2. Mahmut ile başlayan medrese ıslah çalışmaları bu okulların devlete adam yetiştirme vasfının elinden alınıp mahalle sıbyan mekteplerine dönüştürmesiyle devam etti. 2. Mahmut medreselerin tasavvufla birlikte dünya gerçekliğinden kopuk belli oluşumların elinde devlete dahi isyan eder bir sürece evrildiğini görerek bu kurumları tarikatların kontrolünden çıkarmak için girişimlerde bulundu. 

Bu bağlamda devletin siyasi işlerine müdahale eder hale gelen Hâlidîler, Nisan 1828’de 2. Mahmut'un emriyle İstanbul’da bulundukları yerlerden toplanarak Sivas’a sürüldüler. 1828 sürgünü Nakşilerin tarihindeki en kapsamlı sürgünüdür.

Tarikatların devlete müdahalelerini bir başka yazıda ele almak üzere Halidilerin bu sürgünü tarikatçıların Osmanlı merkezi hükumetine olan düşmanlığını iyice ateşler. Yurdun dört bir tarafında haçlılara karşı verilen savaşlar yetmezmiş gibi devletin varlıkla yokluk döneminde tarikatçıların "din elden gidiyor" isyanları ile Bektaşi tekkesinin kontrolündeki yeniçeri isyanları merkezi hükumeti epey bir zorlar.

Abdülhamit Han'ın tahtından indirilmesine neden olan 31 Mart isyanı da yine tarikatçıların alet olduğu bir isyandır. Her ne kadar bizim müslüman mahalle 31 Mart olayını da ittihatçılara yıkmaya çalışsa da sokakta ki asilere bakıldığında "din elden gidiyor" sloganlarını ittihatçıların atmayacağı bir vakıadır.
 

Tarikatların organize ve tek bir iradeden beslenen statik hali haçlıların da dikkatini çeker. Bir toplumu hareket ettirmektense bir şeyhi satın almakla tüm teşkilatı sevk etmenin kolaylığını gören haçlıların tarikatlarla ilgilenmesi boşuna değildir. Osmanlının yıkılış sürecinde bu durumu farkeden haçlıların kendi papazlarını şeyh, müftü, imam kılığında müslümanların arasına salıp halkı isyana teşvik ettiğine dair onlarca belge varestedir.

İlim karşıtlığı, vergi vermekten imtina etme, asker kaçaklarının mekanı haline gelen medreseler en son devrim kanunları kapsamında çıkarılan tekke ve zaviyeler kanunu ile 1925'te resmen kapatılırlar.

Mustafa Kemal’in tekke ve zaviyeler konusunda aldığı bu olumlu karar, toplumun dini alanda sağlıklı bilgiden yoksun bırakılması sonrasında köprü altı medreselerin oluşmasını tetikler. Mustafa Kemal medresleri kapatmakla çok haklı bir karar almış lakin halkın medreseye olan rağbetinin nedenleri, toplumun dine olan ihtiyacı, dinin toplumları sevk ve idare etmedeki gücü, ehil olmayan ellerdeki dinin bir devleti bulunduğu coğrafyadan silebilecek silaha dönüştüğünü görememesi sonucunda Tekke ve zaviyeler kanunu adeta medreselerin haklılığına psikolojik zemin hazırlar. 

Mustafa Kemal ile birlikte dönemin bürokratlarının İmam Hatip ve Diyanet Kurslarına olan menfi bakış açısı, kısa zamanda medreselerin güçlenmesine yol açar. 

Toplumun dini ihtiyaçlarını geç de olsa fark eden siyasi erk, İmam Hatip ve İslam Enstitülerinin yolunu açsa da Kemalist devrimler doğrultusunda suya sabuna dokunmayan din adamı yetiştirme çalışmaları ve ortaya çıkan şuur yoksunu din adamı sınıfı toplumda beklenen ilgiyi bulmaz ve sonuç, medreselerin gücüne daha bir güç katar.

Cumhuriyet tarihinde Müslümanlara karşı yapılan tüm darbelerin arkasında tarikatlar ya seyirci kalarak, ya darbecilere karşı müridlerini itaatkar kılarak, ya sahip oldukları organize güçle rahmetli Erbakan'a kurulan Aczmendi tuzağında olduğu gibi "şeriat geliyor" projelerinin alt yapısını yaparak bir şekilde destek olduklarını görüyoruz. 

15 Temmuz tecrübesine rağmen Diyanet'e yapılan operasyonla pasivize edilen kurum;  28 Şubat zulmünde ortalıkta görünmeyip ortalığın sükunete erdiği dönemde ehli sünnet maskesi altında çıkarılan boş tartışmalarla müslümanları oyalarken, elde ettikleri pazarlık gücüyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti'yi tartışmaların merkezine çekerek tepkinin odağı haline getirmek, tarikatların bu millete kurduğu başka bir tuzaktır. 

Sonuç olarak popülizme feda edilen ilkeler medreselerin varlıklarının devamına yaramaktan başka bir işe yaramaz. Ve bu popülist politikalar nedeniyledir ki Tekke ve zaviyeler kanunu ile meşruiyyeti ortadan kalkan medreselerin tamamı şu an illegal durumdadır.

***

Peki illegal görüntüde olan medreselerde bu gün ne yapılır?

Devletin ve milletin hangi yarasına merhem olunur?

Tarikatlar ümmet bilincini mi tefrikayı ve lokalizeyi mi aşılamaktadır?

Bu güne kadar medreselerin ortaya koyduğu tek bir kaynak eser var mıdır?

Tarikatlarda yetişip de dünyaya mal olan kaç alim vardır?

Bu alimlerden kaçı dünya ilim otoriteleri tarafından ciddiye alınır, davet edilir ve dinlenir?

Tarikatların bölgesel ve evrensel sorunlar karşısında ortaya koyduğu tek bir çözüm paketi var mıdır? diye sorulacak soruların cevabı kocaman bir;

HİÇTİR...

Veli, şeyh, mürşit, kutup ve gavs ismiyle bu ticari müesseselerin başında bulunan patronlar, kendilerini din kimliği ile gizlemektedir. Dini bir müessese olmaktan öte sermayesi din, reklamı vicdan sömürüsü olan bu sektörde tüm müridler, veliler ordusuna ücretsiz hizmet etmek, düşük veya sigortasız çalışmak, ürettikleri malları almak, ticari işletmelerini tercih etmek gibi bir noktada gönüllü kölelik yaparak bu müesseseleri ayakta tutarlar.

***

Medreselerin bu legal görünümlü illegal hali sadece haçlıların dikkatini çekmekle de kalmaz. Her ne kadar yerli görünmekle birlikte arka planda haçlı güçlerin organizatörlüğünü yaptığı DEAŞ gibi yapılar da medreseleri keşfetmekte gecikmez. 

1995'li yıllarda PKK ile mücadele etme adına askeri kanadın zamanında kurup desteklediği Hizbullah isimli örgütün 2005'ten sonra devletin PKK ile etkin mücadelesi ile işlevsizleşmesi üyelerde maişet derdiyle iş bulamama sıkıntısına yol açtı. Örgütün yıllarca silahlı eylem halinde bulunuşu haklı olarak kendilerinde savaş merkezli dini anlayışı geliştirirken bu anlayış, üyelerin dünyayı cihat noktasında sevk ve idare etmekle nizam verme çabasına itti. Cihat anlayışı içinde olan bu üyeler, Amerikan terör örgütü el-Kaide ve DEAŞ gibi İslamcı cihatçı örgütlerin ilgi alanı oldu. Hizbullah'ın uzantısı olan cihatçı üyelerin Türkiye'de varlıklarını devam ettirme alanları elbette tarikatçıların kendine maske yaptığı medreseler oldu. 

Bu gün doğu ve güneydoğu anadolu bölgemizde cihatçı anlayışta yönetim ve üyeye sahip onlarca medrese devletin denetiminden uzak bir şekilde varlıklarını devam ettirmektedir. Öylesine bir varlık ki devletin yurt ve kursları denetlemekle görevli müfettişleri bu kurumlara girmekten imtina ederken güvenlik birimleri dahi DEAŞ kontrolündeki medreselere girip aleyhlerinde tek bir satır rapor tutamamaktadır. 

***

Gerek tarikatların gerekse DEAŞ'ın kontrolündeki medreslerin kanuni hiçbir alt yapısı olmadığı gibi 677 sayılı kanuna muhalefetle ya  iradeyi ketlemekle ümmetin zeki çocuklarını aptallaştırmak veya DEAŞ gibi terör kampı olmakla faaliyetlerine devam etmelerinin tek bir gerekçesi bulunuyor:

Laiklikle İslam arasında sıkışan devletin vatandaşa ciddi bir din eğitimi sunamaması sonucunda oluşan boşluktan faydalanan bu yapılara siyasi cephenin oy uğruna göz yumması…

Ve;

Laik, kemalist devleti ayakta tutma adına rızık endişesi içinde devletin memuru İlahiyat Fakültelerinin öğretim üyeleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin susturulması...

Siyasilerin oy kaygısı ile devletin kemalist barikatına takılan bu iki kurum insanının önü açıldığında ne tarikatların ne de ülkenin başının belası terör örgütlerinin Türkiye'de peydahlanmasının imkansızlığını herkes çok iyi bilir. 

Görüntüye bakılırsa birileri kurduğu düzenin bekasını, İlahiyat ve Diyanet'in susturulmasına tarikatların ise serbest bırakılmasına bağlamış olduğu aşikar...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
vatandaş 2019-02-08 21:07:28

laf ebeliği yapıp medrese ile tarikatları aynı kefeye koyuyor sonra soruyu sorarken cin ali misali medreseleri bir kenara bırakıp tarikatlar kimi yetiştirdi diyorsun. senin beğenmediğin medreseler en bozulmuş zamanında elmalı merhum gibi, ömer nasuhi bilmen merhum gibi alimler yetiştirdi. yüz yıldır ellerine su dökebilen varsa beri gelsin. bu yazıda tek doğru tesbit "suya sabuna dokunmayan din adamı yetiştirme çalışmaları ve ortaya çıkan şuur yoksunu din adamı sınıfı" cümlesidir. evet maalesef sonuç budur. yeter ki şuurlu din görevlisi yetişsin kimin yetiştirdiğinin önemi yok. ilahiyatlarımız yetiştirsin başımızın tacı olsunlar.
ADMİNİN YORUMU: MEDRESE ARAPÇADA OKUL DEMEKTİR. OSMANLI DÖNEMİNDE ADI MEDRESE OLAN HER YERİ BU GÜNKÜ MEDRESELER GİBİ GÖRÜP TARİKATLARIN KONTROLÜNDE GÖRMEYESİN. MADEM SENİN ANLADIĞIN ANLAMDA ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR MEDRESELİ VE DOĞAL OLARAK TARİKATÇI, 10 CİLT ESERİNİN İİÇİNDE NEDEN HİÇ TARİKATIN SAHTEKAR MÜRŞİT, GAVS VE KUTUPLARINA ÖVGÜ YAPMAZ. HATTA ŞİRKİ ANLATIRKEN SENİN TARİKATÇILARI DOĞRUDAN HEDEF GÖSTERİR. ELEŞTİRİRKEN ADAM OL, OKU SONRA ELEŞTİR. KARŞINDA ELMALILI TEFSİRİNİ ALTINI ÇİZE ÇİZE TAMAMMINI OKUYAN BİRİ VAR.

Avatar
pirifani 2019-02-08 22:49:50 @vatandaş

elmalinin evrimle ilgili gorusleri hakkindaki fikriniz? bilmenin ibni teymiye ve benzerleri hakkindaki gorusleriniz?

Beğenmedim! (0)
Avatar
Salih Yeşil 2019-02-10 02:53:59

Taha Furkan kim? Bunun gerçek adı resmi yok mu?