Müslümanların dünya üzerindeki dağınıklığı ve başsızlığı, onların perişanlığının birinci sebebidir. Osmanlının parçalanmasından sonra, emperyalist batı dünyası, cetvelle sınırlar çizerek İslam coğrafyasını parçaladı, kendi kültürünü yerleştirdi ve kendine sadık olacak tasmalı kukla liderleri de başlarına koyup -görünüşte bağımsızlıklarını vererek- çekildi. Fakat sömürü hortumları sürekli varlığını devam ettirdi. Hafif milli kıpırdanışta hemen müdahale edildi, istemedikleri idareciler başa geçtiğinde darbelerle indirdiler.

Bir zamanlar Cezayir’deki İslamî Selamet Cephesi (FİS), ezici çoğunlukla belediyeleri alarak iktidara doğru yürürken, Fransa tarafından müdahale edilerek parti kapattırıldı ve yöneticileri tutuklandı. Çünkü Cezayir, eski Fransa sömürgesi, şimdi kukla liderler sayesinde Fransa gönüllüsüdür. Fransa’da karşılaştığım yetişkin Cezayirlilerin çoğu Arapça konuşamıyor, gençlerinin hemen hemen tamamına yakını hiç konuşamıyor. Fransa eski cumhurbaşkanlarından Jack Chirac, 2008’de yaptığı bir konuşmasında “Fransa’yı Fransa yapan Afrika’dır” derken, Afrika’daki müslüman ülkeleri sömürerek semirdiklerini itiraf etmiş oluyordu.

Daha dün Mısır, Muhammed Mursî gibi bir milli lideri başa getirince, küresel şeytan Amerika maharetiyle bir yıl sonra binlerce sivilin katledildiği kanlı bir darbe ile iktidardan indirildi. İslam coğrafyasının neresine bakarsanız bakın, batı emperyalizmine karşı olan liderler seçildiği zaman emperyal güçler hemen devreye girerek alaşağı etmişlerdir.

İslam âleminin parçalanmışlığı onun kaderi midir? Allah’ın “Tefrikaya düşmeyin, parçalanmayın(Âl-i İmran:3/102, 105) buyruğuna kulak verildiği sürece kaderi olmaktan çıkacaktır.

Öyleyse birlikteliği sağlamak için çözüm ne olabilir?

Bugün Müslümanlar dünya nüfusunun %23’ünü oluşturuyor. Dünyadaki Müslüman sayısı yaklaşık 1,5 milyar civarındadır. Nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan, ya da resmi dini İslamiyet olan ülkelerin sayısı 63’tür. Şu saatten sonra, bizim irademiz dışında, yapay sınırlarla ayrılmış ve müstakil devlet statüsü verilmiş bu 63 ülkeyi, sınırları kaldırarak bir çatı altında toplamak mümkün gözükmüyor. Dünya nüfusunun yaklaşık kırkta birine tekabül eden, 75 milyon insanın ölmesine sebep olan İkinci Dünya savaşına katılmış olup, birbirlerine acımasızca silah çeken kanlı bıçaklı batı ülkeleri, “Avrupa Birliği” adıyla bir araya geldiler. Ortak güç oluşturdular, ortak paraya geçtiler. Bir takım aksamaları olsa da bunu becerdiler. Sınırlarını yok etmediler, yönetimleri devam ediyor. Ayrıca “Avrupa Parlamentosu” adıyla kurdukları mecliste alınan kararlar bütün üye ülkeleri bağlayacak şekilde birlikteliklerini devam ettiriyorlar. Parlamento, bugün için Avrupa Birliği'ne üye 28 devletin toplamda 751 temsilcisinden oluşuyor. Serbest dolaşımla, bir ülkedeymişsiniz gibi hareket ediyorsunuz.  

Sizin anlayacağınız, geçmişine bakıp “bir araya gelemezler” denilebilecek ülkeler, birlikte hareket ediyorlar. Böyle bir birlikteliği 63 İslam ülkesi beceremez mi? Allah’ın izniyle becerir. Ama nasıl?

Öncelikle bu ülkelerde kukla liderler yerle yeksan olup, millî liderler iktidara gelmeliler. Aynen Türkiye’de olduğu gibi. İMF ile ekonomik kuşatma ve başta Amerika olmak üzere emperyalist ülkeler ile de siyasi abluka altında olan Türkiye, bu kabuğu kırıp “Yeni Türkiye” olarak dünya sahnesinde yerini aldı. Önce İMF’yi kovdu, arkasından da askeri vesayeti sonlandırarak tam bir siyasi bağımsızlık kazandı ve dış dayatmalara pabuç bırakmadı. Tabi bunlar kolay olmadı. Allah’ın yardımı, milletin desteği ve milli liderin de cesur ve onurlu duruşuyla “Yeni Türkiye” inşası gerçekleşti. Birazcık aklı olan bunu net görür. Bugün Yeni Türkiye, mazlum İslam ülkelerinin umut kaynağı durumundadır.

Muhammed Mursi de Mısır’ın milli lideri olarak iktidara geldi ama Mısır askeri vesayeti, Amerika’nın güdümüyle darbe yaparak henüz bir yılını doldurmuşken iktidardan indirildi. Mısır’ın şartları bizim 1950-60’ın şartlarına çok benziyor. Asker göz açtırmıyor. Ezher’de Rektörlük yapmış, Mısır müftülüğünde bulunmuş Ali Cuma gibi belam kılıklı âlim müsveddeleri de darbecilere ve Sisi’ye destek verince bu iş biraz daha zorlaşıyor.

Şu anda İslam âleminin süper gücü olarak Türkiye gözüküyor. Türkiye’nin sorumluluğu çok ve işi zordur. Bir taraftan eski Türkiye’ye döndürmek için Avrupa ülkelerinin “aç insanların yemek kabına üşüştüğü gibi” yedi koldan yaptıkları saldırılara direnirken, diğer taraftan da tarihten getirdiği görev ve sorumluluk bilinciyle mazlum İslam ülkelerine de yardım kanadını germek zorunda. TİKA’larla bir nebze olsun bu desteği vermeye çalışıyor. Bu desteklerin yanında bu ülkelerde ümmet şuurunu uyandıracak faaliyetlere de ağırlık verilmelidir. Gönüllü sivil kuruluşlar da, İslam ülkelerine yaptıkları maddî yardımların yanında eğitim merkezleri kurarak ümmet şuurunu canlandırmalıdır. Zaman içerisinde meydana gelen yeni nesil, değerlerine sahip çıkarak prangalardan -Allah’ın yardım ve izniyle- kurtulacaktır. İslam ülkeleri, Türkiye misali milli liderlerine kavuştuğu zaman, emperyalizmin uzanan elleri kırılmış olacağından İslam birliği, hayal olmaktan çıkacak ve biiznillah gerçekleşecektir. O zaman, şu anda ülkesinde, Filistinle ilgili haber yapmayı bile yasaklayan Suud Kralı, Amerikan kuklası Selman ve Refah kapısını kapatıp Filistin’in açık hapishane olmasına katkı veren İsrail dostu Sisi ve diğer tüm türevleri tarihin çöplüğüne atılmış olacaktır.

Milli liderlerin idareyi ellerine aldığı İslam ülkeleri, Dünya İslam Birliğini Allah’ın yardımıyla gerçekleştirip “İslam Dinarı” ortak para birimine de geçtikten sonra, nur topu gibi bir “Yeni Dünya Düzeni” doğmuş olacaktır. İşte o zaman merhum Erbakan hocamızın ruhu da şâd olacaktır. İslam Birliği, dünyaya, özünde var olan adalet ve hakkaniyeti, gerçek insan hak ve özgürlüklerini getirecektir. O zaman dünya yeni bir dünya, hayat da başka bir hayat olacaktır inşallah. Bunlar, gerçekleşmesi zordur fakat imkânsız değildir. Yeter ki bunun için duyarlı müslüman ve liderlerde gayret olsun, Allah bu gayretleri boşa çıkarmayacaktır. İnşallah müslümanların bu seferberliğini zaferle neticelendirecektir. Müslüman, ümidini hiçbir zaman yitirmez. Her an her şey olabilir. Çünkü kalpler Allah’ın elindedir.

Milli liderlerin bir araya gelerek oluşturdukları “Dünya İslam Birliği”nin Mekke veya Medine’de -şanına yakışır bir şekilde- parlamento binası olur. Her İslam ülkesini, nüfusuna göre tespit edilen sayıda vekil temsil eder. Başkanlığı da, 4 veya 5 yıllık dönemlerle, bir İslam ülkesine vermek suretiyle bu sistem işletilir. Elin gâvuru işletiyor da biz niye işletemeyelim.  Yeter ki bizde gayret olsun. O zaman Mekke İslam Parlamentosunda alınan kararlar, bütün müslüman ülkeleri bağlayacak şekilde sistem çalıştırılarak halifelik makamı kurumsal olarak tekrar ihya edilmiş olur.

    Konumuzla ilgili Hayrettin Karaman hocam da şunları kaydediyor: Bugünkü şartlarda hilâfet kurumunun tesisi tekrar mümkün mü? Hilâfet kurumu ilk halifeler ve ilk sultanlar dönemlerine ait şekiller içinde düşünülürse, "yeniden tesisten" maksat bu şekillerde tesis ise, mümkün değildir. Ancak hilâfetin bir özü, bir de şekli vardır. Şekil bir yana bırakılır da özün yeniden ihyası düşünülürse bunun mümkün olduğu kaâatini taşıyorum. Hilâfetin özü, "İslâm ümmetinin birliği, beraberliği, bu birliğin siyâsî ve hukûkî yapıda temsili, yapının İslâmî amaçları gerçekleştirmeye yönelik olmasıdır". Bu özün çeşitli şekillerde gerçekleşmesi mümkündür. Meselâ İslâm ülkeleri, kısmen veya -ideal olanı- tamamen anlaşarak birleşik devlet, konfederasyon, federasyon vb. bir yapı meydana getirseler ve bu yapının bir meclisi ve başkanı olsa, ortak yapı ile ünitelerin karşılıklı ilişkileri, hak, yetki ve sorumlulukları belirlense hem bir manada İslâm Birliği (İttihâd-ı İslâm), hem de özü itibarıyla hilâfet gerçekleşmiş olur. Yeter ki bu yapının siyâsî, sosyal, hukûkî, iktisâdî nizâmı İslâm şemsiyesi altında gerçekleşmiş bulunsun! Yapının daha gevşek, ünitelerin daha hür olacakları başka şekiller de düşünülebilir ve bunların tamamı, hilâfetin özüne yönelik adımlar veya bu özün bizzat kendisi olabilir.(http://www.hayrettinkaraman.net/kitap/meseleler/0988.htm)

Evet, şimdi hayal ediyoruz, zor olsa da imkânsız olmayan bu küresel projeyi biz göremesek de inşallah torunlarımız görür. Mukallibul kulûb olan Rabbim, bu uğurda bizlerde bir gayret görürse nasip eder inşallah. İstikbalde en gür sedanın İslam’ın sedası olacağına inanıyoruz. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

                                             

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Omer geverli 2018-05-27 14:16:06

Seyyithan efendi çok hayalperest birisin