Mustafa Çağrıcı köşesinde konuşmak gerektiğini ama saldırma şeklinde davranışın doğru olmadığını, hakaret edenin nihayetinde kendi seviyesini düşürdüğünü... belirtti.

Çağrıcı'nın güç ve kudret sahiplerine hem makamına hem de şerrinin bulaşması tehlikesine karşı uygun şekilde tatlı dil ile hitap etme önerisini kabul ediyoruz. Lakin kendi de dahil tüm ilim ehlini susturan ve onlara da destek olan din bezirganlarına tatlı dilin fayda etmeyip misliyle karşılık verip susturmanın da "üslübu beyan ayniyle insan" kategorisine girmeyeceğini görmesini bekliyoruz.

Susmayan ve efendilik etmeyen CHP ve yandaşları olması gerekeni yaptılar ve Geziparkında ortalığı yakıp yıkanların tamamını mahkemeden kurtardılar. Eğer susmuş olsalar, efendilik etseler sonucun ne olacağını en iyi Çağrıcı hocam bilmiyor olamaz.

Zaten müslümanların başına gelen her hal bu yersiz suskunlukları ve yersiz efendilikleri değil mi?

Milletin tüm şikayeti İlahiyat, Diyanet camiasının devlet ve din bezirganları tarafından topluma karşı yapılan adaletsizliklere, haksızlıklara, dejenere edilen dine karşı suskunları değil mi? 

Ve bu tablo karşısında sizin öneriniz milletin susması ve konuşacaksa kibar kibar konuşması, öyle mi?

Hz. Musa (as)'ın yönetici Firavun'a karşı tavrını genelleştirmesi nedeniyle vur sırtına al elinden ekmeğini hesabı dini, namusu, ekonomisi ile oynamasına rağmen sessiz kalan müslümanların bu halinden cesaret aldığı için ehli bidat bu kadar güçlü değil mi? 

Sustunuz, efendilik yaptınız da ne oldu? 

Emek verdiğiniz Diyanet'e gelen şer yapılar karşısında suskunluğunuz sayesinde Kutlu Doğum alimlerin kararına rağmen İslam'da olmayan Mevlid Kandili'ne alındı. İçi boşaltıldı. Emek emek yazdığınız Kur'an Yolu Meal ve Tefsir'i FETÖ kitabı olarak lanse edildi ve değeri, inanırlılığı yerle bir oldu. 

Sustunuz ve tüm Diyanet ve İlahiyat camiasının boynuna "Vahhabi, Selefi, Kader İnkarcısı, Şii, Hadis inkarcısı, modernist..." yaftası vurulup boynunuza takılmadı mı?

Suskunluğunuz fayda ettiyse buyrun, söyleyin biz de sizi alkışlayalım. Millet sustunuz diye aferin demedi.

FETÖ gitti birileri onların yerini doldurdu. Diyeceksiniz ki hayır doldurmadı. Onlar doldurmadı ise de siz ilahiyatçıların da suskunluğunuz ve korkaklığınız nedeniyle alternatif olmadığınızı millet çok iyi gördü. 

Artık millet İslam'ın tek olmadığını, en azından yeterli olmadığını, üstüne üstelik bir de ehli sünnet olması gerektiğine inanıyor/inandırıldı.

Peygamber tatlı dilli idi tatlı dilli olmasa etrafından dağılacakları ayette belirtiliyordu. 

Doğru...

Ama aynı peygamberin de sesinin üzerinde konuşmak, önüne geçmek, verdiği hükmün üzerinde hüküm koymak da yasaklanıyordu. Peygamberin verdiği hükme razı olmayan münafığın boynunu vuran Hz. Ömer'e kısas yapılmaması da gösteriyor ki efendilik efendi olana yapılır ve bir yere kadar efendi olunur.

Ridde, Sıffin, Kerbela faciası gibi olaylar kime karşı mücadele edilirken meydana geldi. O mümtaz sahabe susmayı neden tercih etmedi? Kan akacağını bile bile neden ve kime karşı konuştular?

Adam ekranlardan Allah, Kur'an, Peygamber, Melek, Ahiret inancımızla dalga geçiyor. Yalancı ve İsrail destekli olması nedeniyle para babası olunca kitleye ulaşma sıkıntısı da olmayıp dini dejenere ediyor. Çağrıcı, Karaman, Öztürk, Görmez, Okuyan gibi nice değerli alimlere haddi olmadığı halde saldırıp, iftira atayor, itibar suikasti yapıyor ve biz karşılığında sadece "Üslübu beyan ayniyle insan" deyip susacağız öyle mi, Çağrıcı hocam!

Madem saldırana saldırı ile cevap verilmeyecekse Cumhurbaşkanı Erdoğan neden saldırılara daha sert tepki veriyor. FETÖ, PKK, DEAŞ ve hurafecilerin tatlı dilden anlaması mümkün mü?

Ekranlardan ilahiyatçılara saldıran ve susturan sözde ehli sünnetçiler zaten proje olup belli mahfillerin sözcülüğünü yaparken ve Diyanet ve diğer kurumlarda birileri de bunlara destek çıkar ya da bunların hilesini göremeyip suskun kalıyorsa bu zevata hangi tatlı dilin sökeceğini Çağrıcı hocamıza soruyoruz.

Buyrun, Çağrıcı'nın milleti susmaya ve anlamayanlara efendi olunmaya çağırdığı o yazısı: 

Konuşmak mı susmak mı?

Yıllar önce ders anlatırken bir öğrencim el kaldırmış, ben de biraz beklemesini işaret etmiştim. Cümlemi bitirince öğrenciye şimdi konuşmasını söyledim ama genç adam kırgın bir tavırla, “Hocam vazgeçtim be!” dedi. Nedenini sorduğumda, başka bir derste hocanın anlattıklarıyla ilgili görüşünü söyleyince hocanın “Otur! Saçmaladın!” dediğini, bir kez daha böyle terslenmek istemediğini belirtti.

Öğrencim bana müthiş bir ufuk açmıştı. O sınıfta ve ondan sonra girdiğim bütün sınıfların ilk derslerinde aşağı yukarı şunları söylemeyi âdet edindim:

“Öncelikle hiçbir bilgi, görüş hoca söyledi diye doğru, öğrenci söyledi diye yanlış olmaz. Yanlışsa “Otur! Saçmaladın!” demekle de düzeltilmiş olmaz; çünkü “Otur! Saçmaladın!” tarzı sözler hiçbir fikrin saçmalığının ispatı değildir. Tersine böyle sözler hakaret ve baskı içerdiği için öğrencinin inandığı görüşün zihninde daha da katılaşmasına yol açar. İslam toplumlarında ve dünyanın başka yerlerinde türlü türlü taassuplar var ve hepsinin de birinci sebebi “Otur! Saçmaladın!” tavrıyla yapılan despotluklardır. Bu bastırılmışlıklar bir yerde patlıyor ve şiddete dönüşüyor. Onun için benim derslerimde -hocaya, sınıfa ve derse saygı dâhilinde- her şeyi söyleyiniz; itirazlarınızı, görüşlerinizi rahatlıkla ifade ediniz. Bu öncelikle bana iyiliktir; çünkü bu sayede belki sınıfın da katkılarıyla yeni bir bakış açısı kazanırım, bilgimi test ederim, yanlışsa düzeltirim. Şayet siz yanlış düşünüyorsanız, hepimiz özgürce fikrinizi müzakere edip doğruyu buluruz.”

* * *

Konuşmak mı susmak mı?” Bunun ölçüsünü Hz. Peygamber gayet güzel özetlemiş: “Ya hayırlı konuş ya da sus!” Hayırsız konuşacaksak veya hayırlı konuşsak bile konuşmamız kötü sonuçlar doğuracaksa susmak daha hayırlıdır. Böyle durumlarda susmak büyük fazilettir.

Ancak yine de en az 2500 yıl öncesinden beri insan, “düşünen/konuşan canlı” diye tanımlanır. Üstelik insan konuşan tek canlıdır. Buna göre bir insana “konuştu, yazdı” diye saldırmakla, “insan oldu” diye saldırmak arasında fark yoktur. Öyleyse bir konuda konuşmamız gerektiğine inandığımız sürece -bilgiye dayanması, hakikati ifade etmesi ve edep dâhilinde olması şartıyla- aslî görevimiz susmak değil konuşmaktır. Bu ölçüler içinde, sözlü ya da yazılı olarak konuşmaktan geri durmamız doğru değildir. Zira dinen de ahlaken de insanî olarak da birbirimize faydalı olma, doğrularımızı paylaşma, yanlışlarımızı azaltma görevimiz vardır. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”

* * *

İsteriz ki, konuşmalarımız, hakikat ve ahlak ölçüleri çerçevesinde dinlensin, okunsun, değerlendirilsin, varsa yanlışları da düzeltilsin. Şimdilerde -adam gibi kullanmayı bilirsek- sosyal medya bu imkânı hepimize veriyor. Buna rağmen, Yüce Rabbimizin Hz. Musa ve Harun’a -hem de Firavun’a karşı- kullanmalarını emrettiği “yumuşak dil” (kavl leyyin) varken, bazen çirkin ve saldırgan dil kullananlar da oluyor. Ne yapalım ki bazı insanlar, -kimi cahilliği, kimi tıyneti, kimi de türlü “hesaplar”ı yüzünden- saldırgan bir dil kullanabiliyorlar.

Elbette bu üzücüdür; fakat saldırıya maruz kalandan çok, bizzat saldırıda bulunanlar için üzülmeliyiz. Çünkü büyüklerimizin dediği gibi “üslûb-i beyân, aynıyla insân”dır. Dolayısıyla hakaret, hakarete uğrayanın değil, hakaret edenin seviyesini ele verir. Hiçbir insanın kendi seviyesini düşürmesine gönlümüz razı olmamalıdır; Müslüman ahlakı bunu gerektirir. “Allah’ın insanlara verdiği temiz fıtrat”ı (Kur’an 30/30) korumayı başaranlar, kötü dili kendilerine yakıştıramadıkları için “İnsanlara söyleyeceklerinizi güzellikle söyleyin” (Kur’an 2/83) buyruğuna uygun konuşurlar, yazarlar.

Şundan emin olmalıyız ki, -Kur’anî tabirlerle- “yumuşak dil” kullanmayı; “makbul söz”, “tatlı söz”, “rahatlatıcı söz” söylemeyi ilke edinenler, en nihayetinde hem Allah katında hem de insanların gözünde kendilerini yüceltmektedirler. Daha ne isteyebiliriz ki!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Safa 2020-02-19 17:15:50

hayret ediyorum koca ilim adamları tarikat öncüleri tarafından nerdeyse susturuldu. diyanet ise sus pus. hatta tarikatçıların saçmalıklarına bile cevap veremiyor hayret. eski kadrolarını bile tasfiye etti. böyle uydurulmuş dini kim ne yapsın. üçdefa şunu beş defa bunu yap iyileşirsin anlayışı dinmidir ? nerde o zaman i̇slam dini ?

Avatar
Bilen 2020-02-20 15:51:01

Prof. Dr. M. Çağrıcı hoca hakkında iyi düşünmek isterdim, ancak yaşadığım bir olay ve daha sonrasındaki tavrı sebebiyle çok da omurgalı olduğunu düşünmüyorum...

Avatar
abreg 2020-02-20 17:21:11

bir müslüman gerektiğinde tavrını koyacak ne hikmetse herkes pervasızca hakaret ediyor müslümanlara gelince alttan alınız diyorlar ben bir imam olarak haklı olduğum davamda hiç bir zaman alttan almadım almamda Allahın izniyle hep alttan alarak zaten bu hallere düştük din görevlilerimiz yalakalık yapmasınlar (istisnalar hariç) Allah rızası için zengin fakir gözetmeksizin hakkı savunsunlar islam alemi düzelir

banner312

banner298