Tarikatta “şeyh” olarak isimlendirilen bu gavs hazretleri her şeydir ve o “İnsan-ı Kamil”dir. Allah ile olacak her işin ancak onun araya girmesiyle olacağına inanılır.” (Sadettin Merdin, İslam’ın Pavlusları, s.113)


Allah’ın Esas “Halifesi” ve “Vekili” Kim?


Gavs inancı, temelde insanın “Allah’ın halifesi” yani bir anlamda vekili olduğu anlayışı üzerine gelişmiş. 


“Halife”, onun “yerine geçen”, onun “adına hareket etme” yetkisinde olan demekse, bu bakışı İslam’daki ilah kavramı çerçevesinde bir yere oturtmak mümkün olmaz. 


“İslam Alimleri, insan için “Allah’ın halifesi” deyiminin kullanılmasından hoşlanmazlar. Gerçekten de Kur’an’ın hiçbir yerinde ne tekil, ne de çoğul “Allah’ın halifesi”, “halifeleri” şeklinde geçmez.” (Süleyman Uludağ, Halife md. DİA ,C15 s.299-300)


Raşid halifeler kendilerine asla “Allah’ın halifesi” diye hitap edilmesini kabul etmemişlerdi. Onlara “Emir-ul-Mü’min”, yada “Resulullah’ın halifesi” diye hitap edilmiştir. “Allah’ın halifesi” unvanını zalim Emevi sultanları kullanmışlardır.” (Sadettin Merdin, İslam’ın Pavlusları, s.170)


İbni Arabi, İnsanın “küçük alem” , kainatın “büyük insan” olduğu fikrini, insanın “yeryüzünde Allah’ı halifesi” olduğu inancını İhvan-i Safa’dan almıştır..” (Mahmut Kaya Muhyiddin-i İbn-i Arabi md, DİA , C.20, s.522)


“İhvanı Safa” İslam inancı ile hiçbir alakası olmayan, ama tasavvufi düşünce yapısında oldukça önemli yeri olan şirk kaynaklarından biri..  

İnsan-ı Kamil= “Üstün İnsan”  


    Tasavvuf yapılanmalarında bir numaraları unsur “gavs hazretleri”dir. “Gavs” tasavvufi toparlanışların tepesinde bulunan zattır ve yapılanma onun etrafında oluşur. 


    Grubun kayıtsız şartsız bağlı olduğu kişi budur. Gavs olmadan tarikat olmaz. O “kutub”dur. Herkes onun etrafında döner.


    “Tasavvuf” ya da “tarikat” yapılanmasından bahsediyorsanız ilk akla gelecek şey “Gavs” hazretleridir.  Gavs hazretlerini anlamın yolu ise onun için kullanılan “insan-ı kamil” kavramını bilmekten geçer. Çünkü “gavs” diye isimlendirilen zatın bir “insan ı kamil” olduğuna inanılır. 


“İnsan ı kamil”, yani en mükemmel insan.!. Özel ismi ile “Gavs”tır.


“Darda kalınca yalvarılan, sığınılan ve yardım istenen..Sufiler ‘Yetiş ya Gavs!’ diye yardıma çağırdıkları.. Allah’ın isim ve sıfatlarının kendisinde ortaya çıktığına inanılan kişi.”  (Hasan Kamil Yılmaz (Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı) Ricalül Gayb, Gayb Erenleri, Altınoluk Dergisi, 1995) 


Bu zatların Allah adına hareket ettikleri inancı onları tartışılmaz kılar. Tarikatlarda Allah’ın yeryüzündeki halifeleri, temsilcileri oldukları inancı hakimdir.    


İnsanlarda Allah’ın üflediği bir ruh bulunduğu, Adem’i yani insanoğlunu kendi suretinde yarattığı tezi bu inancı desteklemek için temel teşkil eder. 


İbn-i Arabi, “halife” kavramını daha ileri götürerek, “Allah’ın halifesi” Allah’ın tüm isim ve sıfatlarıyla kendisine tecelli ettiği kişi, “insan-ı kamil” olarak niteler. 


Ona ve onun gibi düşünenlere göre; “Allah, halkı ve mülkü bu insan-ı kamil ile korur. Yine insan Allah’ın halifesi olduğu gibi Allah da insanların halifesidir..” (Süleyman Uludağ, Halife mad. DİA ,C15 s.299-300)


Ancak Müslüman sayılmayan Batınilikten, İsmailiyye’den geldiği belirtilen gavs inancı çerçevesinde gelişmiş ricalullah, ricalu’l-gayb, nüceba, nükeba, büdela, ümena, evtad, ahyar, abdal, gavs, kutup gibi adlandırmaların Kur’an ve sahih hadislerde geçmediği biliniyor. 


Bu bakış açısı bir inançtır, inanıştır. Kabuldür. Böyle kabul etmek, böyle inanmak “bir inanç ifade ettiğine göre İslam açısından kritik edilmesi de doğaldır.

Sonuç ise iki açıdan büyük problem.!


Bir; dini açıdan..

İki; bu inanca bağlananların psikolojisi üzerinde etkisi açısından…

İki bakımdan da oldukça önemli sıkıntılar var.
Bu sıkıntıların ne derece önemli olduğunu anlayabilmek için ise öncelikler gavs hazretleri ve gavsa bağlı veliler örgütü yapılanmasını iyi bilmek gerekir.  
    
Tasavvufa Göre Peygamber’den  Gavs Hazretlerine “İnsan-ı Kamil”


İnsanı Kamil! Allah’a en yakın, hatta onla bütünleşmiş kişi..! Tarikatlarda insan-ı kamil Muhammed’dir. Ama onun tarihi şahsiyeti değil, Adem balçık halindeyken Peygamber olan Muhammed, yani Hakikat-ı Muhammediye’dir. İnsan-ı kamil, varlığın ve hilkatin gayesidir. Zira ilahi irade ancak onun aracılığıyla gerçekleşir. Eğer insan-ı kamil olmasaydı Allah bilinemezdi. 


‘İnsan-ı kamil’, maddi-manevi bütün kemal mertebelerini kapsar. Onun kalbi Arş’a, benliği Kürsü’ye, makamı Sidre-i müntehaya, Aklı Kalem-i a’la’ya, nevsi Levh-i mahfuz’a, tabiatı anasır-ı erbaaya bağlantılıdır.” (Hasan Kamil Yılmaz, İnsanı Kamil, Altınoluk Mecmuası, Temmuz 1996, sayı, 125, s.31)

Tasavvufta Mübarek Putlar / Antitasavvuf Yayınları

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Îmam 2017-06-26 01:32:27

Bence efendimizi ögrenmeye calismak sunnetlerine sarilmak onu anlamaya calismak herseyin otesinde.kul kula dua edebilir fakat kurtarici Allah tir.insani ilahlastirmakta neyin nesi.efendimiz ile Allah azze ve celle anlasilabilir.kamil bir mumin olma yolunda ilerlenebilir.yeter ku haramlardan uzak dur yeter ki helal daireden ayrilma gavs kutup kimse kurtaramaz yarin mahserde.Rabbimiz kime yetmez Rabbini bulan kimi arar.Muhakkak ki Allah bize sah damarimizfan daha yakindir.Vesselam

Avatar
Sufi 2017-06-29 08:32:03

Bu arkadaş tasavvufu hiç anlamamış. Çok yüzeysel bakmış...

Avatar
Mekke 2017-06-26 21:27:46

Bu arkadaş konuyu bir tasavvuf proförüne sorsa ne olurdu acba