Teknoloji kuşatması altında olduğumuz bir dönemi yaşıyoruz. Teknoloji aklımızı, duygularımızı, ahlakımızı öyle bir kuşattı ki, ne yaptığımızın, nereye gittiğimizin farkında değiliz. Değişiyoruz ama değiştiğimizin farkına varmıyoruz. Hatalar yapıyoruz, hatalarımızın farkında değiliz.

Mahremiyet kavramından anladıklarımız ile yaptıklarımız arasında o kadar büyük bir uçurum var ki, hatamızı bize hatırlattıklarında ‘bunu nasıl düşünemedim?’ diyoruz. Kendimizi öyle kaptırdık ki teknolojiye, düşünmeden adım atıyoruz.

Sosyal Medya Ahlakı

Son yıllarda hayatımızı kuşatan en önemli gelişme Sosyal Medya oldu. En çok kullanılan Facebook, Twitter, Instagram gibi siteleri, rahmetli Barış Manço’nun kulağımıza kazıdığı programın adıyla anlatmak gerekirse, 7’den 70’e herkes kullanıyor. Yedi yaşındaki çocukların da sosyal medya hesapları var, yetmiş yaşındaki dedelerin de. 

Ahlak, toplumdan topluma değişen kuralları olmakla beraber, her toplumda ve her dinde önemlidir. ‘Ahlaksız’ diye tarif edilen insan, hiçbir toplum hiçbir din tarafından onaylanmaz. Mahremiyet kavramı toplumdan topluma değişse bile, sevdiklerini kıskanmak, sevdiğine sahip çıkmak insanların çoğunun ortak ahlak anlayışıdır. Sadece insanlar değil, hayvanlar bile eşlerini kıskanırlar.

Sosyal Medya Ahlakı diye bir tanımlama tüm insanlık için yeni bir tanımlamadır. Komşuluğun, oturup kalkmanın, akraba veya komşuluk ilişkilerinin, hatta savaşmanın bile ahlakını anlatan bir dinimiz var. Sosyal Medya kullanmanın ahlakı yok mu?

Annenin resmini isteseler…

Birkaç aydır özellikle lise öğrencileriyle yaptığım programlarda ‘Sosyal Medya Ahlakı’ başlığında bir konuyu da anlatmaya başladım kısa da olsa. Erkek öğrencilere dönüp şu soruyu soruyorum. Mahallenizde anneniz ve kız kardeşinizle gezerken, mahallenizden tanıdığınız veya tanımadığınız bir erkek yanınıza gelse ve size ‘Annen çok güzel bir kadınmış. Bana annenin bir resmini verir misin hatıra olarak?’ dese ne yaparsanız? Mahallenizden bir delikanlı yanınıza yaklaşıp ‘Senin kız kardeşin çok güzelmiş. Bana kız kardeşinin birkaç tane boy fotoğrafını verir misin?’ dese, ona ne cevap verirsin?

Benzer bir soruyu kız öğrencilerine de soruyorum. Diyelim ki nişanlandınız. Okuldan veya mahalleden bir kız arkadaşınız sizi ve nişanlınızı gördü. Yanınıza gelip ‘Çok yakışıklı bir nişanlın varmış. Bana birkaç fotoğrafını verir misin?’ dese nasıl bir tepki verirdiniz?

Gençlerin verdiği cevaplar tahmin ettiğiniz gibi. Erkek öğrenciler anne veya kız kardeşlerinin fotoğrafını isteyecek erkeği döveceklerini, kızlar nişanlı oldukları kişinin fotoğrafını isteyen kızların saçını başını yolacaklarını söylüyorlar.

Tam bu cevapları verdiklerinde ‘Madem bu kadar kıskanıyor ve kızıyorsunuz, neden her yerde annenizin, kız kardeşinizin veya nişanlınızın fotoğraflarını paylaşıyorsunuz?’ diye soruyorum. ‘Hiç böyle düşünmemiştik’ diyorlar genelde. Evet, hiç düşünmeden kullanıyoruz maalesef teknolojiyi. Hiç düşünmeden paylaşıyoruz sevdiklerimizin resimlerini. Hiç düşünmeden boy boy paylaşımlar yapıyoruz binlerce insanın olduğu sosyal medya hesaplarımızda.  

Velilere yaptığım konferanslarda da kısa da olsa değiniyorum bu konuya. Eşinin fotoğrafını başkasının cebinde veya cüzdanında görse cinayet işleyecek olan insanlar, eşlerinin boy boy fotoğraflarını sürekli paylaşıyor Sosyal Medya hesaplarında. Bir kişinin cebinde eşinin resmini görse deliye dönecek insanlar, binlerce kişinin cep telefonuna kendi elleriyle eşlerinin fotoğrafını yüklüyor! Hem de en güzel, en yakışıklı çıkmış halini.             

Nazar değer mi?

Çocukların en sevimli halleri küçüklükleridir. Her davranışları şirindir. Eskiden, küçük çocuğu olan aileler, evlerine gelen misafirlerin çocuklarının güzelliklerine hayran olmalarından hastalandığını düşünür, ‘nazar değdi yavruma’ derdiler. Gerçekten nazardan hasta oluyorlar mı bilmem, ama evlatları konusunda bu kadar hassas bir toplum iken, çocukların en şirin hallerini sürekli sosyal medya da paylaşır hale nasıl geldik?

İnternet dünyası, birçoğumuzun kullandığı gibi, sadece eğlence ve paylaşım dünyasından ibaret değildir. Çocuk resimleri arşivi yapanların da bu mecrada olduğunu unutmamamız gerekiyor. Yüzbinlerce çocuk resmi arşivi yapan insanlar, çocuk kaçırmak isteyen insanlara arşivlerini satıyorlar. ‘Bana üç dört yaşlarında, sarışın ve mavi gözlü bir çocuk getirene şu kadar para öderim’ gibi bir ilanı, normal internet sayfalarında göremezsiniz. Ancak emin olun, bu ilanların verildiği gizli sayfalar var. Bu sayfaların ilanlarını takip eden ve bu işlerden para kazanan kişilerin ellerinde ki binlerce çocuk resmini, bizzat o çocukların anneleri paylaşıyor maalesef.

Mahremiyeti yeniden düşünmek

Mahremiyet, özel hayat gibi kavramlarımızı yeniden düşünmek zorundayız. Akşamları ışıkları yakınca, evin içini karşı binadan görmesinler diye, perdeleri kapatan bir toplum olduğumuzu unutuyoruz. Karşı binada oturan birkaç kişinin evin içini görmesinden rahatsız olurken, evimizin mahrem resimlerini binlerce insanın olduğu sosyal medya hesaplarımızda paylaşıyorsak, aile mahremiyetinden ne anladığımızı yeniden düşünmek zorunda değil miyiz?

Eviniz, eşiniz, çocuklarınız ve aileniz sizin özeliniz ve mahreminizdir.

Mahreminiz mahrem kalsın!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mahmut bey 2019-03-26 14:36:49

Allah razı olsun çok önemli bir konuya değinmişsin