Mekkeli müşriklerin şirki,  Kur’an’ın şirkle mücadelesini kavramak için mutlaka bilinmesi gereken bir konudur. Cahiliye devri şirk inancını bilirsek Kur’an’ın da neyi reddettiğini, neyle savaştığını anlamış oluruz. Kur’an o topluma indi ve o toplumun inançlarını konu edindi. Müşriklerin iddia ve ithamlarını öğrenmek için Kur’an bilgisine ihtiyacımız olduğu gibi Kur’an’ın neleri tenkit edip neleri onayladığını anlayabilmemiz için Müşriklerin tanrı anlayışını bilmek zorundayız.

Mekkeli Müşrikler denilince aklımıza hemen tahtadan-taştan yonttuğu heykellere/putlara tapan, onları Allah zanneden, onları yaratıcı ve kâinatın sahibi sanan kimseler gelir. Fakat bu gerçeği yansıtmaz.[1]  Yeryüzünde kendi elleriyle yaptılarını Allah zanneden ya da Allah gibi kuvvetli sanan hiç kimse yoktur. Hiçbir Mekkeli müşrik tahtanın-taşın kendisini kurtaracak yüce bir tanrı olduğunu, tapındığı putların Allah ile birlikte kâinatı yarattığını söylemez.[2]

Peki, neydi Mekkelileri müşrik yapan? Arap müşrikler az önce bahsettiğimiz gibi Allah’a iman eder ve O’nun yüceliğini tartışmasız kabul ederlerdi. Onları şirke düşüren, Allah ile kendi aralarına Allah’ın çocuğu ya da dostu olduğunu düşündükleri varlıkları koymalarıdır.

Mekkeli müşrikler Allah’ın, salih kulları ve kızları olduğuna inandıkları melekleri kırmayacağına inanıyorlardı. Onlara göre doğrudan Allah’a ulaşmak mümkün olmadığından melekleri ve salih kulları aracılığı ile onların yardımlarını isteyerek Allah ile irtibata geçmeye çalışıyorlardı. Bu yüzden meleklerin, peygamberlerin ve salih kulların heykellerini yapıp onların önünde kurban keser, adak adar ve onların yüzü suyu hürmetine dua ederlerdi. Şimdi heykellerin yerini dini ve siyasi liderlerin mezarları-türbeleri almıştır. İnsanlık putlardan kurtulmuş ancak putperest mantıktan hala kurtulamamıştır. İşte asıl tehlike de budur.

Aslında bütün şirk şu anlayışa dayalıdır: Allah ulaşamayacağımız kadar yüce ve uzaktadır ve herkesle muhatap olmaz.[3] Ama o sevdiği dostlarını da kırmaz. Öyleyse biz bu dostları razı edersek onlar da Allah’ı razı ederler ve isteklerimizi O’na iletirler, Allah da bizden razı olur ve dualarımızı kabul eder. Allah’a yakınlaşmak için birilerini aracı edinmek Kur’an’a göre açık bir şirk ve küfürdür:

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nunla yakınında başka dostlar edinenler, ‘Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’ diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer, 3).

Mekkeli müşrikler de taştan putların faydasız olduğunu biliyorlardı. Putların asıl görevi Allah ile aralarında aracılık etmesiydi. İslam Allah ile insan arasındaki vasıtaları kaldırmak için gelmiş ve bu cahili anlayışla savaşmıştır. İnsanoğlu Allah’ın kendisine şahdamarından daha yakın olduğunu bilmediği sürece, Allah ile arasına mutlaka aracılar koyması gerektiğini düşündüğü müddetçe putperestlik asla ölmeyecek, farklı şekil ve amaçlarda her zaman yeni putlar yapılacaktır.[4]

Allah ile arasına bir başkasını şefaatçi diye koymak Mekke müşrikleri ile aynı şirki işlemektir. Mekkeli müşrikler Allah ile birlikte başka şefaatçilerin olduğunu iddia ediyorlardı:

“Allah'ın yanında bir de kendilerine zarar veremeyen, yarar sağlayamayan şeylere kulluk ediyorlar ve şöyle diyorlar: ‘Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçilerimizdir.’ De onlara: :’Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği şeyleri mi haber veriyorsunuz?’ Şanı yücedir O'nun, ortak koştuklarından arınmıştır O” (Yunus, 18).

Mekkeli müşrikler aslında Allah’ın sevgili kullarına da dua ederler, yalvarırlar ve onlardan da medet umarlardı.  Kur’an’ın kınadığı da tam olarak budur. Lat, Menat, Uzza, Hubel gibi putlar aslında bir zamanlar yaşamış salih zatların ya da meleklerin sembolleri/maketleriydi.[5] Onlar heykellere değil, heykellerin simgelediği varlıklara taparlardı.

 

[1] İbni Useymin, Şüpheleri Yok Eden Tevhid Gerçeği, (Tercüme: Mehmet Beşir Eryarsoy), s: 88-92.

[2] Yaşar Düzenli, Kur'an ve Şefaat -Üslub ve Semantik Açıdan-, s: 63-76.

[3] Mustafa İslamoğlu, Âlemlerin Rabbi Allah Bilmek-Tanımak-Anlamak, s: 24-28.

[4] Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamberin Hayatı, (Tercüme: Ahmet Asrar),  s: 452-462.

[5] Murat Sarıcık, Put/Hicazın Beş Putu ve Çağdaş Putlar, s: 29-203.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Reis çubukçu 2019-02-07 16:52:13

benim salih kullarımın kalbine girerseniz cennetime girersiniz, diyorsa halik teala-mız fecr suresinde,,, mes-ele temamdır hocam...

Misafir Avatar
Türkoğlu 2019-02-24 19:29:45 @Reis çubukçu

ulan utanmadan Allahdan korkmadan işiniz gücünüz ayet uydurmak

Beğenmedim! (0)
Avatar
pirifani 2019-02-07 20:43:08 @Reis çubukçu

mubarek o bahsettigin ayet sahih mi? ayet numarasi ve kimin meali uzerinden naklettiniz?

Beğenmedim! (0)
Avatar
Sorucu 2019-02-14 01:26:53

Abdulaziz Bayındır en son bildiğim kadarıyla Allah benim kiminle evleneceğini bilmez demişti.
O adam sonra ney oldu. İman edip İslama döndümü