İslam’ın hükümleri bağlamında gündemde en çok tartışılan ve cevabı pek de verilemeyen konuların başında kadının şahitlik konusu gelir.

Kur'an'da “bir erkekle birlikte iki kadın şahit” meselesi hayatın geneline ait olmayıp borç konusuna tahsis edilmiş bir meseledir.

Konuyla ilgili ayet şu şekildedir:

(Borcun kayıt altına alınması konusunda) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar.” (Bakara, 282)

Bu ayetten yola çıkarak eleştiri getirenler kadının aklının eksikliğine, İslam’ın kadına vermediği değere hamletmekle en büyük yanlışı yapmaktadır. Çünkü Kur’an’ın kendisi “Ey iman edenler” , “Ey İnsanlar” , “İnanan kadınlar ve inanan erkekler” şeklinde yaptığı hitaplarda kadın ve erkek ayrımı yapmadan her iki cinse hitap etmektedir.

Bu meyanda kadın ve erkek Kur’an’ın hükümlerinden eşit şartlarda sorumlu tutulmakta, aralarında dinin vecibelerini yapma konusunda bir ayrım gözetilmemektedir. 

Durum bu iken “borcun kayıt altına alınmasında huzur bulunması gereken şahitler” konusunda neden “bir erkek” karşısında “iki kadın” istenmektedir?

Konuyla ilgili olarak İslam düşmanları ve Feministlerin eleştirileri karşısında İslam hukukçuları, İlahiyatçılar ve dini liderler  makul bir yol tutma adına pek çok cevaplar vermişlerdir.

Verilen cevaplar maalesef Allah’ın ayetleri karşısında imani bir duruş ve ümmi bakış açısından ziyade var olan bir kompleksin dışa vurumundan öteye geçmemektedir.

Kur’an’ın çağlar üstü halini bilen ama buna rağmen akılcı yaklaşımlarla muarızlara kabul ettirmek isteyen zevat, ayeti açıklarken haliyle Allah’ın meramını ıskalamaktadır.

AYETLER KIYAMETE KADAR HER ORTAMA HİTAP EDER

Özellikle Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Prof. Dr. Mehmet Okuyan ve Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı’nın açıklamaları üç aşağı beş yukarı şu şekildedir:

“Kur’an’ın burada muradı borcun kayıt altına alınması ve şahitlendirilmesidir. Ayetin indiği dönemde kadınlar ticaretten uzak daha çok aile işleri ile meşgul olmalarına bağlı ticaretten anlamamaları veya uzak kalmaları nedeniyle iki kadın şahit istenmiştir. Tabi ki ticaretten anlayan, hukuk ve iktisat mezunu bir kadın erkekle eşit şartta şahit olabilir. Ticaretten anlamayan, okuma yazma bilmeyen bir erkeğin karşısına şimdi biz okuma yazma bilen, hukuk ve iktisad mezunu, ticaretten de anlayan, bankacı, borsacı ve sair işlerle meşgul olan işin erbabı bir bayanın şahitliğini yetersiz görüp ikinci bir kadın şahit mi arayacağız? Olmaz öyle şey… Elbette burada bir erkeğe karşılık bir kadın şahitliği yeterlidir. Çağ değişmiştir ve artık bu ayeti bu şekilde anlamalıyız…”  

Bu açıklamalardan sonra deriz ki; Allahu Telala Kur'an'da borç konusunda bu hususa değinirken nazil olduğu dönem sonrasını ve bu günün ekonomik şartlarını ve toplumsal yapıyı görememiş miydi ki böyle bir hüküm koydu?

Allahu Teala, sonsuz ilim sahibi değil mi?

Ezeli ve ebedi hüküm sahibi değil mi?

Siz akli ve mantıki bir çıkarımla bugün bu hüküm geçerli değildir derken, Allahu Teala bu konuyu bizim çağdaş ilahiyatçılar ve dini liderler kadar akledememiş midir?

Yoksa bu ayette mi Mustafa Öztürk’ün tarihselci bakış açısıyla Kur'an'a karışan Peygamber'in (as)  hatalı bir sözüdür?

İlahiyatçılarımızın bu açıklamasını kendilerinden işitince olur olmaz insanın aklına Manken Aysun Kayacı’nın dağdaki çobanları küçümsediği, "Benim oyum dağdaki çobanın oyuyla eşit değildir" sözü geliyor.

Aslında ilgili ictihadı yapanların verileri ile Aysun Kayacı’nın bu sözünün mantık dizilimi birebir aynıdır. Bu içtihadı yapanlar, Kayacı gibi hukuk mezunu, üniversite görmüş kadının şahitliğini çobanlık yapan Mehmet ile maraba Hayriye’den üstün görmekte, şahitliklerini eşit görmemektedir. Ve adeta “Bu konuda Allah yanılmıştır”, demektedirler. Tabi bunu doğrudan diyemedikleri, diyemeyecekleri, işin künhünde gerçekte Allah’a iman edip bu imanlarının samimiyetiyle de, “Allah böyle dedi ama bu, şu şartlar için geçerli ama şu şartlarda geçerli değil” demektedirler.

BİR AN MAHKEMELERİN...

Bu ayetin o günün şartları ya da o günün şartlarının oluşması durumunda geçerliliğini muhafaza ettiğini düşünen ilim ehlinin ıskaladığı yer; dünyayı, ders verdikleri üniversiteli kadınlar ile yaşadıkları şehirde ekonomik hayata aktif katılan kadınlardan ibaret görmelerindendir.

Oysa bu ülkenin üniversiteli ve şehirli hayatı yaşayan kadınlarının yanında köyde, mezrada, kuş uçmaz kervan geçmez yerde yaşayan kadınları da bulunmaktadır.

Öyle ki bu kadınların bir çoğu kentte olmasına rağmen varoşları oluştururken Afrika, Afganistan, Amazonlar ve kutuplarda ve daha nice şehir hayatından uzak yaşayan kadınlar varlıklarını sürdürmektedir.

Köy ve varoş şartlarında yaşayan kadınlar, şehirli ve üniversiteli kadınlardan her zaman için kat be kat fazladır.

İlgili ilahiyatçı arkadaşlarımızın görüşlerini bir an hayata aktardığımızı, ülkenin İslam hukuku ile idare edildiğini düşünelim:

İslam hukukunun geçerli olduğu mahkemeye bir borç davası geldiğinde hakim, şahitlere bakacak. “Hımm! Bir erkek var. Evet bir de kadın imzası var. Ama ikinci kadın eksik kalmış. Ama bir dakika bu kadın diplomalı mı değil mi? Yaz katip! Tek imzası bulunan kadının eğitim durumu, ekonomiye intibakı araştırıla..”

Mahkeme sonuçta diploması varsa tek kadın, yoksa iki kadın istemiş olsun.

Emin olun! Bırakın İslam ülkelerini bu durumu gayri müslimlere bile kimse anlatamaz.

 Peki bu iş nasıl olacak?

Öncelikle bir Müslüman’ın İslam’ın fıtrat dini olduğuna, Kur’an’ın insan fıtratına aykırı bir hükümde bulunmayacağına imanla safi bir niyetle bu ayete yaklaşması gerekir. Bu gün birileri bu ayetin kendi bulunduğu ortama ve çağa hitap etmediğini düşünebilir lakin bu gün burada veya dünyanın başka yerinde, şimdi ya da bin yıl sonra başka birilerinin bu ayet kapsamında olup onların ihtiyacını göreceğini hatırda tutması gerekir. 

Bir defa ayette kadının veya erkeğin akli veya fiziki üstünlüğü falan konu edilmemektedir.

Dikkat edilecek olursa ayette kadın kadar erkeğinde razı olunacak şekilde Müslüman ve güvenilir olması şart koşulmaktadır.

Borcun imzası sonrasında ihtilaf olduğu takdirde borcun ispat edilmesi noktasında Allah, alacaklı ve borçlunun haklarını sağlama aldığı kadar şahitlerin özellikle de kadın şahitlerin şahitliklerini sağlama almaktadır.  

İslam alimleri kadının şahitliğini, ayette “biri unuttuğunda diğerinin hatırlatacağı”ndan hareketle hafıza zayıflığına, ticarete hakim olamama nedeniyle unutmaya bağlayıp diğerinin unutana destek vermesine bağlamaktadırlar.

Ayetteki “hatırlatma” salt “unutma” kaynaklı olamayacağına göre burada erkek için söz konusu olmayan ama kadın için söz konusu “unutmaya neden olan” unsurlar söz konusu olabilir.

ERKEKTE UNUTABİLİR

Oysa unutmak kadınların her ikisi için geçerli olduğu gibi erkekler için de geçerlidir. Şu ayetlerde olduğu gibi;

“Ayetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğün zaman hemen onlardan uzaklaş ki, ondan başka söze dalsınlar. Eğer şeytan bunu sana unutturursa hatırladıktan sonra hemen kalk, o zalimler topluluğuyla oturma.” (En’am, 68) ayetinde görüldüğü gibi unutma cinsiyet ayrımı olmaksızın erkek ve kadın her iki cinsi içermektedir.

Yine Yusuf Suresi 42. ayette kendisine tenbihte bulunan Yusuf (as)'ın erkek zindan arkadaşından için şu şekilde söz edilir:

"Onlardan, kurtulacağına inandığı kişiye, "Efendinin yanında benden bahset" dedi. Fakat şeytan ona, efendisine Yûsuf’tan söz etmeyi unutturdu. Dolayısıyla Yûsuf birkaç sene daha zindanda kaldı."

ZOR ALTINDA UNUTMA BAHANESİNE KARŞI BİR TEDBİR

Kadın, yapısı itibariyle naiftir. Çoluk çocuk sahibi olduktan sonra çoğunlukla ailesine bağlı olup sosyal ve ekonomik olarak bir erkeğin himayesindedir ya da muhtaçtır. Bazı kadınlar maddi olarak erkeğin himayesine ihtiyaç duyamamakla birlikte bu durum istisnadan öteye geçmemektedir.

Şimdi bir kadının bekar veya aile içi barış ve sükunun olduğu bir ortamda bir borç kağıdının altına şahit olarak imza attığını veya o borca şahit olduğunu düşünelim. Daha sonra ailede iyi havanın yerini kötü, dostlukların düşmanlıklara dönüştüğünü varsayalım. Kaç kadın kocasına rağmen baba ve kardeşlerinin lehine şahitlik edebilir?

Hele bir de bu koca despot, kadının çocukları var ve ailesini de sığınılacak durumda göremiyorsa…

Veya baba veya kardeşinin evine sığınmış kaç kadın sığındığı kişilerin aleyhine bir borca şahitlik edebilir.

Bu örnekleri kimsesi olmayan ama çalışmak zorunda kalan kadının patronuna veya iş yerinde etkin olan bir insana yaptığı şahitliklere kadar genişletebilirsiniz.

Bunu bir karış tarla, üç beş kuruş mal için kavga eden hatta birbirlerini öldüren kardeşlerin, akrabaların olduğu dünya ortamı içinde düşünürsek ayette geçen hatırlatmanın salt hafızadan ziyade “tehdit altında bulunan kadının şahitliğini” ve dolayısıyla “alacaklının hakkını ikinci başka bir kadınla” garanti altına almak amacı güttüğü anlaşılacaktır.

Bir de dünya gerçekliğinde olayı düşünüp şahit olunan borcu 3-5 kuruşla görmemek gerekir. Globalleşen dünya ile birlikte imza altına alınan borçlarda bir anda milyarlar ve trilyonlar el değiştirebiliyor.

Bırakın iki kadını, bu gün hiç kimse 100 bin liradan başlayıp trilyon liralara uzanan borç senedi, kredi, ihale ve tahvil senedinin altına sokakta bulduğu her hangi bir adama imza ettirmez. Bu gün bankalar bırakın iki kadını iki erkeğe bile güvenmemekte, eli kalem tutan aklı başında devletin kendine iş emanet ettiği memur ya da düzenli geliri olup borç karşılığı gayri menkule sahip tüccar istemektedir.

Hatta günümüz şartlarında şahit ve kefil ile yetinmeyen bazı kişi ve kurumların borçlarını noterle kayıt altına almakta olduğunu görünce Allah bu konuda da her konuda olduğu gibi doğru söylemiştir, demeden edemiyor insan...

Borçların kayıt altına alınmasıyla ilgili ayet, nihayetinde bir tavsiyedir. Dileyen borcunu kayıt altına almayabilir, şahitlendirmeyebilir. Nihayetinde aksi durumda oluşacak ortamda ceremesi, tedbirini almayan alacaklıyadır. Allah, bu ayetinde yarattığı kulun fıtratını bilerek iman edenlere bir ikazda bulunarak tedbirli olmalarını istemektedir. Konu borç ise ve borca da şahitlik gerekiyorsa bir Müslümana düşen ayeti yorumlamadan olduğu kabul etmek ve uygulamaya çalışmaktır. Elbette borçta alacaklının içinin rahat etme ve rızası şarttır. Alacaklıya duruma göre bir şahitte yeter, yeri gelir on şahit dahi yetmeyebilir. Bu kişinin kendi tercihine kalmış bir şeydir. Lakin ayeti yorumlayıp farklı mahfillere çekmek yerine aynen iman edip mümkünse tatbik etmek tutulacak en güzel yoldur. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
isa 2019-02-11 15:49:19

şahitlik demek külfettir. hatta hatır için yalancı şahitliğe evet diyebilecek insanlar mevcuttur. kadınlar a musallat olmasın kimse diye dir bu hukum... yani kaďinlar korunmuştur... yukumluluk ikiye çikartilmiştır. genel olarak kurana bakildiğinda kulfet erkeğe yuklenmiş savaş, nafaka, barinma vs.

Avatar
Enver TAŞTAN 2019-02-11 16:28:42

aklı başmayan ayetleri sorgulamaya kalkmış.bir de başka ayetlerle tüm erkek kadınları aynı sorumluluğu yüklediğini söyleryerek sözde kendilerine kılıf üretmişler.az akılları başsa cuma namazı sadece erkeğe farz,kadınlar özel hallerinde tutmak zorunda olmadığı,uygun zamanda tutabileceği,bir çok konu da kadınla erkeğin aynı olmadığı ve fıtrı özelliklerin farklı olduğunu da bilmiyorlar mı.?

Avatar
Zekii 2019-02-11 19:00:42

Ya arkadaşlar yüksek kademenin işine gelmiyor.ya bide şöyle düşünselerya. Zina ya yaklaşmayın diyen rabbimiz.kim kadınını tek bir erkekle şahitliğe gönderir.sonra aralarında elektriklenme oldu neolacak.ama iki kadın olursa bu iş olmaz.veya kocası sen niye şahit oldun sana ne yoksa adamda gönlünmü var.diyemez.ne yapayım. Fatmayla birlikte şahit olduk Allah ayetinde böyle buyuruyır der.yukarıda da bahsettiğim gibi bunlar TV ekranlarına üniversiteli mini etekli boyalı cilalı bir kadını aldıkları için .böyle yorumlayamazlar.

Avatar
Şahin 2019-02-12 07:20:55

Mustafa Öztürk doğru söylüyor

Avatar
pirifani 2019-02-12 16:55:51

gecenlerde cami imamligi yapan bir mamutcuya kuranin en uzun ayetinin konusu nedir dedim geveledi.simdi bunun gibi kac tanesinin sahitligini bir akli basinda kadina denk goreceksiniz.eger kadinlariniz da erkelerininz gibi cahil birakiyorsaniz o zaman baska.

Avatar
Hiç 2019-02-12 21:35:42

Sizin yorumunuzu mustafa öztürk 'ün yorumundan daha mi isabetli görünüyor? Bence hayır..kuranın indiği dönemin insanı elbetteki ilk muhataptır..ve kuran çoğu yerde örfü destekler.örfün evrenselleştirilmesi mi gerek o zaman?

Avatar
Mehmed sarı 2019-02-13 12:29:30

Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiğinde artık mü'min bir erkeğin ve mü'min bir kadının işlerinde kendi isteklerine göre bir seçim hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse şüphesiz o apaçık bir sapıklığın içine düşmüştür.
Ahzâb 36
Âyette Allah ve rasulünun verdiği hükme dikkat çekilmiştir.
Burada şahitlik konusunda Allah Teâlâ bir hüküm vermiş. Bunu ne feministler nede bir başkası eleştiremez hüküm budur.
Sokaktaki bir hayvanın (haşa) "Allahım beni neden hayvan yarattın benide insan yaratsaydın ya" deme gibi bir lüksü yoktur.
Aynı şekil kadında eşitlik konusunda şahitlik konusunda Allah Teâlâ’nın hükmünü sorgulama gibi bir lüksü yoktur Olamaz.
Olursa aytte ne olacağı açıkca belirtilmiştir.
En doğrusunu Allah bilir..