1960’larda “Yeşil Kuşak Projesi”, 1990’larda “Yeni Dünya Düzeni” ve 2000’li yıllarda Büyük Ortadoğu Projesi” ile coğrafyamıza “nizam”(!!!) vermek isteyen Küresel güçler, bunu yapabilmek için sadece dış unsurları değil, bölge halkları içinden seçtiği “yerli uşakları” da kullandı. 2000’li yılların sonunda “Arap Baharı” adı altında halkı Müslüman ülkelere operasyonlar yaparak milyonlarca insanı katletti. Tarihi kanla dolu bu küresel güçler Irak, Mısır, Libya, Suriye’de yaptığı katliamların bir benzerini İran ve Türkiye’de de yapmak için her türlü fitne ve fesadı çıkarmaktan da geri durmuyor. Bu çerçevede özellikle son yıllarda ülkemizde de emellerine ulaşabilmek için hem ekonomik, hem siyasal acıdan birbiri peşine operasyonlar yapmaya devam ediyorlar.  Küresel güçler bu menhus saldırılarını maalesef yerli uşaklarını kullanarak yapmaktadır. Son yıllarda bu saldırıların en göze çarpanları MİT tırlarını durdurma operasyonu, Mit müsteşarını gözaltına alma girişimi, 17/25 Aralık 2013 tarihinde hükümete yönelik yapılan ekonomik darbe girişi ve en nihayetinde 15 Temmuz 2016 tarihinde askeri bir kalkışmadır.

Küresel güçlerin bu kez yerli piyon olarak kullandığı uşak, adına Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) denilen ve yıllardır İslam ile aldatarak ağını ören şer şebekesi oldu.

15 Temmuz’da yapılan kalkışma ordumuz ve milletimizin çelik yumruğuna çarparak başarısız olmuş ve özellikle bu tarihten sonra FETÖ isimli şer şebekesini yok etmek için büyük bir mücadele başlatılmıştı.

FETÖ isimli şer şebekesine karşı başlatılan mücadelenin sadece emniyet ve yargı alanında sürmesi istenilen neticenin vermemesine sebep olmuştur. Özellikle FETÖ isimli şer şebekesinin siyasi ayağına yönelik bir operasyon yapılmaması da mücadelenin ciddiyetini kaybetmesine vesile olmuştur.

Hükümet FETÖ yargılamalarında 17/25 Aralık tarihini baz alınması gerektiğini ileri sürerek bu tarihten sonra bu şer şebekesine yardım edenlerin yargılanması gerektiği hususunda bazı beyanlarda bulunmuşlardı. Ancak ne kadar hazindir ki, 250 kişinin şehit edildiği ve 2300 kişinin yaralandığı 15 Temmuz gününe kadar bu şer şebekesini savunan bazı siyasi aktörlere dokunulmaması ve bunların bazılarının Hükümet tarafından adeta mükâfatlandırılırcasına önemli görevlere getirilmesi FETÖ mücadelesinin sulanmasına ve halk nezdindeki itibarının kaybolmasına sebep olmuştur.

15 Temmuz akşamına kadar FETÖ isimli şer şebekesinin terör örgütü olduğunu kabul etmeyen siyasilerin başında maalesef AK parti kurucularından Bülent Arınç gelmektedir. 17/25 Aralık’tan 15 Temmuz sürecine kadar FETÖ taraftarlarını medyada yaptığı açıklamalarla destekleyen Arınç, 16 Temmuz’da “Ben bunların böyle bir terör örgütü olduğunu bugün anladım” diye açıklamalar yapmış ve güya aldandığını iddia etmişti. Ne kadar hazindir ki, on binlerce insan FETÖ şer şebekesine destek verenler değişik mahkemelerde tutuklanmış, yargılanmış ve ceza almışken özellikle Arınç gibi Ak parti içinde olan siyasilere dokunulmamış ve haklarında bir soruşturma bile açılmamıştır.

Bu çerçevede Pennsylvania’da FETÖ elebaşı Gülen ile boy boy resim çektirenler yeniden milletvekili yapılmış, kardeşleri darbe içinde yer alanlar bakan, büyükelçi olarak atanmış ve hatta bakan yardımcısı yapılanlar bile olmuştur.

Bu mücadelenin önderlerinden olan ve FETÖ ile mücadele de en yakınları tarafından yalnız bırakıldığını ifade eden Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu tür atamalara neden göz yumduğu bugün bile kamuoyu tarafından merak edilmektedir. Geçmişi FETÖ iltisaklı olanların kritik görevlere atanması bu şer şebekesi ile yapılan mücadele sürecine zarar verdiği açıktır.

Devletimiz sofistike (yanıltıcı-aldatıcı) bir örgüt olan ve iç içe yapılanmaları ile çözülmesi alabildiğine müşkül FETÖ denilen şer şebekesi ile baş edebilmek için özellikle 15 Temmuz kalkışması sonrası Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarmıştır. Bilindiği üzere Kanun hükmünde kararnameler, olağan ve olağanüstü olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nde, Olağan Kanun Hükmünde Kararnameler, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmakta; bu yetki Bakanlar Kurulu'na Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yetki kanunu ile verilmektedir.

Kanun hükmünde kararname ya da KHK genel tanım olarak yasama organının konu, süre ve amacı belirleyen bir yetki kanunu ile verdiği yetkiye veya doğrudan doğruya anayasadan aldığı yetkiye dayanarak, hükümetin çıkardığı, maddi anlamda kanun gücüne sahip, parlamentonun tasdiki ile şekli ve organik anlamda kanun gücünü kazanacak olan kararnameler olarak bilinmektedir. Türkiye'de 1982 Anayasası'nın 87. maddesi ile "Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek" TBMM'nin görev ve yetkileri arasında sayılmıştır. Anayasa'nın 91. maddesinde de KHK çıkarma yetkisi verme hususu düzenlenmiştir.

15 Temmuz alçak kalkışmasından sonra devletimizin refleks göstererek kendini savunmak için çıkardığı Kanun hükmündeki kararnameleri bugün devletin en yüksek makamlarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare kurulunda yer alan Arınç gibi birinin KHK'lar bir faciadır. Çevremde o kadar çok bu felaketi yaşayan insan var ki, ben onlara acıyorum, merhamet ediyorum. Aslında onlardan da özür diliyorum. Evime temizlik yapmaya gelen daire başkanlığından ihraç edilmiş kadını gördükçe, eşi polis ihraç edilmiş başka bir polisi gördükçe ben yerin dibine geçiyorum." şeklindeki açıklaması tam anlamıyla bir aymazlıktır, akıl tutulmasıdır ve dolaylı da değil direk olarak FETÖ isimli şer şebekesine hizmettir.

Arınç, 16 Temmuz’a kadar FETÖ terör örgütünü açık biçimde desteklemiş biri olarak yargılanmadığı gibi Kozmik oda operasyonunda da yargılanması gerekirdi) sonradan oğlunu da milletvekili olarak seçtirmiş ve sonunda da kendisi Başkan Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na seçtirmiştir.

Arınç’ın damadı Ekrem Yeter’in FETÖ mensubu olmaktan yargılanıp beraat etmesinin (Milletin gönlünde asla beraat etmemiştir) ardından FETÖ terör örgütüne yarayacak şekilde bir mağdur edebiyatı anlayışıyla “KHK’lar bir faciadır” demesini ve FETÖ yargılanmalarını “Ergenekon’da da böyle olmuştu. Maalesef Ergenekon sürecini yaşamış olan Türkiye, şimdi yargıda yarın o sürece başlayacak başka faciaları gündeme getiriyor.” sözleriyle Ergenekon yargılamalarına benzetmesini millet olarak içimize sindiremiyoruz.

15 Temmuz’da şehit olan 250 ve yaralanan 2300 kişi için hiçbir açıklamasını duymadığımız Arınç’ın FETÖ isimli şer şebekesi mensupları için "Çevremde o kadar çok bu felaketi yaşayan insan var ki, ben onlara acıyorum, merhamet ediyorum. Aslında onlardan da özür diliyorum" demesi tam bir aymazlık örneğidir.

“15 Temmuz akşamı tanklar yürüdü, silahlar patladı. Meclis, külliye bombalandı. Jandarma Genel Komutanlığı bombalandı. Biz sokağa çıkmadık. Bütün bunları yapan kim? Uçağı kullananlar, helikopteri kullananlar, hedef gözeterek ateş edenler, tankın arkasına saklanıp komutanının ‘vurun’ talimatıyla silahsız insanların üzerine silah sıkanlar. 250 şehidimiz var, 2 binden fazla yaralımız var, maddi manevi birçok kaybımız var. Bunu yapan örgüt silahlı kuvvetlerin içinde bir kısım, bir örgütün uzantısı olarak kendisine verilen talimatla hareket etmiş. Bu artık yargı kararları ile ortaya çıktı. Buna silahlı örgüt denebilir. Bunlara dolaylı olarak destek verenler de kullanılabilir. Ama hastanedeki doktor, camideki imam, köydeki öğretmen, Bank Asya’da çocuklarının okul taksitini ödemek için para yatırmış olan bir emekli memur, bir gazetenin abonesi olmuş bir insan… Yargılamalarda haksızlıklar yapıldı. Zaman gazetesine abone olmuş. Dershaneye gidenlere de zorla abone yaptırılan bir gazete. Belki gazetecilik açısından da başarılı. Burada yazmayan mı vardı, burada konuşmayan mı vardı? Bunu suç unsuru haline getirdiler. Açılışını Cumhurbaşkanı, Başbakanı ile yapılan Bank Asya’da hesap bulunması… Bunlar ne alaka… Bu banka 15 Temmuz’a kadar açık kaldı.”

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu’na Arınç’ın yaptığı bu açıklamalar açık biçimde FETÖ isimli şer şebekesine destek özelliği taşımaktadır.  Bu tür sözleri sıradan bir insan söylese hakkında hemen soruşturma açılır ve yargılanırdı.

Başkan Erdoğan bu duruma acil bir çözüm bulmalı ve Arınç gibilerin FETÖ ile yapılan mücadeleyi sekteye uğratmasına engel olmalıdır. Aksi halde FETÖ isimli şer şebekesine dersini veren bu millet gelecek sandıkta da aynı dersi vereceğinden herkes emin olmalıdır.

Makalemi Arınç’ın bu aymazca açıklamaları üzerine tepkisini sosyal medya üzerinden veren 15 Temmuz şehitlerinden Erol Olçok’ın hanımı ve 16 yaşındaki Abdullah Tayyip Olçok’ın annesi Nihal Olçok’un şu sözleriyle bitiriyorum:

“Şimdi beni iyi dinleyin sayın Bülent Arınç! 251 şehitten sadece ikisi Varank ve Olçak dışındakilerin hiçbiri bilmem ne daire başkanı veya bilmem ne halt genel müdürü değildi diye için mi yanmıyor. Kabahat sende değil sana bu sözleri söyleme HADDİNİ verende..”

Milletimiz bu tür aymazlıkları asla affetmez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.