Değerli Okuyucu!

Bu hafta, arkadaşım M. Haşimoğlu ile Ali Özek Hocamızı ziyaret ettik; elini öptük ve değerli meslektaşım S. Ali Tüz’ün ikram ettiği çaylarımızı yudumlarken Hocamızın odasında kendileriyle sohbet imkânı bulduk.

Bu sohbetten bazı hususları siz dostlarımla maddeler halinde paylaşmak istedim.

1-Hocam, ülkede dini konularda ağzı olan herkesin konuştuğundan, ama konuşması gereken uzmanların sustuğundan bahisle bir de hatırasını anlattı: “Öğrencilik yıllarımda İzmir’de genellikle müşterileri kadın olan bir işyerinde çalışıyordum. Bir hanımefendi bir gün bana “Siz namaz kılıyormuşsunuz, öyle mi?” dedi. Ben “evet deyince karşılık olarak dedi ki: “Ben kılmıyorum. Her akşam yatarken “Amenerrasülü”yü okuyorum. Bu yetiyor bana..” O dönemlerde bu günkü gibi vatandaşın okuyacağı matbu kitaplar fazla değildi. Bazı kitaplar da hurafelerle dolu idi. Meselâ bir “Uğur Abbas Kitabı” vardı. Ne yazık ki, o kitaplardaki hurafeler günümüzde de halâ devam ediyor.

2-- Hocam, Müslümanların tarikat, cemaat vs. bölük pölçük halde olmalarından, çakma şeyh ve cemaat liderlerinden de şikâyetçi idi ve bu bağlamda şöyle diyordu Özek Hocam:

“Ben, bu günkü cemaat ve tarikat liderlerinin bir çoğu ile tanışma imkânı buldum. ….. cemaatinin şeyhi….Efendi, namaz vaktinde camiye girdiğinde tüm müridleri ayağa kalkardı.. Şeyh efendi bu durumdan son derece rahatsız olur ve cemaatini uyarırdı. Çünkü onların bu tavrı Peygamberimizin sünnetine aykırıydı. Hal böyle olmasına rağmen bu günün birçok şeyhi, el etek öptürmekten çok memnun maalesef…

3- Hocam, İnsanların özgür iradesine de vurgu yaptı. Bu bağlamda da özetle şöyle dedi:

  “Kur’anda geçen "Hüdâ", kelimesinin on yedi şekilde farklı anlamı vardır.

Meselâ; bazı ayetlerde “Beyân, İslâm dini, Kitap ve kitaplar,” anlamına geldiği gibi bazı ayetlerde de, “Peygamberler, İman, Tevhid vs. gibi anlamlar içerir. Meselâ, Hz. Musa ile Firavun arasındaki bir diyalogda C. Hak’kın, “hayvanlara ilham verdiği, onları programlayarak yarattığını ifade eden ayette HÜDA kelimesinin anlamı şöyledir:

  “ …. Allah'ın mesajı kendisine iletilince, Firavun:] "Ey Musa, sizin Rabbiniz de kimmiş?" dedi. [Musa:] "Bizim Rabbimiz, [var olan] her şeye gerçek özünü ve biçimini veren ve sonra da her şeyi [kendi doğasının gerektirdiği] yola yönelten varlıktır" diye cevap verdi. (Taha,20/ 49,50)

Ya insan böyle midir?

 Hayır, ona,, Allah yolunu göstermiştir; eğrisini de doğrusunu da.. İnsan, özgür iradesiyle bu iki yoldan birini seçer. Allah da onun iradesini gerçekleştirir. Ve insan ya mümin ya da münkir (inkârcı) olur.

“ Gerçek şu ki, Biz ona yolu-yöntemi gösterdik: şükredici, ya da nankör [olması artık kendisine kalmıştır].” (İnsan, 76/3)

Evet, Kur’an böyle diyor. Allah bizleri beş duyu ile yaratmış, akıl ve vicdan vermiş, bazı doğruları onunla bulabiliriz, ama tüm gerçekleri, hakikati bulabilme yeteneği ile donatılmış değiliz. Bundan dolayı bizlere Peygamberler aracılığı ile ve vahiy yoluyla fiilen doğru yol gösterilmiştir. Nitekim bu gerçek Bakara suresinin 2. ayetinde şöyle dillendirilir:

“BU İLAHÎ KELÂM" ki, üzerinde hiçbir şüpheye yer yoktur." Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanlara bir rehber [olarak indirilmiş]tir.” (Bakara, 2/2) 

4- Hocamız sohbet sırasında bir hususa daha değindi.. O da, Osmanlı’nın son dönemlerinde eğitim ve öğretimde de ciddi gerilemelerin olduğu konusuydu. Gerek müsbet bilimlerde gerekse hadis, fıkıh, kelam, tefsir gibi dini ilimlerde medreselerin güçlü bilim adamları yetiştiremediğine değindi.. Ve örnek olarak da son devirde yapılan mimari eserlerin yabancı mimarlar tarafından barok tarzında inşa edildiklerini gösterdi.. 

VE UĞUR ABBAS

   Değerli Dostlarım!

  Hocamızla bu minval üzere sohbetimiz devam etti. Bu vesileyle Hoca’nın sözünü ettiği kitabı ben de merak ettim. Kısa bir araştırma yaptım. Onu da özet halinde sizlerle paylaşmak istedim. Çünkü sözü edilen kitaptaki hurafeler gerek halk arasında gerekse sosyal medyada hala güncelliğini korumakta ne yazık ki.

   Söz konusu kitap, harf inkılabından önce Osmanlıca olarak basılmış. Ve yayınevleri öyle reklam yapmışlar ki, etki altında kalan İstanbul Hanımefendileri de, sokağa çıkarken sandıktan bu duayı çıkarırlar, muska gibi yanlarında taşırlarmış.

İşte o kitap, o gün bu gün her daim gündemde kalmayı başarmış.))))

 İçindeki bilgiler ve özellikle “Uğur Abbas Duası” diye bilinen dua ve açıklaması, doğrusu az buçuk Kur’an ve Hadis bilgisi olanlara parmak ısırttıracak cinstenmiş.

   Duanın kısaca özeti şöyle:

Rasulüllah (s.a.s) döneminde güya hırsız, uğursuz biri varmış; adı Uğur Abbas imiş. Allah Resulü (s.a.s.), bu uğursuz adamı lanetlediği gibi, onunla konuşanları da lanetlemiş miş.

     Ve gün gelmiş Uğur Abbas namındaki bu adam gebermiş. Yakınları da bu lanetli adamı kör bir kuyuya atıvermişler. Bunun üzerine Cebrail (a.s.) doğru Hz. Peygamberin kapısını çalmış, selam verip Allah’ın mübarek kullarından birinin can verdiğini, ama akrabalarının onu kör bir kuyuya attığını haber vermiş miş.)) Bununla da kalmayıp şu cümleyi ilave etmiş: “Onun cenazesine katılanlar, cennetliktir..” demiş.

     Bunun üzerine Allah Resulü derhal harekete geçmiş ve kuyunun başına gitmiş. Bir de ne görsün; kuyudaki mevta, o lanetli adam Uğur Abbas’tır.  

   Meğer Uğur, Allah‘ın has kullarından biriymiş de Hz. Peygamber bundan habersizmiş.

      Meğer Uğur, soymak için girdiği evde sandığın dibinde altın, gümüş ararken bu duayı bulmuş muş da, Peygamber (s.a.s) bundan habersizmiş.

   Ve Allah Resulü dâhil tüm ashab, bu adamın cenazesine katılırlar, namazını kılarlar. Gökteki melekler bile onlara eşlik ederler. 

Nasıl bir adammış ki bu Uğur diyorsunuz değil mi?

  Bu adam,  güya on ay hırsızlık uğursuzluk gibi her türlü işreti işler, ama Recep ayı geldiğinde tüm kötülükleri terk eder ve o meşhur duayı okurmuş.

O dua nasıl bir dua imiş acaba??

    O dua, Rasülullah’ın yüzüne gözüne sürdüğü ve dahi bu duayı okuyanın, taşıyanın, bir şehirden diğerine götürenin kum taneleri kadar günahı olsa bile silineceği müjdesini verdiği bir dua imiş.))))..

Bir de Çevirgel Var

 Kıymetli okuyucu! Bu bağlamda bir başka duadan da söz ederek sohbetimizi bitirelim isterim:

 Evet, bir de ÇEVİRGEL DUASI var. Bir genç veya yaşlı, karşı cinsten birine gönül mü verdi?? Ama karşı cins onu terk mi etti, yoksa ona pas mı vermiyor? Bundan dolayı birinin gözlerine uykular girmiyor mu? Taraflardan biri kara sevdaya mı kapıldı? Ya da eşlerden biri evini mi terk etti?

    Evet, eğer böylesi bir durum sözkonusu ise o vefasızı geri döndürmenin reçetesi hazır; o da ÇEVİRGEL DUASIdır…

     Velhasıl

    Kıymetli Hocamızla bu konuları konuştuk.. Bu hurafeleri, birilerinin bize sıkça hatırlatması gerekiyor değil mi? Hocamızın dediği gibi, ağzı olanlar değil; bilenler, işin uzmanları anlatmalı değil mi???

  Ne dersiniz??

Selam, sağlık ve esenlik dileklerimle..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner312