Biz Müslümanlar, namazlarımızın son oturuşunda “Salli- barik duaları’nı okuruz. “Allah’ım! İbrahim (a.s)’e ve ‘aline salat eylediğin gibi, Muhammedimize ve âline de salat eyle!” diye dua ederiz. Rabbimizin huzurunda O güzel elçiyi hatırlarız.
  
Neden Hatırlarız?

“Bizler Yüce Rabbimizle olan bu iletişim anında, O’nun huzurunda o Peygamberi niçin hatırlıyoruz?” diye sordum kendime. Ve kendimce bu soruya verdiğim cevapları paylaşmak istedim sizlerle.
 
Bizler, Hz. Âdem ile Hz. Muhammed (s.a.s) arasında gelip geçen Peygamberler zincirinin İBRAHİM halkasını hatırlarız namazlarımızda. Onu hatırlamak bir sünnettir.
   
Çünkü O, vahiy bilgisi olmasa da, bizlere akıl yoluyla Allah’ın varlığına inanılabileceğini öğreten muallimdir. O, Allah’ın varlığını ve birliğini bizlere kanıtlayan yazısız ayetleri gözlemlemiş; ay, güneş ve yıldızların tanrı olamayacağına akıl yoluyla ulaşmıştır. Onların her biri gözden kaybolup gidince “LA UHİBBUL ÂFİLÎN” Ben kaybolup gidenleri sevmem; (bunlar tanrı olamaz)” demiştir.
  
O, Allah’a tevekkül konusunda bize somut bir şekilde örnek olan peygamberlerden biridir. Nemrud’un dev ateşine doğru mancınıkla sefer eylerken onun dilinden şu cümleler dökülüyordu: “HASBUNALLAHÜ VE Nİ’MEL VEKÎL….” “ Allah bize yeterlidir. O ne güzel bir muhafızdır…”  (3/173)
     
Atavizme Dikkat Çeken Peygamber


O, “atavizmin” yani körü körüne ataları taklit etmenin yanlış olduğunu öğreten muallimdir. “Size hiçbir yararı ve zararı bile dokunmayan bu putlara niçin tapınırsınız?” sorusuna, “Biz atalarımızı bunlara tapınır bulduk, onun için kutsuyoruz bunları..” cevabına şu karşılığı veriyordu: “Siz ve atalarınız apaçık bir sapkınlık içindesiniz.” (Enbiya,21/ 54)
    
O, zihinlerdeki soyut; mabetlerdeki somut putları kırmak için hiçbir karşılık beklemeden mücadele veriyordu. Pagan bir toplumdan tevhidi bir toplum oluşturmak için gece gündüz çalışıyor, kavmini akıllı olmaya davet ediyor ve feryadını şöyle ifade ediyordu: “ Size de, Allah’tan başka taptıklarınıza da yazıklar olsun! Siz hiç akıllanmayacak mısınız?” (Enbiya,21/67)  
  
O, şirkin, paganizmin her çeşidinden nefret ediyordu. Rabbine el açıp sıkça yaptığı duası şuydu: “ Rabbim! Beni evlatlarımı putlara tapmaktan uzak tut!” (İbrahim,14/35)
   
O, alınteriyle kazanmanın, kazancını insanlarla paylaşmanın, sofra açıp açları doyurmanın, cömertliğin en güzel örneğiydi. Onun içindir ki, kendi soyundan gelen Son Peygamber de, ümmetine veren el olmayı öğüt veriyordu.
    
O her daim hikmet ve hakikatin peşindeydi. Hikmete ve gerçeğe kavuşabilmek için vahiy, akıl, tecrübe ve gözlemin yanında rüyalar da onun hakikat pınarlarından biriydi; tıpkı Yusuf gibi..
   
Ama bu rüyaların, sadece sahibini bağladığını, birilerini ezoterizmin deryalarında boğmak için kullanılamayacağını, rüyasına inanmayanların tekfir edilemeyeceğini de öğretti bizlere. O, Sevgili İsmail’ine bir rüyasını anlatırken şöyle diyordu: «Yavrucuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?»  (Saffât,37/102)
   
O, şu üç-beş günlük dünya hayatında hayırlı işler yapma, gök kubbenin altında hayırla yad edilme idealini taşıyor, Rabbinden bu konuda yardım bekliyordu: “Rabbim! Bana hikmet ver. Beni iyi insanlar arasına dâhil et,” diye dua ediyordu. ( Şuara, 26/83)
   
O siretiyle (yaşantısıyla) bize bir şeyi daha kanıtlıyordu. O da şuydu: Yüce Allah, evrende düzen sağlamak için “sünnetullah” adını verdiğimiz yasalar koymuştu. Ateş yakardı, su söndürürdü….Ama Rabbim dilerse ateş yakmaz; su da söndürmez olurdu …

Duası ve Emin Belde

O yüce Peygamber, vatanımızın hangi özelliklerle bezenmesi gerektiğini de öğreten bir muallimdi bizlere. Onun dualarında ve çabalarında Harem olan bir belde vardı; güvenli, can ve mal emniyetinin sağlandığı bir beldeydi o. İnsana saygının, sevginin olduğu bir belde.  

Kabeyi inşa ederken şöyle yalvarıyordu Allah’a: “ Rabbim, bu beldeyi güvenli kıl!”(İbrahim 14/35) Onun özlediği beldede hayat sürenler, zihin ve düşünce dünyalarını paganizmden arındırmış olmalılardı. O, böyle bir ülkenin özlemini çekiyordu ve yine Rabbine el açarak:Rabbim, beni ve oğullarımı, putlara tapmaktan uzak tut.” diye dua ediyordu. (İbrahim, 14/35)
   
Onun özlediği beldede yaşayanlar, hem Rableri, hem de, çevreleri ile sağlıklı iletişim kurmalılardı. Bu özlemini de şöyle dillendiriyordu: ”Rabbimiz! Soyumdan bir kısmını Senin kutsal evinin yanında(…) yerleştirdim. Bunu, orada namazı dosdoğru kılmaları için yaptım. İnsanlardan bazılarının gönüllerini onlara meylettir.”  “Rabbim! Beni ve soyumu namaz kılanlardan eyle.” (İbrahim, 14/40)
  
Hacer’in O sevimli eşi, 
vatan sathında geçim sıkıntısı ve sosyal eşitsizlik de olmasın istiyordu. Çeşitli nimetlerle donatılmış ve helal rızıkların kullar arasında eşit bir şekilde paylaşıldığı bayındır bir ülke talep ediyordu. Bu talebini de şöyle ifade ediyordu: “Rabbim! (bu mekânda meskûn olan soyumu) nimetlerine şükretmeleri için çeşitli meyvelerle rızıklandır.” (14/37) 
  
Allah’ın fedakâr elçisi,
vatanda hayat sürenlerin, “maziye bağlı birer ati” olmalarını; geçmişlerini hayır dua ile ve rahmetle anmalarını da diliyordu. İnsanlar, iman etmiş olan atalarına küfür etmemeliydiler. Yaşayanlar, dünlerini, hatasıyla sevabıyla irdelemelilerdi. Atalarının hataları varsa onları tekrar etmemeliler, ama ehli kıble olan cedlerine de ihanet etmemelilerdi. İşte o mübarek insan, böyle bir vatan ve toplum özlemini de şöyle dillendiriyordu: “Rabbimiz! Beni, anamı, babamı ve inananları hesap gününde bağışla.” (14/41)
     
Güller Gülü Onun Duasındaydı

Ve Kâbe’yi inşa ettikten sonra, Onun  dualarında, Güller gülü Hz. Muhammed Mustafa da vardı: “ Rabbim!” diyordu ve içtenlikle devam ediyordu duasına: “ Yaptığımız bu hizmeti kabul buyur…. Soyumuzdan Müslüman bir ümmet yetiştir…. Onlara kendi içlerinden bir Peygamber gönder ki, onlara senin ayetlerini okusun; Kitabı ve hikmeti öğretsin….” (Bakara,2/127…129)
    
Rabbimiz, kulunun bu duasını kabul etmişti. Kitabı okuyan ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermişti. Onun için Allah Resulü şöyle buyurmuştu:  “Ben, dedem İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin rüyasıyım.” (Ahmed bin Hanbel)

VELHASIL

Bizler huşu ile kıldığımız namazlarımızda Yüce Allah’ın huzurunda iken Onun İbrahim’ini de yad ediyoruz. Onu anarken, onun niteliklerine sahip olmayı arzuluyoruz; onun tevekkülünü, onun hikmet ve hakikat aşkını istiyoruz Rabbimizden.  Muhammet Mustafa (s.a.s)’nın ümmetinin de, onun putlardan nefret ettiği kadar nefret etmesini, paganizmden uzak durmasını niyaz ediyoruz Allah’ımızdan. Canların dokunulmaz olduğu, alın teriyle kazanılmış malların helal, gasp edilmesinin de haram olduğu HAREM bir ülke diliyoruz Yaradan’ımızdan.

Onun huzurunda Onun İbrahim’ini anarken, düşünce ve fikir hürriyetinin olduğu, işlerin istişare ile yürütüldüğü, ehli kıblenin tekfir edilmediği, tefrika ve fitnenin bulunmadığı esenlikli bir ülke için dua ediyoruz.
 
Sonsuz hamd ve senalar olsun Hâlık’ımıza. Salat ve Selam olsun Muhammed’ine ve İbrahim’ine

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.