BİR HADİS VE DNA’LARIMIZ
      
Değerli okuyucu, önceki yazımızda Kaza ve Kader kavramlarının tanımlarını yapmıştık. Bu yazımızda da konuya devamla Kaderle ilgili bir hadis üzerinde durmak istiyorum. Şöyle buyuruluyor hadiste:
   
 “Her birinizin yaratılış maddeleri kırk gün içinde anne karnında toplanır. Sonra o maddeler bir o kadar süre (kırk gün) içinde alaka (sülük gibi asılıp tutunan cisim) haline dönüşür. Sonra yine bir o kadar zaman (40 gün) içinde mudğaya (et parçası) çevrilir. Sonra Allah bir melek gönderir; ona ruhu üfürür ve meleğe) şu dört kelimeyi yazması emrolunur: RIZKI, ECELİ, ŞAKİ VE SAİD OLDUĞU.”  (1)
    
Bu hadisten anlıyoruz ki, dünya hayatımızda rızkımızın nasıl olacağı, buradaki yolculuğumuzun ne zaman başlayıp ne zaman biteceği, nasıl bir mizaca sahip olacağımız daha ana rahminde iken tespit edilmiş. Bu sözlerin Allah resulünün dudaklarından dökülüşünden 1400 sene sonra, ünlü bilim adamı Albert Einstein diyor ki: “Bizlerin bütün yaptığı, Allah’ın daha önce çizmiş olduğu çizgileri, yine onu takip ederek çizmekten ibarettir.”
    
Bu bağlamda 1962 yılında Nobel Tıp ödülü alan DNA’nın kâşifi Francis Crick de şu çarpıcı tespiti yapıyor ve: “ Ölümle randevu saatinizi DNA’dan öğrenebilirsiniz.” diyor
      
Konumuzla direkt ilgili olmamakla birlikte, diğer bir bilim adamımızın, bu veciz hadisin bir başka yönünü açıklayan şu ifadelerini de paylaşmak isterim: “Araştırmalar, döl yatağında bulunan dört beş aylık dölütün görme, işitme, tad ve dokunma algılarının gelişmeye başladığını göstermektedir. Dölüt, annenin kalp vuruşlarını, barsak seslerini işitir. İçinde yaşadığı karanlığı algılar. Elinin başparmağını emer. Su kesesi içindeki sıvının tadını alır. Bedenini algılar, hareket eder. Uyur, uyanır. 6 aydan sonra bilinç oluşmaya başlar…” (2)
         
DNA’LARIMIZA BİR GÖZ ATALIM MI?
Kader konusuyla, DNA arasında sıkı bir bağlantı bulunduğu kanısındayım. Hani şu, bizi oluşturan hücrelerimizin beyinleri; hayatımızın baştan sona kendilerinde planlanmış ve yazılmış olduğu DNA’lar. Hani, homeoproteinlerin değişik noktalarına yapışarak hücrelerimize emirler gönderdiği DNA’larımız. Hani şu, içindeki yazılı programları tam anlamıyla henüz okuyamadığımız; bilim adamlarının, onu az buçuk okuyup da, ölüm saatlerimizin yazıldığını söyledikleri DNA’lardan söz ediyorum. İki yüz milyar atomdan oluşan bu DNA’lar, bir mikronluk bir sahayı kaplıyor ve içinde (46 X20.000 sayfalık) dev bir bilgisayar barındırıyormuş. (3)
   
Yazının başında sözünü ettiğimiz cüzi irade, kaderimizin bir bölümünü teşkil ediyordu. Peki, Külli irade kaderin neresinde? İşte, o da burada; DNA’larımızda yazılı olan.
   
Cinsiyetimiz, ırkımız, vücut yapımız, karakterimiz, rızkımız, ömrümüz, anne babamızın seçimi, ülkemiz ve daha birçok yönümüzü biz mi takdir ettik? Hayır. Ecelimiz; nerede, ne zaman ve nasıl? Koca Şair’in şu mısralarla ile dillendirdiği sorunun cevabı nerede:
 Büyük randevu... Bilsem nerede, saat kaçta?
             
Tabutumun tahtası, bilsem hangi ağaçta?”
Evet, bu ve benzer soruların cevabı Külli iradeye bağlı olarak DNA’larımızda.
        
PROGRAM SADECE DNA’LARDA MI?
DNA’lar bizler için yapılmış özel programlar. Ama Külli İrade’nin bir de tüm varlık alemi için zaman ötesinde yaptığı bir plan program var. Nasıl mı?
    
O külli irade, zaman ötesinde varlık âlemini tasarlamış ve takdir etmiştir. O’nun takdirinde, yüz milyar galaksi, her bir galakside milyarlarca gezegen ve ilk yaratılıştan 7 milyar yıl sonra güneş sisteminin yaratılması, o sistemdeki gezegenler arasındaki mesafeler vardı ve bunlar, matematiksel bir dille yazılmıştı.
    
O külli irade, her varlığı, takdir ettiği zaman ve mekânda “KÜN” yani “OL” emri ile peyderpey yaratmış ve hala yaratmaktadır.
    
O külli irade, dünyamızın da içinde bulunduğu Kosmos’u zamanla birlikte (“t (time)=0” ) tekvin ve kudret sıfatıyla yaratmaya başlamış ve 13.7 milyar yıl sonra bu günkü hale getirmiştir..
   
O Külli İradenin Sahibi, zamandan ve mekândan münezzehtir. Çünkü O, zamanı da mekânla birlikte yarattığı için, doğal olarak yarattığının dışındadır. Onun içindir ki, geçmişi, şimdiki zamanı ve geleceği aynı anda görür ve bilir. Yaratan, yarattıklarını görmez mi, bilemez mi hiç? Elbette bilir ve görür.
      
VELHASIL
Bizler, DNA’larımızda yazılı olanları taşıyor ve yaşıyoruz. Biz buna “Kader” veya “alın yazısı” diyoruz. Aslında irademizi aşan istem dışı yaşadıklarımız da, özgür irademizle yapıp etmelerimiz de kaderimizin bir parçasıdır. Bazıları: “İnsan, kendi kaderini kendisi çizer,” derken bu gerçeğe işaret ederler. Bir ayet de, bu sözü teyit etmektedir: “….Kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın…..” (Bakara, 2/195)
  
Bizler, DNA’larımızı tam anlamıyla okuyamadığımız için Peygamber tavsiyesine uyarak kader konusunda fazla yorumlara giremiyoruz, ama Kaza ve Kadere iman ediyoruz. Sağlıklı beslenme kurallarına son derce dikkat ediyor, alkol, sigara gibi kanserojenlerden kaçınıyor; buna rağmen o kötü hastalığa yakalanıyorsak, yine de, “hayır ve şer; her şey Sendendir” deyip, o Külli İrade sahibine sığınıyor,  O’ndan yardım ve şifa talep ediyoruz.
    
Bizler, Kaza ve Kadere iman etmekle, hiçbir zaman durgunluğa, tembelliğe, atalete ve ümitsizliğe sürüklenmiyoruz.  Cüzi irademizle hayırlı ve doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ediyoruz. Allah’ın hoşnut olacağı işleri yapmaya çalışıyoruz.

Bizler, Rabbimizin, yapıp etmelerimizi önceden bilmiş olmasının, o davranışları zorunlu olarak yapmamızı gerektirmediğini de biliriz. Sünni akımın temsilcisi olan bilge adamların koyduğu şu kuralı kabul ederiz: "Her ne kadar kadere inanmak farz ise de, kader ile ihticâc câiz değildir." Yani, kimse, özgür iradesiyle yaptıklarını kaderimde olduğu için yaptım diyemez..
      
Yine bizler iman ederiz ki, Allah, bize şahdamarımızdan daha yakındır. (Kaf Suresi, 16) O, düşüncelerimizi, kalbimizden geçenleri bilir. İyiliğe veya kötülüğe yöneleceğimizi ya da sonra ondan vazgeçeceğimizi de bilir. ``Rabbiniz sizin içinizdekini daha iyi bilir.” (İsra, 25)
      
Bizler, hayat yolculuğumuzda başımıza gelen hayır ve şer; her şeyin Allah’ın iradesiyle tecelli ettiğine de iman ederiz. Şer gibi gördüğümüz her şeyde bir hayrın olduğuna da inanırız.
        
Bizler, ünlü İtalyan fizikçi Galileo’nin (1564-1642) :Kainatta matematik bir dil hâkimdir,sözünü kabulleniriz. Ta ezelden ebede kadar evrendeki her şeyin, her olayın C. Hakkın güç ve kudretiyle yaratıldığına ve yönetildiğine iman ederiz. Çünkü O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. (Enam,6/59)
    
Bizler, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın şu mısralarını sıkça hatırlarız:
“Hak şerleri hayreyler. / Zannetme ki gayreyler.
Ârif anı seyreyler/ Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler.”
       
Bizler, “Yaratıcı olsaydınız, nasıl bir dünya yaratırdınız,” sorusuna,“Şu anda nasıl bir dünya varsa aynısını yaratırdım”, diye cevap veren öğrencinin cevabına ibretle bakar, saygıyla karşılarız.
     
Bizler, Kader konusunda Peygamber uyarısına uyarak, bu hususta çok fazla soru sorulmasından kaçınır, bir takım sapkın mezheplerin görüşlerine iltifat etmeyiz.
 Ve Ziya Paşa’nın şu dizelerini kendimize prensip ediniriz:
“İdraki meali bu akla gerekmez./ Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”
                            
Selam ve dua ile….
 
_________________
Müslim, Kader bahsi, ½ . Buhari, Bedül Halk, Babü zikrü’l melaikeh,1 Tevhid,28.
Mehmet Sofuoğlu, Sahih-i Müslim ve Tercemesi, VIII, 114)
2-(Prof. Dr. Ö. Köknel, Kişilik, s.37)      3- (Bilim ve Teknik, Yıl 1990, sayı 279)
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.