“VAHDETİ VÜCUT” İNANCININ GETİRDİKLERİ

“Vahdeti vücut” Yaratıcı ile yaratılmış olanlarının birliği inancı.. Bu inanca göre Allah ile Allah’ın yarattıkları ayrı ayrı şeyler değildir. Yaratıcı ile yarattıkları “tek vücut”tur. Gördüğümüz ve görmediğimiz her şey tektir. Ayrı ayrı şeyler değildir. Yaratılanların tamamı Yaratıcının birer parçası, cüzüdür. Sufi imanına göre asıl tevhid inancı budur. Bu ise, İslam inancının “birlik=tevhid” inancı ile bağdaşan bir durum değildir.

İlk defa tasavvufçu Hâkim-i Tirmizî tarafından ifade edilen Vahdet-i Vücut inancı İbni Arabî tarafından en geniş biçimde sistemleştirilmişti. 

“Onun düşüncesine göre “yaratan” ve “yaratılan” arasında ayrılık yoktur. Bunların ikisi tek varlıktır. Tanrı ile kâinat bütünleşmiş tek bir varlıktır. Bu inanışın adı “Vahdet-i Vücut” teorisidir. 

Aslında Tanrı ile kâinat bunlara göre tek varlıktır. Bunlara göre görünen, hissedilen âlemden başka varlık yoktur. Tabiat veya Tanrı denmek aynı şeydir. İki ayrı isim de aynı şeyi ifade eder.

İslam’da ise “Allah'ı zati sıfatları itibariyle tektir ve taşıdığı sıfatlardan herhangi birini bir başka varlıkta görmek şirktir. “Lailahe illallah" yani “Allah'tan başka ilah yoktur” esası bunu ifade eder, Kur’an bunu anlatır. Ve makbul iman için buşarttır. Aksi “şirk” olarak nitelendirilir.

İslam akaidine göre Allah yarattıklarına benzemez. Yaratılmış olanlar Yaratıcının hiçbir sıfatını haiz olamaz.

Tasavvuf ise bu esası hiçe sayarak tüm yaratılmışların yaratanla bütünlüğünü öngörür. Ona göre yaratılmış ve yaratan ayrımı yoktur.

Onlar bunu şu cümle ile ifade ederler, "La mevcude illallah" ya da “La mevcude illahu,”Yani “Allah'tan başka mevcud yoktur.”

“Vücudun birliği”, mevcudun yani var olan her şeyin birliği inancı tasavvufun teorik temelini, esasını teşkil eder.

Vahdet-i Vücut” inancı Endülüs’te Gnostizm yani “Yeni Eflatunculuk” akımına dayanır. Daha sonra bu inanış Beyazidi Bistami ve Hallac’da Batıni görüşler olarak işlenmiş ve geliştirilmiş olduğu görülür. 

İbn-i Arabî, Sadreddin Konevî, Celâleddin Rumî gibi önde gelen sufi zatların telkin ettikleri inanışta kolaylıkla bu inancı görebiliriz.

İbn-i Arabî,Füsûs el Hikem’in 10,25,54,55. sayfalarında;

“Tanrı mahlukuna insan ile nazar kıldı ve onlara rahmet eyledi. Şu halde o ezeli olan insan, şekli ile hadîs, zuhur ve neşetî bakımdan ebedi ve daimdir. Binaen aleyh biz onu gördüğümüz vakit kendi nefislerimizi görürüz. O bizi gördüğü zaman kendi nefsini görür.”
 

Adem hem Hak, hem de halktır. Hakkı tenzih eden kimse ya cahildir, ya edebi noksan kişidir…

Sen hakkın sureti ve hak da senin ruhun olduğu cihette sen hak için cismani bir suret gibisin. O da senin cesedini sevk ve idare eden ruh gibidir… 

Böyle olunca her bir mabutta Allah'tan başkasına ibadet olunmadı. Yere gömüldüğün vakit O’nun içindesin. O senin zarfındır. Vücud aleminde ancak o vardır. Varlıkta onu gören, O’ndan başkası değildir.”

76.sayfaya bakıyoruz; “insan ve eşya ismiyle anılan O’dur. Demek ki tabiat alemi bir aynada beliren tek bir surettir.”

“Allah beni över ben de O’nu. O bana kulluk eder, ben de O’na.”
           

Çünkü madem yaratılan da yaratan da ayrı varlıklar değildir, öyleyse böyle düşünmek mantıklı olur. Ama olaya “la ilahe İllallah” açısından bakınca bunun inkar olduğu tartışılmaz.

Vahdet-i vücut inancının ortaya çıkardığı sonuçlara bakılınca bu daha iyi anlaşılır.

Vahdet-i Vücut İnancının Getirdikleri

Tasavvufun teorik temellerinden en önemlisi olan “vahdeti vücut” inancı analiz edildiğinde karşımıza şu sonuçlar çıkar:

“la İlahe illallah” demek şirktir

“Vahdet-i Vücut” düşüncesine göre “la İlahe illallah” demek şirktir. Çünkü,  “la İlahe illallah” denilince, anlam olarak bir Allah var ve bir de O’nun yarattıkları.

Allah tek ilahtır, yarattıkları ise “var”ama “ilah” değillerdir. Kur’an’a göre, yani İslam inancına göre “tevhit” budur. Bütün varlıklar, Allah’ın yaratması ile var olmuşlar ve Yaratıcı onlara benzemez. Onlar yoktan var edilmiştir ve sonlu varlıklardır. Ebedi değillerdir. Sonsuz olan Allah’tır.

Vahdet-i Vücuda göre ise Allah’tan ayrı hiçbir şey yoktur. Gördüklerimizle birlikte tüm varlıklar ve Allah tek bir varlıktır. Bunun için “la ilahe illallah” inancına karşı, sufi inancının tevhidi; “la mevcûde illallah” ya da “la mevcude illahu” dur.

Buna göre; “Tanrı ile Kainat bütünleşmiş tek varlık halindedir. Bu nedenle Vahdet-i Vücud’cu biri için görünen, hissedilen alemden başka varlık yoktur. Buna ise Tabiat veya Tanrı demek farketmez. Nasıl olsa iki ayrı isim de aynı şeyi ifade eder.(Fütuhat, 2/B-405; Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi, İsmail Kara, 2/297-301; Türk Edebiyatı Tarihi, Ord. Prof. Dr. M. Fuad Köprülü, S. 122)

Vahdet-i Vücûd anlayışında olanlara göre, Kainat ile Allah bir bütün ve aynı şeydir. İslam’a göre kainatla, Allah ayrı ve tamamen farklıdır, bir birlerine benzerlikleri yoktur ve bütün kainat Allah tarafından yoktan var edilmiş olup, İlâh’lıktan pay almamıştır, yani kainattaki hiç bir şeyde İlâh olma özelliği yoktur. İlâh olarak yalnız Allah vardır. Bunun aksini iddia etmek İslâm’a göre şirk koşmak demektir. Kainatı yok saymakta, Allah’ın Kuran’da yaratmayla ilgili bildirdiği bütün ayetleri inkardır...

Bu inancın en önde geleni olarak bilinen ve saygı duyulan İbn-i Arabi de bunu en açık biçimde eserlerinde ifade ediyor: Ona göre de “şirk”; Vücudun çokluğu, yani Allah’tan başka varlıklar var demenizdir. Ona göre asıl Tevhid inancı; kainatın ve Allah’ın aynı şey ve bir şey olduğuna inanmaktır.

Kafirler de “Mümin”dir

Sufi tevhit inancında kafir diye bir şey yoktur. Neye inanırsanız inanın Allah’a inanmış sayılırsınız. Çünkü, her şey zaten yaratıcının bir parçasıdır.

“Nakşibendilerin kendisinden saygı ve övgü ile söz ettikleri, Abdülkerim el-Ciyli, “İnsanı Kâmil” adlı kitabında aynen şunları kaydetmektedir:

“Kâfirler bizzat Allah’a kulluk etmişlerdir. Çünkü Cenab-ı Hak bütün varlıkların gerçeği (yani özü ve ta kendisi) olduğuna göre-ki kâfirler de varlıkların bir bölümüdürler - öyleyse Cenâb-ı Hak onların da gerçeğidir.

Dolayısıyla kâfirler, Allah’ın bizzat kendisi oldukları için varlıklarının kaçınılmaz gereği olarak O’na (Allah’a) tapmış oldular.”

“Bu sözleri biraz daha açmak gerekirse Abdulkerim el Ciyli aslında daha ilk cümlede şunu demek istiyor:

Kafirler, yani Kur’an’a göre Allah’ı inkâr edenler ya da O’na ortak koşanlar, Allah’ın (Haşa!) ta kendisi oldukları için öz varlıklarını inkâr edemeyeceklerinden sonuç olarak O’nu da dolaylı şekilde tanımış sayılırlar.”(Ferit Aydın, Tarikatta Râbıta ve Nakşibendilik, Ekin yayınları, 1996, sayfa 107) 

Kur’an Şirk Kitabıdır

Vahdet-i Vücut inancını sistemleştirmede büyük katkısı olan ve önde gelen isimlerden biri Ârifuddîn el-Tilemsânî'dir. Tasavvuf büyüklerinden çok mübarek bir zat olarak bilinen bu mutasavvıfa birisi;

“Sizin tevhidiniz Kur’an’daki tevhide uymuyor” deyince, şöyle cevap vermiştir; “Evet öyledir, ama gerçek Tevhid bizim eserlerimizdedir. Kur’an baştan sona kadar şirktir”. (Sadettin Merdin, İslam’ın Pavlusları S:395)  

Tilemsani “vücudun birliği” yani Yaratan ile yaratılanın bir olduğu düşünce sistemi açısından Kur’an’ı eleştirmiş ve Kur'an'ın tamamıyla şirkle dolu olduğunu göstermeye çalışmıştır.

Kur'an yaratan-yaratılan ayrımı yapmaktadır ki, ‘Bir'den başkasının varlığını kabul şirktir.“ (14)

Tilemsani’ye göre bu varlık aleminde hiç bir şekilde başka ve ayrı bir şey yoktur; kainat sadece Cenab-ı Hakk’ın sözleri ve kısımlarıdır. Deniz içerisinde dalgaların, bina içerisinde odaların durumu neyse, aynen öyledir.(İbn Teymiye Külliyatı, 2. Cilt, S. 189)

Bu mübarek Tilemsâni, Kur'an'ın tamamıyla şirk dolu olduğunu, Kur'an'a uyanın şirke bulaşacağını ve tevhidi anlayamayacağını söyler.” (İbni Teymiye Külliyatı Çev. Kurul Tevhid Yy 2/189 2/256 İslam Sufileri Reynald A. Nicholson Çev. Komisyon Kültür Bk. Yy)
           

Aslında bu bakış vahdeti vücut inancının tabii sonucudur.

Şeytan ile Allah Arasında Fark Yoktur

Madem ki her şey Yaratıcının bir tezahürüdür, öyleyse şeytan da Yaratan’ın bir cüzü, parçasıdır. Şeytan da bunun dışında değildir.

M.Arabi, "Alem'de tek bir Varlık vardır. O da Vücudu Mutlak olan Allah'ın varlığıdır. Diğer varlıklar bu varlığın çeşitli zuhurları ve değişik tecellileridir. Var zannedilen şeyler aslında vehim ve hayalden ibaret'tir."

“Allah varlığın bütünüdür, kendisinin bütünü de varlıktır mevcudattır. Hatta taşlanmış şeytan da bile var olan Allah’tır.”

Bu “Şeyhül ekbere”e göre;

“Hıristiyanlar tanrılığı sadece İsa ile annesine hasretmelerinden dolayı yanılmışlardır. Bütün mevcudat Allah deselerdi isabet etmiş olacaklardı. .” (Sadettin Merdin, İslam’ın Pavlusları, s.316 ve 317)

Abdulkerim el-Cili ye göre de bu sebeple; Hıristiyanların Müslümanlardan bir derece aşağı kalmalarının sebebi Allah’ın görünümünü üç ile sınırlamalarındandır; “Baba, oğul ve ruh-ul – Kudüs” ile sınırladıkları için Müslümanların seviyesine çıkamamışlardır. Halbuki üçle sınırlamayıp, bütün kainatın Allah olduğunu kabul etselermiş, kendilerinin seviyesine çıkacaklarmış.” (Sadettin Merdin,İslam’ın Pavlusları, s.393-394)

Allah’a Tapmak ile Puta Tapmak Aynı Şeydir

Sufiler nezdinde büyük bir itibarsahibi Abdülkerim el-Cili.“İnsan-ı Kamil” adlı kitabında;

“Zatı itibariyle yüce olan Hakk’ın açığa çıktığı her varlığa tapmak gerekir. O alemlerin zerrelerinde zahir olmuştur/açığa çıkmıştır.” (İbrahim Sarmış, Tasavvufun İslam Kültürüne Olumsuz Katkıları, Ümran Der, sayı.32)

Bu durumda kim neye tapıyor olursa olsun Allah’a tapmış sayılır.

İnsan İle Allah Birdir

Bir hal üzere iken dedi diye öne sürdükleri, aslında otuz küsür lıy boyunce hemen hemen her zaman; “Enel Hakk' (Ben Allah'ım), 'Mâfi'l cübbeti illaallah' (Cübbemin içinde Allah'tan başka bir şey yoktur) diyen, Hallac-ı Mansur “vücudun birliği” inancını ifade eder.

Beyazıd-i Bistami de aynı şeyi söylüyordu;

“Subhani mâ'azama şâ'ni' (kendimi noksan sıfatlardan tenzih ederim. Benim şanım ne yücedir.) (Ömer Ziyauddin Dağıstani, Fetvalar, s. 79)

Sufi ileri gelenleri;

“Ben sevgilimin/ Allah’ın kendisiyim, O da ben’dir. Biz iki bedene hulül etmiş iki ruhuz”  derler. (  ) Süleyman Uludağ, Hallac-ı Mansur DİA, C.15 s.379

En büyük şeyh olarak görülen İbni Arabi çeşitli vesilelerle bu söylemi dile getirmekten çekinmemişti. Her ne kadar ‘biz anlamayız’ deseler de, şu sözlerinin pek de anlaşılmayacak bir tarafı yoktu:

"Gören de O'dur, görülen de. Alem O'nun suretidir... Allah onların kendisidir."

"O bana hamd eder, ben O'na hamd ederim. O bana ibadet eder, ben O'na ibadet ederim."

“Allah beni över, ben de Onu. O bana kulluk eder, ben de Ona.”

"O bütün kâinattır. O, vücudum, vücudu ile kaim olan tektir."

"İnsan dediğimiz zaman bil ki, biz O'nun kendisiyiz... Hem hak, hem de halk ol, o zaman Allah ile Rahman olursun.."

"Firavunun iddia ettiği; Ben sizin yüce Rabbimizin sözü gerçekleşti. Çünkü her ne kadar o iktidar Hakk'ın aynı ise de Firavunun suretinde tecelli etmiştir."

Cehennem ve Sorumluluk

Vahdeti vücut kavram aslında: “Her şey Allah'tır, O’ndan başka bir varlığın mecudiyeti söz konusu değil” anlamına geliyorsa ve Allah'ın yarattığı varlıklar O’nun bir parçası ise o zaman Allah’a karşı sorumluluk düşüncesi çöker. Çünkü Yaratıcının bir parçası olan insan ve diğer varlıklar Yaratıcının kendisi olunca sorumluluk kime karşı olacak ki?

Yine her şey Yaratıcının parçası / kendisi ise, Cehennem de O’nun parçası demek olur. O’nun bir parçası olan insan, gene onun bir parçası olan cehenneme mi atılacak? Yani Allah kendini mi Cehenneme atacak?

Asla içinden çıkılamayacak bir mantık garabeti ortaya çıkar ki, o zaman İbni Arabi’nin dediği gibi akıl ve ilmi terk etmek gerekir. 

İnsan hem aklı hem de dini ilimleri terk edecek ki, Saidi Nursi’nin dediği gibi vahdeti vücut teorisini yüce bir hakikat olarak kabul edebilsin;

“Öyle de, Vahdet-ül Vücut meselesi  gibi yüce bir hakikat..” (Lemalar, 28.lema s.258)

Sadrettin Konevi de, “Meratib’ıl Vücud” isimli eserinde, bu inancın bir sonucu olarak;

 “İnsan hakkın kendisidir. Zat, sıfat, arş, kürsi, levh, kalem, melek, cin, gökler ve yer ve içindekiler, her ne var ise, insanın kendisidir. Hakkı’ın kendisi odur. Kadim ve hadis odur.” Dese de ömrünün sonunda tecdid-i iman yapmış, bu apaçık küfür olan düşüncelerinden döndüğü söylenir. .” (   ) Sadettin Merdin,İslam’ın Pavlusları, s.325

İbni Haldunda bunlara şöyle itiraz ediyor;

“Önceki sufiler, “Allah, mahlukatından, hem yer ve mekan olarak, hem de mahiyet, hüviyet ve sıfat olarak farklıdır” derlerdi. Sonraki Sufiler; Allah’ın hüviyetinde, varlığında ve sıfatlarında yarattıkları ile bir bütün olduğunu söylemişler. Buna Allah’ın varlıkla birleşmesi yani ‘ittihad’ denir. Bu ise Allah’ın Hz. İsa’ya hulul ettiği yani içine girdiği, onunla birleştiği iddiası ile aynıdır.” (  ) İbni Haldun, Mukaddime, s.672-4     

İmam Rabbani ise bir yerden sonra bu inancı eleştirir ve İslam’a aykırı olduğunu anlatır.

İmam Rabbani der ki; 

“Hiçbir peygamber yaratıklar yaratanın suretleridir demediler. Tam aksine Peygamberler; ‘Allah birdir, yaratılanlara benzemezler’ dediler.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pirifani 2018-06-28 18:35:37

Allah dostlarina dil uzatma! carparlar seni! vardir onlarin elbet bir bildikleri! dunya duzdur derken dunya sabittir derken dunya okuzun ve baligin ustunde derken bir bildikleri oldugu gibi bu laflari ederkende bir bildikleri vardir su bizim edepsizlerin. malesef halkin din anlayisindaki zaaflar bunlar tarafindan istismarlarina sebeb oluyor. bir iki ayet hadis okuyup halki korkutup sindirmeyi pek iyi beceriyorlar. gecen internet kitabcilarindan birinde envarul asikin le ilgili yorumlari okudum kahroldum.muslumanlar bu kadar mi din cahili olacakti? malum kitabi begenelerin iclerinde belki yuksek tahsillileride vardir. bir kesim bu tip uydurma ve israiliyat iceren eserleri millete kakalayip akli vicdani felc edilmis insanlari guzelce somuruyorlar.basinda takke sarik kuran hafizi amma ne genel kultur var ne islam kulturu nede dunyada neler olup bitiyor umrunda degil ki.varsa yoksa sheyhimiz tarikatimiz yolumuz usulumuz kardeslerimiz.

Avatar
Hakan 2018-06-29 15:20:10

Elinize emeğinize sağlık inanç ve akaid konularda ilmi yazılar görmek istiyorum bu sitede iman konusu önemli ben çok faydalandım tarikatların veya asrımızdaki hocaların çarpıttığı hakikatleri açıklayan yazılar bekliyorum

Avatar
MUSTAFA TOKLU 2018-07-06 21:32:11

i̇hlas suresi̇ni̇ i̇yi̇ okuyunuz. o yarattiklarina asla benzemez. bu si̇zi̇n anladiginiz vahdet-i̇ vucudu reddeder. i̇bn-i̇ arabiyi ,o konuyu bilenden tekrar okuyunuz. bir cografyacının tıbla alakalı bir kitabı okuması ve onu yorumlaması ,sizce nekadar dogru?

Avatar
Feza Demirbas 2018-08-22 11:32:58

VAHDETI VUCUD:BU KONUDA PEYGAMBERLER KENDI UMMETLERINI AYDINLATMADA ZORLANDILAR GECE TEBLIG ETTILER GECENIN RABBIDIR ALLAH DEDILER GUNDUZ TEBLIG ETTILER GUNDUZUN RABBIDIR ALLAH DEDILER ALLAH CC EN GUZEL ANLATAN ESMAUL HUSNASIDIR ONUN DISINDA ANLATILAN SEYLER HAYALIDIR