Değerli okuyucu, bizler “saadet-i dareyn”i, yani iki cihan saadetini amaçlayan insanlarız. Bu dünyanın geçici ve çok kısa, ahiretin ise sonsuz olduğuna inanmış olanlarız. O halde fenadan bekaya göç niçin korkutur ki bizleri? “İnneke meyyitün ve innehüm meyyitûn” yani “Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler,” cümlesi, bize ve sevgili Peygamberimize hitap eden Yüce Kitabımızın bir ayeti değil midir? Yazımızda bu ve benzer sorulara cevap olabilecek birkaç anekdotu paylaşmak istiyorum sizlerle.

İki Dostun Ölüm Üzerine Sohbeti

Yol kenarındaki çay bahçesinde arkadaşımla oturuyor ve bir yandan çayımızı yudumluyoruz. Bir ara, Müslüman bir cenaze arabası geçti; “inna lillah ve inna ileyhi raciûn,” ayetini okuyan dostuma sordum:

“Korkuyor muyuz?”

Cevap verdi:

-“Hayır; aklıma kabullendirdim korkmamayı; şairin şu dizelerini de kalbime onaylattırdım:

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?”
Aklım ve kalbim; ikisi birden şöyle seslenir bana sıkça:
“Ölüm yok olmak değildir. Ölüm, aşıkın maşukuna vuslatıdır. Havf ve reca (Ümid ve korku) arasında devam eden hayatımızın bir başka hayata açılan kapısıdır ölüm.”

Aklım ve kalbim, şunu da telkin ediyor bana:

“Bu hayatta ümid ve korku arasında yürü. Ama terazinin “ÜMİD” kefesi her zaman ağır bassın. Kendinle, Yaradan’ınla ve çevrenle barışık yaşa. Sen putlara tapmadın, şirk deryasına batmadın, Her daim Rahman ve Rahim olana iman edip O’na tevekkül ettin. Satanist, politeist, veya herhangi bir ideolojinin kulu olmadın. Aklını, Vahyin ışığı ile aydınlatıp, Peygamberi örnek alıyorsun…Evet, evet, sen busun. Onun için ümitvar ve şükredenlerden ol.

Cehenneme alternatif olarak Cennetin, sana daha yakın olduğuna inancın tam olsun.

Şöyle dua etmeyi de ihmal etme: “Rabbim! Kalpleri halden hale dönüştüren Sensin. İman ettikten sonra sapkınlığa uğratma beni!”

Koca Şair Yahya Kemal: “Ölmek kaderde var. /Yaşayıp köhnemek hazin.” dememiş mi? Kaderde olanı düşünüp de üzülmek ve korkmak niye ki? Evet, aklım ve kalbim, bunları hatırlatıyor sürekli. Onun için korkmuyorum ölümden…”

Son Peygamberin Son Sözleri

Son Peygamber, 571 yılının Rebiul evvel ayının12 gecesi bir pazartesi günü dünyamıza teşrif etmişlerdi. O’na salat ve selam olsun.

63 yıl sonra; takvimler 632 yılının Rebiul evvel ayının yine pazartesi gününü gösterirken O Son Peygamber (s.a.s.)’in mübarek başı, Hanımı Hz. Ayşe’nin kolları arasındaydı. Ateşli bir hastalığın verdiği bir acıyla dudaklarından dökülen cümleler şöyleydi:

“Rabbim! Ölümün de şiddetleri var. Rabbim! Ölümün korkularına dayanmak için bana yardım et. Rabbim! Ölüme tehammül gücü ver bana.” Ve çok hafif bir sesle, o dudaklardan dökülen son söz, sözlerin en güzeliydi: “LA İLÂHE İLLALLAH. Ruhun teslimi ne şeymiş.

Ama Yüce Rabbimle beraber….”

Hz. Fatımanın Ağlayan Ve Gülen Yüzü

Hz. Peygamber (s.a.s), ateşler içinde bir hasır üzerinde yatıyordu. Sevgili kızı Hz. Fatıma’sı geldi, oturdu babasının yanına. Bir ara babası, başını eğmesini istedi ve kızının kulağına bir şeyler söyledi. Fatıma, hüzünlenip ağlamaya başlayınca, Peygamber baba, kızına tekrar başını eğmesi için işaret etti. Yine bir şeyler söyledi. Bu sefer, Hz. Fatma derin bir iç çekti, sevinçle gözyaşlarını sildi, ağlayan yüzü gülmeye başladı. Ne dedi acaba o yüce Peygamber sevgili kızına? Kayıtlara göre birincide şöyle demişti Allah Resulü: “ Sevgili kızım, sanırım ayrılık vakti geldi artık. Bundan böyle baban acı çekmeyecek..”

Hz. Fatma’nın yüzünü güldüren baba sözleri ise şöyleydi: “Ailemden ilk yanımda olacak insan sensin.”

Anneye Mektup

Arkadaşım Cemal Aydın’ın tercüme ettiği, İbnül Cevzi’nin “Cennetin Davetlileri” adlı eserde şöyle bir kıssa anlatılır. Dünyanın doğusunu ve batısını dolaşan Zülkarneyn, sonunda Babil’e gelir ve orada ağır bir hastalığa yakalanır. Öleceğini düşünüp annesine bir mektup yazar:

“Anneciğim, sen, hiçbir şeyin ebedi kaldığını, bir hayalin hep sürüp gittiğini gördün mü?

Ben, kesinlikle biliyorum ki, şimdi gideceğim yer, şu anki yerimden çok daha iyidir…”

Mesajı alan anne de, ilginç bir cevap yazar oğluna ve der ki: : "Evladım, meramını bana çok güzel anlattın. Öğüt verdin, ben de payımı aldım.. Sen bana hürmet ettin, ben de sana değer verdim. Yaşarken de, öldüğünde de SELAM OLSUN sana yavrum!"

Acılarımızda Kendi Kendimize Terapi

Aynı eserin bir başka bölümünde, oğlunu kaybeden bir annenin, içindeki ateşi nasıl söndürmeye çalıştığı dillendiriliyor. Diyor ki acılı anne:

“ Oğlum Akil öldü. Çok iyi bir dini eğitim almış ve oldukça güzel ahlaklı biri olmuştu. Kendimi, bir zamanlar Hz. Ali tarafından öldürülen Amr ibn Vüd olayını hatırlayarak teselli ettim. Çünkü Amr’ın annesi o zamanlar yavrusuna ağlayışlarını şu mısralara dökmüştü:

“Eğer Amr’ı Ali’den başkası öldürseydi, Ağlardım ben oğlumun ölümüne ebedi!

Ama ayıplanamaz biri tarafından öldürüldü. Ah, babası ona hep “kavmin en büyüğü” derdi.”

Kadıncağız, teselliyi, öldüren kişinin asaletinde buluyordu. Ben de kendi payıma, oğlumun ölümünü, Yüceler Yücesi Allah’ın işi ve eseri olarak gördüm. Onun canını alan Rabbimin yüceliğini düşündüm. O zaman gözümde bu ölüm de, o ölen de önemsizleşiverdi…”

Evet, bizler de, acılar ve dertler yumağına dönmüş dünyamızda, terapi yollarını bulmak zorundayız, değil mi?

Bezirgân Ve Mezar Taşları

Görünüşleriyle ibretlidir mezar taşları. Yazılarıyla düşündürürler insanları. Her biri öbür taraftan mesajlar verir bizlere. Okyanuslardan karadakilere sesleniştir onların her biri.

Tıpkı şu mezar taşında olduğu gibi:

“Artık ne isim var, ne de cisim. / Su habbesi okyanusa kayıverdi.”

Bir başka taş da Arapça bir mesajı veriyor bizlere:

“El mü’minûn Lâ yemytun” “Mü’minler ölmezler.” Diyor ve devam ediyor:

“Bel yentekılun min dâr’il fena ilâ dâr’il beka” “Ama şu fani dünyadan

baki olan dünyaya göçerler.”

Evet, zamanı gelince her birimize Rahmetle ve hayırla göçüşler diliyorum.

Sözün burasında İskender Pala'nın " Mihmandar" adlı romanından aşağıdaki satırları da birlikte okuyalım:

“ Ölüme bu kadar takılıp kalma oğul! İnsanlar ölmek için doğuyor.

Zaman bir BEZİRGÂN, ölüm alır, ölüm satar. Gecede ve gündüzde, gençte ve yaşlıda, iyide ve kötüde hep budur yaptığı. İnsan gaflete kapılıp zamanı öldürdüğü için yapar bunu. Bir intikam alır gibi. Ve zamanlar öldükçe ölümün zamanı gelir. Kaçışı olmayan, kurtuluşu olmayan andır o. Bir yerde susmak gibi, bir yerde konuşmak kadar. Ebedî hakikatin ta kendisidir. Ölüm her başa gelecek ve tek başına gelecek.”

Ölüme bu düşüncelerle bakalım derim. Belki, yanan yangınımıza biraz su serpilir, kendi kendimize terapi yapabiliriz. Beşer tarafımızı törpüleyip, ölüme karşı olan korku ve zaaflarımızı yok edebiliriz. Selam ve dua ile hoşça kalınız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.