“Hilafet 30 yıldır. Sonra ısırıcı meliklik dönemi başlar.” (Ahmet bin Hanbel 4/273)

"Karizma" (büyüleyici özellik) kavramının, sosyal ilim sahasında ilk olarak Weber tarafından, egemenlik çözümlemesinde “bir ideal tipi” izah etmek için kullanıldığı kabul edilir. Daha çok liderlik söz konusu edildiği yerlerde kendisini gösteren bir kavram olan Karizma genel olarak, “Bir ferdin kişiliği ve sergilediği tavırları sayesinde başka insanları tesiri altına alma ve onlarda olumlu tepkiler uyandırma gücü" olarak da tarif edilmektedir. Bu kavram aynı zamanda lider etrafında toplanan kitleler için liderde bulunan şahsi yetenekleri sayesinde ona bir güç atfetme inancını da temsil eder. Bu anlamda karizmatik liderler hemen her toplumda bulunur. Ancak karizma kavramı, Müslüman topluluklarda dini bir hüviyete büründürüldüğü için, daha farklı bir boyutta karşımıza çıkmaktadır.

Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de  "Karizmatik lider" etrafında kümelenen ve adına "Cemaat/Tarikat/Sosyal Grup" denilen çok sayıda (aslında karizmatik lider sayısınca) topluluklar mevcuttur. Bugün geldikleri nokta itibariyle zikredilen sosyal grupların ister yapılanmaları, isterse de çalışmalarına baktığımızda yaşanan birçok problem, grupların yaptıklarını mercek altına almamız ve ciddi bir özeleştiriden geçirmemiz gerektiğini ortaya koymaktadır. Zira İslam adına ortaya çıktıklarını iddia eden hemen her grup, kendi karizmatik liderinin fikirleri etrafında oluşturdukları yorumları, “Eşittir İslam” olarak takdim etmekte ve diğerlerini(!) kendi durdukları çizgiden hareket ederek tasnife ve değerlendirmeye tabii tutmaktadırlar. Haliyle merkezde kendileri oturunca diğerlerini de, bulundukları konuma göre merkeze uzak veya yakın oluşlarına göre bir yerlere oturtmaktadırlar.

İslamiyet'in, getirdiği hürriyet/özgürlük anlayışı ile insanı sadece Allah(cc)'a kul yaptığı ve tesis ettiği prensiplerle insanların insanlara kul olmasını engellediği açıktır. İslam bu yönüyle müntesiplerini Allah(cc)'tan başkalarına kul olmaya götürecek her türlü yolu tıkamıştır. Kur'an'ın konuyla ilgili ayetleri oldukça fazladır. Sadece kolektif hayatın canlılık emaresi olarak zikredilen, “Onların işi aralarında şura iledir.” ayeti bile tek başına bu meseleyi ispata yeter. Kur'an'ın izah ve şerhini yapan Resululah’ın (sav) sözleri ve uygulamalarında da bunu çok açık bir biçimde görürüz. “İstişare eden hüsran görmeyecektir.” hadisi de bu hususta bir makale çerçevesinde meseleyi anlatmaya kâfidir. İslamiyet'in “cemaat” olarak yaşandığı Asr-ı Saadetteki uygulamalarda da insanları insanlara kulluğa götürecek bütün yolların tıkandığı uygulamaların varlığı açıktır.

Devletin başında olmasına rağmen kürsüden, “Eğer yanlış yaparsam ne yaparsınız?” deme erdemini gösteren Hz. Ömer(ra)'in bir sahabeden aldığı, yine aynı derecedeki erdemli “Seni kılıcımızla doğrulturuz” cevabı karşısında hamd etmesi de, bu hususta gösterilecek misallerden bize şimdilik yetecek olanıdır.

21. yüzyılda yaşadığımız gerçeklere bakarak, “Kur'an, Sünnet ve Sahabe arasında bu derece açık olan bir meselenin daha sonraki asırlarda aynı berraklıkla devam etmediğini söylemek bilmem ki haksızlık olur mu?”, diye soruyor ve aynı soruya; “Hayır” cevabını, büyük bir vicdan rahatlığı içinde söylüyorum. Zira bugün "İslam kimliği" altında toplanan sosyal grupların bütün gayretleriyle çalışmalarına rağmen, yıllar sonra çıktıkları çizgiyi bile muhafaza edemeyişlerinin sebeplerinin başında 'Karizma' meselesinin geldiği; Müslüman aydınlar tarafından seslendirilemese de, artık gizlenemez bir duruma gelmiştir.

Niçin seslendirmedikleri konusuna gelince, bunun sebeplerinin başında, fertlerin elde ettikleri sosyal statünün kaybedilme tehlikesini yanında, özellikle ekonomik kaygıların geldiği açıktır. Kur'an, “Allah'ın ayetlerini az bir menfaat karşılığında satmayın.” demesine rağmen, ekonomik olarak bir yerlere bağlı olanların, mensubu oldukları grubun yanlışlarını ortaya koyamadığına maalesef onlarca hadise ile şahit olmuş bulunmaktayım. “Ne yaparsın hanede evlad-ı iyal var.” mazeretinin arkasına gizlenilerek yapılan bu yanlışların sosyal grupları zamanla davalarından uzaklaştırdığı ve artık müntesiplerin, “Sallabaşı al maaşı” durumuna düştükleri yine yüzlerce hadise ile sabittir. İslam açısından ciddi problemler ortaya çıkaran bu hadisenin, sosyal grupların yapılanmaları ve çalışmalarını da bu yapılanma etrafında teşekkül ettirdiklerinden kaynaklandığı açıktır.

Yıllar öncesinde sayıları bir elin parmakları kadar az olmasına karşılık, yapılanmalarındaki problemler yüzünden ortaya çıkan yeni karizmatik liderlerin etrafında kümelenerek, lider veya şeyh sayısınca bölünen ve bugün sayıları yüzleri bulan cemaat ve tarikatların bazı fertlere verdikleri değeri göz önüne aldığımızda bile çok ciddi problemlerle karşı karşıya kaldığımız görülmektedir.

Tek adam esasına dayanan “Karizmatik liderlik” yapı itibariyle Kur’an’ın Müslümanlara uymaları için ortaya koyduğu “Şura- Meşveret” prensibine ters düştüğü açıktır. Zira daha çok ekonomik, sosyal, siyasi ya da inanç problemlerinin yaşandığı toplumların şartlarında ortaya fırlayan karizmatik lider, “Hep en iyiyi bilen ve en ileriyi gören olduğu için fikirleri tartışılmaz!” hale gelir. Sosyal şartların meydana çıkardığı karizmatik liderlere, zamanla müntesipleri tarafından, “Şeyh uçmaz mürit uçurur.” çerçevesinde olmadık sıfatlarda eklenince, iş daha da büyür ve hatta ülkemizde olduğu gibi “Masum imam, günah işlemez şeyh, yanlış yapmaz lider!” haline dönüşür. Artık böyle bir liderin yaptığı bütün fiiller yanlış bile olsa, “Lider yaptıysa bir hikmeti vardır.”, “Sen liderden daha mı iyi bileceksin?, Onlar vazifeli insanlar.” gibi mantıksız anlayışları ile tevil ve tefsir edilmeye başlanır. Yanlışa düşülmüş böyle bir zeminde, “Allah'ın ayetlerini az bir menfaat karşısında satmayın.” ayetinin ikazı ile “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” tehdidini nazara alarak; “Yahu arkadaşlar! Ne yapıyoruz. Bizim elimizde ölçü sistemi olarak Kur'an ve Resul’ün yaşantısı var. Liderimiz veya şeyhimiz şu ayete, şu prensibe göre yanlış yapıyor. İslamî anlayışımıza göre liderimizin yaptığı yanlışı düzeltmek ve davamızın gidişatını selamete çıkarmak bizim görevimiz değil mi?'' diyenlerin ise hiç şansının olmadığı ortadadır. Bu asla soyut bir suçlama değil, isteyene onlarca misaliyle ispatlayabileceğim gerçek bir hadisedir. Zira böyle durumlarda en amansız yargısız infazların başladığını ve liderin yanlışını söyleme cesareti gösterenlerin; İslam'da olmamasına rağmen adeta 'Aforoz' edildiğini, cemaat veya tarikattan uzaklaştırıldığını, hatta dinden çıktığının bile iddia edildiğini şimdiye kadar onlarca misaliyle gördük ve yaşadık.

Sosyal grupların oluşma safhalarını incelediğimizde karizmatik liderliğin sanki bugünün bir gerçeği gibi gösterilmek istendiği görülmektedir. Hâlbuki kaynaklarımıza baktığımızda zamanın bir gerçeği değil, aksine toplumların, kaynaklarımızdan uzaklaşmasının getirdiği bir paradoks olduğu açıktır.

Kitlelerin bu konudaki zaafından faydalanmanın yanında, liderin karizmasının gücüne göre; müntesiplerde meydana getirdiği psikolojik etkinin de bunda tesiri büyüktür. Bunun görünüşte masum bir hareketmiş gibi görünmesine rağmen netice itibariyle getirdiği yanlışları anlatmak hepimizin borcudur.  Zira olağanüstü gücüne ve yenilmezliğine inanılarak peşine düşülen karizmatik lider, bu anlayışın hilafına bir yenilgiyle ya da başka bir olayla karşı karşıya kalınca, yüksek dozda tutulan moral güç, bu sefer aynı seviyeyi koruyarak tersine dönmekte ve şiddetli bir moral çöküntü ve yıkımı da beraberinde getirmektedir.

Karizmatik liderler etrafında oluşan sosyal grupların, bugün İslamî olarak ciddi problemlerle karşı karşıya bulunduğu üstü örtülemez bir gerçektir. Bu problem de ancak “Isırıcı Meliklik” esasına göre oluşturdukları bünyelerini, Kur'an ve Resul’ün (sav) ortaya koyduğu ve Sahabeler tarafından uygulanması gerçekleştirilen (Hz. Ömer örneğinde olduğu gibi), “Şura/ Meşveret' esasına dayalı bir yapılandırmaya dönüştürmeleri ile mümkündür.

Kur’an’ın 42. sırasında bulunan Şura suresinde Allah (cc) genel olarak, “Allah’a güvenip dayananların, büyük günah ve hayâsızlıklardan sakınanların, öfkelendikleri zamanlarda bile bağışlamasını bilenlerin, Rablerinin çağrısına cevap verenlerin, namaz kılanların ve kısaca İslami bir hayat yaşayanların…” işlerini birbirine danışarak yapmalarını emretmiştir. Yine başka bir ayette Resul’e (sav) hitaben, “İş hakkında onlara danış.” diyerek Meşveretin İslam toplumları için ne derece önemli olduğunu ortaya koymuştur. Resulullah (sav) bu emirlere uyarak, kendisine vahiy gelmediği konularda işlerini arkadaşlarına danışarak yapmış ve kendi görüşüne uymayan bir netice de çıksa, uygulamaktan çekinmemiştir. Bunun en müşahhas misali Uhud savaşına çıkmadan önce yaşanmıştır.

Günümüzdeki cemaat ve tarikatlara zikredilen nazarla baktığımızda, bırakın cemaat fertlerinin dört dörtlük olmasını, karizmatik liderlerin bile bu çizgiyi tutturamadıkları görülmektedir. Yok edilen şahsiyetleriyle “sıfır” olan fertlerin, Karizmatik liderin (liderliğine göre) sağına gelmesi ile zahiri olarak bir değer ifade ettiği görülse de, liderin ortadan çekilmesi halinde ortalıkta bir sürü sıfırın kaldığı tarihi hadiselerle şahittir. Bunun sebeplerinin başında sosyal grubun yaşaması uğruna insanların şahsiyetlerinin yok edilmesini gösterebiliriz. Hâlbuki İslam, her bir ferdin dört dörtlük insanlar olmasını emretmiş, vazettiği esaslar buna göre hazırlanmış ve uygulandığı dönemlerde de müntesiplerini başarıdan başarıya götürmüştür.

Zikredilen noktalardan bugünkü sosyal grupların İslamî manada bir “Meşveret/Şura” sistemi kurduklarını söylemek hakka karşı haksızlık olur. Her ne kadar zahiri olarak her bir sosyal grubun istişare heyetinin olduğu görülse de, bunların daha çok, karizmatik liderin etrafında ona daha iyi baş sallayanlardan meydana geldiği görülmektedir. Sosyal statü ve ekonomik açıdan karizmatik lidere bağlı olanlardan oluşan bir topluluğun, hakkıyla fikirlerini ortaya koymasının ne kadar gerçekçi olacağı ortadadır. Karizmatik liderin veya asla tartışılamayan bir şeyhin, karizmasından gelen üstünlükleri bir kenara bırakmadan girilen her hangi bir meşveret zemininde, onun fikirlerine zıt görüşlerin ortaya konamayacağı açıktır. Böyle bir meşveretten çıkar kararın karizmatik liderin damgasını taşımaması düşünülemez. Zaten mevcut sosyal gruplarda da bugüne kadar zuhur eden gerçek budur ve hiçbir müntesip maalesef liderin rağmına fikir beyan etme şansına sahip değildir. "Sahiptir" diyenler gerçeklere karşı başını kuma sokan bir sürü deve kuşundan başka bir şey değildir ve bu tiplerin oluşturdukları sosyal gruba İslamî demekte hakka karşı işlenmiş en büyük haksızlıktır.

İslam, liderliği kabul etmekle birlikte onu “insanlardan bir insan” sayar. Bundan başka payeyi ise sadece takva kazandırır. Kabul etmez. Bu tür bir lideri ne kadar doğru ve adaletli olursa olsun “Isırıcı melik” olarak görür. Bu gerçekler göz önüne alındığında tek kişilik bir anlayışa dayalı liderlik anlayışının İslam ile çeliştiği açıktır.

Cemaat ve tarikatların bu hususta yapacakları şey ya doğruları yazmaları ya da mensubu oldukları sosyal grubun durduğu noktayı İslami açıdan yeniden gözden geçirmeleridir.

İslam ve karizmatik liderlik hakkında yukarıdan beri yazdıklarım yanlış ise "hakkın hatırı alidir" düsturu gereğince bize bildirmeleri her şeyden önce insanlık ve İslamlık vazifesidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.